Çarsamba 23 Mayıs 2012 - 14:18

الأربعاء ٣ رجب ١٤٣٣

چهارشنبه ۳ خرداد ۱۳۹۱ - ۱۵:۴۸

Kullanıcı adı:

Şifre :

Şifremi Hatırla
Şifremi unuttum   aktivasyon
Üye ol
    
 

SOSYAL DURUMU

 

 

          Bu bölümün başında V/XI. yüzyılın ikinci yarısı, VI/XII. yüzyılın tamamının ve VII/XIII. yüzyıl başlarının İran’ın sosyal yapısında ard arda yapmış ol¬dukları istilalarla sarı ırka mensup (Türk) kabilele-rinin saldırı ve yağmalamaları ve onla¬rın yıkım ve bozgunları dönemleri olduğunu söylemiştik. Halhi, Tatar, Oğuz, Kıpçak, Yağma, Tibet, Çigil vb. Türk köle ve cariyelerin bu dönemdeki sa¬yısı çok fazlaydı. Padişah ve emirlerin saraylarını, vezirler ve ileri gelen makam¬larından ileri gelen, eşraf ve yerleşik ai-lelere kadar her tarafı doldurmuşlardı. Onların etki alanlarının büyük bir kısmı, savaş, mal, mülk ve benzeri şeyleri toplamak için yararlanma ko¬nusu olan devlet teşkilatlarında idi. Elbette bu noktada halka baskı ve eziyet etmekten de geri durmuyorlardı. Halka baskılar uyguluyor ve malla¬rını alıyorlardı. Bunlar ara¬sından diğerlerine üstün olan ve üst makamlara gelen ve yavaş yavaş sultanın hacibliğine, ordu emirliğine hatta komutanlığa kadar yükse¬len kimseler oluyordu. Yeterli gücü elde ettiklerinde kendi efendilerine ve sahip¬lerine karşı isyan ediyorlardı. Bağımsız ve kendilerine özgü devletler kurdukları da çok görülmekteydi.

           İslâm kültür ve medeniyetinde kendilerinden tümü olarak “Türk” diye söz edilen Orta Asyadaki sarı ırk kabileleri ise, Sâmânîler döneminden iti¬baren Mâverâunnehir’e etkili olmaya başladılar ve İran Kültür ve medeniyetinin etkili olduğu topraklarda kendilerinin aracılığıyla teşkil olunan ilk devlet, Sâmânîleri 389/998 yılında ortadan kaldıran Efrâsiyâboğulları devletidir. Bu Türk hanedanının kendi etki alanlarının Mâverâunnehir’de genişletmekle uğraştığı bu dö¬nemde Asyanın sarı ırkına mensup olan Oğuz Türkmenlerine mensup taifelerden bir başka grup da Seyhun’u geçip Mâverâunnehir’in içlerine nüfuz etmeye başla¬yıp Cend ve Buhârâ çevre¬sine yerleştiler. Bunlar gördüğümüz üzere Selçuklu hükümdarlığını oluşturdular. Henüz bu grubun güç bulmasının üzerinden çok za¬man geçme¬mişti ki “Kırgız” adındaki Türkmenlerden bir başka büyük grup, 548/1153 yılında Sencer’i yenil¬giye uğratarak Horâsân ve Kirmân’ın tamamında at koşturup buraları ele geçirdiler. Sonunda da bunlardan büyük bir kesim, eski Horâsân’ın kuzey taraflarında, Gurgân vilayetlerinde ve çevresinde yerleşmeye başladılar.

          Oğuz Türkmenlerinin doğu ve batı taraflarına yani Mâverâunnehir, İran, Bizans, Bulgar ve Kırım vilayetlerine göçleri, Seyhun ırmağı kena¬rındaki, Harezm gölü kuzeyindeki ve Mazenderan (Hazar) gölü kuzeyin¬deki asıl yerleşim alanları¬nın ellerinden çıkmasına, Kıpçak taifelerinin eline geçmesine ve bu geniş bölge¬nin tama¬mının V/XI. yüzyıldan itibaren “Kıpçak Ovası” olarak tanınmasına yol açtı. Kıpçaklar, Atsızoğulları Harezmşahlarıyla yakın ilişki içine girdiler ve İran’da meydana gelen olaylarda VII/XIII. yüzyılın bir dönemine ka¬dar ve Moğol döneminde et¬kili oldular.

          Aynı dönemlerde Moğolistan, Doğu Türkistan üzerinde ve Uygur ve Kırgız taifeleri üzerine üstün gelmiş olan Karahıtaylar ya da Hıtâ Türkleri olarak meş¬hur olan Tûngûz taifelerinden bir grup, 519/1125 yılından itibaren kendi ırkla¬rından olan Tûngûz taifelerinden bir başka grubun baskıları sonucu zorunlu ola¬rak batı taraflarına yöneldiler, Semerkand hanedanlarıyla çatışmaya girip 531/1136’da Efrâsiyâboğulları devletini ağır bir yenilgiye uğrattılar. 535/1140’ta da Sultan Sencer’i Semerkand yakınlarında ağır bir yenilgiye uğratıp büyük bir Müslüman kesimi bu savaşta öldürüp yok ederek Mâverâunnehir’de Gurhâniler devleti adında yeni bir devlet kurdular.

         Karahıtayların ilerlemelerinin en büyük nedeni, onların Orta Asyanın sarı ırkına mensup olan büyük taifelerinden “Karluk” adında bir başka taifeyle birlikte hareket etmeleriydi. Karluklar, edebiyatı-mızda Hilhi Türk¬leri olarak bilinen ve şairlerimizin bu ırka mensup olan cariye ve köleleri güzellik ve çekicilikle vasfettikleri kimselerdir. Bu taifeler, uzun bir müddet Seyhun nehrinin yukarı sahillerinde eski Oğuzların yerleşim alanlarının güney taraflarında yerleşmişler ve Hitâ Türklerinin saldırıları esna-sında onlarla birlikte hareket etmişler. Daha sonra da Mâverâunnehir’in büyük bir bölümüne yayılıp yerleşmiş, Atsızoğulları Harezmşahlarıyla birlikte hareket etme yolunu seçmiş¬ler ve onların saldırıları esnasında ordularında yer almışlar.

         Harezmşah sultanları, Kıpçaklar ve Karluklarla birlik halindeydiler ve Harezm orduları genellikle bu kavimlerden ve “Kankılî Türkleri” adındaki sarı ırka mensup bir diğer kabileden oluşmaktaydı. Harezmşahlı Sultan Muhammed’in annesi Terken Hatun da bu Kankılî kabilesindedi. Bu sultan, kan akıtmak, acımasızlık, fesat ve insanları yok etme konusunda meş¬hurdu. Her halükarda “Acem Türkleri” olarak ün salmış olan bu Kankılîler döneminde bir¬çok kanlar döküldü, yağmalama konusunda yaş ve ku-ru ayırt edilmedi.

         Orta Asyadan gelmiş olan bu sarı ırka mensup kabilelerin İran kültürü üzerindeki egemenliği, çeşitli sonuçlar ortaya çı¬kardı. Genel olarak İranlıların siyasî ve sosyal inançları usulünde büyük değişikliklerin olmasına sebep oldu ve eski adet, gelenek-göreneklerin büyük bir kısmını değiştirdi.

          Bunlar, genellikle inançta mutaassıp, kendi mezheplerini yayma konu¬sunda zorbacı ve kendi inançlarına uygun hareket etmeyen kimselere karşı kötü davra¬nan, katleden ve kan döken bir yapı-daydılar. Bundan do¬layı da ister köle ister kabile emirleri olsun bunla¬rın sultacılığıyla birlikte İran’da özel bir dinî si¬yaset revaç buldu. Bu hareket şeriat alimlerinin güçlenmesine ve onlara muhalif olan¬ların özellikle de filozofların ve Mute¬zilenin sıkıntı çekmesine, aynı şekilde İsmailiyye Şiası ve İsna Aşeriye Şiasının sıkıntı çekmesine kadar uzandı.

         Bu durumlar karşısında, İranlılar, yavaş yavaş mukavemet gücünü ve sebeplerini kaybetmekteydiler. Bu mukavemetin kaybedilmesi zahirî ve maddî değildi. Aksine tehlike, bundan da öte manevî ve içsel idi. Kavim ve ırk hamiyeti bu dönemlerde yerini din hamiyetine bırakmış ve “İslâm milleti” gayri İslâmî “Mil¬etler” kar¬şısında yer almaktaydı. O halde her Müslüman olan kişi “Müminler ancak kardeştir.” gereği ister sarı ırka mensup olsun ister siyah ırka “Kardeş” sayılırdı, Orta Asyadaki sarı ırka mensup olanlar da bu noktayı iyi kavradılar, önce Müslüman oluyor, sonra da İran yaylalarına ayak basıyorlardı. Müslüman oldukları için de her nereye gittiyseler yer buldular. Zira diğer “Müminler” ile kardeştiler. Bu “Kardeşler”, gittikleri her yerde Semerkant ve Buhârâ’dan Bağdat, Şam ve Mı¬sır’a kadar her tarafı özellikle de İran vilayetlerini egemenlikleri altına aldılar. Bu arada birçok kanın aktığı da tarihi bir gerçektir.

          Tüm bunlarla birlikte bir nokta açıktır. O da bu durum karşısında bir tür “Menfi mukavemet”in mevcut bulunmasıydı. Bu da bir yandan millî eser ve dü¬şüncelerin, ırksal kültürün yok olmasına teslim olmamak, bir diğer yandan da galip gelen kimselerin Fars dilini ve İran gelenek, görenek ve adetlerini öğren¬meleriydi. Böyle de oldu. Nitekim yeni yetişmiş bu kimseler de hızla İran ırkını sahiplendiler. Ay-rıca kendileri de bundan önce de zikrettiğimiz gibi, Fars dilinin ve bir kısım İran adetlerinin yaygınlaşma¬sına, revaç bulmasına katkıda bulunup adeta birer savunucusu haline gel¬diler.

          Bir diğer önemli nokta da bu problemler kargaşası içinde hala da küçük emirlik ve liderlik hanedanlarından birçoğu İran’ın değişik bölgelerinde dağınık vaziyette yaşamakta ve ayakları üzerinde durmaktaydılar. Bunlar kendi içinde tüm millî gelenekleri ve millî özellikleri korumaktaydılar. Hatta kimi zaman bu yolda taassupla hareket etmekteydiler. Vezirlik konumunda bulunan büyük hanedanlar da bu arada ilim ve edebiyat ehlini ve mutasavvufları koruma, sultan¬ları medreseler, mescitler, hankâhlar, köprüler, vakfiyeler inşa etmeye teşvik etme, alimleri, ilim talebelerini, şairleri ve yazarları koruma noktasındaki en büyük hizmetlerini yerine getirmekteydiler. Güç yeti¬rebildikleri oranda onları, emirlerini ve askerlerini halkı incitmekten alıkoymaktaydılar.

 

Total Visit: 1
Total Rank:
Total Rankers:
Total Comments:

Oy vermek için yetkiniz yok. Lütfen giriş yapınız.