| Resulullah'ın (s.a.a) Ehlibeyti'nden İlk Şehit Taberî kendi Tarih'inde şöyle yazıyor: Aşura günü Ebu Talip oğullarından şehit olan ilk kişi Ali Ekber b. Hüseyin b. Ali'dir. An-nesi Ebu Murre b. Urve b. Mes'ud el-Sekafî'nin kızı Leyla'dır. Büyük annesi ise Ebu Süyfan b. Harb'ın kızı Meymune'dir. Ali Ekber'in Ümeyyeoğulları'na olan bu yakınlığı nedeniyle, Mus'ab el-Zuheyrî'nin rivayetine göre, ona amanname yazarak şöyle dediler: "Senin müminlerin Emiriyle -Yezid b. Muaviye- akrabalık bağın var; biz bu akrabalık bağını gözetmek istiyoruz. Eğer istersen, sana aman veririz!" Ali Ekber onlara, "Resulullah'ın (s.a.a) yakınlığının gözetilmesi daha iyidir." karşılığını verdi ve üzerlerine yürüdü. Düşmana saldırınca şöyle diyordu… Harezmî de kendi Maktel'inde şöyle diyor: İmam Hüseyin (a.s) savaş meydanına giden Ali Ekber'i görünce, eliyle sakalını tutarak başını gökyüzüne kaldırıp şöyle dedi: Allah'ım! Sen bu kavmin aleyhine şahit ol, bu orduya karşı öyle bir genç gidiyor ki boy, ahlak ve konuşma tarzıyla Peygamber'ine çok benziyor. Biz Peygamber'i (s.a.a) görmeyi arzuladığımızda ona bakardık. Allah'ım! Onları, yeryüzünün bereketlerinden mahrum kıl; onları tefrikaya duçar et ve onları ihtilâflı yollara düşür; yöneticilerini onlardan hiç-bir zaman razı etme. Çünkü onlar bizi, yardım etmek vaa-diyle davet ettiler, sonra da öldürmek için üzerimize üşüştü-ler. Sonra Ömer b. Sa'd'a hitaben şöyle buyurdu: Ne olmuş sana?! Allah soyunu kurutsun, işlerini düzene sokmayıp arzuna kavuşturmasın seni, senden bereketini alsın ve yatağında boğazlayacak birini sana musallat kılsın. Nitekim sen de benim soyumu kuruttun; benim Resulullah ile olan akrabalık ilişkimi gözetip hürmetimi korumadın. İmam (a.s) daha sonra yüksek sesle şu ayeti okudu: Gerçek şu ki, Allah; Âdem'i, Nuh'u, İbrahim ailesini ve İmran ailesini âlemler üzerine seçti; onlar birbirlerinden (türeme tek) bir zürriyettir. Allah işiten ve bilendir. Ali Ekber ise, düşman ordusuna saldırarak şöyle recez okuyordu: Ben, Ali oğlu Hüseyin oğlu Ali'yim! Beytullah'a ant olsun ki biz Peygamber'e daha yakınız. Vallahi bu zina zâde oğlu bize hükmedemez Mızrak bükülünceye dek sizinle savaşacağım. Ve kılıç eğilinceye dek size darbe indiririm. Haşimî-Alevî gencinin darbesi gibi. Ardından düşmanla öyle savaştı ki, nihayet düşman onun karşısında dayanamadı ve feryat etmeğe başladılar. Ali Ekber (bir süre düşmanla savaşıp onlardan bir kısmını öldürdükten sonra) çok sayıda yara almış bir vaziyette geri dönerek babasının yanına geldi ve "Babacığım! Susuzluk beni öldürmek üzeredir ve bu demirlerin ağırlığı da bir yandan beni zorlamaktadır. Acaba düşmana karşı güç kazanabilmem için bir yudum su var mı?!" dedi. Hüseyin (a.s) ağlayarak şöyle buyurdu: Aziz oğlum! Muhammed'den, Ali'den ve babandan bir şey isteyip onların istediğin şeyi sana verememeleri, onlardan yardım isteyip senin yardımına koşamamaları çok ağırdır! Daha sonra yüzüğünü ona vererek şöyle dedi: Bu yüzüğü ağzına al da düşmanla savaşmak için meydana dön. Yakında ceddin Resulullah'ın (s.a.a), elindeki tasla seni öyle doyurmasını umuyorum ki, ondan sonra asla susamazsın. Ali Ekber tekrar çok şiddetli bir saldırıyla savaş meydanına geri döndü ve şu beyitleri okumaya başladı: Savaş gerçekleri ortaya çıkardı Ve onun ardından doğrular aşikâr oldu Arşın Rabb'ine ant olsun ki kılıçlar Kınına girinceye dek sizi bırakmayacağız. Taberî şöyle diyor: Ali Ekber defalarca Kûfe ordusuna saldırdı. Nihayet Murre b. Munkiz b. Nu'man el-Abdî el-Leysî gözünü ona dikerek, "Yolu bana düşer de başkalarına yaptığının aynısını yapmaya kalkışırsa, ben de onu öldürüp babasını yasında oturtmazsam, Arab'ın tüm günahı benim üzerime olsun!" dedi. Ali Ekber kılıcıyla düşman ordusunu yararak ilerliyordu; nihayet Murre onun karşısına dikildi ve ansızın ona mızrağıyla etkili bir darbe indirdi. Ali Ekber aldığı yarayla savunma gücünü kaybedip yere düştü. Bunun üzerine Kûfeliler her taraftan toplanarak onu aralarına alıp kılıçlarıyla paramparça ettiler. Harezmî de şöyle diyor: Munkiz b. Nu'man el-Abdî, Ali Ekber'in başına öyle bir vurdu ki Ali'nin artık savaşmaya gücü kalmadı. Diğerleri de gelerek ona kılıçlarıyla vurdular. Ali Ekber atın boynuna sarıldı. Kontrolsüz kalan at onu düşman ordusunun içine götürdü. Düşman askerleri ardarda gelip ona kılıç darbesi indirdiler ve bedenini paramparça ettiler. Ruhu bedeninden çıkacağı anda da var gücüyle şöyle bağırdı: Canım babam! Bu ceddim Resulullah'tır, elindeki tasla su içirdi, artık bundan böyle hiçbir zaman susamayacağım. Ceddim sana diyor ki: Acele et; senin için de bir kase hazırlanmış. İmam Hüseyin (a.s), (Ali Ekber'in bu sözlerini duyunca) feryat etti… Taberî kendi Tarih'inde Humeyd b. Müslim el-Ezdî'den şöyle naklediyor: Kendi kulağımla İmam Hüseyin'in (a.s) o gün şöyle dediğini duydum: Ey yavrum! Allah, seni öldürenleri öldürsün, Allah'a karşı küstahlık ve Resulü'ne de saygısızlık ettiler! Senden sonra dünyanın başına kül olsun. Humeyd sonra şöyle diyor: Daha sonra güneş gibi parlak bir kadının aceleyle çadırdan dışarı fırlayarak, "Eyvah yeğenim, eyvah kardeşim oğlu!" diye feryat ettiğini şimdi de görüyor gibiyim. Ben, onun kim olduğunu sorduğumda, "Resulullah'ın (s.a.a) kızı Fatıma'-nın kızı Zeynep'tir." dediler. Zeynep o şekilde gelerek kendisini Ali Ekber'in naşının üstüne attı. İmam Hüseyin (a.s) gelerek Zeyneb'in elinden tuttu ve onu çadırlara geri götürdü. Sonra kendisi Ali'nin cenazesinin yanına geldi. Ehlibeyt gençleri de yetişmişlerdi. İmam (a.s) onlara, "Kardeşinizin cenazesini götürün." buyurdu. Gençler Ali'nin cenazesini götürerek, karşısında düşmanla savaştıkları çadırın önüne bıraktılar. |