| SUFİLER Sufiler, VII/XIII. ve VIII/XIV. yüzyıllarda büyük bir güce sahiptiler. Tasavvuf gün geçtikçe büyük bir revaç buluyordu. VI/XII. yüz¬yıl sonlarında ve VII/XIII. yüzyılın başlarında irfanda iki büyük ekol vardı. Bu ekollerin her birine büyük şeyhlerden bir grup nispet edilmek¬teydi. Birincisi Kubreviyye tarikatı, yani Şeyh Necmuddîn-i Kubrevî’nin taraftarları doğuda idi. İkinci tarikat da Suhreverdiyye tarikatı, yani Şeyh Şihâbuddîn Ebû Hafs Ömer b. Muhammed Suhreverdî’nin müritleri ve ta¬raftarları batıda idi. Bu iki büyük tarikatın önderleri ve taraftarları VIII/XIV. yüzyıla kadar İran’da ünlüydüler ve İran tasavvufunda büyük bir etki oluşturdular. Nitekim bunlardan bir kısmının ismini VII/XIII. ve VIII/XIV. yüzyılın tasavvuf büyükleri arasında saymak gerekir. Moğol saldırıları karmaşıklığı içinde bulundukları yerleri veya eğitim merkezlerini terk etmeye yanaşmayan Şeyh Necmuddîn-i Kubrâ, Şeyh Ferîduddîn Attâr vb. büyük şeyhlerden bir kısmı katledildiler veya o yakın zaman içinde öldüler. Diğer bir kısmı ise kendilerini savaş meydanından kurtarabildi ve Anadolu, Şam, Fars, Kirmân, Sind, Hint vilayetleri vb. bölgeler gibi yeni kültür sığınaklarına kendilerini atıp irşad alanlarını yeni mekanlarda geliştirebildiler. Katliamdan kurtulmuş olan şehir ve bölge¬lerdeki şeyh ve ariflerden bir grubun kalmış olması, hankahların gelene¬ğinin korunması, tasavvuf temellerinin gözetilmesi ve gelecek nesiller arasında onun yaygınlaşması için güzel bir araçtı. Tasavvuf, VII/XIII. ve VIII/XIV. yüzyıllarda biraz da ilmî yola ve tah¬lil ve tevcih üslubuna yöneldi. Bu dönemden önce Aynu’l-kudât-i Hemedânî gibi büyük sufiler aracılığıyla başlatılmış olan bu hareket, VII/XIII. yüzyılın başlarında daha geniş bir yaygınlık kazandı ve tasavvuf şeyhlerinin en iyilerinden bazılarının eğitimi ile meşgul olan Şeyh Necmuddîn-i Kubrâ (618/1221’de öldürüldü), Menhâcu’s-Salikîn, Istılâhu’s-Sûfiyye, Âdâbu’s-Sulûk, Âdâbu’l-Murîdîn gibi önemli eserlerini telif ederek tasavvufun bazı esaslarını ve temellerini, sufilerin adabını söz konusu ederek açıklayıp düzenledi. Onun ekolunun takipçileri arasından da Şeyh Necmuddîn-i Râzî (ö.654/1256) ve Sa’duddîn Hamevî (ö.650/1252) gibi kimseler onun hareketini devam ettirdiler. Aynı za¬manda diğer tarikatlardan da Şihâbuddîn Ebû Hafs Ömer b. Muhammed Suhreverdî (ö.632/1234) gibi büyük şeyhler, eserlerinde tasavvuf esasla¬rını düzenlemeyle uğraştılar. Fakat tüm bunlar arasından tasavvufa ilmî bir şekil verme noktasında daha çok pay sahibi olan kişi Muhyuddîn İbni’l-Arabî-yi Endelusî olarak bilinen Muhammed b. Ali b. Muhammed (ö.638/1240) olup Fusûsu’l-Hikem ve Futûhâti’l-Mekkiyye adlı kitapları, çok önemli irfanî kitaplardandır. Bunlara birçok şerhler yazılmıştır. İbnu’l-Arabî’nin ünlü öğrencisi Sadruddîn-i Konevî (ö.673/1274), Fukûk, Miftâhu’l-Gayb ve Nefahâtu İlâhiyye gibi kitapların sahibidir. Konevî’nin öğrencisi Fahruddîn İbrahim-i Irâkî (ö.688/1289), İbnu’l-Arabî’nin öğre¬tilerini iyice kavradıktan sonra Lema‘ât adlı kitabını yazdı. Câmî’nin Eşi‘âtu’l-Lema‘ât adlı eseri buna yapılmış bir şerhtir. Bu şekilde tasavvuf VII/XIII. ve VIII/XIV. yüzyıllarda nazarî bir hale ve öğretilmeye değer bir şekle geldi. yani “hal”den “kal”a geri geldi ve tevcihî ve felsefî tasavvuf olarak nitelenebilecek irfanın şeklini değiştirdi. Bu da tasavvuf esaslarının ve kurallarının edebiyatta özellikle de şiirde kapsamlı bir etki oluşturma¬sına ve tasavvufî eserlere özgü olmaktan çıkmasına bir başlangıç oldu. Bu filozof arifler grubu karşısında bir başka sufi grup bulunmaktaydı. Bunlar için aklî konulara girmek rahat ise de savaşın zor yolunu istidlalin tahta ve dayanıksız adımına teslim etmek yerine öncekiler gibi zevk ve vecd bineğine bindiler ve zihin penceresini istidlal ve felsefeye dayanan hüzün ve sıkıntı verici konular üzerine bağladılar. Bu gurptan VII/XIII. yüzyıl başları büyük şair ve sufisi Ferîduddîn Muhammed Attâr-i Nişâbûrî (618/1221’de öldürüldü), Celâluddîn Muhammed Belhî (ö.672/1273) ve babası Bahâuddîn Muhammed b. Hüseyin Hatîbî-yi Belhî (ö.628/1230), Seyyid Burhânuddîn Muhakkik-i Tirmizî (ö.638/1240), Şemsuddîn Mu¬hammed b. Ali Tebrîzî (görüldüğü kadarıyla 645/1247’te öldürüldü), Salâhaddîn Zerkub-i Konevî (ö.657/1258), Husâmuddîn Çelebi (ö.687/1288) ve Mevlânâ’nın oğlu Sultan Veled (ö.712/1312) gibileri say¬mak mümkündür. İran Suhreverdîleri, Hint veya Moltân Suhreverdîleri olarak ayrılan ve Şeyh Şihâbuddîn Ebû Hafs Ömer b. Muhammed Suhreverdî’ye mensup olan Suhreverdiyye tarikatından VII/XIII. ve VIII/XIV. yüzyıllarda Evhaduddîn-i Kirmânî (635/1237), Necîbuddîn Buzguş-i Şîrâzî (ö.678/1279), Muşerref b. Muslih Sa’dî-yi Şîrâzî (ö.691/1291 veya 690/1290) gibi büyük şeyhler ortaya çıktı. Kerrubiyye tarikatından ve Necmuddîn-i Kubrâ öğretilerinden de Şeyhu’l-islam Seyfuddîn-i Bâharzî (ö.658/1259), Cemâluddîn-i Gîlî (ö.651/1253), Şeyh Sa’duddîn Muham¬med Hummuyyî (ö.650/1252), Baba Kemâl-i Cendî, Raziyuddîn Ali Lâlî (ö.642/1244), Şeyh Necmuddîn-i Dâye (ö.654/1256), Mevlânâ’nın babası Bahâuddîn Muhammed (ö.628/1230) gibi büyük arifler ortaya çıktılar. Bu dönemin diğer ünlü ariflerinden Şeyh Emînuddîn-i Belyânî, Hâcû-yi Kirmânî (ö.753/1352), Hâce Şemsuddîn Muhammed Hâfız-i Şîrâzî (ö.792/1390), Seyfuddîn Muhammed-i Fergânî, Evhadî-yi Marâgaî (ö.738/1337), Kemâluddîn Mes‘ûd-i Hucendî (ö.792/1390), Muhammed Şîrîn-i Magribî (ö.809/1406) ve Şeyh Alau’d-devle-i Simnânî (ö.736/1335) gibilerini saymak gerekir. |