Çarsamba 23 Mayıs 2012 - 14:32

الأربعاء ٣ رجب ١٤٣٣

چهارشنبه ۳ خرداد ۱۳۹۱ - ۱۶:۰۲

Kullanıcı adı:

Şifre :

Şifremi Hatırla
Şifremi unuttum   aktivasyon
Üye ol
    
 


Sefaat nedir?

    Dayanisma ve toplumsal hayattan edindigimiz anlayisla bildigimiz anlamiyla sefaat kisaca, maksatlarimiza ulasmak, hayatimizdaki ihtiyaçlarimizi karsilamak amaciyla kullandigimiz yöntemlerden ve bas vurdugumuz yollardan biridir. Kelime itibariyle tek anlamina gelen vetrin karsiti olan çift anlamindaki sef'a kökünden türemistir. Sanki sefaat eden kimse, sefaat olunan kimsenin yanindaki eksik araca ekleniyor; böylece daha önce tek oldugu, elindeki aracin eksikligi ve yetersizligi için istedigine ulasamayan, simdi çift oluyor, istedigine daha rahat ulasabiliyor.

    Sefaat aradigimiz konular çogunlukla ya bir yarar ve hayir elde etme amacina yöneliktir ya da bir zarar ve serri defetme amacina yöneliktir. Fakat bu durum bütün yarar ve zararlar için geçerli degildir. Çünkü biz, dogal sebeplerin ve evrensel yasalar sisteminin kapsaminda olan hususlarla ilgili hayir ve serlerde, yarar ve zararlarda bir baskasinin sefaatçiligine basvurmayiz. Açlik, susuzluk, sicaklik, sogukluk, saglik ve hastalik durumlarinda oldugu gibi. Bu gibi durumlarda dogal sebeplere basvurur, uygun araçlari kullanir ve münasip yöntemlere tevessül ederiz. Yemek, içmek, giyinmek, barinmak ve tedavi olmak gibi.

    Biz, toplum yönetiminin tanidigi, yasayip yürürlüge koydugu genel ve özel nitelikli hükümlerin, yasalarin ve sistemlerin öngördükleri veya gerektirdikleri hayirlar, serler, yararlar ve zararlarla ilgili olarak baskalarinin araciliklarina, sefaat etmelerine ihtiyaç duyariz

    Efendilik ve kölelik çerçevesi içinde, yöneten ve yönetilen iliskilerinde birtakim emir ve yasak nitelikli hükümler vardir ki, yükümlü bu hükümleri uygulayip gereklerini yerine getirdigi takdirde bu, övgü nitelikli bir sonuç dogurur veya yükümlüye bir mevki, bir mal kazandirir. Hükümlere muhalefet edip baskaldirdigi takdirde de yergi nitelikli bir sonuçla karsilasir; kinanma, maddî veya manevî zarara ugrama gibi bir ceza alir.

    Efendi, kölesine veya otoritesi altinda bulunan herkese bir emir verdiginde veya bir seyi yasakladiginda, buyruga muhatap olan kisi gerekeni yaptigi zaman büyük bir ödülü hak eder, muhalefet ettigi zaman da bir azaba veya cezaya çarptirilir. Su hâlde iki tür yasama ve degerlendirme ile karsi karsiyayiz: Hükmün yasanmasi ve hükmün gereginin yasanmasi yani hükme muvafakat veya muhalefetin gereginin belirlenmesi.

    Milletlerarasi genel nitelikli ve her insan ile emri altinda bulunanlar arasindaki özel nitelikli tüm egemenlikler bu temel üzerinde odaklasir.

    Dolayisiyla bir insan, toplumun belirledigi kurallara ve hak edis ölçülerine uymaksizin maddî veya manevî bir hayra ve kemale ulasmak isterse, yahut karsi çikisindan dolayi kendisine yönelen bir kötülügü savmak ister; ama elinde bir savunma araci olmazsa -savunma araci derken emirlere uymayi ve üzerinden yükümlülügü kaldirmayi kastediyorum- daha açik bir ifadeyle, bir insan kosullarini yerine getirmeksizin, sebeplerini hazirlamaksizin bir sevap, bir ödül elde etmek isterse, veya kendisine yöneltilen yükümlülügü yerine getirmeksizin bir cezadan kurtulmak isterse, bu, sefaatin etkinlik alanina girer.

    Böyle bir durumda sefaat, etkin rol oynayabilir. Fakat bu etkinlik sartsiz, sinirsiz degildir. Örnegin, yüksek ilmi bir makama gelmek isteyen okumayazmasiz cahil bir kimse gibi, kemal kisvesine bürünme açisindan bir liyakate sahip bulunmayan veya efendisinin emirlerine uymayan dik basli, azgin bir köle gibi, kendisini katinda sefaat edilen makama baglayacak her hangi bir bagi bulunmayan kimse için sefaatin hiçbir yarari olmaz. Çünkü sefaat, kendi basina bagimsiz bir etkinlige sahip degildir, eksik sebebin tamamlayici ögesidir.

    Ayrica katinda sefaat girisiminde bulunulan hakimin nezdinde sefaatçilik pozisyonunda bulunan kisinin etkinligi, sebeplerden bagimsiz ve ölçüsüz bir etkinlik degildir. Tersine, hakim üzerinde etkinlik uyandiracak bir durumun söz konusu olmasi gerekir ki, ardindan ödül almayi veya cezadan kurtulmayi getirsin.

    Meselâ sefaatçi, efendiden, kendi efendiligini ve kölesinin de köleligini geçersiz kilarak onu cezalandirmamasini isteyemez. Efendiden hükmünden el çekmesini, kölesine yükümlülük vermekten kaçinmasini veya genel olarak veya olaya özgü olmak üzere hükmünü geçersiz kilmasini talep edemez. Ayni sekilde sefaatçi, hakimden genel olarak veya özel bir durumla ilgili olarak cezalandirma yasasini yürürlükten kaldirmasini, cezalandirmamasini isteyemez.

    Dolayisiyla efendilik, kulluk, hüküm ve ceza sistemi üzerinde sefaatçinin hiçbir etkinligi yoktur. Sefaatçi, sözünü ettigimiz bu üç hususa, bu üç cihete, kesin gözüyle baktiktan ve tartismasiz kabul ettikten sonra ya hakimlik pozisyonunda bulunan efendinin cömertligi; mertligi, serefi ve yüceligi gibi affetmeyi ve bagislamayi gerektiren sifatlarini ya kölenin ezikligi, miskinligi, düskünlügü, hakirligi ve kötü hâllere düsmüslügü gibi acimayi gerektiren sifatlarini ya da bizzat kendi niteliklerini, yani efendiye olan yakinligini, serefini ve yüksek konumunu öne sürerek söyle der:

    Senden kendi efendiligini ve onun köleligini geçersiz kilmani, hüküm ve ceza sistemini yürürlükten kaldirmani istemiyorum. Aksine senden bagislamani istiyorum. Çünkü sen efendisin, acima duygusuna sahipsin, cömertsin. O-nu cezalandirmak sana bir yarar saglamaz, günahlarini bagislaman da sana bir zarar dokundurmaz veya o, düskün ve hakir bir cahildir. Senin gibiler onun durumuna aldirmazlar. Onunla gereginden fazla ilgilenmezler veya senin katindaki seçkin konumuma ve sana olan yakinligima güvenerek onu affetmeni istiyorum.

    Konuyu enine-boyuna irdeleyen biri açik olarak görür ki: Sefaatçi, örnegin cezanin kaldirilmasi ile ilgili olarak katinda sefaatte bulunulan zatin sifatlari gibi konuyla ilgisi bulunan etkenleri kullanarak aracilikta bulunur. Böylece konu bir hükmün kapsamindan çikip diger bir hükmün kapsamina girer. Yoksa birinci hükmün kapsaminda oldugu hâlde hükmün iptali söz konusu degildir. Yani dogadaki birbirine zit etkenlerin bazisinin, diger bazisinin etkinligini geçersiz kilmasi ve ona galebe çalmasi gibi bir durum söz konusu degildir.

    Su hâlde sefaatin gerçek anlami, konunun bir hükmün kapsamindan çikip diger bir hükmün kapsamina girmesini saglayarak çeliskiye meydan vermeme suretiyle bir yarar elde etme veya bir zarari defetme amacina yönelik, aracilik girisimidir.

    Ayrica bununla, sefaatin nedensellik kuralinin bir örnegi oldugu da ortaya çikiyor. Çünkü sefaat, yakin sebebin, ilk ve uzak sebep ile müsebbebi arasinda araci edinilmesinden ibarettir. Sefaat kavraminin anlami üzerinde yaptigimiz analizlerden elde ettigimiz sonuç budur.

    Nedensellikle ilgili olarak yüce Allah'in etkinligi iki açidan degerlendirilebilir:

    1- Etkinlik O'ndan baslar ve nedensellik O'nunla son bulur. Dolayisiyla o, sinirsiz ve kayitsiz yaratma ve meydana getirme gücüne sahiptir. Tüm illetler ve sebepler O'nunla baskalari arasinda, tükenmez rahmetinin ve yaratiklarina yönelik sayisiz nimetlerinin yayilmasinin ve aktarilmasinin aracilaridirlar.

    2- Yüce Allah sonsuz yüceligiyle birlikte bize yaklasarak lütufta bulunmustur. Dinini bir yasalar sistemi olarak yürürlüge koymus ve birtakim emir ve yasak nitelikli hükümler belirlemistir. Ahiret yurdunda verilmek üzere, söz konusu emir ve yasaklara uymak veya karsi çikmak durumlarina göre birtakim ödüller ve cezalar öngörmüstür.

    Bu amaca yönelik olarak cennetle müjdeleyen ve cehennem azabina karsi uyaran peygamberler göndermistir. Bu peygamberler de yüce Allah'tan aldiklari mesaji en güzel sekilde duyurmus ve insanlara karsi bir gerekçe, bir kanit ortaya koymuslardir. Böylece Rabbinin sözü hem dogrulukça, hem de adaletçe tamamlanmis oldu. Hiç kimse de O'nun sözlerini degistiremez.

         Ilk degerlendirme esas alinarak konuya bakildiginda, görülecektir ki, bu, tekvinle, varolussal ilgili bir degerlendirmedir. Bu durumda sefaat kavraminin aradaki varolus ile ilgili neden ve sebeplere intibak ettigi açik-seçiktir. Çünkü aradaki varolusla ilgili nedenler, yüce Allah'in rahmet, yaratma, diriltme ve rizk gibi üstün sifatlarindan yararlanip çesitli nimet ve lütuflari, yaratiklardan muhtaç durumda olanlara ulastirirlar.     

    Yüce Allah'in bazi sözleri de muhtemelen bu anlami çagristirmaktadirlar: Göklerde ve yerde olanlarin hepsi O'nundur. O'nun izni olmadan kendisinin katinda kim sefaat edebilir. [1] Rabbiniz O Allah'tir ki, gökleri ve yeri alti günde yaratti. Sonra Ars'a istiva etti. Isi tedbir eder. O'nun izni olmadan hiç kimse sefaat edemez. [2] Su hâlde sefaat, varolusla ilgili alanda, neden ve sebeplerin O'nunla müsebbepler (sebeplerden etkilenenler) arasinda, müsebbeplerin islevlerini plânlanma, varliklarini ve kaliciliklarini düzenlenme noktasinda aracilik etmeleridir. Buna tekvinî (varolusla ilgili) sefaat deriz.

    Ikinci degerlendirme esas alindiginda, meselenin tesri nitelikli oldugu görülecektir. Böyle bir durumda söylenecek söz sudur: Yaptigimiz analizlerden de açikça anlasilacagi gibi, sefaat kavrami yerinde kullanildigi zaman dogru bir anlam ifade eder ve bunun bir sakincasi da yoktur. Su ayet-i kerimeler de bu anlami vurgulamaya yöneliktir:

    O gün Rahman'in izin verip sözünden hoslandigi kimseden baskasinin sefaati fayda vermez. [3] O'nun huzurunda, O'nun izin verdigi kimselerden baskasinin sefaati fayda vermez. [4] Onlarin sefaati hiçbir ise yaramaz. Meger Allah'in diledigi ve razi oldugu kimseye izin verdikten sonra olsun. [5] Allah'in razi oldugundan baskasina sefaat etmezler. [6] O'ndan baska yalvardiklari seyler, sefaate sahip degillerdir. Ancak bilerek hakka sahitlik edenler bunun disindadir. [7].

    Gördügün gibi ayet-i kerimeler, yardim etmek anlaminda, ilâhî izin ve rizadan sonra meleklerden ve insanlardan bazi kimselerin sefaatte bulunacaklarini vurgulamaktadirlar. Su hâlde sefaat, mülk ve emir yetkisi kendisine özgü olan yüce Allah'in bazi kimselere tanidigi bir yetkidir. Dolayisiyla sefaat edecek kimseler O'nun rahmetine, affina, bagislamasina ve buna benzer üstün niteliklerine sarilarak günahtan dolayi kötü duruma düsmüs, azap belâsina duçar olmus kullardan birinin O'nun rahmetinin kapsamina girmesini, kusatici azabin ve islenmis cürmün kapsaminin disina çikmasini saglarlar.

    Nitekim daha önce de açikladigimiz gibi sefaatin etkinligi, konuyu bir hükmün kapsamindan çikarip diger bir hükmün kapsamina sokma seklindedir; ayni hükmün kapsaminda olmakla birlikte hükmün uygulanmasini engellemek seklinde degildir. Su ayet de bunu ortaya koymaktadir: .Iste Allah onlarin kötülüklerini iyiliklere degistirir. [8]

    Dolayisiyla yüce Allah bir amelin yerini diger bir amelle degistirebilir. Nitekim varolan bir ameli de yok edebilir. Bu hususla ilgili olarak söyle buyuruyor ulu Allah: Yaptiklari her isin önüne geçtik de, onlari etrafa saçilmis toz zerreleri hâline getirdik. [9] Allah onlarin amellerini heder etmistir. [10] Eger siz yasaklanan büyük günahlardan kaçinirsaniz, sizin küçük günahlarinizi örteriz. [11] Allah, kendisine ortak kosulmasini bagislamaz; bundan baskasini diledigine bagislar. [12] Bu ayet kesinlikle iman ve tövbeyle ilgili degildir. Çünkü iman ve tövbe ile diger günahlar gibi sirk günahi da bagislanmanin kapsamina girer.

    Ulu Allah az olan bir ameli arttirma, çogaltma yetkisine de sahiptir: Onlara ödülleri iki kere verilir. [13] Kim iyilik getirirse, ona getirdigi iyiligin on kati vardir. [14] Ayni sekilde yüce Allah varolmayan bir ameli var etme gücüne ve yetkisine de sahiptir: Onlar ki inandilar, zürriyetleri de imanda kendilerine uydu; zürriyetlerini de kendilerine katmisizdir: kendi amellerinden de hiçbir sey eksiltmemisizdir. Herkes kendi kazandigina baglidir. [15] Bu ayet, amellere baska amellerin de katilacagini ifade ediyor. Kisacasi yüce Allah diledigini yapar ve istedigi gibi hükmeder.

    Evet, yüce Allah diledigini gerektirici bir maslahat icabi yapar ve bunun için de araci vasitalar kullanir. Peygamberlerden, evliyalardan ve seçkin kullarindan bazi kimselerin sefaati de kuskusuz bu konumdadir.

    Böylece anlasilmis oldu ki, aracilik anlaminda sefaat, gerçekte yüce Allah hakkinda geçerlidir. Çünkü O'nun her sifati, O'nunla yaratiklari arasinda birer araci pozisyonundadirlar; yaratiklara ilâhî cömertligi ve varolus bagisini aktarirlar. Su hâlde gerçek anlamda, mutlak sefaatçi O'dur. Bu hususla ilgili olarak yüce Allah söyle buyuruyor: De ki: Bütün sefaat sadece Allah'indir. [16] Sizin, O'ndan baska hiçbir dostunuz, bir sefaatçiniz yoktur. [17] O'ndan baska ne dostlari, ne de sefaatçileri yoktur. Allah'tan baska birisi eger sefaat edecekse; bu, Allah'in izni ve yetki vermesi ile mümkün olacaktir. Yukaridaki açiklamalarimizla, kisaca yüce makamina yakismayacak bir olumsuzluk olusturmadigi takdirde O'nun katinda sefaatin gerçeklesecegi ispat edilmis oldu.

---------------------------------------------------------------------------

        [1]- Bakara, 255
        [2]- Yûnus, 3
        [3]- Tâhâ, 109
        [4]- Sebe', 23
        [5]- Necm, 26
        [6]- Enbiyâ, 28
        [7]- Zuhruf, 86
        [8]- Furkan, 70
        [9]- Furkan, 23
        [10]- Muhammed, 9
        [11]- Nisâ, 31
        [12]- Nisâ, 48
        [13]- Kasas, 54
        [14]- En'âm, 160
        [15]- Tûr, 21
        [16]- Zümer, 44
        [17]- Secde, 4

 


Total Visit: 225
Total Rank: 0
Total Rankers: 0
Total Comments: 0

Oy vermek için yetkiniz yok. Lütfen giriş yapınız.