| İSMAİLİYYE FIRKASI İran Batınîleri liderliği VII/XIII. yüzyılın başında Hasan Sabbâh’ın yerine geçenlerden biri olan Celâluddîn Hasan ile başladı. Onun liderliği 607/1210 senesi Rebiyu’l-evvel ayının onundan başladı, 618/1221 senesinin Ramazan ayı ortalarında sona erdi. Celâluddîn Hasan’ın dedesi Hasan bin Muhammed b. Kiya Bozorg Ummîd tarafından başlatılmış olan ve babası Muhammed b. Hasan dö¬neminde kabul görmüş olan “kıyamet daveti”nden uzaklaşması ve Bağdat halifesine mektuplaşması ile birlikte kıyamet davetçisi Hasan ve oğlu Muhammed zamanında Batınîler ve Müslümanlar arasında baş göstermiş olan sert çatışmalar bir dereceye kadar dindi, insanlar onlara sevgi göste¬risinde bulundu. Zamanın halife ve padişahları, Müslümanların onları öl¬dürmesinden sakındırdılar. Müslümanların İsmaillilerin dinsiz oldukları ve ilhadı konusundaki düşüncesi bir dereceye kadar azalıp sakinleşti. Yeni Müslüman Celâluddîn’den sonra henüz dokuz yaşını geçmemiş olan oğlu Alâuddîn Muhammed babasının yerine geçti. Onun zamanında yaşının küçük olması nedeniyle vezirler ve harem kadınları tarafından birçok resmiyetsizlik meydana geldi. Kendisi de bir başına yapmış olduğu za¬mansız hacamat (kan aldırma) nedeniyle liderliğinin başlamasından 5-6 yıl sonra melankoliye tutuldu ve onun uygun olmayan işlerinin kefesine eklendi. Sonuçta Batınîlerin sahip oldukları sağlam düzen ve kurallar tamamiyle parçalandı. Nihayet bir evde sarhoş bir halde uyuduğu bir ge¬cede öldürüldü (653/1255). Alâuddîn Muhammed ve çevresindekilerin bu alçakça davranışları Müslümanların onların köklerini kesmeyi gerekli saymalarına neden oldu. Onun yerine oturan Ruknuddîn Hûrşah da İsmaililerin dağınık hallerine çeki düzen veremedi. Bu yolda yapmış ol¬duğu bütün çabalara rağmen yaptıkları Moğollarca kabul edilmedi. Hûrşah bir yıl, yani 653/1255 yılı Şevval ayı sonlarından 654/1256 Şevval ayı sonlarına kadar hüküm sürdü. Bu süre de Hulâgû’nun İran’da İsmailiyye ve Abbasoğullarını ortadan kaldırmak için görevli olduğu za¬manla eşzamanlıydı. ‘Atâ Melik Cuveynî’nin yazdığına göre, Hulâgû işinin başında Hûrşah’ın il oluşunu kabul etti. Şayet o İsmailiyye kalesini harap eder ve onun hizmetine girerse onunla bir işinin olmayacağını kabul etti. Hûrşah da birkaç kaleyi harap etti. Fakat kendi çevresindekilerin ve ka¬dınların direktifiyle Hulâgû’nun hizmetine gitmekten sakındı ve işleri sa¬vaşa doğru gitti. Moğol ordusunun üstesinden gelemeyeceğini anlayınca da Moğol hanına teslim oldu. O zaman Hulâgû emir buyurdu. İsmaililere ait Meymunduz Kalesini diğer yüz kadar kaleyle birlikte viran ettiler. Girdkuh, Lemesser ve Alamut kaleleri de bir süre direndilerse de hemen teslim oldular ve düştüler. Bu düşüşte Hasan Sabbah döneminden beri toplanmış olan Alamut’un çok değerli kütüphanesi ateşe verildi. Hulâgû ile birlikte olan ‘Atâ Melik Cuveynî, sadece bir kısım Kur’an nüshalarını, nefis kitapların bir bölümünü ve gözlem aletlerini ateşten kurtarma izni aldı. Bu kitaplardan birisi, Hasan Sabbah’ın yaşamını konu alan kitap olup Cihânguşâ’nın üçüncü cildinin yazılmasında ondan yararlanmıştır. Ondan sonra Moğollar, Hûrşah’ı ve yakınlarını da Ceyhun yakınlarındaki Mengu Kaan sarayından dönüş sırasında ayaklar altına alıp katlettiler ve on iki bin İsmailiyi haşir bahanesiyle kılıçtan geçirdiler. 654/1256 yılı olayından sonra İsmaililer İran’da hiçbir zaman eski güçlerini yeniden elde edemediler. 670/1271 yılı dolaylarında kıyam ettiy¬seler de artık onlardan bir isim kalmamıştır. Buna ilave olarak İran İsmailileri bundan sonra da her zaman kendi mezhepleri üzerinde kalmış ve hala da bazı bölgelerde kalmışlarsa da eski görüntülerini terk edip sert tavırlarını yumuşatarak uyumlu bir hale getirdiler. |