Çarsamba 23 Mayıs 2012 - 14:21

الأربعاء ٣ رجب ١٤٣٣

چهارشنبه ۳ خرداد ۱۳۹۱ - ۱۵:۵۱

Kullanıcı adı:

Åžifre :

Şifremi Hatırla
Åžifremi unuttum   aktivasyon
Üye ol
    

     

ŞÛRÂ SURESİ     

(Hasen'e göre 38, 39 ve 40. âyetleri Medenîdir.  İbn-i Abbas'la Katâde’ye göre 23. âyet Medenîdir ve bu âyet inince birisi  itiraz etmiÅŸ, 24. âyet vahyedilmiÅŸ, tövbe edince de 25 ve 26. âyetler nazil  olmuÅŸtur. Bu sûretle bu dört âyet Medenîdir.)     

Mekkîdir, elli üç âyettir.     

Rahman ve  Rahîm Allah Adıyla     

1- Hâ mîm.     

2- Ayn sîn kaaf.     

3- İşte böyle vahyetmededir sana ve senden öncekilere o üstün, o hüküm ve hikmet  sâhibi Allah.     

4- Onundur ne varsa göklerde ve ne varsa yeryüzünde ve odur pek yüce, pek ulu.     

5- Müşriklerin sözlerinden neredeyse gökler, üstlerinden çatlayıp yarılacak ve  melekler, ona hamd ederek tenzîh ederler onu ve yeryüzündekilere yarlı-ganma  dilerler; iyice bil ki şüphe yok Allah, odur örten ve rahîm olan.     

6- Onun bırakıp da ondan baÅŸka dostlar ve tanrılar kabûl edenlerin yaptıklarını  Allah, görür, gözetir ve onların yaptıklarını görüp gözetecek, sen deÄŸilsin.     

7- Ve iÅŸte sana, böylece Arapça Kur'ân'ı vahyettik, ÅŸehirlerin aslı ve temeli olan  Mekke'yi ve çevresindeki bütün ÅŸehirleri korkutman ve geleceÄŸinde şüphe olmayan  topluluk gününü haber vererek o günün dehÅŸetiyle korkutman için; halkın bir  bölüğü cennettedir ve bir bölüğü yakıp kavuran cehennemde.  [1]     

8- Ve Allah isteseydi elbette onları bir ümmet olarak halkederdi ve fakat  dilediÄŸini rahmetine ithâl eder ve zâlimlere gelince: Onlara ne bir dost  vardır, ne bir yardımcı.     

9- Yoksa, onu bırakıp kendilerine sâhip olacak baÅŸka mâbutlar mı kabûl ettiler?  Gerçekten de kudret sâhibi ancak o Allah'tır ve odur ölüyü dirilten ve onun,  her ÅŸeye gücü yeter.     

10- Ve  bir ÅŸeyde ihtilâfa düştünüz mü onun hükmü, Allah'a âittir, budur mâbûdunuz olan  Rabbim Allah, ona dayandım ben ve her hususta ona dönerim ben.     

 11- Odur  yoktan var eden gökleri ve yeryüzünü, size kendi cinsinizden eÅŸler  halketmiÅŸtir, davarları da çifter-çifter halketmiÅŸtir, bu sûretle üretip  çoÄŸaltmadadır sizi; ona hiçbir benzer yoktur ve odur duyan, gören.     

12- Onundur  göklerin ve yeryüzünün kilitleri, dilediÄŸine bol-bol rızık verir, dilediÄŸinin  rızkını daraltır; şüphe yok ki o, her ÅŸeyi bilir.     

13- Dîne  âit hükümlerden, Nûh'a tavsiye ettiÄŸini ve sana vahyettikleri-mizi ve  İbrâhîm'e, Mûsâ ve İsâ'ya tavsiye ettiklerimizi, size de gidilecek yol olarak  bildirdi, açıkladı; dîne yapışın ve o hususta hiçbir ayrılığa düşmeyin. Onları,  inanmaya çağırdığın ÅŸey, müşriklere pek büyük, pek ağır gelmede; Allah,  dilediÄŸini kendisine seçer ve kim, ona dönerse doÄŸru yolu gösterir ona.     

14- Onlar,  aralarındaki hırs ve haset yüzünden, kendilerine bu hususta bilgi geldikten  sonra ayrılığa düştüler ve Rabbin, muayyen bir zamâna kadar onlara azâp  etmemeyi takdîr etmeseydi aralarında çoktan hükmedilirdi ve onlardan sonra  kitaba vâris olanlar da bu hususta elbette şüphe içindedir, tereddüde  düşmüşlerdir.     

15- Ve  iÅŸte bunun için artık onları çağır ve doÄŸru hareket et emredildiÄŸin gibi ve  uyma onların dileklerine ve de ki: Ben, kitaptan ne indirdiyse Allah, inandım  ona ve bana, aranızda adâletle hükmetmem emredildi; Allah, Rabbi-mizdir ve  Rabbiniz; bizim yaptıklarımız, bize âittir, sizin yaptıklarınız size; düşmanlık  yok bizimle sizin aranızda; Allah, bir yerde toplayacak bizi ve sonunda dönüp  onun tapısına varılacak.     

16- Halk  tarafından, ona icâbet edildikten sonra Allah hakkında cedelleÅŸme-ye  giriÅŸenlerin gösterdikleri düşmanlık, Rableri katında boÅŸtur ve onlaradır gazep  ve onlaradır çetin bir azap.     

17- Öyle  bir Allah'tır ki gerçek olarak kitabı ve adâleti indirmiÅŸtir ve ne bilirsin, belki  de kıyâmet, pek yakındır.     

18- Buna  inanmayanlar, çabuk gelmesini isterler ve inananlarsa gelip çatmasından  korkarlar ve bilirler ki o, gerçektir; iyice bil ki kıyâmetten şüphe edip o  hususta mücadeleye giriÅŸenler, elbette doÄŸrudan pek uzak bir sapıklık  içindedir.     

19- Allah,  kullarına lûtfeder, dilediÄŸini rızıklandırır ve odur pek kuvvetli ve üstün.     

20- Kim,  âhiret kazancı isterse kazancını arttırırız ve kim, dünyâ kazancını isterse ona  da dünyâya âit ÅŸeylerin bir kısmını veririz ve âhiretten bir nasîbi yoktur  onun.

      21- Yoksa  Allah'ın emir ve izin vermediÄŸi bir dîni onlara kuran ortaklar mı var? Azâbın,  mukadder bir zamâna geciktirilmesi takdîr edilmemiÅŸ olsaydı çoktan aralarında  hükmedilir-giderdi ve şüphe yok ki zâlimleredir elemli azap.     

22- Görürsün  ki zulmedenler, kazandıkları ÅŸeylerden dolayı korkup durular ve korktukları da  baÅŸlarına gelecek ve inananlar ve iyi iÅŸlerde bulunanlarsa cennet  bahçelerindedir, onlarındır Rableri katında ne dilerlerse; bu, pek büyük bir  lütuftur, ihsândır.     

23- Bu,  Allah'ın, inanan ve iyi iÅŸlerde bulunan kullarını müjdelemesidir iÅŸte. De ki:  Sizden, tebliÄŸime karşılık bir ücret istemiyorum, istediÄŸim, ancak yakınlarıma  sevgidir ve kim güzel ve iyi bir iÅŸ yaparsa onun güzelim mükâfâtını arttırırız;  şüphe yok ki Allah, suçları örter, iyiliÄŸe, mükâfatla karşılık verir.[2]     

24- Yoksa  bunu Allah'a isnât ederek o uydurdu mu derler? Gerçekten de Allah dilerse  gönlünü mühürler senin ve Allah, bâtılı mahveder ve gerçeÄŸi gerçekleÅŸtirir  sözleriyle; şüphe yok ki o, gönüllerde olanları bilir.     

25- Ve  o, bir mâbuttur ki kullarının tövbesini kabûl eder ve kötülükleri bağışlar ve  ne yapıyorsanız, hepsini bilir.     

26- İnanan  ve iyi iÅŸlerde bulunanların dileklerine icâbet eder ve onlar hakkındaki ihsân ve  keremini, lütfüyle arttırır ve kâfirlere gelince: Onlaradır çetin azap.     

27- Ve  Allah, kullarının rızkını yaysaydı, bollaÅŸtırsaydı yeryüzünde azgınlıkta  bulunurlardı ve fakat o, ne kadar dilerse o kadar indirir; şüphe yok ki o,  kullarından haberdardır, onları görür.     

28- Ve  öyle bir mâbuttur ki onlar, tamâmıyla ümitsizliÄŸe düşerler de ondan sonra  yÄŸmur yaÄŸdırır ve rahmetini yayar ve odur onların iÅŸlerini tedbîr ve tasarruf  eden ve hamde lâyık olan.     

29- Ve  delillerindendir gökleri ve yeryüzünü yaratması ve her ikisinde mahlûkatı yayıp  dağıtması ve onun, elbette onları toplamaya da gücü yeter.     

30- Ve  size gelip çatan her felâket, ellerinizle kazandığınız bir ÅŸeydir ancak ve  çoÄŸunu da bağışlar.     

31- Ve  siz, yeryüzünde onu âciz bir hâle getiremezsiniz ve size, Allah'tan baÅŸka ne  bir dost vardır, ne bir yardımcı.     

32- Ve  onun delillerindendir denizde akıp giden yüce daÄŸlar gibi gemiler.     

33- Dilerse  rüzgârı durdurur da denizin üstünde, öylece kalakalırlar; şüphe yok ki bunda,  iyiden-iyiye sabreden ve çok şükreden herkese elbette deliller var.     

34- Yahut  da, kazandıkları suçlar yüzünden fırtınalarla helâk eder gemileri ve çoÄŸunu da  bağışlar.     

35- Delillerimiz  hakkında cedelleÅŸmeye kalkışanlar, bilsinler ki onlara hiçbir yer yok ki kaçıp  da kurtulsunlar.

36- Gerçekten  de size verilenler, dünyâ yaÅŸayışına âit metâlardan ibâret ve Allah  katındakiyse daha da hayırlıdır ve daha da fazla kalır inananlara ve Rablerine  dayananlara.     

37- Ve  suçların büyüklerinden ve çirkin ÅŸeylerden kaçınanlara ve kızdıkları zaman,  suçları örtenlere.     

38- Ve  Rablerinin dâvetine icâbet edenlere ve namaz kılanlara ve iÅŸlerini, aralarında  danışarak yapanlara ve onları rızıklandırdığımız ÅŸeylerin bir kısmını ayırıp  yoksulları doyuranlara, hayra harcayanlara.     

39- Ve  bir zulme uÄŸradıkları zaman haddi aÅŸmaksızın birbirlerine yardım ederek karşı  duranlara.     

40- Ve  kötülüğün karşılığı, ona benzer bir kötü cezâdır. Gerçekten de kim bağışlar ve  barışı saÄŸlarsa mükâfâtı, Allah'a âittir; şüphe yok ki o, zulmedenleri sevmez.     

41- Ve  kim, zulme karşı savunursa bu çeÅŸit kiÅŸileri suçlu saymaya bir yol yoktur.     

42- Ancak  halka zulmedenleri ve haksız yere, yeryüzünde azgınlıkta bulunanları suçlu  saymaya yol var, onlaradır elemli azap.     

43- Ve  kim, dayanır ve suçları örterse şüphe yok ki bu, azme, irâdeye dayanan  iÅŸlerdendir elbet.     

44- Ve  Allah, kimi saptırırsa artık ona, bundan böyle bir dost yoktur ve zâlimleri  görürsün ki azâbı görünce, geriye dünyâya dönmeye derler, bir yol var mı ki?     

45- Ve  görürsün ki onlar, ateÅŸin önüne getirildikleri zaman düştükleri horluktan ürküp  titremedeler ve cehenneme, göz ucuyla gizlice bakmadalar ve inananlarsa şüphe  yok ki derler, ziyana düşenler, kıyâmet gününde kendilerini ve yakınlarını  ziyana düşürenlerdir. İyice bil ki zulmedenler, şüphesiz, sürekli bir azâp  içindedir.     

46- Ve  Allah'tan baÅŸka onlara yardım edecek bir dost da yoktur ve Allah, kimi  saptırırsa artık bir yol yok ona.     

47- Rabbinizin  dâvetine icâbet edin reddine imkân olmayan gün Allah tarafından gelip çatmadan;  o gün, ne kaçıp sığınılacak bir yer var size ve ne suçlarını inkâra mecâl var  size.     

48- Yüz  çevirirlerse artık biz, seni onları korumaya göndermedik ki; sana ancak tebliÄŸ  etmek düşer ve şüphe yok ki biz, insana, katımızdan bir rahmet tattırdık mı  sevinir, övünür onunla, fakat elleriyle hazırlayıp kazandıkları bir kötülüğe  uÄŸrarlarsa da gerçekten insan, pek nankördür.     

49- Allah'ındır  göklerin ve yeryüzünün saltanatı ve tedbîri, dilediÄŸini yaratır, dilediÄŸine kız  evlât verir ve dilediÄŸine oÄŸlan evlât.     

50- Yahut  da çift olarak hem kız evlât verir, hem oÄŸlan ve dilediÄŸini de kısır yaratır;  şüphe yok ki onun her ÅŸeye gücü yeter.     

51- Ve hiçbir  insana söz söylemez Allah, ancak vahiyle, yahut perde ardından, yahut da bir  elçi gönderir de, izniyle dilediÄŸini vahyeder ona; şüphe yok ki o, pek yücedir,  hüküm ve hikmet sâhibidir. [3]     

52- Ve  iÅŸte biz, emrimizle sana böylece Rûh'u gönderdik de vahyettik; ne kitap nedir,  bilirdin, ne de iman ve fakat onu, kullarımızdan dilediÄŸimizi doÄŸru yola sevk  eden bir nûr olarak yarattık ve şüphe yok ki sen de elbette doÄŸru yola sevk  edersin.   [4]     

53- O  yoluna Allah'ın ki onundur ne varsa göklerde ve ne varsa yeryüzünde; iyice  bilin ki bütün iÅŸler, dönüp Allah tapısına varır.  [5]            


               
                                 [1]                      ) "Åžehirlerin aslı ve temeli" sözüyle Mekke kastedilmektedir. Çevresindeki  bütün ÅŸehirlerden maksat da bütün dünyadır. Topluluk günü, kıyametten sonraki  haÅŸir günüdür.       
       
                             [2]                      ) Yakınlardan maksat, Hasen, Cübâi ve Ebu-Müslim'e göre insanı Tanrıya  yaklaÅŸtıran iyilikler ve ibadetlerdir. İbn-i Abbas, bu âyeti tefsir ederken KureyÅŸ'in  hiçbir boyu yoktur ki Hz. Peygambere yakınlığı olmasın demiÅŸ, bu sûretle  yakınlardan bilhassa KureyÅŸ'in kastedildiÄŸini söylemiÅŸtir (al-Tecrid, 2, 116).  Katâde ve Mücâhid'le bir topluluk da bu anlayıştadır. Aliyy-ibn-il Huseyn,  Said-ibn-i Cübeyr, Amr-ibn-i Åžuayb ve bir topluluksa Hz. Peygambere yakın  olanların yani Hz. Ali, Hz. Fâtıma, Hz. Hasen ve Hz. Huseyn'in kastedildiÄŸini  söylemiÅŸlerdir. İmam Muhammed-ül-Bâkır'la oÄŸlu İmam Câ'fer-üs-Sâdık (a.s)'tan  da böyle rivâyet edilmiÅŸtir. Said-ib-i Cübeyr, İbn-i Abbas'tan, bu âyet inince,  sevmemiz emredilen kimlerdir diye sorduklarını, Hz. Peygamberin de Ali, Fâtıma  ve onların evlâdı diye cevap verdiÄŸini rivâyet etmiÅŸtir. Bu son anlayışı  belirten daha birçok hadisler vardır (Mecma, 2, 388-389). Bu anlayışa göre  âyetteki güzel ve iyi iÅŸ de Ehl-i Beyt'i sevmektir.       
       
                                  [3]                      ) "Perde ardından" sözüyle ses kastedilmede ve sesin sahibinin  görülmediÄŸi anlatılmadadır.       
       
                                 [4]                      ) "Ruh" tan maksat Cebrail'dir.       
       
                                [5]                      ) Kitabın  aslından maksat müfessirlerce Levh-i Mahfuz'dur. Levh-i Mahfuz, 85. sûrenin son  iki âyetinde geçer.       
   
 

Total Visit: 315
Total Rank: 0
Total Rankers: 0
Total Comments: 0

Oy vermek için yetkiniz yok. Lütfen giriş yapınız.