Köyden Tebriz'e Yeniden geri Dönüş
Tebriz şehrine göreli bir sessizlik ve dinginliğin hakim olması ile hastalığın yayılma tehlikesi ve güvensizliğin bir dereceye kadar ortadan kalkması üzerine, Hac Mir Aka ailenin Tebriz'e dönmesini istedi. Bu dönüş bir bahar mevsiminde gerçekleşir. Dokuz yaşında olan Şehriyar, yağmurlu bir günde faytona binerek Tebriz'e doğru yola koyulur. Hac Mir Aka oğlunu görmek ve karşılamak maksadıyla İmamiye denilen bir köyde, saatlerce oğlunu beklemeye koyulur. O günün hatırasını Şehriyar "Gönül Hezeyanı" başlıklı bir şiirinde şöyle betimler: Yolda faytoncu bana Gösterdi ufukta bir nokta Baban yaparsam onu sana Ne vereceksin muştuluk bana Akide şekeri verdim ona Çubuğundan bir nefes verdi bana Ve o nokta gizlendi dağın ardında Yavaş yavaş baktım babam rahmetli Dağın tepesinde yeşermiş çam gibi Melek kanadı gibi açılmış abası Seyyidlik sarığı başında başında taç gibi Dağdan inmekte aşağı Miraçtan inen Muhammedi Nur gibi Rüyamda görürüm artık babamı
Böylece Tebriz'e giren Şehriyar'ın hayatında yeni bir dönem başlar. Tebriz'e geldiği tarih tam olarak belli değildir. Ancak altı yaş civarında olduğu tahmin edilmektedir.
Şehriyar'ın Öğrenim Hayatı
A- Eski Medrese öğrenimi : Şehriyar'ın öğrenim gördüğü ilk mektep, Kayışkurşak ("Haydar Baba") köyünde yer alan Molla İbrahim Mektebi'dir. "Haydar Baba" manzumesinin 47. bendinde bu hususu Şehriyar şöyle ifade etmektedir:
Heyder Baba, Moll İbrahim var ya yoh? Mekteb açar, ohur uşahlar ya yoh? Hermen üstü mektebi bağlar ya yoh? Menden ahunda yetirersen selam Edebli bir selam-ı mâle-kelam
Türkiye Türkçe'si: "Haydar Baba" Molla İbrahim var mı yoksa yok mu? Mektep açar mı, okuyor mu çocuklar yoksa yok mu? Harman vakti mektebi kapatıyor mu yoksa yok mu? Benden hocaya ulaştırırsın selam Edepli, söz götürmez bir selam.
Şehriyar, bu mektepte Sadi'nin Gülistanı, Nisabü's Sibyan ve Ebvab'ül Cinan gibi eserleri okur. Tebriz'e döndükten sonra bir müddet de meşhur "Aka Seyyid"in müderrisi olduğu "Seyyid Hamza" mektebine devam eder: "Sohrab mahallesinde beni, Seyyid Hamza Mektebine bırakıtılar. Benden bir iki yaş daha büyük olan merhum Habib Mahir gelip elimden tutuyordu ve birlikte mektebe gidiyorduk."[12] Şehriyar yeni okullarda aldığı eğitimin yanında eski öğrenimini, özellikle Arap dili ve Edebiyatı ile ilgili eksikliklerini tamamlamak için amcasının oğluyla birlikte Tebriz'deki Talibiye Medresesine girer. "Amcamın oğlu Seyyit Muhammed Han Riyazet ile birlikte Talibiye Medresesinde bir oda tuttuk. Merhum Hadi Sina ile komşu idik. Merhum Sina yukarı katta biz ise aşağı katta oturuyorduk. Orada klasik eğitim olan sarf ve nahiv dersleri aldık. Sarf'ı Mir, Tasrif, Avamil, Nemuzec, Cami, Siyuti, Samediye, İbn-i Malik'in Elfiyesi gibi kitapları okuduk. Sonra Muğniyu'l Lebib'i, Mutevvel'i, daha sonraları da merhum Mirza Abdul Vahhab Şiarı'nın yanında Makamat'ı hariri'yi okuduk. O dönemde Mutevvel'in bir özetini çıkardım; Tahran'a gittiğimde merhum Şems'ul Ülema bu özeti gördüğünde şaşırarak bana: Ikdu'l Ceman'ı gördün mü? Diye sordu. Hayır deyince bana: "Yaptığınız telhiste yer alan kimi ibareler Ikdu'l Ceman'daki ibarelerin aynısıdır" dedi. Ikdu'l Ceman'ı görmediğime inanmıyordu. Daha sonraları kendisi bana bir Ikdu'l Ceman verdi."[13] Şehriyar Daru'l Fünun'da okuduğu yıllarda edebi ilimler tahsiline devam etti. Sepehsalar Mescidi'nin baş köşesinde merhum Şehit Seyyid Hasan Müderris tarafından verilen (Mealim) dersinde hazır bulunur; söylevlerini dinlemek için ulusal danışma Meclisi'ne İran Parlamentosu) girdi.[14] B - Klasik Öğrenim : Şehriyar, köyden Tebriz'e döndükten sonra kayışkurşak köyünde "Molla İbrahim" ve Tebriz'de "Seyyid Hamza" mekteplerinden başka, yine bir alim olan babasının yanında Arapça ve Edebiyat ilimlerine hazırlık mahiyetinde ön dersler aldığını yeri gelmişken belirtelim. Nihayet 1914 senesinde Tebriz'deki "Muttahide Okulu"unda resmi öğrenime başlar. Geniş Edebi bilgisi ve asrının mütedavil bilgilerine olan hakimiyeti sayesinde ilkokulu üç yılda bitirir ve 1917 senesinde Fiyuzat Okulu'na kaydını yaptırır.[15] Şehriyar'ın bu dönemdeki arkadaşı Ebu'l Kasım Şiva'dır. Bu şahıs Şehriyar'a gençlik yıllarında birçok yardımlarda bulunmuştur. Şiva döneminin veliahdının (= Muhammed Rıza Pehlevi) kaldığı sarayda çalıştığı sırada, Şehriyar öğrenimi için Tahran'da bulunuyordu. Öyle anlaşılıyor ki Şiva, Şehriyar'ın edebiyat camiasında tanınmasında çok önemli bir rol oynamıştır. Şehriyar'ın ciddi bir şekilde yine bu dönemde şiir yazmaya başladığını söyleyebiliriz. Zira, Şeyh Sadi'yi izleyerek kaleme aldığı meşhur şiirlerinden biri, bu dönemde yazılmıştır: Sen gül bahçesine gelince gül harap olur; Yusuf'un kıymeti düşer sen pazara gidince. Sen dama çıkınca ay bulutun arkasına gizlenir; Gül değerden düşer sen gül bahçesine gelince. Ey ordunun güzeli, ey benim şahım; Sen her savaşa çıkışında ben sana teslim olurum Aydın günü kendime aşkından kıldım şeb-i tar; Bu karanlık geceme sen ışık olursun diye. Ey benim İsa'm Serdar Mescid'ine gelirsen; Zülfünün haçıyla ölüleri diriltirsin.[16]
Bu dönemde Şehriyar'ın düşünsel hayatının ve yüksek şiirsel yeteneğinin temeli atılarak, sonları "Şehriyar Ekolü" olarak tanınacak olan üslubu, oluş sürecini yaşamaya başlar. Bunun nedeni, Avrupa'da ortaya çıkan romantizm akımının, Osmanlı ve Kafkas şair ve edipleri aracılığıyla o günkü İran şiirini nüfuzu altına almasıdır. O dönem İran aydınları, tümü Osmanlı İmparatorluğu sınırlarında yayınlanan "Tanzimat"[17] "Servet'i Fünun"[18] ve "Fecr-i Ati"[19] gibi edebi mecmuaları ve Tevfik Fikret ve diğer büyük şairlerin şiirlerini mütalaa etmek suretiyle bu yeni edebiyat akımıyla tanışmışlardı. Büyük Osmanlı şairlerin izinden giderek hayali ve yeni kafiye türleriyle şiirler yazdılar. Hakikatte bu dönem, Fars şiirinde yeni arayışların olduğu bir dönem olarak kabul edilmektedir. Bu çağda yazılan şiirler hem içerik hem de şekil açısından bu akımın etkisi altında ve eski şairlerin yazdıklarından bütünüyle farklıydı. Şehriyar bu dönemde önemli bir ağırlığa sahip olan "Teceddüd" gazetesi ile "Azadistan"[20] dergisini mütalaa ederek bu çağın toplumsal düşünüşü ve düşünce tarzının etkisi altında kalır. Öyle ki, son dönem Osmanlı-Türk şairlerini taklit ederek kendisine "Behcet" mahlasını seçer.[21] C - Şehriyar'ın Aldığı Diğer Eğitimler : Şehriyar, Fransızca'yı bu dille yazılmış önemli eserleri okuyup anlayacak hatta bu dille şiir yazacak düzeyde iyi bilirdi. Tebriz'in Veycuye mahallesinde yaşadığı dönemlerde Şehriyar'ın ilk Fransızca öğretmeni Muhammed Han olmuştur. Şehriyar'a evde özel ders veren bu zâttan başka Muttahide Okulu'nda Rıza Koli Han Ruşduyi'den aldığı derslerle Fransızca'sını mükemmelleştirdi. Tahran'da okuduğu yıllarda Fransızca kursuna kayıt yaptırarak bu dili öğrenmeye devam etmiştir.[22]
|