Cumartesi 1 Kasım 2014 - 01:04

السبت ٩ محرّم ١٤٣٦

شنبه ۱۰ آبان ۱۳۹۳ - ۰۲:۳۴

Kullanıcı adı:

Şifre :

Şifremi Hatırla
Şifremi unuttum   aktivasyon
Üye ol
    

 

Rivayet ve Dirayet

Kafi’de yer alan bir hadiste İmam Bakır (a.s) şöyle buyurmuştur: “Ey Cabir! Allah ilk önce Muhammed’i ve hidayet edici Ehl-i Beyt’ini yarattı. Onlar Allah’ın nezdinde nur eşbahı (karaltıları) idiler. Cabir, “Eşbah nedir?” diye sorunca İmam (a.s) şöyle buyurdu: “Nur gölgeleri ve nurdan bedenler. Ama ruhları yok. Onlar bir ruh ile teyid edilmişti. O ruh ise Ruh’ul Kudus idi.”

 

Eşbah’tan maksad ayan-i sabit ve ilahi isimlerin suretleri olan kaderi suretlerdir. İmkan, irtisam, lahut ve vahidiyet makamında tabaî (bağımlı) vücud ile mevcud oldukları için rivayetlerde “ezlal” ve “ezille” (gölgeler) olarak ifade edilmiştir. İmam Bakır (a.s) ise “nurdan gölge” diye ifade etmiştir. “Ebdan” (bedenler) ifadesinden maksat ise lahut makamındaki kaderî ve bağımlı a’yandır. “Ruhsuz nurani bedenler” ifadesi ise a’yanın hakikatlerinin tiynet olduğu ve kabullenen bir madde olarak özel bir vücuda ait olduğu mülahazası iledir. Bunlar da Rahmanî nefes ve sirayet eden meşiyyet nahiyesinden özel bir vücud ile mevcud olmaktadırlar. Bu yüzden de o özel vücud “ruhlar” olarak ifade edilmiştir.

 

Teveccüh etmek gerekir ki “halk” kelimesinden maksat takdirdir. “Halaka” kelimesi “kaddare” (ölçü verdi) anlamındadır. O büyük insanların a’yan-i sabit’i vücudun bütün zerrari a’yanları üzerinde bir makama sahiptir. Kendisi de ahit, misak ve zerri neşette kaderi tahakkuk ile var olan tek nurlardır. Ruh’ul-Kudüs’ten maksat ise feyz-i akdes ve en yüce hakikatlerin hakikatinin tecellisidir.

 

Bu rivayetleri nakletmekten maksat ise velayet ve ismet erbabının sözlerinde “kader” âlemi ifadesinin yer almasıdır. Misak, ahit, elestu ve kader-i evvel âlemi “ezlal” ve “ezille” diye ifade edilmiştir.

 

İmam (r.a) ise 49. Misbah'ta yüce konuları ele almıştır. Her âlemdeki konuşmaların, o âlemle uyumlu konuşmalar olduğunu söylemektedir. Haber vermek de âlemler hasebiyle farklılık arzetmektedir. Bu asil ifadede ilahi kelamın mertebelerinin sırrı ve kelamullahın anlamı gizlidir. Ayan-i sabit ve ilahi isimler âleminde haber vermek, Hak Teala’nın ceberut âleminde meleklerle konuşmasından farklı bir şeydir. Aynı şekilde muzaf şehadet âleminde, yani misal âlemindeki konuşma da, ceberut âlemindeki haber vermeden farklıdır. Misal ve dünya (şehadet) âlemindeki konuşma farklı oldukları halde, ceberut âleminde haber vermeye oranla bu iki âlem arasında daha fazla münasebet bulunmaktadır. Bu misbahta işaret edilen bilgiler sayesinde akıllı insan ilahi kelamın derecelerini daha iyi derk etmektedir. Hakk’ın ve mutlak vücudun kaderi a’yan âleminde konuşmasının ve ahadiyet ile vahidiyet âleminde gaybî haber vermesinin tıpkı hadis-i nefs gibi kendi sıfat, esma ve kemallerini kendine sunmak olduğunu anlar. A’yan, zati istidat ve sübuti tekellüm diliyle harici zuhuru talep etmiştir. Hak ise “semi’” ismi ile onların kelamını işitmiş ve el-mütekellim ismi ile bütün vücut kafilelerine varlık elbisesini giydirmiştir. Kelam mertebesinde mütekellim zatına ilave olan bir şey yoktur. Bu mertebe zati kelam olarak ifade edilmiştir. Âlemlerin bütün dereceleri varlığın yaratıcısının emriyle vücuda gelmiştir. “Bir şey yaratmak istediği zaman O’nun yaptığı "Ol" demekten ibarettir. Hemen oluverir.”

 

Nitekim velilerin kıblesi de (a.s) bu ayeti zikrettikten sonra şöyle buyurmuştur: “Çınlayan bir ses veya işitilen bir nidayla değildir. Şüphesiz Allah’ın kelamı fiilidir.”

 

Hakk’ın kelamı da diğer bütün sıfatlar gibi gayb’ul-muğib makamında taayyün ve lisana sahip değildir. Ahadiyyet makamında zarif bir şekilde zuhur etmiştir. Vahidiyet ve lahut makamında a’yan, zati istidat lisanıyla zuhur talep etmiştir. Hak Teala ise mütekellim ismiyle onlara cevap vermiştir. Elbette semi’ ismiyle onların nidasını işittikten sonra. Mümkün varlıkların işittiği ilk kelime vücudî “kun” (ol) emri olmuştur.


Total Visit: 1
Total Rank:
Total Rankers:
Total Comments:

Oy vermek için yetkiniz yok. Lütfen giriş yapınız.