Çarsamba 23 Mayıs 2012 - 14:15

الأربعاء ٣ رجب ١٤٣٣

چهارشنبه ۳ خرداد ۱۳۹۱ - ۱۵:۴۵

Kullanıcı adı:

Şifre :

Şifremi Hatırla
Şifremi unuttum   aktivasyon
Üye ol
    

 

SEYF-İ FERGANİ

 

11- Seyf-i Fergânî: Mevlânâ Seyfuddîn Ebû’l-Mehâmid Muhammed el-Fergânî, VII/XIII. ve VIII/XIV. yüzyılların üstad şairlerinden olup şiir­deki üstün makamına rağmen dünyadan ilişiğini kesip kötülüklerden kö­şeye çekilmesi ve zamanın zalim ve bozguncu emirlerini övmekten ka­çınması nedeniyle küçük bir şehir olan “Aksaray”ın hankahlarından bi­rinde ismi kayıp bir halde vefat etti. İsminin Fars  edebiyatı tarihinde ka­yıp olarak kalmasının nedeni, bu değerli şairin Anadolu’nun İlhânlıların ve acımasız Moğolların hakimiyeti altında fakirlik, perişanlık ve güven­sizlik içinde olduğu ve buradaki şehirlerin İran ile bağlantısının zayıf ol­duğu bir zamanda dünyayı terk etmiş olmasıdır. Fergânî olarak meşhur olması, aslının ve dedelerinin Maveraunnehir Fergâna’sından olmasıdır. Doğum tarihi hakkında elde herhangi bir bilgi yoktur. Ancak şiirlerindeki bazı karineler, onun VII/XIII. yüzyılın ikinci yarısının ortalarından önce gençlik dönemi başlarını geride bıraktığı ve yetenekli bir şair olduğunu göstermektedir[1]. Uzun sayılacak bir ömür geçirmiş, ve­fatı sırasında sekse­nin üzerinde bir yaşı vardı. Ölüm tarihini 705/1306 ile 749/1348 yılları arasında kabul etmek mümkündür.

Seyf-i Fergânî, Sa’dî’ye karşı büyük ve tam bir saygı beslemiş, onunla yazışmalarda bulunmuştur. Bir süre Tebrîz bölgesinde de kalmış, Humâm-i Tebrîzî’nin şiiriyle tanışması da Tebrîz’de ikamet ettiği bu dö­nemde başlamıştır.

Seyfuddîn-i Fergânî’den bir divan geriye kalmış olup kaside, gazel ve rubailerinden oluşan şiirlerinin toplamı 12 bin beytin üzerindedir[2]. Görül­düğü kadarıyla şiirlerinin tamamını kendisi toplamış ve manzum dibace kısmında bu konuya işaret etmiştir. Seyf-i Fergânî’nin kasidelerinin ko­nusu –ki onun Fars dilindeki maharetini gösterir–çoğunlukla Allah’a na’t, Resulün menkıbeleri, vaaz, öğüt, hakikat, zamanın uygunsuzluklarını eleştiri ve kendinden önceki Rûdekî, Hâkânî, Kemâluddîn İsmail, Sa’dî ve Humâm-i Tebrîzî gibi üstatlara karşılık ve cevap konularından oluşur. Çok kısa bir konu dışında hiçbir zaman kasideyi zamanın şahlarını, emir­lerini ve vezirlerini övme hizmetinde kullanmamıştır. Bu şair, kasidele­rinde zor redifleri seçerdi.

Seyf-i Fergânî’nin divanındaki görüntüsü, riyazet ve Mücahedet dö­nemlerini geçirmiş ve zamanın şeyhleri arasına girmiş saf ve vareste bir sufi görüntüsüdür. Divanının yazarı Muhammed b. Ali Katib-i Aksarâyî de kendisinden “Seyyidu’l-Meşâyih ve’l-Muhakkikîn” diye söz eder. Fakat onun süluk ve Mücahedet dönemlerinin nerede ve zamanın hangi şeyhle­rinin hizmetinde geçtiği bizim için açık değildir.

Seyf-i Fergânî üslup olarak VI/XII. yüzyıldaki Horasan şairlerinden etkilenmiştir. Belki de bunun en büyük sebebi şairin Fergâna topraklarına ve Semerkand vilayetine bağlı oluşudur. Bu etki, terkiplere ilave olarak bazı müfredleri ve fiilleri kullanmasında da belli olmaktadır. Sadelik ve akıcılık onun sözünün en açık özelliklerindendir. Sözünde Arapça kav­ramlar azdır. Ancak kimi zaman Arapça terkipleri Farsça terkiplerle bir­likte şiirlerinin bazısında kullanmış, kimi zaman da bir mısraı tamamen Arapça olarak getirmiştir. Şairin daha çok eğilim duyduğu gazelleri, tabii olarak vaazlar, sosyal eleştiriler ve irfanî hakikatlerin beyanı olup diğer şairlere de “bu paraya tapan köleler”i övmekten sakınmaları ve bir yete­nekleri varsa gazel söylemeye, maşuku övmeye veya vaaz ve nasihate ayırma tavsiyesinde bulunur.

Sosyal eksiklikleri açıklama, toplumdaki bozguncu sınıfların kötü­lüklerini ve şeytanlıklarını sayma ondan korkusuz ve kahraman bir pehli­van ortaya çıkarmış ve kendi döneminde böylesine açık, ciddi ve hezel ve mutayibeden uzak bir şekilde açıkça mücadele etmiş en büyük şairdir. Şair, kendi zamanının aşufte dünyasının hakkın ‘urvetu’l-vuskasına (Al­lah’ın sağlam ipine) sarılarak, İslamî öğretileri tam ve tamamen takip ederek ve Kur’anî hükümleri uygulayarak rahata ve huzura ereceğine ina­nırdı. Ehl-i Sünnet ve Hanefi mezhebine mensuptu. Aynı zamanda da Kerbela şehitlerinin mersiyesi üzerine şiir söyleyen en eski şairlerdendir.

Aşağıdaki şiirler ona aittir:

Gittin de senin adın dilimden gitmez, senin düşüncen yüreğimden ve ruhumdan gitmez.

Gerçi sana ulaşma hadisi bizim haddimize değildir, ancak bu hadise dilim varmaz.

Sen şahitsin gaib değil, zira senin hayalin endişe eden hatırımdan gitmez.

Aşk derdinden ağlarım da durumun ne olduğunu söylemem, ki bu özür tüm beraberimdekilere gitmez.

Senin dudağının zikrini çektim yıllarca ey dost, tatlılığı asla ağzım­dan gitmez.

Kendi visal meşrebinden bu susamış cana bir su ver de el ekmeğime gitmez.

Kesin olarak bilirim ki ay katilimin yanağıdır, ey güzel senden baş­kasına inancım gitmez.

Suyum gözden akar, uykum gözden olmuş, bu gelmez o ise gitmez.

Seyf’ten sabır ve gönül gitti ve her an keder, çağırmadan gelir, kov­sam da gitmez.

*              *              *

Ey ruhu toprak misaferihanesinin misafiri olan, kuşağını kuşanma zira toprağa yakışmazsın.

Cennet mülkünde senin adın Süleyman, burada karınca gibi toprak mülkünde ne ev yaparsın.

Ey karıncanın birikintilerini götürmek için bu toprak yığınları ara­sında fare gibi saklanmış olan.

Ey basit dünya için ömrünü rüzgara salmış kişi toprağa karşılık cevheri su gibi harcama.

 


 

[1] Bu karineler konusunda bkz. Târîh-i Edebiyât der İrân, c.III, s.625-8.

[2] Değerli üstat Dr. Safâ Bey’in üstün çabasıyla tashih edilip 1341-4/1963-6 yı­lında Tahran Üniversitesi matbaasında basılmıştı. Bu değerli üstadı görmek için Lubek’e gittiğim 1363/1985 yılında kendilerinin yardımına koştum ve Revan Köşkü Kütüphanesinden elde ettiği nüsha ile karşılaştırdık ve 1364/1986 yılında Firdevs Yayınları arasında yeniden basıldı.

 

Total Visit: 1
Total Rank:
Total Rankers:
Total Comments:

Oy vermek için yetkiniz yok. Lütfen giriş yapınız.