Çarsamba 23 Mayıs 2012 - 14:34

الأربعاء ٣ رجب ١٤٣٣

چهارشنبه ۳ خرداد ۱۳۹۱ - ۱۶:۰۴

Kullanıcı adı:

Şifre :

Şifremi Hatırla
Şifremi unuttum   aktivasyon
Üye ol
    

 

Sekizinci Hadis: Asabiyet

بسندي المتّصل إلي مُحَمَّدِ بْنِ يَعْقُوبَ عَنْ عليَّ بْنِ اِبْراهيمَ، عَنِ أبيه، عَنِ النَّوْفَلي، عَنِ السَّكُوني، عَنْ أبي عَبد الله عليه السّلام قالَ: قالَ رَسُولُ اللهِ صلّي الله عليه و آله: مَنْ كانَ في قَلْبِه حَبَّةٌ مِنْ خَرْدَلٍ مِنْ عَصَبِيّةٍ، بَعَثَهُ اللهُ يَوْمَ القِيامَهِ مَعَ أَعْرابِ الجاهِليَّهِ.

 “Sekuni, Hz. Sadık’ın (a.s) şöyle buyurduğunu nakletmektedir: “Resulullah (s.a.a) şöyle buyurmuştur: “Kimin kalbinde bir hardal tanesi kadar olsun asabiyet (kayırmak, ırkçılık vb. ) Varsa, Allah onu kıyamet günü cahiliye Araplarıyla birlikte haşr edecektir.”

 

Şerh

 

 “Hardal”a eski Farsça’da “espendan”, günümüz Farsça’sında ise “hardal” denmektedir. Tohumu tıp ve tekstilde kullanılan, yakıcı özelliği olan bir bitkidir. “Asabi” ise zulümde yakınlarına ve akrabalarına yardımcı olan kimsedir. “Asaba” da baba tarafından akrabaya denmektir. Zira onlar kendisini ihata eder ve o da onlar sayesinde güçlenir. Asabiyet ve “taassup” ise himaye etmek ve savunmak demektir. Bunlar lügat ehlinin sözleridir.

 

Fakir bendeniz ise şöyle der: “Asabiyet” batınî/nefsani bir ahlak olup, eseri; yakınları, akrabaları ve kendisiyle ilintisi olanları müdafaa ve himaye etmektir. İster dini bağlılıklar olsun, ister mezhebi, ister mesleki, ister vatani, ister bölgesel… İş, üstatlık, öğrencilik ve diğer ilintiler… Bu, pek çok ahlakî ve ameli fesatlara kaynaklık eden ahlakî fesad ve rezil melekedir. İster hak adına yapılıyor olsun, ister dini bir gerekçeyle, maksat hak olmadıktan ve kendisinin, meslektaşının veya akrabasının üstünlüğünü sağlamayı hedeflendikten sonra, bu durum zatı gereği kınanacak, kötü bir durumdur. Ama hakkın izhar edilmesi, hakikate revaç kazandırılması, hak olan şeylerin ispatı ve bu amaçlarla himayeye yeltenilmesi ya “asabiyet” değildir, veya “kınanmış asabiyet” değildir.

 

Burada ölçü, hedef ve maksat, nefs ile şeytanın veya Hak ve Rahman’ın müdahalesinin olmasıdır. Başka bir ifadeyle insan, akraba veya yakınlarına gösterdiği asabiyet ve himayede ya hakkı ortaya koyup batılı defetmeyi hedefler, ki bu tür asabiyet övgüye değer bir şeydir, hak ile hakikati himaye etmek demektir ve insanın en iyi kemalidir, enbiya ve evliyanın ahlakıdır ve alameti de, kim haklıysa velev yakınlarından ve akrabalarından olmasın ve hatta düşmanlardan biri bile olsun onu desteklemektir ve bunu yapan kişi, hakikati himaye eden, fazilet taraftarları zümresinde yer alan ve erdemli şehri koruyan biri sayılır. Toplumun salih bir elemanı ve cemiyet fesatlarının ıslah edicisidir. Veya asabiyette bulunan insanı nefsi ve ırkçılık duyguları tahrik eder, velev akrabası batıl ve haksız bile olsa ondan yana tavır takınır, haksız da olsalar akrabalarının yanında yer alır, onları her halükârda himaye eder ki böyle bir kişi iğrenç ve cahili bir asabiyete sahiptir, toplumun fasid elemanlarındandır, salih ahlakı bozanlardandır ve cahiliye Arapları –ki karanlık, cehalet ve bilinçsizlik çağı olan İslam öncesi zamanda yaşayan bu toplulukta iğrenç asabiyet ahlakı ve uygunsuz meleke, hidayet nuruna ermiş olanları müstesna, çok şiddetli bir şekilde mevcuttur ve hatta genel anlamda Araplarda bu huy diğer ırklara oranla daha fazladır- zümresinde yer alanlardandır. Nitekim Hz. Ali’den (a.s) nakledilen bir hadis-i şerifte şöyle buyurulmuştur:

 

“Allah-u Teala altı taifeyi altı şeyden ötürü azaplandıracaktır: Arapları asabiyetlerinden ötürü, çiftçileri büyüklük taslamalarından ötürü, yöneticileri zulümlerinden ötürü, fakihleri kıskançlıklarından ötürü, tüccarları ihanetlerinden ötürü ve köylüleri cehaletlerinden ötürü…”

1. Bölüm: Asabiyetin Fesatlarına Dair

 

İsmet ve taharet Ehl-i Beyt’inin hadislerinden de anlaşıldığı gibi asabiyet huyu, insanı imandan çıkaran, helak edici ve kötü akıbete uğratıcı bir durumdur ve şeytani kınanmış ahlaklardan biridir.

 

Kafi’nin sahih senetle naklettiği bir hadiste Ebi Abdillah (a.s) şöyle buyurmuştur: “Kim asabiyete kapılır ve kimin için asabiyet gösterilirse boynundan iman bağı çözülür.” Yani, imandan çıkar, kendi başına buyruk olur. Kendisi için asabiyet gösterilen kimse ise asabiyet edenin bu fiiline rıza gösterdiği için bu cezaya ortaktır. Nitekim başka bir hadiste de “Kim bir kavmin yaptığından hoşnut ise, onlardan sayılır.”  buyrulmuştur. Ama eğer hoşnut değilse ve ahlaklarından rahatsızlık duyup nefret ediyorsa, böyle bir kimse bu hadisin kapsamı dışındadır.

 

Hz. İmam Sadık (a.s) şöyle buyurmuştur: “Kim asabiyet ederse, Allah onun başına ateşten bir mendil sarar.”

 

Hz. Ali b. Hüseyin (a.s) şöyle buyurmuştur: “Hamza b. Abdulmuttalib’in hamiyetinden (asabiyetinden) başka hiç bir hamiyet cennete girmeyecektir. Zira o Peygamber (s.a.a) için gösterdiği hamiyetinden ötürü Müslüman olmuştu.”

 

Hz. Hamza’nın Müslüman olma biçimi birkaç şekilde nakledilmiş tir ki bunlardan söz etmek konumuzun dışındadır. Bununla birlikte nur-i ilahiden ve Hak Teala’nın has ve ihlaslı kullarına ve özellikle de ünsiyet dergahının muhlislerine bağışladığı gaybi ödüllerden biri olan imanın, hak ve hakikati ayaklar altına alıp, doğruluk ve dürüstlüğü cehalet ve bilinçsizliğe çiğneten böyle bir huyla (asabiyetle) herhangi bir münasebetin olamayacağı gayet açıktır.

 

Şüphesiz bencillik, ve cahili yersiz asabiyet pası ile örtülen bir kalb aynasında iman nuru tecelli edemez ve Zülcelal’in has halvetgahı olamaz. Kalbi iman ve marifet nurunun tecelligahı olan ve boynu imanın sağlam iman ipine bağlı, hakikatler ve marifetlerin rehinesi olan bir kimse, dini prensiplere bağlı, aklî esaslara dayanan, akıl ile şer’în gösterdiği doğrultuda hareket eden ve hiç bir adet ve ahlakın, yolundan saptıramadığı kimsedir. Sadece hakikatlere teslim olmuş, boyun bükmüş, ne kadar büyük olursa olsun kendi maksatlarını velinimetinin maksatlarında fani kılmış ve kendini ve iradesini Hakiki Mevla’sının iradesine feda etmiş kimse iman ve İslam iddiasında bulunabilir. Şüphesiz böyle bir şahıs cahili asabiyetten uzak olacak, kalbi hakikatlere yönelik olacak ve karanlık cahiliye ve asabiyet perdesi gözlerini kör edemeyecektir. Hakkı uygulayıp hakikati dile getirme konumunda bütün akraba ve yakınlık bağlarını ayaklar altına alacak, bütün yakınlarını ve geleneklerini Velinimet’in maksadı uğrunda kurban edecek ve cahiliye asabiyeti ile İslamiyet asabiyeti karşı karşıya geldiğinde, İslamiyet asabiyetini ve haktan yana olmayı tercih edecektir.

 

Hakikatlerin arifi insan tüm asabiyetler, taallukat ve irtibatların ilineksel ve yok olmaya mahkum şeyler olduğunu ve yaratıcı ile yaratıklar arasındaki ilişki ile zatî ve yok olması mümkün olmayan hakiki asabiyetin ise bütün irtibatlardan daha sağlam ver bütün soy sop bağlarından daha yüce bulunduğunu bilir.

 

Resul-i Ekrem (s.a.a) bir hadiste şöyle buyuruyor: “Kıyamet günü benim soyum ve nesebim hariç, diğer bütün soy ve nesepler kesilecektir”

O yüce insanın soy ve nesebinin ruhani ve baki olduğu ve bütün cahili asabiyetlerden uzak olduğu gayet açıktır. Bu ruhani soy ve nesebin o alemdeki zuhuru daha güçlü ve kemali daha yücedir. Oysa bu mülkî ve cismani irtibatlar -ki beşeri adetler üzeredir- en ufak bir sarsıntıda dağılır gider ve hiç birinin o alemde bir değeri yoktur. İlahî melekutî nizam çerçevesi içinde bulunan ve şer’î aklî kurallar dahilinde yer alan bütün bağlarda ise kopma ve kesinti söz konusu değildir.

 

2. Bölüm: Asabiyetin Melekutî Suretine Dair

 

Geçen bazı hadislerin yorumunda her şeyin melekutî, berzahi ve kıyameti suret ölçülerinin, onların melekeleri ve güçlerine bağlı olduğu ifade edildi. Zira o alem, beden mülkünün kendisine isyan edemeyeceği nefis egemenliğinin ortaya çıkış diyarıdır. O alemde insanın hayvan veya şeytan suretinde diriltilmesi mümkündür. Şu yorumlamaya çalıştığımız, “Kimin kalbinde hardal tanesi kadar olsun asabiyet (kayırma, ırkçılık) varsa, Allah onu kıyamet günü cahiliye Araplarıyla bir arada haşr edecektir.” Hadis-i şerifi de bu manaya işaret ediyor olabilir.

 

Bu rezil huya sahip insan, bu alemden ayrıldığında kendini belki de Allah-u Teala’ya iman etmeyen, risalet ve nübüvvete inanmayan bir cahiliye Araplarından biri suretinde yaratılmış olduğunu görecek, dünyada hak bir inanç içinde olduğunu ve peygamberlerin sonuncusunun (s.a.a) ümmetine mensup olduğunu kendisi bile anlamayacaktır. Nitekim bir hadiste cehennem ehlinin Resulullah’ın (s.a.a) adını unutacakları, kendilerini tanıtmaktan aciz kalacakları ve Hak Teala irade edip onları kurtarmadıkça bu durumun devam edeceği ifade edilmiştir.  Bazı hadislerin belirttiğine göre de bu huy şeytanın huylarından olduğu için, cahiliye Arapları ve cahiliye asabiyetine sahip kişiler belki de şeytan suretinde hasredileceklerdir. Nitekim Kafi’nin naklettiği sahih bir hadiste Ebi Abdillah (a.s) şöyle buyurmuştur:

 

“Melekler şeytanın kendilerinden olduğunu sanıyorlardı, ama Allah’ın ilmine göre şeytan onlardan değildi. O (şeytan), nefsinde bulunanı hamiyet ve asabiyetle açığa vurdu; ve: “Beni ateşten yarattın, (oysa) Adem’i çamurdan.” dedi.” 

 

O halde ey aziz! Bil ki bu iğrenç şey (asabiyet) şeytandır ve o mel’unun yanılgısı ve batıl kıyası bu kalın hicap yüzünden idi. Bu hicab bütün hakikatlerin üstünü perdeleyip örter, bütün rezaletleri güzellik olarak gösterir ve başkalarının bütün güzel yönlerini rezaletmiş gibi lanse eder. Her şeyi olduğundan farklı ve aykırı gören insanın sonunun nereye varacağı ise belli bir şeydir. Bu rezillik, insanın helakine yol açmasının yanı sıra, ayrıca daha pek çok nefsani ve ahlakî ve ameli fesada yol açmaktadır ki, bunları saymak usandırıcı olacağından geçiyoruz.

 

O halde bu fasit huydan kaynaklanan fesatları anlayan ve doğrulanmış doğru Resul-i Ekrem ve muazzam Ehl-i Beyt’inin dosdoğru şehadetleri ile, bu fesatların insanı helake sürüklediğini ve ateş ehli kıldığını öğrenen aklı başında insanın nefsini tedavi etmeye çalışması ve Allah göstermesin eğer kalbinde bu huydan bir hardal tanesi kadar eser varsa kendini ondan arıtması gerekir ki bu alemden göç edip ahiret alemine intikal ettiğinde pak bir halde bulunmuş ve arınmış bir nefisle intikal etmiş olsun. İnsan bilmelidir ki vakit çok dar ve fırsat çok sınırlıdır. Çünkü ne zaman öleceği belli değildir.

 

Ey, habis nefsim! Belki de sen şu yazıyla meşgul olduğun sırada ecel gelir ve seni bunca ahlakî rezillikle, dönüşü olmayan o aleme nakleder.

 

Ey aziz! Ey bu sayfaları okuyan kişi! Şu anda toprağın altında ve başka bir alemde kendi çirkin amel ve uygunsuz ahlakının pençesinde kıvranan ve fırsat eldeyken aziz ömrünü, o ilahî sermayeyi boş yere kaybedip heva ve hevesine tabi olan bu yazarın halinden ibret al!. Kendine dikkat et ki bir gün benim başıma gelen senin başına da gelmesin ve o günün nasıl bir şey olduğunu tahmin bile edemezsin. Belki de şu satırları okuduğun sırada gelir çatar. Eğer hemen davranmazsan fırsat elden gidebilir.

 

Ey kardeşim! Bu hususu geciktirme ki geciktirmeye gelen bir şey değildir. Ne sağlam adamlar ani ölümle göçtü bu alemden ki şimdi ne haldeler bilmiyoruz. O halde fırsatı elden kaçırma ve her anı ganimet say ki iş oldukça önemli ve yol oldukça tehlikelidir. Bir kez elin şu ahiretin tarlası olan alemden koptu mu iş işten geçmiş demektir ve nefsinin fesatlarını ıslah etmen artık mümkün olamaz. Elinde hasret, şaşkınlık, azab ve rezillikten başka bir şey kalmaz. Allah’ın velileri bir an bile rahat edip bu korkunç ve tehlikeli yolu düşünmekten uzak kalmıyorlardı.

 

Masum İmam Ali b. Hüseyin’in hali hayret vericidir. Mutlak veli Emire’l Müminin’in (a.s) inlemeleri şaşkına çeviricidir. Bize ne olmuş ki bu kadar gafil davranıyoruz? Bugünkü işlerimizi sürekli yarına erteleyen şeytandan başka kim bize garanti veren kim? O (şeytan) dost ve ashabının sayısını artırmaya ve bizi kendi zümresi ve bağlıları arasında kendi huyuyla haşr olmaya itmek istemektedir. O melun her zaman uhrevi durumları bize basitmiş gibi göstermeye çalışmakta ve bizi Allah’ın rahmeti ve şefaatçilerin şefaati vaadiyle Allah’ı anmaktan ve O’na itaat etmekten gafil kılmaktadır. Ama ne yazık ki bu yalan bir iştah ve o melunun tuzaklarından biridir. Allah’ın rahmeti şu anda seni kuşatmış bulunmaktadır. O’nun sıhhat, selamet, hayat, emniyet, hidayet, akıl ve fıtrat rahmeti ve nefsin nasıl ıslah edileceğinin yöntemini gösterme rahmeti şu anda seni kuşatmış haldedir. Hak Teala’nın binlerce rahmetine gark olmuş durumdasın, ama onlardan yararlanmıyor ve şeytana itaat ediyorsun. Eğer bu rahmetlerden bu alemde istifade etmezsen, bil ki o alemde de onlardan hiç bir paya sahip olamazsın. Hakk’ın sonsuz rahmeti ve şefaatçilerin şefaatinden mahrum kalırsın. Şefaatçilerin şefaatinin bu alemdeki tecellisi onların hidayet yolunu gösterip hidayete eriştirmesidir ve o alemde bu hidayetin batını da şefaat olacaktır. Eğer bu hidayetten payına düşeni almazsan, şefaatten de nasibini alamazsın. Hidayetin ne orandaysa, şefaate erişmen de o oranda olacaktır. Resul-i Ekrem (s.a.a) şefaati mutlak Hakk’ın rahmeti gibidir. Kabiliyeti olan ondan istifade edecektir.

 

Eğer Allah göstermesin şeytan bu araçlarla imanını elinden kaparsa, artık rahmet ve şefaat kabiliyetin yok demektir. Evet, Hakk’ın rahmeti her iki dünyada da alabildiğincedir. Eğer rahmetin talibiysen, niçin öbür alemdeki rahmetin de tohumu olan bu dünyadaki bunca ilahî rahmetten nasibini almaya çalışmıyorsun? Allah’ın bunca peygamber ve velileri seni Allah’ın nimetine ve ilahî misafirhaneye davet ettikleri halde davetlerine icabet etmedin ve vesvas-i hannas’ın (şeytanın) bir tek vesvese ve ilkasıyla hepsini bir yana ittin. Allah’ın kitabının muhkemlerini, enbiya ve evliyanın mütevatir hadislerini, akıllı kişilerin akıllarının zaruriyatını ve filozofların kesin delillerini tutup şeytanın ilkalarına ve nefsinin hevalarına feda ettin.

 

Bu gaflet, bu körlük bu sağırlık ve bu cehaletten ötürü eyvahlar olsun benim ve senin haline!

3. Bölüm: İlim Ehlinin Asabiyetine Dair

 

Cahiliye asabiyetlerinden biri de ilmî hususlarda inat etmek, kendisine, hocasına veya şeyhine ait görüşü, hakkı açıklamak ve batılı iptal etmek maksadının dışında savunup desteklemektir. Böyle bir asabiyetin bir açıdan diğer asabiyetlerden daha çirkin ve iğrenç olduğu gayet açıktır. Böyle olmasının mutaassıp açısından sebebi; ilim ehlinin insanoğlunun terbiyecisi oldukları, nübüvvet ve velayet ağacının dalları sayıldıkları ve bu durumun vahametini ve fasit ahlakın sonuçlarını bildikleri için, Allah göstermesin, eğer kendileri cahiliye asabiyetine sahip olur ve şeytanın rezil sıfatlarıyla sıfatlanmış olurlarsa özürleri makbul olmayacak ve daha fazla hesaba çekileceklerdir. Kendini hidayet çırağı, insanlığın ışığı, saadetin kılavuzu ve ahiret yollarının göstericisi olarak tanıtan biri eğer, Allah göstermesin kendi söylediklerine aykırı davranır ve batını zahirine muhalif olursa, ikiyüzlülük (riya) ve nifak zümresinde yer alır ve kötü ve amelsiz alimlerden sayılır ki bunun cezası daha büyük ve azabı daha elimdir. Bunların durumu Kur’an-ı Kerim’de şöyle ifade edilmiştir:

 

“Allah’ın ayetlerini yalanlayanların durumu ne kötüdür. Allah zalimler topluluğunu hidayete eriştirmez.”

 

O halde ilim ehlinin bu makamları korumaları ve kendilerini bu fesatlardan tam anlamıyla arındırmaları çok daha gereklidir. Böylece hem kendileri ıslah olur, hem toplumu ıslah eder, hem vaazları daha etkili olur ve hem de nasihatleri kalplerde yer eder. Alimin fesadı, ümmetin fesadına sebep olur ve malum olduğu üzere başka fesatlara kaynaklık eden bir fesat ve başka günahların doğmasına yol açan bir günah, nimetlerin sahibi Allah katında cüz’i ve başkalarını etkilemeyen sair fesat ve günahlardan çok daha büyük ve tehlikelidir.

 

Bu huyun ilim ehlinde bulunmasının bir diğer iğrençlik ve kötülüğü de bizzat ilmin kendisinden ileri gelmektedir. Çünkü bu asabiyet, ilme ihanet etmek ve ona karşı değer bilmezlik demektir. Bu emaneti (ilmî) üstlenen ve bu elbiseye bürünen birinin onun saygınlığını muhafaza etmesi ve onu sahih ve salim bir şekilde sahibine teslim etmesi gerekir. Eğer taassup ve cahillik ederse ona ihanet etmiş, zulüm ve eziyette bulunmuş demektir ve bu da çok büyük bir günahtır.

 

Diğer bir kötülüğü de muhatap açısındandır. Çünkü ilmî toplantılarda muhatap, ilim ehlidir. İlim ehli ise ilahî emanetlerdendir, saygınlıklarını korumak gerekir. Saygınlıklarını çiğnemek ise ilahî haramlardan ve büyük helak edici şeylerdendir. Çünkü yersiz asabiyetler kimi zaman insanın ilim ehlini horlayıp onlara hakaret etmesine yol açmaktadır. Bu büyük günahtan Allah-u Teala’ya sığınırım.

 

Bir diğer kötülüğü de “müteasseb” (kendisi için asabiyet gösterilen) açısındandır ki, bu da insanın ya hocası ya da şeyhidir. Elbette bu bizzat onları da incitmekte, haklarını zayi etmektedir. Çünkü değerli şeyh ve üstatlar Hakk’ın yanında yer almaya özen gösterir ve batıldan şiddetle kaçınırlar. Cahiliye asabiyeti üzere hakkı çiğneyen ve batılı yayan kimselerden şiddetle nefret ederler. Elbette ruhani eziyet, cismani eziyetten daha büyüktür. Ruhani veladet hakkı, cismani veladet hakkından daha yücedir.

 

O halde ilim ehlinin -Allah şerafet ve azametlerini artırsın- kendilerini kesin olarak ahlakî ve ameli fesatlardan arındırmaları, güzel ameller ve yüce bir ahlakla donatmaları ve Allah-u Teala’nın bahşettiği şerafetli makamdan nefislerini soyutlamamaları gerekir. Aksi bir durumun hüsranını ise Allah-u Teala’dan başkası bilemez. Ve’s-Selam.


Total Visit: 1
Total Rank:
Total Rankers:
Total Comments:

Oy vermek için yetkiniz yok. Lütfen giriş yapınız.