Çarsamba 23 Mayıs 2012 - 14:18

الأربعاء ٣ رجب ١٤٣٣

چهارشنبه ۳ خرداد ۱۳۹۱ - ۱۵:۴۸

Kullanıcı adı:

Şifre :

Şifremi Hatırla
Şifremi unuttum   aktivasyon
Üye ol
    

SOSYAL DURUM

 

VII/XIII. ve VIII/XIV. yüzyıllar, peş peşe gelen katli­amlar, öldürme­ler, yağmalamalar ve yıkımlar açısından İran tarihinin en korkunç ve ta­lihsiz dönemidir. Bu durum, tüm bu musibetlerin başında olan ve ilahî bir bela olan Moğol ve Tatar saldırısıyla başladı ve Muhammed-i Harezmşah’ın oğullarının ve o tarafa bu tarafa dağılmış sahipsiz orduları­nın hüzün verici saldırıları ile sürdü ve Moğolların Hulâgû ve oğulları za­manındaki yeniden saldırılarıyla devam etti. Moğol ileri gelenlerinin İl­hânlılar döneminde özellikle de Ebû Sa‘îd Bahâdır’ın ölümünden sonraki ihtilafları ve çeşitli emirlerin İran böl­gelerine hükmetme noktasında bir­birleriyle girdikleri çe­kişme ve çatışmalar, sonunda da Timur ve onun be­rabe­rindekilerin vahşice saldırı ve katliamları, bu iki yüzyıl bo­yunca İran’ın her yanında tehlikeli bir durum meydana getirmişti. Cengiz ve or­dularının yapmış olduğu katliam­larla ilgili olarak tarih kitaplarında dü­şünülmesi bile deh­şet verici ve korkutucu örnekler zikredilmiştir[1]. Maveraunnehir ve Horasan şehirlerinin birçoğu iki veya daha çok kez vi­ran edilip katliamdan geçirildi. İşin ilginç noktası da Moğolların ayağının deydiği her yerin ilahî bir azap ve Allah’ın verdiği bir bela olarak düşü­nülüyor ol­masıydı. Cengiz’in kendisi de “Allah’ın günahkarlar üze­rine in­dirmiş olduğu bir azap!” olduğu inancındaydı. Moğolla­rın ilk seri saldırı­larında kendilerine nasip olan hoşnutluk, insanların bunun ilahî bir üs­tünlük ve talihin onlardan yana olduğuna ve onlara karşı koymanın boş ve sonuçsuz olduğuna inanmalarına sebep oldu. Bu doğru olmayan dü­şünce uzun bir zaman boyunca onların fetih, zafer ve ge­niş alanlarda ilerlemelerinin kaynağı olarak sayılmaktaydı. Bu vahşetler ve halkın Mo­ğollardan son derece korkmaları konusunda İbnu’l-Esîr, ibret dolu hika­yeler aktarmıştır. Bu cümleden olarak şöyle demektedir: “Tatarlardan bi­risi, bir adamı tuttu. Fakat onu öldürmek için bir silahı yoktu. Ona, başını yere koymasını ve yerinden kıpırdamamasını emretti. Adam öylece kaldı. Tatar bir kılıç bulup böylece onu öldürdü”. [2]

İran halkından geriye kalanlar ve diğer Müslümanlar üzerine çörek­lenmiş olan bu korkunç olaydan ve amansız cinayet, öldürme ve yağma­lamadan meydana gelmiş olan üzüntü ve kaygı, hakikatten elem verici ve hüzünlendi­ricidir. O dönemlerde bir tarih yazan veya bu büyük musi­bet konusunda bir şerh yazmış olan her yazarın kalemin­den kan damlamak­taydı. Bu büyük bela Cengiz’in saldırısıyla son bulmadı. Aksine Tatarların Hulâgû’ya ka­dar gelen katil komutanları ve ordularının saldırısıyla, Hulâgû’dan sonra da İlhânlılar döneminin sonuna kadar, ondan sonra da uzun bir müddet devam etti. Bu olayların bir şahidi olan ‘Atâ Melik Cuveynî’nin ifade­siyle, Horasan ve Irak’ın uzun süren sıkıntısı insan bede­ninden çıkmayan gerekli bir ter gibiydi. Fakat zulüm gör­müş İran halkının teslim olma ve düşmanın isteğine boyun eğme yapısı, yavaş ya­vaş yerini karşılık verme ve diren­meye bıraktı. Hatta öyle ki Moğol lider­lerinin 626/1228 senesindeki Curmâgun komutasındaki büyük bir ordu­nun Celâluddîn-i Harezmşah’ın takibi ve Moğolların fetihleri­nin devamı için İran’a yöneldikleri kurultayından sonra İranlılar, güçleri yettiği oranda bunun karşısında durdular. Celâluddîn-i Harezmşah’ın kıyamı da şehirlerdeki birçok insanın Moğol muhafızlarına karşı isyan etmesine ve o vahşilerden bir kısmını öldürmesine yol açmıştı. Bu is­yan­larda ve karşılık vermelerde kimi zaman Moğollara ağır yenilgiler verildi. Bu cümleden olarak 620/1223 yılında tüm Moğollu saldırganlar kılıçtan geçirildiler[3]. Ti­mur Melik (Melek)’in kahramanca karşılık vermesi, Tarabî kıyamı ve Abbâsî halifesinin ümitsizce savunması plan­sız, tedbirsiz ve birlikteliksiz bir şekilde olduysa da etkisiz de değildi.

Müslüman İlhânlı padişahı Gazan Han’ın işbaşına gelmesi ve onun yasasının uygulamaya girmesiyle birlikte Moğolların amansız eziyetleri az da olsa eksildi. Fakat Ebû Sa‘îd Bahâdır Han’ın ölümünden sonraki inkı­laplar ma­temli İranlılar için yeni sıkıntılı bir dönem oluşturdu ve emirlik arayan komutanlar eliyle yeni katliam ve yağma­lamalara yol açtı.

Taife meliklerinin peş peşe gelen saldırıları İlhânlılar­dan sonra da başlı başına eski durum ile dolmuş ve İlhân­lılar dönemi sonlarında oluş­muş bir tür güven ortamını tamamen ortadan kaldırdı.

İran İlhânlıları zamanında her ne kadar bunların bir kısmı tarafından güven ortamını sağlayacak çabalar göste­rilmişse de onların komutanları ve askerleri tamamıyla Moğollardan oldukları için gerekli gördükleri her zaman ve yerde eski şiddet uygulamalarını tekrarlamaktaydı­lar. Bundan dolayı görünürde güvenli bir dönem olarak düşünülen İran’daki İlhânlılar hükümdarlığı istikrarı da Moğol saldırı ve hücumları dönemi sıkıntıların­dan boş de­ğildi. Atabekler döneminde ihtilaflar ve dağılmalar, basit ve zorbacı insanların dalkavukluğu, kıtlık ve açlık, kimi saldırganların yağ­malama ve saldırıları sonucu Fars halkının büyük bir kısmı ortadan kalktı. Doğrusu Gazan Han’ın dönemi ve aldatıcı yasasının dönemiyle eş­zamanlı olarak yani 698/1298 senesi kıtlığı ve vebasından sonra 699/1299 yılında İlhânlılar, Fars’ta adaletsizlikten bir ateş yaktılar ve de­ğişik yollarla insanlara eziyet ettiler. Vergileri de kıtlıktan önceki yıllar öl­çüsünde isteyip onu zor, tehdit ve baskıyla alıyorlardı.

 Moğol saldırıları temelde Arapların ekono­mik amaçlarla yaptıkları saldırılarına benzemekteydi ve kapsamlı yada Sultan Muhammed Harezmşah’tan intikam almak açık bir bahaneydi. Moğolların yetkisine giren her şehir ve bölge ya düşürme ve galebe yoluyla idi yada teslim olma ve il olma şeklindeydi. Bu son şekille yıllık haraç belirle­meyle yetinilir ve haracın merkezi hükümete zamanında ödenmesi amacıyla o bölgenin mali ve askerî işlerindeki gözetim için bir görevli belirlenirdi. Fakat bu durum az görülür bir şeydi. Moğollar genellikle şehir ve bölgeleri saldırı­larla ve askerî düşürme yoluyla ele geçi­rirlerdi. Bu durumda şehrin yağ­malanması kesindi ve yağmalama esnasında genellikle sokak sokak, ev ev saldırı olur ve her nerede cevher benzeri değerli bir şey varsa şid­det ve zorbalıkla ele geçirilirdi. Bu yağmalama yü­zünden ne çok kimseler elden ayaktan düşüp yok oldu. Moğollar, İran Moğol İlhânlıları ve onların ko­mutan ve de­rebeyleri sadece yağmalamalarla da yetinmiyorlardı. Ak­sine İran’da yerleştikten sonra her yıl zor ve şiddetle kimi zaman da işkence ve baskıyla halktan aldıkları ağır vergi ve haraçları da her bir bölgede belir­lemişlerdi.


 

[1] Bu vahşi kişilerin yapmış oldukları cinayet ve vahşetin detayından bilgi sahibi olmak için bkz: Cihânguşâ-yi Cuveynî, Tabâkât-i Nâsırî, Mu’cemu’l-Buldân, Kâmilu’t-Tevârîh vb.

[2] Kâmilu’t-Tevârîh, 617/1219 yılı olayları.

[3] Tabâkât-i Nâsırî, s. 673.

 

Total Visit: 1
Total Rank:
Total Rankers:
Total Comments:

Oy vermek için yetkiniz yok. Lütfen giriş yapınız.