Hıyabanî'nin milli başkaldırısının 1920 senesinde Mehdi Koli Han "Muhbirü's-Saltana" tarafından bastırılmasından sonra, Tebriz baskı altında sert, sessiz ve dingin dönemini yaşamaya başlar. Zengin aileler çocuklarını öğrenimlerini sürdürmeleri için Tahran'a kimi zaman da Avrupa'ya gönderirdi. Hac Mir Aka Hoşkenabî de çocuğunun geleceğini garanti altına almak maksadıyla tıp eğitim alması için Şehriyar'ı Tahran'a gönderdi. Böylece Şehriyar, gelecekte ailenin yönetim sorumluluğunu da üzerine alacaktı. Ne var ki, siyasal krizler, edebî ve içtimaî devrimlerle iç içe olan H.Ş. 14. asrın başlangıç dönemi, Şehriyar'ın hayatını babasının özlemlerinin de gerçekleşemeyeceği bir şekilde değiştirdi. Dedemin elindeki âsa olayım, fakat ne çare Ayağım çamura saplandı, başıma toprak saçıldı, baba! Gönül kanı yutarak bir bahçıvan gibi yetiştirdin beni, Ama bu fidanından bir meyve alamadın baba! Ah ki, zamanın oyunu beni gafil avladı! Senden haberdar olayım derken (ölüm) haberin geldi baba![23] Şehriyar 1920 senesinin Şubat ayında bir kervan ile Tahran'a doğru yola çıkar. Babası onu çok sevdiğinden uğurlama merasiminde bulunamaz. Babası tarafından yakın akrabalarından biri annesiyle birlikte onu uğurlarlar: Babamın çok ince bir kalbi vardı. Kendisi bizi uğurlayamadı. Anneme[24] "sen git uğurla" dedi. Sonra da babamın dayısı oğlu Mecdü's-Sadat geldi. Bizi bir katıra bindirdi. Kervan ile birlikte yola çıktık."[25] Şehriyar'ın bu yolculuktaki en önemli hatırası "Garibgez" (Yerliden çok yabancıya zarar verdiğine inanılan bir tür tahta kurusu) dir. "O sıralarda Miyane kentinde "garibgez" denilen bir hastalık yaygındı. Bu hastalığa neden olan haşerenin çok tehlikeli olduğu söylenirdi. Babam, Miyane'ye vardığımızda temiz bir yer bulun, parmağınızı ıslatıp toprağa vurun sonra da ağzınıza sürün, dedi. Biz de söylediklerini aynen yaptık. Çok şükür bizi ısırmadı!"[26] Şehriyar, bu kervan ile Kazvin'e kadar yol alır. Kazvin'den Tahran'a kadar da faytonla yolculuk yapar. Bu yolculuk 22 gün sürer ve Mart 1920 senesinde Tahran'a varılır. Şehriyar yolda iken seyyid Ziya'nın düşürüldüğünü. Ve Rıza Han'ın darbe yaptığını öğrenir. Tahran'a vardıktan sonra babasının da tavsiyesi ile Ahmet Şah'ın halası Ekremü's-Saltana'nın evine gider. Hac Mir Aka'nın Ekremü's-Saltana ile olan tanışıklığı onun oğulları vesilesiyle olmuştur. Bizzat Şehriyar'ın kendi tabiriyle: "Ekremü's-Saltana'nın şehzade oğulları Abdulmecid Mirza ve İsmail Mirza bir zamanlar babamın talebeleri idiler."[27] Şehriyar Tahran'da Lokmanu'l Mülk tarafından Daru'l Fünun Okulu'nun lise matematik bölümüne kayıt ettirilir. Bundan sonra Şehriyar, yavaş yavaş Tahran'ı tanımaya ve yeni dostlar edinmeye başlar. Ekremü's-Saltana'nın evinde geçirdiği tarife sığmayan sevgi ve şefkat dolu dört aydan sonra kendi ısrarıyla onun evinden ayrılarak Çale Hisar mahallesinde kendine bir ev kiralar. Bu yeni evi, Nasıriye caddesinde yer alan okuluna yakındı.
Tıp Eğitimi ve Şehriyar'ın Aşkı
Şehriyar, Daru'l Fünun'da eğitim gördükten sonra 1924 yılında buradan mezun olur. Jandarma kontenjanıyla Tahran Tıp Okulu'na kabul edilir. Son sınıfa kadar tıp eğitimi alır. Asistanlık stajını Yusufabad'taki Sipeh Hastanesi'nde yapar. Ancak son sınıfta yaşadığı ve muradına eremediği bir aşk macerası, düşünce dağınıklığı ve gelişen diğer olaylardan ötürü öğrenimine son vermek zorunda kalır. Daha sonraları dostları tarafından eğitiminin tamamlanması yönünde teşvik edilmesine rağmen Şehriyar, bunlara aldırmaz. Sonraları da devlet memuru olmak zorunda kalır. Bu dönem, Şehriyar'ın hayatının en kritik aşaması olarak kabul edilir. Zira bu dönemde Şehriyar'ın yaşadığı beş yıllık aşk hayatı, Veliahd'ın (= Muhammed Rıza Pehlevi) müşaviri, Mazendaran valisi ve Emir Ekrem olarak tanınan çerağ Ali Han'ı Pehlevî adında bir kişinin müdahalesi ile mateme dönüşür. Bu nedenle tutuklanır ve Meşk Meydanı Milli Bağ'ında yer alan bir karakolda bir ay hapsedilir.[28] O dönemden kalan hatıralarının bir tanesi hapiste yazdığı aşağıdaki şiirdir: Galip düşmanın hisarında ağlarım Mağlup muhalif makamında çalınan saz eşliğinde Kenan ülkesinin ayı ayrılık kuyusunda olduğu müddetçe Hüzünler kulübesi ve Yakup'un yakarışı hoştur Bu tufan gibi karmakarış müsvedde sana Bahtı kara benden yazılmış bir mektuptur Şehriyar'ın aynası sade ve saftır Ahki sen çok kötülük ediyorsun bana çocuk!
Bu hadiseyle eş zamanlı olarak, Şehriyar'ın ruhsal durumunun değişiminde derin etkiler bırakan başka olaylar da gelişir: Tüberküloz hastalığına yakalanmış olan Şehriyar'ın samimi dostu Şehyar ölür. Şehriyar'ın başka bir dostu olan Lütfullah zahidi eğitimin sürdürmek amacıyla Avrupa'ya gider. Emirî Firuz Kuhî ona küser ve hepsinden daha kötüsü Habib Meykede intihar eder. Sonuç olarak diyebiliriz ki Şehriyar hayatının en güç dönemlerini yaşar. Bu olaylardan dolayı sekiz aylık bir ruhsal hastalığa yakalanır ve yataklara düşer. Bu durumdan haberi olmayan babası, okulu bıraktığı için kendisine gönderdiği aylık parayı da keser. Şehriyar gelişen bu olayları şöyle anlatıyor: "O zaman istifa etmem gerekiyordu, kabul etmediler.[29] Emirî ile önce Firuz Kuh'a gittik. Bir iki ay orada gizlendim. Sonraları aşkımız malum oldu ve bu haber herifin[30] kulağına gitti bu ilahi bir fırsattı. Böylece ordudan istifa edebildim. Yoksa beni bırakmayacaklardı. Bir kalede bir ay tutuklu kaldıktan sonra o kızın annesi gelip bana: Emir var, seni emniyet dairesine götürecekler. Orada sana bir şey yapabilirler. Gel, ceddinin yüzü suyu hürmetine bu şehirden git! Sana bir şey yaparlarsa yarın ahrette Peygamber'e ne cevap veririz dedi. Cebime de bir şeyler koydu. Belki 200, bilemedin 300 tümen. Ne yapayım? Kemal'ül mülk'ün yanına gitmeye karar verdim. Hüseyiniâbat köyünü satın alarak orada ona görkemli bir imaret inşa ettiren salar-ı Mutemed onun arkadaşı idi. Bu şahıs Kemal'ül Mülkçü Takiabad köyünden Hüseyiniâbat köyüne bizzat kendisi götürmüştü. Nişabur'a gittim orada bir kervansarayda kaldım. Birden üç kişinin bana doğru geldiklerini gördüm. Biri beni kucakladı. Bu, Tıp okulunda benden bir sene ilerde olan Dr. Melikî idi. Nişabur Sağlık Müdürlüğü'nün başkanı olmuştu. Babası da Horasan'ın tanınmış kişilerindendi. Seni Allah gönderdi, burada gurbette canım çok sıkılıyordu, dedi.
|