Çarsamba 8 Şubat 2012 - 15:48

الأربعاء ١٦ ربيع الأول ١٤٣٣

چهارشنبه ۱۹ بهمن ۱۳۹۰ - ۱۷:۱۸

Kullanıcı adı:

Şifre :

Şifremi Hatırla
Şifremi unuttum   aktivasyon
Üye ol
    

Şehriyar
     
     
     
Tebriz Yolculuğu

Şehriyar Hicri 1316 da arkadaşları Novberi Hariri (Ali Birgen) ve zevk sahibi birkaç hemşehrisinin daveti üzerine vatanı Tebriz'i ziyaret eder. Dört aylığına kendi şehrinde misafir olur. Bu dört aylık sürede, akrabalarını ziyaretten, ev işlerine çeki düzen vermekten ve eski dostlarıyla yeniden görüşmekten başka önemli bir olay olmadı. Ancak Şehriyar'ın kendi şehrini görme isteği acı tatlı hatıralarla dolu bir dünyaydı. Özellikle görme hasretiyle tutuşurken kaybettiği babasının boş kalan yeri, duygulu şairimizin üzüntüsünü artırıyordu. Bu yüzden "Vatana Dönüş" şiiri bu yolculuğun derin etkilerini göstermektedir. Bu şiirin bazı beyitleri şöyledir:

"Vatana sefer etmek için kol kanat açmışım, çalı kuşuna kırlarda olan yuva daha hoştur çünkü
Dostların kafilesi dağlara, ovalara, kırlara vatana dönüş şevkiyle haykırıyor
Yarımıza diyarımıza yeniden kavuşmanın şükranı olarak, eski dostlarla eski ahdimizi yenileyelim
Tabiatımın bülbülü, goncanın bana hoş geldin demek için ağzını açtığını görünce nağmeler söylemek için dile geldi
Benim şarkımla bahar yelinin bir olup servi raksa getirmeleri ne güzeldi
Aşık bülbül ayrılık zilletini çektiğinden gül dalına sözün hakkını vermedi
Ama ne çare feleğin inat elinden, şu melali ve mihneti üzerimden atamam
Yitip gitmiş dostların izlerini gördükçe dağlara taşlara feryadımı salmak isterim
Oğul Ken'an'a doğru Yakup gibi feryat etmede, ama hüzünler evi diye kuyuyu gösterip durmadalar
Yemen akikin yüzük halkasını çevrelediği gibi gözyaşım insanların çevresine kanlı bir daire çizdi
Ey Şehriyar, gönlünden gamı silmek istiyorsan, var yeşillik sulak bir yerde bir güzel yüz ara."[45]

Şehriyar'ın eserlerinin çoğu, onun ruhi durumunu, toplumsal konumunu ve özellikle kültürel hayatın çeşitli kesitlerindeki hallerini anlatır. Bu yüzden Şehriyar'ın hayatını eserlerinin içinden açıkça izlemek mümkündür. "Vatana Dönüş" gazelinin beyitlerini nakletmemiz sırf bu yüzdendi. Çünkü bu şiirdeki beyitlerin her birinden şairin asli vatanı Tebriz'de bulunduğu sıradaki maceraları hakkında bilgi edinmek mümkündür.
Yeniden Tahran'a döndükten sonra şairin edebi mahfillerde şöhretinin yayılması sevgilisinin ona dönmesine ve bu acı ayrılığı visale çevirmesine neden olur. Ancak Şehriyar rakibi ortadan kalktığı halde çeşitli sebeplerle bu teklifi kabul etmez. Çünkü Şehriyar o sırada sufi tarikatının yoluna girmişti ve artık böylesi duygulara ve eğilimlere rağbet etmediği bir ruh ve düşünce ortamında bulunuyordu. İkinci olarak babasının ölümü kalabalık ailesinin ağır idare yükünü Şehriyar'ın üzerine yüklemişti. Şehriyar aldığı küçük çaplı maaşla bu zor sorumluluğu güçlükle yerine getirmeye çalışıyordu. İşte bu yüzden bu teklife ret cevabı verir. Bu olayı anlatan birkaç güzel gazeli vardır. Onun sıkıntılı ayrılık yıllarını, büyüklük ve izzeti nefis göstererek sevgiliye kavuşmayı kabul etmeyişini anlatan ve en güzel, en gönül çekici gazellerinden olduğu rahatça söylenebilecek olan bu gazeller sıradan, seçkin her kesin diline düşmüştür. Bestekârların besteleyip söyledikleri bu gazeller İran'ın her noktasında yaşlı genç herkesi bu bağrı yanık aşığa hayran bırakmaktadır.
"Geldin canım kurban sana ama niye şimdi?
A vefasız düştüm elden ayaktan, niye şimdi?
Can ilacısın ama Sohrab'ın ölümünden sonra geldin
A taş kalpli madem önceden istiyordun, niye şimdi?
Ey nazlı güzel biz senin nazına gençliğimizi vermişiz?
Var git gençlere nazlan artık, bizimle değil
Gökyüzü müştakların meclisini dağıttıkça,
Hayret ederim, dünya niye parçalanıp yıkılmaz diye
A Şehriyar! Sevgilin olmadan çıkmazdın sefere!
Bu kez kıyamet yoluna niye yapayalnız gidiyorsun?[46]

Ya da şu gazel:

"Gözüm düştü gözüne ama göz değil sanki; ateşinin kıvılcımından bir yangın düştü canıma
Bir ömür boyu ağladım, a gökyüzü reva mı bu? İnci tanem ağlayan gözümden düştü gitti
A Şehriyar! O perinin eline şu divanım geçse pişmanlıktan deli divane olacak,"[47]

Şehriyar'ın şiir divanı külliyatının dağınık şiirler bölümünde ‘Süreyya'ya Mersiye' başlıklı bir şiir vardır. Üstadın bu şiiri kendini sarsan sevgilisinin ölümü sırasında yazdığı anlaşılıyor. Ancak şiirin beyit sayısının basılı divanda olandan daha fazla olması gerekir. Bu durumun sebebi Şehriyar'ın kendi ilgisizliği olabilir. Çünkü hiçbir zaman bu maceranın üzerinde durulmasını istemez, kendisi söz edecek olsa bile süratle geçer gider ve ondan " aşkımız rüsva olduğunda" ya da " karşı tarafın aşkı malum olduğunda" diye söz ederdi. Süreyya'nın Çerağali'nin ölümünden sonra kiminle evlendiği, çocuklarının nerede yaşadığı kesin olarak belli değildir. Ancak Asgar Ferdi Bey'e göre Süreyya Hicri 1367 yılına kadar Tahran'da hayattaydı ve Şehriyar'ın hayatını araştırırken onunla tanışmıştı:

Süreyya ayın dördünü kıskanırdı,
Onu göklerin bile gözünden gizledim
Ne kötü bir gül yetiştiricisiydim ki
Onu dikene, çerçöpe yakın bir yerde yetiştirdim
Gamdan yakamı yırtıp durdumsa
Lalenin kızıllığı kefenim oldu
Ey Bahar bulutu vazgeç bu seferden
Ağlamakla imsak ettim ben
Şu taş kalbimi gör bahçıvanlıkta
Gül yetiştirdim de toprağa verdim."[48]


Şehriyar ve Ruh Çağırma Hikayesi

Hicri 1307 - 1309 yılları arasında Şehriyar ruh çağırma seanslarına ilgi gösterir. Genellikle Dr. Sakafi[49] tarafından tertip edilen toplantılara katılır. Bu durum onu seyr-ü, süluk ve tasavvuf aleminde bir takım keşifler elde etmesini sağlar. Ancak çeşitli sebeplerle dervişlik aleminden ve sufilik yolundan vazgeçerek bunu bir çeşit dolandırıcılık sayar. Onun bu gibi toplantılara katılışı ve kendi deyimiyle dervişlik aleminden kurtuluşunun hikayesini bizzat şöyle anlatmaktadır:
"O zamanlar mahzar sahibi Kirmanlı bir ahunt vardı. Dr. Sakafi'nin kardeşlerinden biri ( muhtemelen büyük kardeşi) oraya gelip ruh çağırma konusunda konuşurdu. Bir gün yakasına yapışıp Allah aşkına beni de götür dedim. Bir kez götürünce bir daha da bırakmadım. İki yıl gittik. Hangi ruhu çağırsak bu dünyaya aitti ve bize söyleyecek sırrı yoktu. Kendimizle konuşur gibi bir şey anlamıyorduk. Ulvi ruhlardan gelmelerini istiyorduk. Onlar gelmez, onların dünyası ötelerdedir diyorlardı. Özellikle babamı birkaç kez görmek istedim çağırdım gelmedi. Hasılı ben derviş oldum, bir süre de Sûfi oldum. Sonra da bu Sofiliğin de bir hokkabazlık olduğunu görünce dört ay Allah'ım beni bu sufilikten kurtar diye yalvardım. Dört ay ağlayıp sızladıktan sonra bir gün Bank-i keşavarzi (ziraat bankası) de otururken yanıma bir genç geldi. Ruh çağırma meclisimiz var, beş altı kişiyiz "heft sevab"ın ayarında çok güçlü bir medyum bulduk, git Şehriyar'ı al gel diye o söyledi dedi. Yani batın dünyasından beni istemişlerdi, adresi verdi. Evi Tahran'ın Hasan abad mahallesindeydi. Gittik öğle yemeği yedik. Saat dörtte öteki arkadaşları geldi. Bir tanesi Melikü'ş-Şuara Bahar'ın kardeşi Safderi idi. Bu kez babam geldi, sınadım baktım babamın ta kendisi. Tam o sıralarda dervişlik alemindeydim, geceden sabaha dek zikrediyordum, acayip seyirler ediyor, Allah'a en yakın kişi benim zannediyordum. Babama: "Babacığım bulunduğun yerde de ölüm var mı? Dedim. Şair olduğumu bilmediği halde yokluk sana ait ey melun" dedi. Aman Allah'ım o şefkatli babam neler diyordu? Alt-üst oldum. Ağlamaya başladım. O hiçbir şekilde sırları söyleyemezdi, Allah'ın izni olmadan yüksek ruhlar da söyleyemezlerdi. Ama melun kelimesi beni uyandırdı. Tuttuğum yolun (sufilik) yanlış olduğunu anladım,,"[50]

Total Visit: 559
Total Rank: 0
Total Rankers: 0
Total Comments: 0

Oy vermek için yetkiniz yok. Lütfen giriş yapınız.