Çarsamba 23 Mayıs 2012 - 06:20

الأربعاء ٣ رجب ١٤٣٣

چهارشنبه ۳ خرداد ۱۳۹۱ - ۰۷:۵۰

Kullanıcı adı:

Şifre :

Şifremi Hatırla
Şifremi unuttum   aktivasyon
Üye ol
    
 
     

SÂD SURESİ

     

Mekkîdir, seksen sekiz  âyettir.     

(Dâvûd sûresi de derler.)     

Rahman ve Rahîm Allah Adıyla     

1- Sâd, andolsun şerefli Kur'ân'a.     

2-  Kâfir olanlar, ululanmadalar ve isyân içindeler.     

3- Onlardan önce nice ümmetleri helâk ettik de bağrışıp çığrıştılar ama kurtuluş  vakti çoktan geçmişti.     

4- Onların cinsinden bir korkutucu geldi mi şaşıp kalırlar da kâfirler derler ki:  Bu, bir büyücü ve pek yalancı.     

5- Mâbutları bir tek mâbut mu kabûl.etmiş? Gerçekten de bu, elbette pek şaşılacak  şey.     

6- Ve ileri gelenlerinden.bir kısmı, kalkıp gitmiş ve yürüyün demiştir ve dayanın  mâbutlarınıza kulluk etmede; şüphe yok ki  istenen şey de budur elbet.     

7- Biz bunu son dinlerin hiçbirinde duymadık, bu, ancak bir yalan.     

8- Kur’ân, aramızdan ona mı indirildi? Hayır, onlar, benim vahyimden şüphedeler;  hayır, onlar daha tatmadılar azâbımı.

      9- Yoksa üstün ve vergisi bol Rabbinin hazîneleri, onların yanında mı?     

10- Yahut  da göklerin ve yeryüzünün ve ikisinin arasındakilerin saltanat ve tedbîri,  onların mı? Öyleyse ağsınlar göklerin kapılarına.     

11- Bir  ordudur onlar ki bölük-bölük toplanmış ve buracıkta bozguna uğrayacaklar.     

12- Onlardan  önce de Nûh'un ve Âd'ın ve ordular sahibi Firavun'un kavimleri, yalanladılar.     

13- Ve  Semûd'un kavmi ve Lût kavmi ve Ashâb-ı Eyke; işte bunlardır bölükler.     

14- Her  biri, peygamberleri ancak yalanladılar da azâbı hak ettiler.     

15- Ve  bunlar da bekliyorlar ancak o tek bağrışı ki vakti geldi miydi, gecikmesine,  dönmesine imkân yok.     

16- Ve  Rabbimiz derler, soru gününden önce tez ver azâbımızı.     

17- Sabret  ne derlerse ve an güçlü-kuvvetli kulumuz Dâvûd'u, şüphe yok ki o, dâimâ Rabbine  dönen, tövbe eden bir kuldu.     

18- Şüphe.yok  ki biz, dağları râm etmiştik ona, akşam ve kuşluk çağlarında, onunla berâber  Rabbi tenzîh ederlerdi.     

19- Ve  kuşlar da toplanmıştı, hepsi de ona itâat ederdi.     

20- Ve  onun saltanatını kuvvetlendirdik ve ona peygamberlik ve gerçekle bâtılı ayırt  ediş bilgisini verdik.     

21- Sen,  o dâvacılardan haber aldın mı? Hani Dâvûd'un ibâdet ettiği yerin duvarına  tırmanmışlardı.264     

22- Hani  Dâvûd'un tapısına girmişlerdi de Dâvûd, onlardan pek korkmuştu; korkma  demişlerdi, iki hısımız, birimiz, öbürünün hakkına tecâvüz etti, adâletle  hükmet aramızda, birimize meylederek hakkı aşma ve bizi dosdoğru yola sevket.     

23- Şüphe  yok ki şu, benim kardeşimdir, doksan dokuz dişi koyunu var ve benimse bir tek  dişi koyunum; öyleyken onu da bana ver dedi ve konuşmamızda beni alt da etti.     

24- Dedi  ki: Senin dişi koyununu, kendi koyunlarına katmayı istemekle gerçekten de  zulmetmiş sana ve şüphesiz ki ortakların çoğu, birbirinin hakkına tecâvüz eder,  ancak inanan ve iyi işlerde bulunanlar müstesnâ ve fakat bunlar da pek azdır ve  Dâvûd, biz, kendisini sınadık sandı da Rabbinden yarlıganma diledi ve eğilerek  yere kapandı ve Rabbine döndü.

      25- Ve  biz de onun bu.suçunu örttük ve şüphe yok ki onun, katımızda bir yakınlık  derecesi ve dönüp geleceği güzel bir makamı vardı. 265     

26- Ey  Dâvûd, biz seni yeryüzüne hâkim ettik, artık insanlar arasında, adâletle hükmet  ve dileğine uyma ki seni Allah yolundan saptırır; Allah yolundan sapanlaraysa  şiddetli bir azap var soru gününü unuttuklarından. [1]   [2]  

27- Ve  biz, göğü ve yeryüzünü ve ikisinin arasındakileri boş yere yaratmadık; bu,  kâfir olanların zannı; artık vay haline kâfirlerin ateşten.     

28- İnananlarla  iyi işlerde bulunanları, yeryüzündeki bozguncular gibi mi tutacağız, yahut  çekinenlere, doğru yoldan çıkanlara ettiğimiz muâmeleyi mi yapacağız?     

29- Bir  kitaptır bu ki onu, kutlu olarak sana indirdik, âyetlerini iyice bir düşünsünler  aklı başında olanlar ve ondan öğüt alsınlar diye.     

30- Ve  Dâvûd'a.Süleyman'ı ihsân ettik, ne güzel bir kuldu, şüphe yok ki o, dâimâ  Rabbine dönen, tövbe eden bir kuldu.     

31- Hani  ona, üç ayağının üstünde duran ve ön ayaklarından birini büküp tırnağını yere  dayayan yürük atlar arzedilmişti öğleden sonra.     

32- Derken  gerçekten de demişti, ben, güzel atları, Rabbimi anarak severim ve sonunda  güneş, perde altına girmişti de.     

33- Getirin  onları bana demişti, atlar getirilince de onların ayaklarını, boyunlarını  okşamıya, yelerini taramaya koyulmuştu.     

34- Ve  andolsun ki biz Süleyman'ı sınamıştık ve tahtının üstüne bir ölü koymuştuk,  sonra o da tövbe edip Rabbine dönmüştü.     

35- Rabbim  demişti, beni yarlıga ve bana öyle bir saltanat ver ki benden sonra hiçbir  kimse nâil olamasın o saltanata, şüphe yok ki senin vergin, ihsânın, boldur.     

36- Ve  ona rüzgârı râm etmiştik de emriyle dilediği yere hafif hafif esip giderdi.     

37- Ve  Şeytanlardan bütün mîmarları ve dalgıçları da râm etmiştik ona.     

38- Ve  bir başka kısmı da bukağılarla bağlanmıştı.     

39- Bu,  bizim vergimizdir demiştik, istersen sayısız olarak sen de ihsân et; istersen  elini yum, verme.     

40- Ve  şüphe yok ki onun, katımızda bir yakınlık derecesi ve dönüp geleceği güzel bir  makamı vardı.     

41- Ve  an kulumuz Eyyûb'u da, hani Rabbine nidâ.edip de demişti ki: Gerçekten de  Şeytan beni yordu ve azâba uğrattı.     

42- Vur  yere ayağını, bu yıkanılacak ve içilecek serin su işte demiştik.     

43- Ve  ona âilesini de ve onlarla berâber daha bir mislini de, bizden bir rahmet ve  aklı başında.olanlara da bir öğüt ve ibret olmak üzere verdik.     

44- Eline  dedik, bir demet sap al da onunla vur ve yeminini.bozma. Şüphe yok ki biz onu,  sabırlı bulduk, ne güzel bir kuldu ve şüphe yok ki o, dâimâ Rabbine dönen, tövbe  eden bir kuldu.     

45- Ve  an kullarımız İbrâhim'i ve İshak'ı ve Yakup'u ki ibâdette kuvvetliydi bunlar,  dinde gözleri açıktı.     

46- Biz  onları, dâimâ yurtları olan âhireti anma huyuyla yarattık da özleri temiz,  ihlâs sâhibi kullar ettik.     

47- Ve  şüphe yok ki onlar, katımızda, seçilmiş, hayırlı kişilerdendi elbet.     

48- Ve  an İsmâîl'i, El-Yesa'ı ve Zül-Kifl'i ve hepsi de hayırlı kişilerdendi.     

49- Ve  bu, güzel bir anılıştır ve şüphe yok ki çekinenlere elbette dönülüp varılacak  pek güzel bir yer var.     

50- Ebedî  Adn cennetleri ki onlara açıktır kapıları.     

51- Oralarda  yaslanıp oturacaklar, diledikleri birçok yemişler ve içecek şeyler, hemen  sunulacak kendilerine.     

52- Ve  yanlarında,.eşlerinden gözlerini ayırmayan hûriler olacak ki her biri de eşit  ve aynı yaşta.     

53- İşte  bu, soru gününde size vaadedilen şey.

54- Şüphe  yok ki bu, elbette bizim.rızkımız, hem de öylesine ki bitip tükenmesi yok.     

55- Şu  da var: Ve şüphe yok ki azgınlara elbette dönülüp gidilecek en kötü bir yer  mevcut.     

56- Cehennem.  Oraya atılırlar ve orası, gerçekten, yatılıp kalınacak ne de kötü yerdir.     

57- İşte  budur azap, artık tatsınlar gâyet sıcak ve gâyet soğuk suları.     

58- Ve  daha da buna eşit çeşit-çeşit azaplar var.     

59- Bu topluluk,  size uyup sizinle berâber cehenneme girenler; rahat yüzü görmesinler; onlar, mutlaka ateşe atılacaklar.

60- Onlar  da hayır diyecekler, asıl siz, rahat yüzü görmeyin; siz getirdiniz başımıza  bunu, gerçekten de karar edilecek ne kötü yer.     

61- Rabbimiz  diyecekler, kim bizi buna uğrattıysa ateşte, azâbını bir kat daha arttır onun.     

62- Ve  ne oldu bize ki diyecekler, kötü saydığımız erleri göremiyoruz?     

63- Onları  alaya alır-dururduk, yoksa gözümüzden mi kaçtılar?     

64- Şüphe  yok ki cehennem ehlinin, birbirleriyle şu münâkaşaları, gerçektir.     

65- De  ki: Ben, ancak bir korkutucuyum ve yoktur tapacak bir ve her şeye üstün Allah'tan  başka;     

66- Rabbidir  göklerin ve yeryüzünün ve ikisinin arasındakilerin o üstün olan ve suçları, cezâ  vermeden önce ve tamâmıyla örten.     

67- De  ki: Bu Kur’ân, en büyük bir haberdir.     

68- Siz ondan yüz çevirmedesiniz.     

69- En yüce melekler topluluğu, münâkaşa ederlerken benim hiçbir bilgim yoktu.     

70- Bana  vahyedilmede ve ben, ancak apaçık bir korkutucuyum.     

71- Hani  Rabbin, meleklere, ben balçıktan bir insan yaratacağım demişti de.     

72- Onu  tamamlayınca ve ona, rûhumdan üfürünce karşısında yerlere kapanıp secde etmişlerdi.     

73- Meleklerin  hepsi birden secde etmişti.     

74- Ancak  İblis secde etmemişti, ululanmıştı ve o, kâfirlerden olmuştu.     

75- Ey  İblis demişti, kudret ellerimle yarattığıma, ne mâni oldu da secde etmedin?  Ululuk mu satmadasın, yoksa yücelerden misin sen?     

76- O,  ben demişti, ondan hayırlıyım, ateşten yarattın beni ve onuysa balçıktan  halkettin.     

77- Çık  git buradan hemen demişti, gerçekten de taşlanmışsın sen.     

78- Ve  şüphe yok ki cezâ gününedek benden lânet sana.     

79- Rabbim  demişti, ölüleri dirilteceğin günedek öldürme beni.

      80- Gerçekten  de demişti, sen, ölmeyenlere katıl.     

81- Bilinen  vaktin gününe dek.     

82- Gerçek  demişti, yüceliğine andolsun ki onların hepsini azdıracağım.     

83- Ancak  içlerinden, ihlâsa eren kulların müstesnâ.     

84- Bu  gerçek demişti ve ben de gerçek olarak söylüyorum ki.     

85- Andolsun,  dolduracağım cehennemi seninle ve sana uyanların hepsiyle.     

86- De  ki: Ben, tebliğime karşılık, sizden bir ücret istemiyorum ve ben, kendiliğimden  bir şey de istememekteyim.     

87- O,  ancak âlemlere bir öğüt.     

88- Onun  doğruluğunu, bir müddet sonra mutlaka bilip anlayacaksınız.

 

               
                                 [1]                      ) Burada  işaret edilen olayın, Ahd-i Atıyk'ın "Müluk-i Sâni" kısmında  anlatılan olay olduğunu söyleyenler vardır (11, 12). Fakat Kur’ân'a göre Hz.  Dâvûd bir peygamber olduğu için masum olması icap ettiği cihetle bu olay,  ekseriyet tarafından kabul edilmemiş, isnat olduğu söylenmiştir.       
       
                                 [2]                      ) Bkz. 264.  Dipnot.       
   

Total Visit: 367
Total Rank: 0
Total Rankers: 0
Total Comments: 0

Oy vermek için yetkiniz yok. Lütfen giriş yapınız.