Çarsamba 23 Mayıs 2012 - 14:24

الأربعاء ٣ رجب ١٤٣٣

چهارشنبه ۳ خرداد ۱۳۹۱ - ۱۵:۵۴

Kullanıcı adı:

Şifre :

Şifremi Hatırla
Şifremi unuttum   aktivasyon
Üye ol
    

Şaban Ayının Duaları Çevresinde

Şu Şaban ayında; bu ayın başından sonuna kadar okunması emredilen "Şabaniye münaacatı"yla Allah Tebarek ve Teala hazretlerine duada bulunup yakardınız mı hiç? Allah Tealâ'nın rububiyet makamını daha iyi bilme ve iman etme yolunda onun pek öğretici ve yüce olan mazmunundan faydalandınız mı hiç? Bu duanın, hz. Emîr -hz. Ali- aleyhisselamla evlatlarının duası olduğu ve bütün mutahhar -masum- imamların -aleyhimusselam- Allah'a bu duayla yakardıkları geçer. Bütün imamların -s- okuduğu ve Allah'a onunla yakardığının belirtildiği pek az dua ve münacaat görülmüştür. Bu münacaat gerçekte insanın, mübarek Ramazan ayına ait vazifeleri kabule hazırlanması ve bu yolda -sorumluluk bilinci kazanarak- uyanması yolunda bir mukaddeme olup, muhtemelen, bilinçli ve uyanmış olan insana orucun saiki ve onun pek değerli semeresini hatırlatan bir uyarıdır.


Mutahhar imamlar aleyhimusselam birçok konuyu dua diliyle beyan buyurmuşlardır. Dua dili; o büyük imamların şeriat hükümlerini beyan ettikleri diğer beyan tarzlarından çok farklıdır. Ruhani meselelerin çoğunu, tabiatötesi meseleler, dakik ilahi konular ve Allah'ı tanımayla ilgili mevzuların önemli bir kısmını dua diliyle beyan buyurmuşlardır. Ama biz duaları sonuna kadar okuyor ve maalesef bu anlamlara dikkat etmiyoruz, esasen -bu dualarla- ne buyurmak istediklerini anlayamıyoruz.


Bu münacaatta şöyle buyrulur: "Ya Rabbim! Dünyadan bütünüyle kopma ve bütün varlığımla sana yönelmeyi nasip et bana! Gönül gözlerimizi seninle görüşmenin nuruyla aydınlat ki gönül gözleri nur perdelerini aşıp Azamet ve Celal madenine ulaşabilsin ve canlarımız  senin yüce ve mukaddes dergahına ait olabilsin!"


"Rabbim! Dünyadan bütünüyle kopma ve bütün varlığımla sana yönelmeyi nasip et bana!",'nın manası şöyle olabilir: Bilinçli înkılâbî insanlar mübarek Ramazan ayı gelmeden önce gerçekte dünya lezzetlerinden kopma ve tamamen uzak durma olan (ki bu tamamen uzak durma, aslında "Allah'tan gayrı herşeyden kopmak"tır) oruca kendilerini hazırlamalı ve amâde olmalıdırlar."Tamamen kopma" olayı öyle kolayca elde edilebilecek birşey değil tabi. İnsanın bütün varlığıyla, Allah'tan gayrısından kopması ve O'ndan başka hiçbirşeye ilgi  duymayacak bir hale gelebilmesi için pek çok egzersize, zahmet, emek, yılmadan uğraşı ve aralıksız bir -eğitim ve terbiye- çalışmaya ihtiyaç vardır. Nefsaniyetten arınmış insânî hasletlerin tamamı, "Allah'tan başka herşeyden kopmak"ta gizlidir. Buna ulaşabilen birisi büyük bir saadete kavuşmuş demektir. Ne var ki, dünyaya zerrece eğilim gösterilmesi halinde "Allah'tan gayrı herşeyden kopma hali"nin gerçekleşmesi imkansız ve muhaldir. Mübarek Ramazan ayının orucunu, kendisinden istenilmiş olduğu üzere adâbınca tutmak isteyen biri, Allah'tan başka herşeyden kopabilmelidir ki -ziyafetullaha- misafir olmanın kaidelerini yerine getirip ev sahibinin makam ve konumunu mümkün olduğunca anlayabilsin. Hz. Resulullah'a -sav- mensup bir hutbede o hazret "Bütün kulların, mübarek Ramazan ayında Allah Teala'nın ziyafetine davetli ve Yüce Yaratıcı'larının misafiri olduğunu" buyurmaktadır: "Ey insanlar! Allah'ın ayı size doğru gelmiş bulunuyor... Siz bu ayda Allah'ın ziyafetine davetlisiniz"


Mübarek Ramazan ayına birkaç gün kaldığı şu sırada iyi düşünün, kendinizi ıslah edip Hak Teala'ya eğilim kazanın; yakışıksız amel ve davranışlarınızdan pişmanlık duyup istiğfar edin, Allah göstermesin, eğer bir günah işlemişseniz mübarek Ramazan ayına girmeden önce tevbe edin; dilinizi Hak Tealâ'ya dua etmeye alıştırın. Mübarek Ramazan ayında sakın gıybette, iftirada bulunmayasınız, kısacası herhangi bir günah işlemeyesiniz sakın!... Rabbânî dergahta -hem de- ilâhî nimetler- den faydalanarak ve üstelik Bâri Tealâ hazretlerinin ziyafetine katılmış olduğunuz halde günaha bulaşmayasınız sakın?! Bu değerli ayda Hak Tealâ'nın ziyafetine davetlisiniz siz; "ziyafetullah"ın davetlilerisiniz hepiniz! Hak Tealâ hazretlerinin görkemli ziyafetine hazırlayın kendinizi. Hiç olmazsa orucun zahiri ve dış görünümünün kural ve kaidelerine sâdık olun (hakiki kural ve kaideler çok başka bir sahadır ki sürekli ve aralıksız zahmet ve kollamaları gerektirir). Orucun anlamı sırf yiyip içmekten uzak duruş değildir, günahlardan da uzak durmak gerekir! Daha işin  başında olan -acemi-ler için orucun ilk kaidelerindendir bunlar(-yoksa;- azamet ve büyüklüğün madenine ulaşmak isteyen gerçek Allah kulları için öngörülüp buyurulmuş olan orucun kaideleri bunlardan çok daha başkadır) sizler hiç olmazsa orucun ilk -henüz başlangıç demek olan- âdab ve erkanına uyun ve midenizi yiyip içmekten alıkoyduğunuz gibi gözünüzü, kulağınızı ve dilinizi de günahtan alıkoyup koruyun. Dilinizi gıybet, töhmet, başkalarını kötüleme ve yalandan korunmaya; kin, kıskançlık ve diğer şeytanî çirkin sıfatları kalbinizden söküp atmaya şimdiden karar verin -ve kararınızı uygulayın- Becerebilirseniz Allah'tan gayrısından kopun, amellerinizi tam bir ihlasla ve riyasız olarak yapın, insan ve cin şeytanlarından koparın kendinizi; ama, göründüğü kadarıyla böylesine değerli bir saadete ulaşmaktan ümitsiz gibiyiz; -o zaman- hiç olmazsa orucunuzun haram ve günahla içiçe olmamasına çaba gösterin. Aksi takdirde orucunuz eğer şer'an sahih -fıkhî açıdan doğru olsa -da- Allah indinde makbul düşmez ve yukarı yükselmez. Amelin yukarı yükselip -Allah indinde- makbul olması, şer'an ve fıkhen- doğru ve sahih olmasından çok farklı bir olaydır. Mübarek Ramazan ayı biter de sizin amel, hal ve davranışlarınızda hiçbir değişim olmazsa; haliniz ve gidişatınız Ramazan öncesinden hiçbir farklılık arzetmezse sizden istenen orucu yerine getirememişsiniz demektir ki, bu durumda tuttuğunuz oruç sıradan ve hayvanî bir oruç olmuş olur.


Allah'ın konukevine davet edilmiş olduğunuz bu mübarek ayda Hak Tealâ'yı tanıyamadıysanız veya O'nu daha iyi tanıyamadıysanız bilin ki ziyafetullaha gereğince katılamamış ve ziyafetin gereğini yerine getirememişsiniz... Unutmayın, "Allah'ın Ayı" olan ve ilahi rahmet kapılarının kullara açık olup rivayet gereğince şeytanların zincire vurulduğu mübarek Ramazan ayında kendinizi ıslah edip düzeltemezseniz, nefs-i emmarenizin kontrolünü ele geçiremezseniz, nefsâni arzu ve isteklerinizi ayaklar altına alıp dünya ve maddiyatla olan ilgi ve ilişkilerinizi kesemezseniz oruç ayı sona erdikten sonra bu meseleleri yerine getirebilmeniz zor olur. Binaenaleyh fırsatı değerlendirin ve bu büyük feyz sona ermeden işlerinizi düzeltip ıslah etmeye, tasfiye edip yoluna koymaya çalışın; oruç ayı vazifelerini yerine getirmeye hazırlayın kendinizi. Şeytanların zincire vurulmuş olduğu bu ayda, tıpkı şeytanın eliyle kurulmuş bir saat gibi bu bir ay boyunca tutup da kendiniz otomatikmen islamın emirlerine aykırı şeylerle meşgul olup günaha girmeyesiniz sakın?!! Kimi zaman âsi ve günahkar insan Hak'tan uzaklaşma ve fazla günah işleme neticesinde karanlığa ve cehalete öylesine saplanmaktadır ki, şeytanın vesvesesine bile gerek kalmamaktadır artık, bizzat kendisi şeytanın rengine bürünüvermektedir! "Sıbgatulah", şeytanın sıbgasının -renginin- karşı noktasındadır, nefsinin istekleri peşinden koşan ve şeytana itaat eden kimse tedricen şeytanın rengini almaya başlar. Hiç olmazsa bu bir ay boyunca kendinizi kontrol etmeye karar verin, Allah Tebarek ve Tealâ hazretlerinin razı olmayacağı söz ve davranışlardan sakının. Mübarek Ramazan ayında gıybet, iftira ve başkalarını kötülemekten sakınacağınıza; dilinizi, gözünüzü, elinizi, kulağınızı ve diğer organlarınızı kendi irade ve kontrolünüz altına alacağınıza dair burada şimdiden Rabbinizle ahitleşip söz verin. Amelinizi ve sözlerinizi kontrol altına alın; bizzat bu iyi ameliniz Allah Tebarek ve Tealâ hazretlerinin size lütfetmesine ve O'nun inayetini kazanmanıza neden olabilir; şeytanların zincirlerinin çözüldüğü oruç ayı tamamlandıktan sonra siz artık ıslah olup düzelmiş olabilirsiniz, bir daha şeytanın oyununa gelmeyebilir, tertemiz kalabilirsiniz. Yine tekrar ediyorum; bu  mübarek Ramazan boyunca otuz gün dilinize, gözünüze, kulağınıza ve diğer organlarınıza hakim olmaya karar verin ve yapmak istediğiniz amelin, dilinize getirmek istediğiniz sözün, duymakta olduğunuz mevzunun şer'î açıdan nasıl bir hüküm taşıyor olduğuna daima dikkat edin. Orucun birincil ve görünüşteki âdabıdır bu; hiç olmazsa orucun bu görünüşteki adâbına samimiyetle uyun. Birinin gıybette bulunmak istediğini görürseniz onu engelleyin ve "bu otuz Ramazan günü boyunca haram şeylerden sakınmaya söz verdik biz!" deyin; -yine de- onu gıybetten vazgeçiremezseniz orayı terkedin, oturup dinlemeyin. Müslümanlar sizin elinizden amanda olmalıdır; eğer müslümanlar birinin elinden, dilinden ve gözünden amanda değillerse o kimse gerçekte müslüman değildir artık; görünüşte ve sadece şekil itibarıyla müslümandır o; görünüşte "lailaheillallah" demiştir böyle biri. Allah göstermesin, birine karşı densizlikte bulunmaya, hakaret etmeye, gıybetini yapmaya yeltenecek olursanız Rabbinizin huzurunda bulunduğunuzu hatırlayın ve Yüce Allah'ın misafiri olduğunuzu bilin! Bilin ki Hak Tealâ'nın -cc- huzurunda O'nun kullarına edepsizlikte bulunmaktasınız ki, Allah'ın kuluna edepsizlikte bulunmak da, Allah'a edepsizlikte bulunmaktır! Allah'ın kullarıdır bunlar; hele ilim ehli iseler; hele ilim ve takva yolunda yürüyen insanlarsa... Bazen bir bakıyorsunuz insan bu gibi işlerle öyle bir noktaya varıyor ki ölüm anında Allah'ı yalanlayıveriyor, Allah'ın ayetlerini inkar ediveriyor: "Sonra, kötülük yapanların uğradığı son, Allah'ın ayetlerini yalan saymaları ve onları alay konusu edinmeleri dolaysıyla çok kötü oldu" Bu işler tedricen olur; bugün doğru olmayan bir görüş -öne sürersiniz- yarın bir kelime gıybet-te bulunursunuz-, ertesi gün bir müslümana terbiyesizlik edersiniz, derken -böylece- yavaş yavaş bu günahlar kalpte yığılıverir ve kalbi karartarak insanı Allah'ı tanımaktan alıkoyar, derken öyle bir noktaya varır ki herşeyi inkar ederek hakikatleri yalanlar.


Bazı ayetlerde bildirildiği ve bazı rivayetlerde de belirtildiği üzere insanın amelleri hz. Resulullah'la -sav- mutahhar imamlara -s- sunulur ve onların mübarek nazarından -kontrolünden- geçer, o hazret sizin amellerinize bakar da hep hata ve günahla dolu olduğunu görürse ne kadar rahatsız olur, ne kadar üzülür -biliyor musunuz?!- Allah Resulü'nün -sav- rahatsız olup üzülmesini istemeyin; o hazretin mübarek kalbinin kırılıp -gönlünün- mahzun olmasına rıza göstermeyin. O hazret sizin amel defterinizin müslümana karşı hep gıybet, töhmet, iftira ve kötülemeyle dolu olduğunu ve sizin bütün ilginizin dünyaya ve maddiyata yönelik bulunduğunu, kalplerinizin buğz, hased, kin ve yekdiğerinize karşı kötümserlikle dolup taştığını görecek olursa Allah Tebarek ve Tealâ ve Allah'ın melekleri karşısında mahçubiyet duyarak ümmetinin ve kendisini izleyenlerin Allah'ın nimetlerine karşı nankörlükte bulunup, Allah Tebarek ve Tealâ'nın emanetine karşı böylesine küstahça ve gemi azıya almışçasına -bir tuğyanla- ihanet ediyor olmasından utanabilir. İnsanla ilgisi olan biri, insanın hizmetçisi dahi olsa, uygunsuz ve aykırı bir şey yapacak olursa insanın utanmasına ve mahçup duruma düşmesine neden olur. Siz -de- hz. Resulullah'la -sav- ilgilisiniz, dînî ilmiye medreselerine girmek suretiyle kendinizi islam fıkhı, hz. Resul-ü Ekrem -sav- ve Kur'an-ı Kerim'le ilgili kılmış bulunuyorsunuz, eğer çirkin bir amel işlerseniz o hazreti incitir, çok ağırına gider; Allah Resulü -sav- ve mutahhar imamların -s- tedirgin ve mahzun olmalarına rıza göstermeyin.


İnsanın  kalbi tıpkı ayna gibi berrak ve apaydındır ve dünyaya aşırı ilgi duyup fazla günah işleme neticesinde kararır, ama insan hiç olmazsa orucu Hak Teala için riyasızca ve tam bir ihlasla tutarsa (diğer ibadetler ihlasla olmasın demiyorum, bütün ibadetlerin riyasız ve ihlasla yapılması gerekir zaten); şehvetlerden çekinme, lezzetlerden sakınma ve Allah'tan gayrısından kesilip kopma olan bir ibadeti -orucu- şu bir ayda iyi bir şekilde yerine getirebilirseniz Allah Teala'nın lütfuyla kalbinizin aynasının siyahlığını gideriverir ve umulur ki tabiat alemiyle dünyevî lezzetlerden yüzçevirip vazgeçmenizi ve "Kadir Gecesi"ne gireceğiniz sırada; o gece evliyalarla müminlerde hasıl olan nurâniyetleri elde etmenizi sağlar.


İşte böyle  bir orucun mükafaatı ise Allah'tır, nitekim şöyle buyurmaktadır: "Oruç benim içindir ve onun mükafaatını da ben veririm" Böyle bir orucun ödülü de bundan başka birşey olamaz. Böyle bir oruç karşılığında Naim cennetleri değersiz olup, onun mükafaatı olarak addedilemez. Ama insan tutar da, oruçluyum, diyerek yiyeceğe yumduğu ağzını insanların gıybetini yapmaya açarsa ve akşam sohbetleri için vakit ve fırsatın daha elverişli olduğu mübarek Ramazan ayı gecelerinde gıybet, iftira ve müslümanlara  hakaretle sabahlarsa eline hiçbir şey geçmez ve hiçbir -hayırlı netice- kazanamaz. Bilakis, böyle oruç tutan biri, Hakk'ın ziyafet sofrasında misafir olarak bulunmanın usul ve erkanına uymamış ve kendi velinimetinin hakkını zayi etmiş olur; öyle bir velinimet ki, insanı yaratmadan önce onun için gerekli olan bütün huzur, rahatlık ve yaşam gereçlerini hazırlayıp amâde etmiş, tekamül gereçlerini amâde etmiş -ve bu cümleden olmak üzere- insanların hidayeti için peygamberleri göndermiş, semavî kitaplar indirmiş, insanı azametin madeni ve en güzel nura ulaştırabilmek için -ona- güç vermiş, akıl ve idrak lütfetmiş, kerametler buyurmuştur; şimdi de kullarını kendi konukevine davet ederek O'nun nimet sofrasına oturmalarını, ellerinden ve dillerinden geldiğince hazret-i Hak Teala'nın şükrünü yerine getirmelerini istemiştir. Kullarının O'nun nimet sofrasından yararlanıp kendilerine verilen huzur ve rahatlık nimetlerinden faydalanmaları -sonra da tutup- efendileri olan bu sofra sahibine karşı muhalefette bulunup O'nun aleyhine kıyam etmeleri ve kendilerine lütfetmiş olduğu araç gereçleri O'nun aleyhine ve O'nun isteğine aykırı şekilde kullanmaları doğru mudur? İnsanın, efendisinin sofrasına oturması ve velinimeti olan muhterem ev sahibine karış edepsizce ve küstahça davranışlarıyla saygısızlıkta bulunup hakaret etmesi, ev sahibinin karşısında pek çirkin ve yakışıksız düşen şeyler yapması kadir- kıymet bilmemezlik değil midir?


Misafir en azından ev sahibini tanımalı, onun konum ve mevkiine vakıf olmalıdır; -çağrıldığı- meclisin usul ve edebini bilmeli, ahlâk ve nezakete aykırı bir davranışta bulunmamaya özen göstermelidir. Yüce Allah'a misafir olan kimse hazreti Zülcelal'in yüce tanrılık mevkii ve konumuna vakıf olmalıdır. İmamlar aleyhimusselamla büyük ilahi peygamberlerin daima daha iyi tanımaya ve daha mükemmel bir şekilde vakıf olmaya çalıştığı ve böylesine bir nur ve azamet madenine ulaşabilmeyi hep arzuladıkları bir mevki ve konumdur bu: "Ya Rabbi! "Gönül gözlerimizi seninle görüşmenin nuruyla aydınlat ki gönül gözleri nur perdelerini aşıp Azamet ve Celal madenine ulaşabilsin ve canlarımız senin yüce ve mukaddes dergahına ait olabilsin"


Buradaki "ziyafetullah" "azametin madeni"dir. Allah Tebarek ve Teala hazretleri kullarını nur ve azamet madenine davet etmektedir; ama kul, layık olmazsa, böylesine görkemli ve muhteşem bir makama giremeyecektir. Allah Teala hazretleri -cc- kullarını bütün hayırlar ve iyiliklere ve birçok manevî ve ruhânî lezzetlere davet etmiştir, ama onlar böylesine yüce makamlarda bulunmaya hazırlıklı olmazlarsa o makamlara adım atamazlar tabi. Ruhi kirlilik ve pisliklerle, ahlâkî rezaletlerle, kalbî ve bedenî günahlarla Allah Tealâ'nın -cc- yüce huzuruna nasıl çıkılır?! "Azametin Madeni" olan "Rabler Rabbi"nin dergahına -bu halde- nasıl varılır?! -Bu iş- liyakat ister, hazırlık ister. Zulmâni hicaplarla -perdelerle- örtülmüş olan kirli kalpler ve şu yüzükara halimizle bu ruhâni mana ve hakikatleri idrak edebilmemiz mümkün değildir. Bu örtülerin yırtılması gerekir, kalplere gerilmiş ve Allah'ın vuslatına ermeye mani olmuş bulunan bu karanlık ve aydınlık perdelerin kenara itilmesi gerekir; ancak o zaman Allah'ın nurlu ve görkemli davet mekanına girilebilir işte.



Total Visit: 250
Total Rank: 0
Total Rankers: 0
Total Comments: 0

Oy vermek için yetkiniz yok. Lütfen giriş yapınız.