Çarsamba 23 Mayıs 2012 - 14:21

الأربعاء ٣ رجب ١٤٣٣

چهارشنبه ۳ خرداد ۱۳۹۱ - ۱۵:۵۱

Kullanıcı adı:

Şifre :

Şifremi Hatırla
Şifremi unuttum   aktivasyon
Üye ol
    


SİRACİ-Yİ SEGZİ

 

1- Sirâcî-yi Segzî: Sirâcî mahlaslı, Seyyid Sirâcî olarak meşhur Musari‘u’ş-şu‘arâ Sirâcuddîn Segzî, VII/XIII. yüzyılın Farsça söyleyen güçlü şairlerindendir. Onun hayat hikayesine dair detaylı bir bilgi elde mevcut değildir. Tezkire yazarları, özellikle Hidâyet, onun hakkında hata ve yanılgıya düşmüşlerdir[1]. Ehl-i Beyt’e nisbeti onun sözlerinde görülür ve Huseynî nesepli bir seyyiddir[2]. Nereli olduğu konusunda kimisi Kuc[3] ve Mukrân’lı, kimileri Belh’li olduğunu söylemiştir. Fakat aslı Nişabur’un Segzâbâd’ından olup bu nedenle de “Segzî” diye tanınmıştı. Mesken ve evi Mukrân idi. Hayatının büyük bir bölümünü Kuc taifelerinin yanında ge­çirmiş ve zamanın emirlerini övmeğe adamıştır. Tezkirelerde var olan işa­retlerden anlaşıldığı kadarıyla VII/XIII. yüzyılın ilk yıllarını Sirâcî-yi Segzî’nin şairlik ve meddahlık döneminin başları olarak bilmemiz gerekir. Sirâcî, Fars ve Arap edebiyatında, hikmet ve astronomide ve diğer bir kı­sım ilimlerde yetenekli biriydi. Normalde bu ilim ve yetenekleri ilim mer­kezlerinden olan kendi şehir ve memleketinde öğrenmiş olmalıdır. Bir süre Dehli’de kalmış ve o şehirde bir bağlantı kurmuştu.

Sirâcî’nin övdüklerinden en büyükleri –ki onların sarayına bağlı ve onlardan görevler almıştı –Mukrân padişahı Sultan Tâcuddîn Ebû’l-Mekârim ve kardeşi Nusretuddîn Ebû’l-Hitâb b. Husrev b. Hasan, Kutbuddîn Sultan Şah b. Tâcuddîn Ebû’l-Mekârim ve Nâsıruddîn Mu­hammed b. Şemsuddîn İltutmiş idiler.

Sirâcî, kasideci ve methiyeci bir şairdi. Kasidelerinin bir bölümü, an­laşılması zor iltizamlarla* iç içe olup mübalağalı bir tarzdadır. Bu nedenle Musâri‘u’ş-şu‘arâ diye isimlendirilmiştir. Fakat bu iltizamlar ve Sirâcî’nin kasidelerde kendi bilgisinden çokça yararlanmış olması onun sözünün zor anlaşılmasına söz konusu olmamıştır. Kasidelerinin geri kalan kısmı akıcı ve hoş ifadeler içerir. Sözü, kelimenin tam anlamıyla Horasan şairlerinin üslubunu taşır. Kendisi, “sözlerinin tarzı”nı Horasanî, kendisini de Hâkânî’den daha üstün ve yetenekli bir şair olarak tanıtmıştır. Üniversite Merkez Kütüphanesi no: 6343 A’da bulunan divanının resim nüshası dört bin beş yüz beytin üzerinde kasideyi içermektedir. Takiyuddîn-i Kâşî, onun kasidelerinden yaklaşık 550 beyit kadarlık bir kısmı kendi tezkire­sinde aktarmıştır.

Aşağıdaki beyitler onun şiirlerindendir:

Bayram günüdür, avuçta duru şarap olsa daha güzel

Kristal kadehte o zevk verici la’l olsa daha güzel.

Oruç, (Kur’an) okuma ve seherde uyanma mevsimi geçti

Bayram şenliğidir mey, çeng ve rebab daha güzel.

Her kimin kebap eğilimi ve meye gönlü yoksa bezmde

Mey gibi gözyaşı dökmesi, gönlü kebap gibi olması daha güzel.

Feleğin dönüşü bayramın yüzündeki maskeyi kaldırınca

Maske bayramını meyden uzak tutmak daha güzel.

Gerçi ayık olmak daha güzeldir, çünkü bayramdır bugün,

Ey aklı bulanlar, mest ve harap olmak daha güzel.

Gam şeytan gibi bizim gönlümüzün çemberine doğru geldi,

Badenin şihab gibi kadeh burcunda olması daha güzel.

Cihanın başı yüce şah ve şehzadesi Nâsır-i din

Kendisine saltanat, taç ve yüzük yakışan


 

[1] Bkz. Târîh-i Edebiyât der İrân, c.III, s.363.

[2] Bkz. Mecme‘u’l-Fusahâ, c.I, s.245.

[3] Kuc veya Kefec ya da Kuç, Beluç yerleşim birimin olduğu bölgede bir nahiye ve aynı ismi taşıyan bir kavim, Arapçası Kufs’tur.

* Edebî sanatlarda, iltizam kavram olarak şairin kendini gerekli görmesi anla­mında kullanılır. (Çev.)

 

Total Visit: 1
Total Rank:
Total Rankers:
Total Comments:

Oy vermek için yetkiniz yok. Lütfen giriş yapınız.