Sabir, direnç göstermektir Kur'an, sabri atil kalmak degil, direnç ve dayaniklilik göstermek seklinde tanimlar. Yani sabir mücadelede sebat etmektir.Herhangi bir inanç ve düsünce ekolünün üzerinde yükseldigi temel yapitaslarindan biri de kavramlardir. Kavramlar, ait olduklari inanç ve düsünce sisteminin bir anlamda kodlarini olustururlar ve o sistemin temel yaklasimlarini ifade ederler. Bu itibarla kavramlari tanimadan ve onlarin içerigine dogru bir sekilde vakif olmadan bir inanç veya düsünce sistemini anlamak mümkün degildir. Bu itibarla Islam'in dogru anlasilmasi da, öncelikle sahip oldugu kavramlarin dogru algilanmasiyla mümkündür. Zira kavramlarin dogru algilanmamasi, beraberinde çesitli yanlis yaklasim ve pratikleri getirmektedir. Yanlis algilanmaya sikça maruz kalmis olan kavramlar arasinda sabir kavrami ön siralarda bulunmaktadir. Kur'an'da, bela, musibet ve sikintilar karsisinda Allah'a dayanarak direnç gösterme karsiligi kullanilan sabir kavrami, zamanla teslimiyetçilik, pisiriklik, tembellik ve her seyi Allah'a havale edip zorluklarla mücadeleden kaçis olarak algilanmaya baslamistir. Bu durum sadece halk arasinda böyle olmakla kalmamis, bazi yazili eserlere bile yansimistir. Örnegin; Türk Dil Kurumu tarafindan yayinlanmis olan iki ciltlik Türkçe Sözlük'te sabir kavrami su sekilde açiklaniyor: “Aci, yoksulluk, haksizlik gibi üzücü durumlar karsisinda ses çikarmadan onlarin geçmesini bekleme erdemi, dayanç.” Ayni sözlükte sabir kavramiyla yakin alakasi bulunan tevekkül kavrami ise benzer bir yaklasimla söyle açiklaniyor: “Her seyi Allah'a birakma, Allah'tan bekleme, kadere boyun egme.” Oysa hayir, ne sabir “ Aci, yoksulluk, haksizlik gibi üzücü durumlar karsisinda ses çikarmadan onlarin geçmesini bekleme”dir, ne de tevekkül “Her seyi Allah'a birakma, Allah'tan bekleme”dir. Kur'an, sabri insanin karsilastigi sorunlar karsisinda pasiflesmesi ve bir köseye çekilip olup bitenin sonucunu beklemesi olarak degil, hayatin zorluklariyla mücadele ederken direnç göstermesi, dayaniklilik göstermesi seklinde tanimlar. Yani sabir insanin mücadele alanini terk etmesi degil, mücadelede sebat etmesidir. Nitekim Kur'an-i Azimüssan'da sabir kavrami, genellikle mücadele, cihad, Müslümanlarin karsilastiklari zorluk ve sikintilarla ilgili ayeti kerimelerde geçmektedir: “Sizin sabirli yirmi kisiniz onlardan iki yüz kisiyi yener” (Enfal 8/65) “Onlarin söylediklerine sabret, yanlarindan güzellikle ayril” (Müzemmil 73/10) “Ey inananlar! Sabir ve namazla yardim dileyin. Allah muhakkak ki sabredenlerle beraberdir. Allah yolunda öldürülenlere “Ölüdür” demeyin; zira onlar diridirler. Fakat siz farkinda degilsiniz. Muhakkak sizi biraz korku, biraz açlik ve mallardan, nefislerden, ürünlerden biraz eksiltmekle deneriz, sabredenleri müjdele. Onlara bir musibet geldiginde; ‘Biz Allah'a aitiz ve elbette O'na dönecegiz' derler.” (Bakara 2/153–156) Görüldügü gibi Kur'an sabri, hayat sahnesinde zorluklar karsisinda direnç göstermek, umutsuzluga ve yenilgi psikolojisine kapilmamak ve dimdik ayakta ve sebat üzere bulunmak olarak tanimlamaktadir. “Ey iman edenler! Sabredin, direnip üstün gelin. Cihada hazirlikli, uyanik bulunun ve Allah'tan korkun ki, basariya erisesiniz.”(Al-i Imran 3/200) “ Andolsun biliyoruz, onlarin dedikleri elbette seni üzüyor, gerçekteyse onlar seni yalanlamiyorlar, fakat o zalimler bile bile Allah'in ayetleri karsisinda diretiyorlar. Senden öncede rasuller yalanlanmisti da, yalanlanmalarina ve eziyet edilmelerine ne sabir ettiler, nihayet kendilerine yardimimiz yetisti. Allah'in kelimelerini degistirecek yoktur. Sana da rasullerin haberinden geldi.” (En'am 6/33–34) “Sabir çok genel bir kelime olup, sözgelimi, musibet aninda dayanmak sabirdir, ziddi acelecilik ve dayaniksizliktir; savasta, savas meydanindan kaçmayip direnme sabirdir, ziddi korkaklik ve firardir; gerektiginde sir saklama, dili gereksiz sözlerden koruma sabirdir, ziddi ‘bos bogazlik'tir…”(Kur'an'da Temel Kavramlar, Ali Ünal, Kirkambar Yayinlari, sh.442) “Kur'an, savasta düsman karsisinda sabir ve namaz tavsiyesinde bulunur. Korku, açlik, mal, can ve meyve eksikliginin sebep oldugu siddetli ve zor problemler karsisinda sabir ve namaz ögüdünü verir. Kur'an müminlere sabir ve namazi ögütlemektedir. Çünkü her ikisinde görünür bir kararlilik mevcuttur. Mümin namazda Allah'i ve O'na olan inancini; sabirda Allah rizasini gözettigini hatirlatir. Artik kendisine çullanan bir dünya ve istekler için çirpinan bir bedeni yoktur. Sabir dayanma gücüdür ve dayanmaya devamda kararliliktir, gaye ve hedefe inanmaktir.”(Inanç ve Amelde Kur'ani Kavramlar, Muhammed el-Behiy, Yönelis Yay. Sh. 243) Evet, sabir pasifize olmak, hayat ve mücadele sahnesinden çekilmek degil, mücadelede sebat etmek ve zorluklara ve nefsin ölçüsüz taleplerine gögüs germektir. Ayni sekilde tevekkül de, insanin kendi sorumluluklarini terk edip atil kalmasi ve bir köseye çekilerek her seyi Allah'tan beklemesi degil, kendi sorumluluklarini/yükümlülüklerini yerine getirme çabasi içerisinde olup sonucu Allah'tan beklemesi, zorluklar ve musibetler karsisinda Allah'a güvenmesi/dayanmasi anlamina gelmektedir. Yani Kur'an'in anlam dünyasinda tevekkül, kesinlikle insani pasif kilan bir tutum olmadigi gibi, bunun da ötesinde insanin Allah'la olan bagini güçlendirerek zorluklar ve musibetler karsisinda da ayakta kalmasini saglayan dinamik ve aktivist bir tutum olarak karsimiza çikmaktadir. Bu noktada bir kere daha hidayet rehberimiz Kur'an-i Azimüssan'a kulak verelim: “ Onlara Nuh'un haberini oku. Hani kavmine demisti ki: 'Ey kavmim, Içinizde bulunmam ve Allah'in ayetlerini hatirlatmam eger size agir geliyorsa ben, süphesiz Allah'a tevekkül etmisim. Artik siz ortaklarinizla toplanip yapacaginiz isi karara baglayin da isiniz size örtülü kalmasin (veya tasa konusu olmasin), sonra hakkimdaki hükmünüzü -bana süre tanimaksizin verin.” (Yunus 10/71) “Allah'tan bir rahmet dolayisiyla, onlara yumusak davrandin. Eger kaba, kati yürekli olsaydin onlar çevrenden dagilir giderlerdi. Öyleyse onlari bagisla, onlar için bagislanma dile ve is konusunda onlarla müsavere et. Eger azmedersen artik Allah'a tevekkül et. Süphesiz Allah, tevekkül edenleri sever.” (Al-i Imran 3/159) “Böylece biz seni, kendisinden önce nice ümmetler gelip-geçmis olan bir ümmete (elçi olarak) gönderdik; sana vahyettiklerimizi onlara okuyasin diye. Oysa onlar Rahman'a nankörlük ediyorlar. De ki: 'O, benim Rabbimdir, O'ndan baska ilah yoktur. Ben O'na tevekkül ettim ve son dönüs O'nadir.'” (Rad 13/30) “Korkanlar arasinda olup da Allah'in kendilerine nimet verdigi iki kisi: 'Onlarin üzerine kapidan girin. Girerseniz, süphesiz sizler galibsiniz. Eger mü'minlerdenseniz, yalnizca Allah'a tevekkül edin.' dedi.” (Al-i Imran 3/23) “Eger onlar yüz çevirirlerse, de ki: 'Bana Allah yeter. O'ndan baska ilah yoktur. Ben O'na tevekkül ettim, büyük arsin Rabbi O'dur.'” (Tevbe 9/129) “'Bize ne oluyor ki, Allah'a tevekkül etmeyelim? Bize dogru yollari O göstermistir. Ve elbette bize verdiginiz eziyetlere sabredecegiz. Tevekkül edenler Allah'a tevekkül etmelidirler.'” (Ibrahim 14/12) “Kâfirlere ve münafiklara itaat etme, eziyetlerine aldirma ve Allah'a tevekkül et. Vekil olarak Allah yeter.” (Ahzab 33/48) “Size verilen herhangi bir sey, dünya hayatinin metai (kisa süreli faydalanmasi)dir. Allah katinda olan ise, daha hayirli ve daha süreklidir. (Bu da) iman edip Rablerine tevekkül edenler içindir; (Bunlar,) Büyük günahlardan ve çirkin -utanmazliklardan kaçinanlar ve gazablandiklari zaman bagislayanlar, Rablerine icabet edenler, namazi dosdogru kilanlar, isleri kendi aralarinda sura ile olanlar ve kendilerine rizik olarak verdiklerimizden infak edenler ve haklarina tecavüz edildigi zaman, birlik olup karsi koyanlardir.” (Sura 42/36-39) Görüldügü gibi tevekkül, insani Allah'a yönelten ve yakinlastiran, insana, alemlerin Rabbi Allah'a yönelmekten aldigi güç ve güvenle zalimlere meydan okutturan aktif ve dinamik bir tutumdur. Kisacasi tevekkül, mücadele sahnesini terk edip, Israilogulari'nin Hz. Musa'ya “… “Ey Mûsa! Onlar orada bulundukça biz oraya asla girmeyecegiz. Sen ve Rabbin gidin onlarla savasin. Biz burada oturacagiz.” (Maide 5/24), dedigi gibi mücadele sahnesinden kaçmak ve her seyi Allah'tan beklemek degil, Allah'a dayanip mücadeleye girismek ve alemlerin Rabbine olan güvenden alinan güçle Firavunlara, Nemrudlara meydan okumaktir. Güzel bir söz vardir; “Insan güvendikleri kadar güçlüdür” diye. Sabir ve tevekkül gibi kavramlar da zaten insani pasiflestirmek için degil, aktif ve güçlü kilmak için vardir. Allah'a tevekkül eden, Allah'a dayanip sabir ve sebat gösteren insanlardan/topluluklardan daha güçlüsü olabilir mi? Sükrü Hüseyinoglu
|