Çarsamba 23 Mayıs 2012 - 14:22

الأربعاء ٣ رجب ١٤٣٣

چهارشنبه ۳ خرداد ۱۳۹۱ - ۱۵:۵۲

Kullanıcı adı:

Şifre :

Şifremi Hatırla
Şifremi unuttum   aktivasyon
Üye ol
    

 
     

 ŞUARÂ SURESİ

     

Mekkîdir, iki yüz yirmi yedi âyettir.     

(224.  âyetten sonuna kadar olan âyetler Medenîdir. Sûrenin sonunda şairler yerilmede,  ancak inanan ve iyi işlerde bulunup Tanrıyı çok ananları istisna edilmektedir.  Bu bakımdan sûreye şairler anlamına gelen  Şuarâ sûresi denmiştir.)     

Rahman ve Rahîm Allah Adıyla     

1- Tâ sîn mîm.     

2- Bunlardır gerçekle bâtılı açıklayan kitabın âyetleri.     

3- Kendine kıyacaksın inanmıyorlar diye âdetâ.     

4- Dileseydik gökten bir delîl indirirdik onlara, onun karşısında başlarını  eğerlerdi, kalakalırlardı.     

5- Rahman katından, Kur'ân'ın yeni bir âyeti indi mi, hemen yüz çevirirler ondan.     

6- Gerçekten de yalanladılar, artık yakında alay ettikleri şeyin haberleri gelip  çatacak onlara.     

7- Bakmazlar mı yeryüzüne, nice güzelim nebatlar bitirdik çifter-çifter orada.     

8- Bunda bir delil var elbette ve çoğu inanmaz gene de.     

9- Ve şüphe yok ki Rabbin, elbette üstündür, rahîmdir.     

10- An  o zamanı ki hani Rabbin, Mûsâ'ya, git zâlimler topluluğuna diye nidâ etmişti,     

11- Firavun'un  kavmine, hâlâ mı çekinmeyecekler?     

12- Mûsâ,  Rabbim demişti, gerçekten de beni yalanlarlar diye korkuyorum.     

13- Gönlüm  daralır, dilim açılmaz, sen Hârûn'u gönder.     

14- Ve  bir de onlara karşı suçum var, korkarım, öldürürler beni.     

15- Rab,  hayır dedi, ikiniz de, delillerimizle gidin, şüphe yok ki biz, sizinleyiz, her  şeyi duyarız.     

16- Firavun'un  tapısına geldiler de biz dediler, şüphe yok ki âlemlerin Rabbinin  peygamberleriyiz.     

17- İsrâiloğullarını  bizimle gönder.     

18- Firavun,  sen dedi, çocukken içimizde büyüyüp yetişmedin mi ve ömrünün nice yılını  aramızda geçirmedin mi?     

19- Ve  o yaptığın işi de yaptın ve sen, nankörlerdensin.     

20- Mûsâ,  o işi yaptım ama dedi, o vakit cahillerdendim.     

21- Korktuğumdan  da hemen kaçtım sizden, derken Rabbim bana peygamberlik verdi ve beni,  peygamberler zümresine aldı.     

22- Verdiğin  nîmeti başıma kakıyorsun ama bu da, İsrâiloğullarını kendine kul edindiğinden  meydana gelen bir şeydi.     

23- Firavun,  âlemlerin Rabbi ne der ki dedi.     

24- Mûsâ,  göklerin ve yeryüzünün ve ikisinin arasındakilerin Rabbi, dedi, iyice bilip  anlıyorsanız.     

25- Firavun,  etrafındakilere, işitiyor musunuz? dedi.     

26- Mûsâ,  sizin de Rabbinizdir dedi, sizden önce gelip geçen atalarınızın da Rabbi.     

27- Firavun,  gerçekten de dedi, size gönderilen peygamberiniz, mutlaka deli.     

28- Mûsâ,  doğunun da Rabbidir dedi, batının da ve ikisi arasında bulunanların da düşünüp  akıl ediyorsanız.     

29- Firavun,  eğer dedi, benden başka bir mâbut kabûl edersen seni mutlaka zindana  atılmışlara katarım, hapsederim.     

30- Mûsâ,  ya sana dedi, apaçık bir delil gösterirsem,     

31- Firavun,  doğru söyleyenlerdense hadi dedi, göster onu.     

32- Mûsâ,  sopasını attı, sopa hemen apaçık görünen koca bir ejderhâ oldu.     

33- Elini  koynundan çıkardı, derhal bakanlara parıl parıl parlayan bembeyaz bir el  göründü.     

34- Firavun,  yanındaki ileri gelenlere, gerçekten de dedi, bu, pek bilgili bir büyücü.     

35- Sizi,  büyüsüyle yurdunuzdan çıkarmak istiyor, ne buyurursunuz şimdi?     

36- Ona  ve kardeşine bir zaman mühlet ver dediler ve şehirlere, büyücüleri toplayıp  getirecek adamlar yolla da.     

37- Adamakıllı  bilgili bütün büyücüleri tapına getirsinler.     

38- Muayyen  bir günün muayyen bir zamânında büyücüler toplandı.    

39- Halka  da denildi ki siz de toplanıyor musunuz?     

40- Umarız  ki üst gelirlerse biz de büyücülere uyarız.     

41- Derken  büyücüler gelince Firavun'a üst gelirsek dediler, bize bir mükâfat var mı?     

42- Firavun,  evet dedi, siz o zaman yakınlarımdan olursunuz.     

43- Mûsâ,  onlara, atacağınız şeyleri atın dedi.     

44- İplerini  sopalarını attılar ve Firavun'un yüceliği hakkı için dediler, biz elbette üst  olacağız.     

45- Derken  Mûsâ da sopasını attı, sopa, hemen onların düzüp meydana getirdiği şeyleri  yutmaya başladı.     

46- Büyücüler,  derhal secdeye kapandılar.     

47- Alemlerin  Rabbine inandık dediler.     

48- Mûsâ  ve Hârûn'un Rabbine.     

49- Firavun,  size izin vermeden inandınız ha dedi, şüphe yok ki o, sizin büyüğünüz, büyüyü o  öğretti size; şimdi anlarsınız siz, mutlaka ellerinizi, ayaklarınızı çaprazvari  kestireceğim ve hepinizi de astıracağım.     

50- Zararı  yok dediler, şüphe yok ki biz, dönüp Rabbimize varacağız.     

51- İlk  inananlardan olduğumuz için umarız ki Rabbimiz hatâlarımızı yarlıgar.      

52- Ve  Mûsâ'ya, kullarımı geceleyin yola çıkar, şüphe yok ki ardınızdan gelecekler  diye vahyettik.     

53- Firavun,  şehirlere asker toplayan adamlar yolladı.     

54- Bunlar,  hiç şüphe yok azlık bir topluluk.     

55- Ve  hiç şüphe yok ki gene de bizi kızdırmadalar.     

56- Bizse  onların şerrine karşı uyanık ve kuvvetli bir topluluğuz diye haberler gönderdi.     

57- Derken  onları bahçelerden, kaynaklardan sürüp çıkardık.     

58- Ve  defînelerden ve güzelim yerlerden ettik.     

59- Böyle  işte ve oralara İsrâiloğullarını mîrasçı kıldık.     

60- Firavun'a  uyanlar, gün doğunca İsrâiloğullarının artlarına düştüler.     

61- İki  topluluk da birbirini görünce Mûsâ'nın arkadaşları dediler ki: Mutlaka bize  yetişecekler.     

62- Mûsâ,  hayır dedi, şüphe yok ki Rabbim bana yol gösterecek.     

63- Derken  Mûsâ'ya, sopanı denize vur diye vahyettik. Vurunca deniz hemen yarıldı ve her  parçası, koca bir dağa döndü.     

64- Öbürlerini  buraya yaklaştırdık.     

65- Mûsâ'yı  ve onunla berâber bulunanların hepsini kurtardık.     

66- Sonra  öbürlerini sulara garkettik.     

67- Şüphe  yok ki bunda bir delil var, fakat halkın çoğu inanmaz.     

68- Ve  şüphe yok ki Rabbin, elbette üstündür, rahîmdir.     

69- Onlara  oku İbrâhim'e âit haberi.     

70- Hani  atasına ve kavmine, neye tapıyorsunuz demişti.     

71- Putlara  tapıyoruz dediler ve onlara kulluk edip durmadayız.     

72- Çağırdığınız  vakit dedi, duyuyorlar mı?     

73- Yahut  size bir faydaları var mı, bir zarar veriyorlar mı?     

74- Hayır  dediler, atalarımızı böyle bulduk, böyle yapıyordu onlar.

75- Şimdi  gördünüz mü dedi, neye kulluk ediyorsunuz.      

76- Siz  ve çok daha önce gelip geçen atalarınız.     

77- Hiç  şüphe yok ki artık, âlemlerin Rabbinden başka onlar, bana düşman.     

78- Âlemlerin  Rabbi, öyle bir mâbuttur ki beni yaratmıştır ve odur doğru yolu gösteren bana.     

79- Ve  öyle bir mâbuttur ki beni doyurur ve suya kandırır.     

80- Ve  hastalandığım zaman o şifâ verir bana.     

81- Ve  öyle bir mâbuttur ki beni öldürür, sonra da diriltir.     

82- Ve  öyle bir mâbuttur ki kıyâmet gününde umarım, hatâmı da yarlıgar.     

83- Rabbim,  bana peygamberlik ver ve beni temiz kişilere kat.     

84- Sonra  gelenler arasında da güzel bir adsan ver bana, doğrulukla andır beni.     

85- Beni  Naîm cennetinin mîrasçılarından et.     

86- Atamı  da yarlıga, şüphe yok o, sapıklardan.     

87- Utandırma  beni insanların dirilecekleri günde.     

88- O  günde ki ne mal fayda verir o gün, ne evlât.     

89- Ancak  Allah'a, şirkten ve şüpheden arınmış bir gönülle gelen faydalanır.     

90- Ve  cennet, o gün, çekinenlere yaklaştırılmıştır.     

91- Ve  cehennem, azgınlara gösterilmiş, meydana çıkarılmıştır.     

92- Ve  onlara, nerede kulluk ettikleriniz denilmiştir,     

93- Allah'ı  bırakıp da tapıyordunuz onlara, size yardım ediyorlar mı, yoksa kendilerine bir  yardımda bulunuyorlar mı?     

94- Hepsi  de, birbiri üstüne, baş aşağı cehenneme atılmışlardır tapanlar da, tapılanlar  da.     

95- Ve  İblîs'in bütün ordusu da.     

96- Orada  birbirleriyle çekişerek derler ki.     

97- Allah  hakkı için gerçekten de biz, apaçık bir sapıklık içindeydik.     

98- Sizi,  âlemlerin Rabbiyle bir tuttuğumuz zaman.     

99- Bizi,  ancak o mücrimler saptırdı.     

100- Artık  ne şefâatçilerden bir şefâatçi var bize.     

101- Ne  bir can dostu.     

102- Ne  olurdu bir kere daha dünyâya dönebilseydik de inananlardan olsaydık.     

103- Şüphe  yok ki bunda bir delil var, fakat halkın çoğu inanmaz.     

104- Ve  şüphe yok ki Rabbin, elbette üstündür, rahîmdir.     

105- Nûh  kavmi de peygamberleri yalanladı.     

106- Hani,  kardeşleri Nûh, onlara demişti ki: Hâlâ mı çekinmezsiniz?     

107- Şüphe  yok ki ben, size emin bir peygamberim.     

108- Artık  Allah'tan çekinin ve itâat edin bana.     

109- Ve  ben, tebliğime karşılık bir mükâfât istemem sizden, benim mükâfâtım, ancak  âlemlerin Rabbine âit.     

110- Artık  Allah'tan çekinin ve itâat edin bana.     

111- Dediler  ki: Sana, aşağılık kişiler uymuş, biz de mi inanalım sana?     

112- Nûh,  benim onların yaptıklarına dâir bir bilgim yok dedi.     

113- Onların  hesâbı ancak Rabbime âittir eğer anlarsanız.

114- Ve  ben, inananları kovamam.      

115- Ben  ancak, apaçık bir korkutucuyum.     

116- Ey  Nûh dediler, bu işten vazgeçmezsen seni mutlaka taşlarız.     

117- Rabbim  dedi, gerçekten de kavmim, yalanladı beni.     

118- Sen,  onlarla benim aramda hükmet ve beni de kurtar, inananlardan benimle berâber  bulunanları da.     

119- Derken  onu da o dopdolu gemiyle kurtardık, onunla berâber bulunanları da.     

120- Sonra  da onlardan başka geri kalanları sulara garkettik.     

121- Şüphe  yok ki bunda bir delil var, fakat halkın çoğu inanmaz.     

122- Ve  şüphe yok ki Rabbin, elbette üstündür, rahîmdir.     

123- Âd  kavmi de peygamberleri yalanladı.     

124- Hani  , kardeşleri Hûd, onlara demişti ki: Hâlâ mı çekinmezsiniz?     

125- Şüphe  yok ki ben, size emin bir peygamberim.     

126- Artık  Allah'tan çekinin ve itâat edin bana.

127- Ve  ben, tebliğime karşılık bir mükâfât istemem sizden, benim mükâfâtım, ancak  âlemlerin Rabbine âit.      

128- Siz,  her yüksek tepede, ihtiyâcınız olmayan bir yapı kurarak eğlenip durur musunuz?     

129- Sağlam  yapılar, kaleler yaparsınız da ebedî kalacağını mı umarsınız?     

130- Tutup  yakaladığınızı cebbarcasına mı yakalarsınız?     

131- Artık  Allah'tan çekinin ve itâat edin bana.     

132- Çekinin  o mâbuttan ki bildiğiniz nîmetleri vererek yardım etti size.     

133- Yardım  etti size hayvanlar ve evlât vererek.

134- Ve  bahçeler ve kaynaklar ihsân ederek.      

135- Şüphe  yok ki ben, o pek büyük günün azâbı size gelip çatacak, ondan korkuyorum.     

136- Bizce  bir dediler, istersen öğüt ver bize, istersen öğüt verenlerden olma.     

137- Bu,  önce gelip geçenlerin uydurmalarından başka bir şey değil.     

138- Ve  biz, azâba uğratılmayacağız.     

139- Derken  onu yalanladılar, biz de onları helâk ettik. Şüphe yok ki bunda bir delil var,  fakat halkın çoğu inanmaz.     

140- Ve  şüphe yok ki Rabbin, elbette üstündür, rahîmdir.     

141- Semûd  kavmi de peygamberleri yalanladı.     

142- Hani,  kardeşleri Sâlih, onlara demişti ki: Hâlâ mı çekinmezsiniz?     

143- Şüphe  yok ki ben, size emin bir peygamberim.     

144- Artık  Allah'tan çekinin ve itâat edin bana.     

145- Ve  ben, teblîğime karşılık bir mükâfât istemem sizden, benim mükâfâtım, ancak âlemlerin  Rabbine âit.     

146- Burada  emin bir halde bırakılacak mısınız?     

147- Bağlarda,  kaynaklarda.     

148- Ekinler  içinde, tomurcukları nazik, yumuşak hurmalıklar yanında.     

149- Ve  büyük bir akılla, ustalıkla dağlarda evler yontmadasınız.     

150- Artık  Allah'tan çekinin ve itâat edin bana.     

151- Aşırı  gidenlerin emrine uymayın,     

152- o  aşırı gidenler ki yeryüzünde bozgunculuk ederler de ıslâh etmezler.

      153- Sen  dediler, ancak büyülenmiş kişilerdensin.      

154- Bizim  gibi bir insandan başka bir şey de değilsin sen. Doğru söyleyenlerdensen bir  delil göster bize.     

155- Bu  dedi, dişi bir deve; su içme hakkı, bir gün onun, malûm bir gün de su içme  hakkı sizin.     

156- Ve  ona kötülükle dokunmayın, sonra pek büyük bir günün azâbı, helâk eder sizi.     

157- Ayaklarını  kesip öldürdüler onu da nâdim oldular.     

158- Azap,  onları helâk ediverdi. Şüphe yok ki bunda bir delil var, fakat halkın çoğu  inanmaz.     

159- Ve  şüphe yok ki Rabbin, elbette üstündür, rahîmdir.     

160- Lût  kavmi de peygamberleri yalanladı.     

161- Hani,  kardeşleri Lût, onlara demişti ki: Hâlâ mı çekinmezsiniz?     

162- Şüphe  yok ki ben, size emin bir peygamberim.     

163- Artık  Allah’tan çekinin ve itâat edin bana.     

164- Ve  ben, tebliğime karşılık bir mükâfât istemem sizden, benim mükâfâtım, ancak  âlemlerin Rabbine âit.     

165- Siz,  insanlardan erkeklere yaklaşıyor da.     

166- Rabbinizin,  sizin için yarattığı eşlerinizi bırakıyor musunuz? Hayır, siz, haddi aşmış bir  topluluksunuz.     

167- Ey  Lût dediler, bu işten vazgeçmezsen seni mutlaka şehrimizden çıkarırız.     

168- Şüphe  yok ki dedi, ben, sizin yaptığınızdan nefret etmedeyim, onu kınamadayım.     

169- Rabbim,  beni de onların yaptıkları işin azâbından kurtar, âilemi de.     

170- Derken  onu da kurtardık, bütün âilesini de.

      171- Ancak  bir kocakarı, geri kalanların içindeydi.     

172- Sonra  berikileri mahvettik.     

173- Üstlerine  öylesine bir yağmur yağdırdık ki, ne de kötüdür korkutulanlara yağdırılan  yağmur.     

174- Şüphe  yok ki bunda bir delil var, fakat halkın çoğu inanmaz.     

175- Ve  şüphe yok ki Rabbin, elbette üstündür, rahîmdir.     

176- Ashâb-ı  Eyke de peygamberleri yalanladı.     

177- Hani  Şuayb, onlara demişti ki: Hâlâ mı çekinmezsiniz?     

178- Şüphe  yok ki ben, size emin bir peygamberim.     

179- Artık  Allah'tan çekinin ve itâat edin bana.     

180- Ve  ben, tebliğime karşılık bir mükâfât istemem sizden, benim mükâfâtım, ancak  âlemlerin Rabbine âit.     

181- Ölçeği  tam ölçün, eksik ölçenlerden olmayın.     

182- Doğru  terâziyle tartın.     

183- İnsanların  haklarından hiçbir şeyi eksiltmeyin ve yeryüzünde bozguncu olmayın.

      184- Çekinin  o mâbuttan ki sizi de yaratmıştır, önceki ümmetleri de.     

185- Sen  dediler, ancak büyülenmiş kişilerdensin.     

186- Ve  bizim gibi insandan başka bir şey de değilsin sen ve biz seni mutlaka  yalancılardan sanmadayız.     

187- Gökyüzünden  parçalar düşür üstümüze eğer doğru söyleyenlerdensen.     

188- Rabbim  dedi, yaptığınız şeyi daha iyi bilir.     

189- Derken  onu yalanladılar da karanlık günün azâbı helâk etti onları; şüphe yok ki bu, o  günün pek büyük bir azâbıydı.     

190- Şüphe  yok ki bunda bir delil var, fakat halkın çoğu inanmaz.     

191- Ve  şüphe yok ki Rabbin, elbette üstündür, rahîmdir.     

192- Ve  hiç şüphe yok ki Kur’ân, âlemlerin Rabbi tarafından indirilmiştir.     

193- Rûh-ül-Emîn  indirmiştir onu.

      194- Senin  gönlüne, korkutanlardan olasın diye.     

195- Apaçık  Arapçayla.     

196- Ve  şüphe yok ki o hükümler, elbette önceki kitaplarda da var.     

197- Onu,  İsrâiloğullarının bilginlerinin bilmesi de bir delil değil miydi onlara?     

198- Kur'ân'ı  Arap olmayanlardan, Arapça bilmeyenlerden birisine indirseydik de.     

199- Onlara  okusaydı gene inanmazlardı.     

200- Biz,  böylece Kur'ân'ı, mücrimlerin gönüllerine kadar işlettik.     

201- Fakat  elemli azâbı görmedikçe inanmazlar ona.     

202- Ansızın  gelip çatar onlara ve onlar anlamazlar bile.     

203- Derler  ki: Bize mühlet verilir mi acaba?     

204- Hâlâ  azâbımızın çabucak gelmesini mi isterler?     

205- Diyelim  ki yıllarca onları yaşattık, geçindirdik de.     

206- Sonra  onlara vaadedilen azap geldi.     

207- O  yaşayıp geçinmeleri, onları herhangi bir sûretle kurtarabilir mi ki?     

208- Ve  hiçbir şehri helâk etmedik ki oraya, korkutucu peygamberler göndermeyelim de.     

209- Öğüt  vermesinler ve biz zulmetmeyiz hiç.     

210- Ve  onu Şeytanlar indirmedi.     

211- Ve  bu, onlara yakışmadığı gibi buna güçleri de yetmez.     

212- Şüphe  yok ki onlar, vahyi duymaktan uzaklaştırılmışlardır.     

213- Sakın  Allah'la berâber bir başka mâbûdu çağırma, yoksa azâba uğratılanlardan olursun.     

214- Ve  en yakın hısımlarını korkut.     

215- İnananlardan  sana uyanlara karşı kanadını indir, mütevâzi ol.     

216- Sana  isyân ederlerse de de ki: Şüphe yok ki ben, sizin yaptıklarınızdan uzağım.     

217- Ve  dayan üstün ve rahîm mâbûda.     

218- Öylesine  mâbut ki namaza kalktığın zaman da seni görür.     

219- Ve  secde edenler arasında secde edişini de görür.     

220- Şüphe  yok ki o, her şeyi duyar, bilir. [1]    [2]             

221- Haber  vereyim mi size, kime iner Şeytanlar?     

222- Onlar,  bütün yalancı ve suçlulara inerler.     

223- Ve  onlar da Şeytanlara kulak verirler ve Şeytanların çoğuysa yalancıdır.     

224- Ve  şâirlere de akılsızlar ve ziyankârlar uyar.227     

225- Görmez  misin ki hiç şüphe yok, onlar, her vâdide sersemce dolaşıp dururlar.     

226- Ve  hiç şüphe yok ki onlar, yapmadıkları şeyleri söylerler.     

227- Ancak  inananlar ve iyi işlerde bulunanlar ve Allah'ı çok ananlar ve zulme uğradıktan  sonra yardıma mazhar olanlar müstesnâ. Ve zulmedenler, yakında bileceklerdir  halleri neye varacak ve nereye varıp gidecekler.228


               
                                  [1]                      ) Âyetteki  şâirler, İbni Abbâs'a göre müşrik şâirlerdir ki Mukaatil, adlarını saymıştır... (Devamı, sonnot No: 47)        
       
                                  [2]                      ) İstisnâ  edilenler, Ravâhaoğlu Abdullah, Mâlik oğlu Kâ'b, Sâbitoğlu Hassân gibi Hz. Muhammed  (s.a.a)'i öven, müşrik şâirlerinin hecivlerini reddeden iman sâhibi şâirlerdir.       
   

Total Visit: 277
Total Rank: 0
Total Rankers: 0
Total Comments: 0

Oy vermek için yetkiniz yok. Lütfen giriş yapınız.