ŞEHRİYAR
Şehriyar ve Kemalu'l Mülk
Şehriyar'ın Nişabur da olması Dr. Meliki için bulunmaz bir fırsattı. Zira o sabahları erkenden hastaneye giderek hastaları muayene ve tedavi etmekle meşguldü. Böylece hem Dr. Meliki'nin yapması gereken işi yaparak bir sorun çıkmasını engelliyor hem de hasta ve çaresiz insanların sorunlarını çözüyordu. Gerçekten de onun Nişabur'la bulunması büyük bir nimet olarak kabul ediliyordu. Şehriyar Nişabur da hem çok başarılıydı hem de çok seviliyordu. Şehriyar ev sahibi Dr. Meliki ile birlikte küçük şehirlerde bir gelenek halini alan ve genellikle mülki amirlerin evlerinde düzenlenen sıra gecelerine girip çıkıyordu. Bunun yanı sıra Şehriyar sahip olduğu ahlaki hususiyetlerinden ötürü de çok seviliyordu. Üç ay sonra Şehriyar Kemalu'l Mülk'ün[31] izini bulur. Dostları bu ikisinin görüşmesini engeller. Zira bu ikisinin birbirlerine ulaşmaları durumunda artık hiç ayrılmak istemeyeceklerini ve neticede Şehriyar'ı kaybedebileceklerini çok iyi biliyorlardı. Ne var ki, Şehriyar'ın aşırı ısrarı üzerine bu görüşme gerçekleşir. Şehriyar, Kemal'ül Mülk(ü görmeye gider. Bu ziyaret 15 gün sürer.[32] Şehriyar'ın Kemalu'l Mülk ile olan samimiyeti Kemalu'l Mülk'ün geceleri uyumadan önce hayatının Nasiruddin Şah'ın sarayında geçen yılları esnasında vuku bulan olayları ve özel hatıraları kendisine anlatacak düzeydeydi.Kemalu'l Mülk bu hatıralarında Nasiruddin Şah'ın kendisine nasıl ilgi gösterdiğini, geceleri onun resim yapabilmesi için bizzat şahın elinde lamba tuttuğunu, böylece de kendisini ebedi eserler ve güzel tablolar yapmaya teşvik ettiğini nakletmekteydi. Şehriyar, Kemalu'l Mülk ile olan görüşmesini "Kemalu'l Mülkçü Ziyaret" başlığı taşıyan şu mısralarda çok güzel bir biçimde betimler: Tahran caddesinden çok uzak Nişabur köylerinden birinde Testide gizlenmiş bir derya Bir köşeye sinmiş bir dünya Dünyadan elini ayağını çekmiş Ayın son üç günü gibi görünmez hale gelmişti Rey'in karanlığından bıkıp usanmış Güneş gibi dağın ardına gizlenmiş Şevk ve sevinç kervanıyla birlikte Rey'den Nişabur'a doğru yola çıktım Aya benzeyen yüzünden dehasının cemali Güneşten ışıyan ışık gibi görülür Nergise benzeyen gözü açılmış Diğer gözü uykuya dalmış Biri dünyayı aydınlatan bir lamba Diğeri bahtım gibi uykuya dalmış Aşk el öpme buyruğunu verdi Lakin üstat bize izin vermedi Ben tahammül gösteremezdim buna İtaatsizlikten başka çare gelmedi aklıma Odasına beraber gittik Biz ona aşık, o bize müştak Sözleri yeni, albenili ve hoş Hepsi irfan, hikmet ve öğüt Bazen ağzını Hafız'ın şiiriyle ıslatır Tatlı sözlerine şeker katardı Bazın de eski hatıralardan söz eder Acı tatlı tecrübelerini anlatırdı .............. O bir zamanlar ışıyan pınar Şimdilik titreyen bir yıldız sanki Işımakta ay gibi ancak dolunay değil Bir güneştir lakin batmaya yakın sanki Seher vakti titreyen bir yıldız gibi Hazanın kaçan yaprağı sanki O can-ı gönülden söz söyleyen Ölüme doğru gidiyor sanki.[33]
Şehriyar, büyük bir maharet ve şairane bir incelikle gözleri Rıza Han'ın adamları tarafından kör edildiği söylenilen Kemal'ül Mülk'ün körlüğünü bir şiirinde tasvir ederek ilham yoluyla bu facianın kasıtlı işlendiğini işaret etmektedir:
Her ne kadar onun gözüne battıysan da Ey Diken kalbimi kırdın Yüzlerce şükür ki diğer gözü var Bu bin varlık mülkünden daha iyidir[34] Nişabur'la birkaç ay ikamet ettikten sonra, sınır yenileme memuru olarak en alt kademeden ve 32 tümen aylık maaşla o şehrin kayıt dairesinde Serdar Saidiyan Neyyiri[35] tarafından istihdam edilir. Şehriyar'ın Nişabur'la bulunması ve Kemalu'l Mülk ile görüşmesi şöhretinin tüm Horasan'da yankı bulmasını beraberinde getirir. Onun için bu şehirde 8 aylık bir ikametten sonra onu saygıyla Meşhed'e uğurladılar. Orada kayıt dairesi'nin bir personeli olarak çalışmasına devam etti.
Şehriyar Meşhed'te
Şehriyar, Meşhed'te ikamet ittiği süre içinde şöhret sahibi olması, edebi şahsiyetler ve bu şehrin şairleriyle olan aşinalığından ötürü bir takım derneklere ve şiir toplantılarına davet edilirdi. Bu sıralarda Şehriyar daha çok Şapur Edebiyat Derneği'ne girip çıkıyordu. Bu dernekte düzenlenen şiir okuma toplantılarında şöyle bir yol izleniyordu: Şeyh Sa'di veya Hafız'ın bir beyti şairler tarafından kendisine nazire yazılması için okunurdu. Diğerleri de kendi zevk ve yeteneklerini sınarlardı. Bu dönemin hatıralarından olan Şehriyar'ın tanınmış şiirlerinden bir tanesinde "Lüzum ma Lâ Yelzem" sanatı kullanılarak Sa'di'ye nazire olarak yazılmıştır Bağ ez benefş ve semen arast saheteş Del mi keşed be sahet-i bağ-ı seyahateş Bahçe sahasını menekşe ve yaseminle süsledi Gönül bu sahaya çıkıp dolaşmak ister Bahar ve aşk bizi rahat bırakmıyor (madem) biz de sakiye rahat vermeyelim Halkın şekerlik ve güzellik madeni olarak adlandırdığı gonca ağzından utanır oldum (Sevgilim) siyah zülfün karanlığında gizlenmiş bir sabahtır. Güzelliğini de güneşten alıyor Ey Gülün kıskandığı! Bülbülün bile fesahatine bir şey demediği bu gazeli bahçede oku! Benim gibi şeyh ile savaşa gelen her fasihin fesahati rezalete dönüşür.
Şehriyar bu gazeli Şapur Mektebi'nde fesahati ruh okşayan bir lehçeyle okur.[36] Şehriyar'ın meşhed'te bulunmasıyla eş zamanlı olarak, o dönemin ünlü müsteşriklerinin katılımıyla Firdevsi'nin 1000. Yıl şenliği düzenlendi. Doğal olarak Şehriyar gibi bir şair İran'ın milli şairine ilgisiz kalamazdı. Bu münasebetle bir kaside yazar. Bu kasidenin Dr. Kasım Gani'nin başkanlığını yapacağı oturumlardan birinde okunması kararlaştırılır. Ne var ki, pratikte Şehriyar davet edilmez ve yalnızca üç kişi şiir okur. Şehriyar'ın ifadesine göre sonraki yıl milletvekili seçilen üç kişi şunlardı: 1- Ferruhzade 2- Mueyyed Sabiti 3- Kasım Gani Şehriyar'ın bu kongrede şiir okumasının engellenmesi üzerine merhum Gülşen Azadi (Horasan)[37] Şehriyar'ın yazdığı o şiiri basarak müsteşriklere dağıttı. Netice itibariyle müsteşrikler merasimde okunan şiirler arasında yalnızca Şehriyar'ın şiirini beraberinde götürdüler. Bu şiirin matla'ı şöyleydi: "Sohan aine-i gaybist asrar-ı nihanira Sohenver der zemin maned soruş-i asimanira Gizli sırlar için gaybi bir aynadır Söz ustası yeryüzünde gökteki melek gibidir Bu dünya zindanına hayat demesi yaraşmaz Ölümüyle ebedi bir hayat bulduğu zaman Cihan durdukça genç kalacak adama nem mutlu Ebedi hayattan daha hoş olan ölüm ne güzeldir.[38] Şehriyar'ın Meşhed'te iken naklettiği başka bir hatırası da şudur: "Emir E'zem Behrami, Şapur Edebiyat Derneği'nin başkanıydı. Fransa'da eğitim gördüğünden romantik şiire aşinaydı. İran şairlerinin şiirle resim yapabileceklerine inanıyordu. Bunun için bir gün Şehriyar'ın da üyesi bulunduğu dernek üyelerini Ahmed Abad yaylasına götürerek, bu yaylanın manzarasını ve meziyetlerini betimlemelerini ister. Sonunda hepsi bir bahariye kasidesi yazarlar, ama Şehriyar sonraları "Bayram Sabah'ı" olarak tanınan hayali bir şiir yaratır:
Bahar sabahı gül yanaklılar gibi ufuktan görülmeye başladığında Uyanık sabahın selası okundu Gül ve sümbül yokluk uykusundan uyandı İlahi arşı a'lâ damından Sabah meleği aşağı indi Ayın kandil ipi koptu Batı kuyusu da ters asılı kaldı Felek tanıkdaki aynalar kayboldu Ay ve yıldızların ışığı söndü Gece yıldız kervanından geriye Gökteki titrek yıldızdan başka bir şey kalmadı[39]
Babanın Ölümü
Şehriyar 1933 yılında Meşhed'te ikamet ederken uykuda kendisine ilham edilen babasının vefatından haberdar olur. Şehriyar, uykusunda gördüklerini ""Haydar Baba"ya Selam" isimli kitabının dipnotlarında şöyle nakletmektedir: "Hoşkenab seyyidleri arasında takvalı ve mütedeyyin iki kişi hatırlıyorum. İlki gerçekten de evliyalardan sayılan ve çocukça şiirlerin içinde adının geçmesinden utanan merhum Hac Mir Ali Hoşkenabî idi. İkincisi ise benim babamdı. Allah her kesin ölmüşlerinden rahmet ve mağfiretini esirgemesin. Babam defalarca ölümünün kadir Gecesi'nde olmasını dilemişti. Öyle de oldu. 1313 şemsi yılının Ramazan ayının 23 ünde, ihya geceleri merasimi'nden sonra sabah ezanına iki saat kala kalp krizi sonucu güler bir yüzle hayata gözlerini yumdu. Aynı gece ben Horasan'daki yayla köylerinden birinde idim. Uykuda babamın ay kürenin üzerinde durmuş vaziyette hareket ettiğini gördüm. Ay ışığı göğsüne kadar onu kaplamış bir vaziyette kahkaha ile gülüyordu. Kahkaha sesi ufuklara yayılıyordu. Uyandığımda köyün yaşlısı "Allahu Ekber" dedi. Sabah ezanıydı, lambayı yaktım ıstırap halinde hafız Divanı'ndan bir fal açtım. Hayretler içerisinde o zaman kadar hiç gözüme ilişmeyen bir gazel çıktı. Gazelin 1. ve 3. Beyitleri şöyleydi: Hicran gündüzüyle sevgilinin ayrılık gecesi sona erdi. Fala baktım yıldız muvafık düştü, iş sona erdi Bundan sonra kendi gönlümden ufuklara nur saçacağım, zira güneşe ulaştık ve tozlar sona erdi[40]
Şehriyar'ın babasına duyduğu sevgi, divanında başından sonuna kadar görülmektedir. Şehriyar babasını her zaman yücelik, izzet ve ihtiramla yad etmekte bazen de babasını hatırladığında muzdarip bir halde evden çıkarak nimet ve bereketle dolup taşan çocukluk ya da gençlik yıllarına ait yitik hatıraların peşine düşmektedir. "Babanın Arayışında" başlığını taşıyan şiir bu atmosferi yansıtmaktadır
Bir gün batımından üzgün kapıdan dışarı çıktım Avucumda tutmuşum oğlumun bileğini Ya Rab! Garipliğin elinden hangi taşa vurayım Bu boş kafamı, şaşkın başımı Babanın civarına ve o menus eve gittim Dindirmek için gönlümdeki dertleri ............... Babanın yuvasını ve annenin beşiğini arıyorum Bulmak için mücevher madeni ile sanat kaynağını ............... Sokak başında bir komşu çocuğu görmedim Anlatmak için gezinti ve yolculuğumun hikayesini ............... Gözlerimden yanaklarıma yaşlar dökülüyordu lakin Gizliydi, görmesin diye oğlum yaşlı gözlerimi Ansızın oğlum bu kapıdan ne istiyorsun dedi Dedim oğlum baba safasının korkusunu.[41] Buna rağmen Şehriyar babasının ölümünden sonra kalbi teessürlerini duygulu bir şiirde en iyi tarzda ifade etmektedir. Bu şiir çağdaş niteliklere sahip olmakla birlikte şairini İran edebiyat tarihinin en büyük çağdaş şairleriyle de mukayese edebiliriz. Sözlerin terkibi, beyitlerin sağlamlığı, kendilerinden açıkça çağdaşlığın damladığı terim ve kavramların ifade edilmesi gibi hususların tamamı bu şiirin getirdiği yenilikler olarak kabul edilmektedir. Bunun yanı sıra, şiirde yansıtılan ibret duygusu öğüdün samimi ve dolaysız alınışı okuyucuyu yoğun bir biçimde etkisi altına alan şiirin başka yönleridir:
Bak seni evlatsız bıraktım baba! Sen de gittin beni babasız koydun baba! Dedim elindeki asa olayım fakat ne çare Ayağım çamura saplandı, başıma toprak serpildi baba! Bizi yetim bırakıp yolculuğa çıkmak da neyin nesiydi Mutlu gidiyorsun git yolun açık olsun baba! Görmek için seni yavaş git zira bu yolculuğunla Geri dönmek arzusunu taşımıyorsun baba! Sen beni görme özlemini toprağa götürüyorsun Ben de seni bir daha ancak rüyamda görürüm baba! Bir bahçıvan gibi ciğer kanıyla beni yetiştirdin Oysa bu fidanından bir meyve alamadın baba! Ah ki zamanın oyunu beni gafil avladı! Senden haberdar olayım derken (ölüm) haberin geldi baba! Ruhumun mateminle bedenimden evladır Lakin acın gönlümden çıkmıyor baba![42]
Yeniden Tahran'a Dönüş:
Şehriyar 1935 senesinde Meşhed'ten Tahran'a geri döner. Eldeki mevcut delillerden anlaşıldığına göre, Şehriyar'ın Tahran'a dönüşünün asıl nedeni büyük bir ihtimalle Şehriyar'ı Tahran'dan süren ve aşkının rakibi olan Çerağ Ali Han Ekremu'd-Devle'nin ölmüş olmasıdır. Şehriyar Tahran'a girişte dost ve tanıdıkları tarafından sıcak bir biçimde karşılanır. Edebiyat dernekleri ve şiir çevreleri gelişini selamlar. İş bakımından da Meşhed kayıt dairesi memuru olan Şehriyar Tahran Belediye Teftiş başkanı Mirza Muhammed Han Eşteri vasıtasıyla bu kurumda istihdam edilir: "Mirza Hadi Han'ın kardeşi Mirza Muhammed Han Eşteri dönemin Tahran belediye başkanı idi." Ne var ki ayda 42 tümen olan maaşın azlığından ötürü babasının ölümünden sonra bakmakla yükümlü olduğu büyük bir aileyi idare etmesi zor olduğundan Ali Vekili[43] başkanlığında bir pamuk dairesinin kuruluşuyla oraya geçer. Daha sonra da muhasebeci olarak Ziraat Bankası'nda istihdam edilir. Bu bankada istihdam edilişini Şehriyar şöyle anlatır: "...Benden Farsça ve Fransızca bir dilekçe yazmamı istediler. Her iki dile de hakimdim. Dilekçeyi yazdığımda yazım çok güzel olduğundan elden ele dolaşıyordu. Tanınmış Fransız yazarlardan Mösyö Joseph hayretler içinde kalmıştı. Banka müdürü olan şehzade Mahvi bu el yazınız bizi büyüledi, yalnız bir hattat değil muhasebeci istiyoruz dedi. Ben de, tamam dedim, imtihana gireceğim. Mösyö Joseph çağırdı ve ona Şehriyar'ı imtihan et ancak ona yumuşak davran dedi. Ben kombiyo senetleri ve banka işleri sisteminde kullanılan düzenli hesapları bilmiyordum. İmtihana girdim ve geçtim. Bu da merhum Emir - Khizi'nin sayesinde idi. Merhum emir-Khizi beni arkadaşlarından biri olan Kazi'nin yanına götürdü. Onun tavsiyesiyle ben muhasebe eğitimi almaya gitti. Bir hafta zarfında bu işi öğrenmiştim.[44]
|