| Resulullah'ın (s.a.a) Döneminde Humusun Harcandığı Yerleri Belirten Tek Rivayet Sünen-i Ebu Davud, Müsned-i Ahmed b. Hanbel, Tarih-i Taberî, Sünen-i Neseî ve Sahih-i Buharî'de (Biz Sünen-i Ebu Davud'dan naklediyoruz), "Harac" kitabında, "Mevaziu Kısmi'l-Humus ve Sehm-i Zi'l-Kurba" bölümünde Cubeyr b. Mut'im'den şöyle geçer: Resulullah (s.a.a) Hayber Savaşı'nda zi'l-kurba'nın (yakınlar) payını Haşimoğulları ve Abdulmuttaliboğulları arasında bölüştürdü; Benî Nevfel ve Benî Abduşşems'e bir şey vermedi. Osman b. Affan'la birlikte Resulullah'ın (s.a.a) hu-zuruna giderek şöyle dedik: "Ya Resulullah (s.a.a)! Biz Haşimoğulları'nın fazilet ve üstünlüğünü ve yüce Allah'ın onlar arasında sana verdiği makam ve mevkii inkâr etmiyoruz; fakat neden kardeşlerimiz Abdulmuttaliboğulları'na -bu ganimetten- bir pay verdiğin hâlde bize bir şey vermedin? Oysa sana karşı onlarla biz aynı yakınlıktayız?" Resulullah (s.a.a) şöyle buyurdu: "Benimle Abdulmuttalip arasında ayrılık yoktur." Neseî'nin rivayetine göre ise, "Abdulmuttalimoğulları, ister ca-hiliye döneminde ve ister İslâm'ın zuhurundan sonra benden ayrı değillerdi." buyurdu ve iki elinin parmaklarını birbirine kenetleyerek "biz ve onlar biriz." dedi. Müsned-i Ahmed'deki başka bir rivayete göre de bu olay Huneyn Savaşı'nda gerçekleşmiştir. Sünen-i Ebu Davud, Sünen-i Neseî ve Müsned-i Ahmed b. Han-bel'de geçen üçüncü rivayette ise savaşın adı belirtilmemiştir. Osman ve Cubeyr'in Resulullah'a (s.a.a) böyle bir soruyu sormalarının ve onun yukarıdaki şekilde onlara verdiği cevabın nedeni ise şudur: Abdumenaf'ın Haşim (Amr), Muttalib, Abduşşems ve Nevfel adında dört oğlu vardı. Bu arada, Haşimoğulları'yla Abdul-muttaliboğulları Hz. Resulullah'a (s.a.a) yardım etmek görüşünde birleşirken Kureyş onlarla savaşıp onlara karşı ittifaklar gerçekleştirdiler; onlarla ilişkilerini kesip her türlü muameleyi yasakladılar. Onlar da Ebu Talib deresinde toplanıp Hz. Resulullah'a (s.a.a) karşı Kureyş'le birleşen Abduşşems ve Nevfeloğulları'nın tam aksine ilişkinin kesildiği zor yılları birlikte geçirdiler. İbn Ebi'l-Hadid bu konuda şöyle yazıyor: Nevfeloğulları'nın İslâm'ı kabullenmede gecikmesine neden olan şey, Abduşşemsoğulları'na İslâm'ı kabullenmenin ağır gelişiydi. Sonuçta onlardan hiç kimse Resulullah'ın (s.a.a) yanında yer alıp onun fetihle sonuçlanan hiçbir savaşına katılmadılar! Bunun tam aksine; Muttaliboğulları'nın, Haşimoğulları'-na karşı duydukları aşırı ilgi, İslâm'ı kabul etmelerine neden oldu. Çünkü Resulullah'ın (s.a.a) peygamberliği onlara apaçık belliydi ve onun hak üzere olduğunda en küçük bir şüphe bile etmiyorlardı. Bu tanımaya ancak haset ve kin engel olabilirdi ve böyle bir hastalığı olmayan kimse de İslâm dinini kabul etme konusunda hiçbir engelle karşılaşmaz. Muttaliboğulları'ndan, Ubeyde, Tufeyl, Husayn, Musat-tah b. İbad b. Muttalib gibi Haris b. Muttalib'in tüm oğulları Bedir Savaşı'na katıldılar. Kureyş, Resulullah'a (s.a.a) karşı birleştiği zaman Ebu Talib, Mut'im b. Adiy b. Nevfel'e şöyle dedi: "Allah bizden yana Abduşşems'e ve Nevfel'e Kötülere verilen acil bir ceza versin." Yukarıdaki rivayetin ravisi Cubeyr b. Mut'im diyor ki: Resulullah (s.a.a), "zi'l-kurba"nın payını Haşimoğulları'y-la Muttaliboğulları arasından bölüştürmüştür. Bizce, ravi Cubeyr'in tanık olduğu şey, Resulullah'ın (s.a.a) onlara humustan paylarına düşeni verip, Ümeyyeoğulları ve Nevfelo-ğulları'na vermeyişidir. Fakat Resulullah'ın (s.a.a) onlara hangi paydan verdiği, ravinin kendi teşhisidir; Hz. Resulullah'ın (s.a.a) buyruğu değil. Öyle sanılıyor ki Resulullah (s.a.a) onlardan bazılarına bir miktar Allah ve Resulü'nün payından vermiştir; çünkü daha önce de dediğimiz gibi, Hz. Resulullah (s.a.a) onu istediği gibi harcıyordu ve bazılarına ise miskinlerin ve yoksulların payından veriyordu. Çünkü, yukarıda genişçe bahsettiğimiz gibi, Hz. Resulullah'ın (s.a.a) soyundan olan fakir ve miskinlere sadaka haramdır. Sadakanın Hz. Resulullah'a (s.a.a) ve Yakınlarına Haram Oluşu Resulullah (s.a.a) ve yakınlarına sadakanın haram olduğuna dair çok sayıda hadis vardır. Bunlardan birini Müslim kendi Sahih'in-de şöyle naklediyor: Resulullah'a (s.a.a) yemek getirdiklerinde, o önce getiren kişiden onu soruyordu. Eğer hediye olduğunu söyleselerdi ondan yer, fakat sadaka olduğu söylenseydi ona elini sürmezdi. Buharî ve Müslim kendi Sahih'lerinde, Ebu Davud ve Daremî ise kendi Sünen'lerinde şöyle rivayet etmişlerdir: Hz. Resulullah (s.a.a) yola bir hurma düştüğünü görünce, "Sadaka olmasaydı onu yerdim." buyurdu. Hasan b. Ali, sadaka olan bir hurma tanesini alarak ağzına bıraktı. Bunun üzerine Resulul-lah (s.a.a) ona, "Çabuk tükür ve onu ağzından çıkar; Bizim sadaka yemediğimizi bilmiyor musun?" ve başka bir rivayete göre de, "Sadaka bize haramdır." buyurdu. Resulullah (s.a.a), Haşimoğulları'ndan, sadakadan yararlanmasın diye sadaka toplamak için birini görevlendirmekten sakınıyordu. Müslim, Ahmed b. Hanbel, Edu Davud, Neseî, Tirmizî, Ebu Ubeyd ve diğerleri bu konuda şöyle bir rivayet nakletmekteler (biz Sahih-i Müslim'den naklediyoruz): Rabia b. Haris b. Abdulmuttalib ve Abbas b. Abdulmut-talib kendi aralarında konuşarak bir yolunu bulup Abdul-muttalib b. Rabia ve Fazl b. Abbas'ı , kendilerini sadakaları toplamak üzere görevlendirmesini istemeleri ve bu yolla bir maaş almaları için Resulullah'a (s.a.a) göndermeye karar verdiler. Ravi diyor ki: Onlar bu mevzuu konuştukları sırada Ali b. Ebu Talib gelip yanlarında durdu. Rabia ve Abbas da aralarında geçen konuşmayı ve aldıkları kararı Ali'ye açtılar. Ali b. Ebu Talib onlara, "Bu işi yapmayın; vallahi Resulullah (s.a.a) kabul etmeyecektir." dediyse de Rabia onu kendisinden uzaklaştırarak, "Vallahi bizi kıskandığın ve çekemediğin için böyle söylüyorsun. Sen Peygamber'in damadı olmakla şereflenirken biz seni kıskanmayalım mı?!" dedi. Ali, "O hâlde onları gönderin." dedi. Onlar gittiler. Ali ise oracıkta uzandı. Başka bir rivayette ise şöyle geçer: Ali, cüppesini yere serip üzerine uzandı ve, "Ben zeki Ebu'l-Hasan'ım. Andolsun oğullarınız gönderdiğiniz görevden eli boş dönünceye kadar buradan ayrılmayacağım." dedi. Abdulmuttalib b. Rabia diyor ki: Resulullah (s.a.a) öğle namazını bitirince biz ondan önce gidip odasının kapısında bekledik. Nihayet o gelip kulaklarımızdan tuttu ve "İçinizden geçenleri söyleyin." buyurdu. Sonra içeri girince biz de girdik. O gün Resulullah (s.a.a), Cahş kızı Zeyneb'in yanındaydı. Biz, gözümüzü birbirimizin ağzına dikmiş her birimiz diğerinin konuşmaya başlamasını bekliyorduk. Nihayet birimiz dedik ki: Ya Resulullah (s.a.a)! Sen insanların en cömerdi ve insanlara karşı en merhametli olanısın. Biz evlilik çağına vardık. Bizi sadaka memuru yapman, diğerleri gibi biz de topladığımız sadakaları sana getirip bu yolla bir maaş almak için huzuruna geldik. Resulullah (s.a.a) uzun bir zaman sessiz durdu; nihayet isteğimizi tekrarlamak isteyince perde arkasından Zeyneb bir şey söylemememizi işaret etti. Sonunda Resulullah (s.a.a) bize şöyle buyurdu: "Muhammedoğulları'na sadaka helâl değildir. Çünkü o, insanların kir ve artığıdır." Daha sonra, "Söyleyin Muhammiyye ve Nevfel b. Haris b. Abdulmuttalib gelsinler, dedi. O dönemde Muhammiye humus işlerine bakıyordu. Bu iki kişi Resulullah'ın (s.a.a) huzuruna gidince o, Mu-hammiyye'ye dönerek, Fazl b. Abbas'a işaret edip, "Kızını bu gençle evlendir." buyurdu. Sonra Nevfel b. Haris'e dönerek, Abdulmuttalib b. Rabia'ya işaret edip, "Kızını bu gençle evlendir." buyurdu. Daha sonra Muhammiyye'ye hitaben, "Hu-mustan bunlara filan miktar ver." buyurdu. Böylece, Resulullah (s.a.a) Haşimoğulları'ndan hiçbirini sadakaları toplamak için görevlendirmemiştir. İşte buradan, Resulullah'ın (s.a.a), Ali'yi (a.s) Yemen sadakalarını toplamakla görevlendirdiğini sanan kimsenin ne kadar yanıldığı anlaşılmaktadır. Olayın gerçeği İbn Kayyım Cevzî'nin "Zadu'l-Mead" adlı eserinde (o hazretin komutanları bölümünde) şöyle kaydedilmiştir: Hz. Resulullah (s.a.a) Yemen kadılığı ve humusları toplama görevini Ali b. Ebu Talib'e verdi. İbn Kayyım bu konudan önce "Faslun Fi Kutubihi ve Rusulihi İle'l-Mulûk" başlığı altında şöyle yazıyor: Resulullah (s.a.a), Tebuk Savaşı'ndan dönüşte veya hicretin onuncu yılının rebiulevvel ayında Ebu Musa Eş'arî ve Muaz b. Cebel'i İslâm dinini tebliğ etmeleri için Yemen'e gönderdi. Bunun üzerine Yemen halkı savaş ve kan dökülmeden büyük bir şevkle kendi irade ve istekleriyle Müslüman oldular. Daha sonra oraya Ali b. Ebu Talib'i gönderdi. Ali b. Ebu Talib Yemen'deki görevini yerine getirdikten sonra Veda Haccı'nda Mekke'de Hz. Resulullah'a (s.a.a) ulaştı. Şayet bazılarının böyle bir zanna kapılmaları, Resulullah'ın (s.a.a) vefatından sonra ve halifelerin humusun farz oluşunu kaldırışlarından sonradır (ileride buna değineceğiz inşaallah). Çünkü, bu durumda sadaka dışında Müslümanlardan alınması farz olan bir şey kalmamıştı! İşte bu nedenle bazı âlimler, Resulullah'ın (s.a.a) döneminde de durumun kendi dönemlerindeki gibi olduğunu sanmış ve böylece, "Hz. Resulullah (s.a.a) Ali'yi (a.s) de sadakaları toplamak için görevlendirmiştir." deme hatasına düşmüşler ve Resulul-lah'ın (s.a.a), değil amcası oğlu, damadı, tertemiz soyunun babası Ali b. Ebu Talib'i, hatta kendisinin azat ettiği kölesini bile sadaka top-lama memurlarıyla yardımlaşmasını engellediğine dikkat etmemişlerdir. Ebu Davud, Neseî ve Tirmizî kendi Sünen'inde şöyle kaydetmişlerdir: Resulullah (s.a.a), Benî Mahzum kabilesinden Erkam b. Ebi Erkam adında bir kişiyi sadakaları toplamakla görevlendirdi. Erkam, Ebu Rafi'e (Hz. Resulullah'ın (s.a.a) azat ettiği kölesi), "Bu görevde bana yardımcı ol ki sen de bir ücret alasın." dedi. Fakat Ebu Rafi, "Hayır;" dedi, "Bu iş için Resulullah'a (s.a.a) gidip ondan izin almam gerekir." Böylece Hz. Resulullah'a (s.a.a) gidip olayı anlattı. Resulullah (s.a.a) ise şöyle buyurdu: "Her kavmin azat ettiği kişi, o kavimden sayılır; sadaka ise bize haramdır." Resulullah (s.a.a), Ebu Rafi'in sadaka görevlilerinin maaşından almaması için sadaka toplama görevlisiyle yardımlaşmasını böyle engelledi. Çünkü o, Hazret'in azat ettiği kölesiydi. Resulullah'tan (s.a.a) sonra Ehlibeyt İmamları da bunu sürdürdüler; kendileri sadaka almadıkları gibi Haşimoğulları'nı da sadaka almaktan sakındırdılar. Daaimu'l-İslâm kitabında şöyle geçer: İmam Cafer Sadık'a (a.s), "Size humus verilmeyen bu dönemde sadaka helâl midir?" diye sorduklarında şöyle buyurdu: "Hayır vallahi; zalimler vasıtasıyla hakkımızın gasp edilmesi nedeniyle Allah'ın bize haram kıldığı şey helâl olmaz ve onların, Allah Teala'nın bize has kıldığı şeyi engellemeleri Allah'ın haram ettiği şeyin helâl olmasına neden olmaz." Yine el-Hisal kitabında İmam Cafer Sadık (a.s) kanalıyla babası İmam Muhammed Bâkır'dan (a.s) şöyle rivayet edilmiştir: İki durum dışında sadaka Haşimoğulları'na haramdır: Bi-ri çok susayıp içmek için su bulamayınca ve diğeri ise onların birbirlerine sadakası. Buradan, Ehlibeyt İmamları'nın kendi dönemlerindeki vali ve yöneticiler tarafından beytülmalden aldıkları şeyleri, diğerlerinin sandıkları gibi farz sadaka olarak değil, fey, enfal, zimmî kâfirlerin ödemesi gereken cizye ve futuhatlardaki ganimetlerin humusu gibi kendilerinin gasp edilen hakları olarak kabul ettikleri anlaşılmaktadır. Akarsular ve içme suları ise, aynen yol üzerinde yapılan evler, dinlenme yerleri ve mescitler gibi daha fazla asıl sahiplerinin bütün Müslümanların yararlanmaları için vakfetmiş oldukları vakıflardandı; her ne kadar sahipleri kurbet kastı ve Allah rızası için masraflarını vermeyi üstlenmiş oldukları için onlara "sadaka" dense bile, bunlar, -Haşimoğulları'ndan olmayıp fakir de olmayan kişilerce- yararlanılması caiz olmayan söz konusu sa-dakalarla farklı olup bahis konumuz kişilere verilen sadaka tü-ründen değildirler. * * * Buraya kadar, İslâm kaynaklarından humus hakkında bulduklarımızı getirip Resulullah'ın (s.a.a) döneminde humustan pay alanları belirttik ve Haşimoğulları'na, onların kölelerine sadakanın haram olduğunu, onların Hazret'in döneminde ve ondan sonra sadaka kabul etmekten sakındıklarını açıkladık. Fakat halifelerin humus konusundaki tutumlarını, onların bu konudaki içtihatlarını, özellikle Resulullah'ın (s.a.a) ciğer paresi olan kızı Hz. Fatıma'nın (s.a) hakkına karşı davranışlarını anlayabilmek için Hz. Resulullah'tan (s.a.a) kalan mal, mülk ve Hazret'e has kılınan şeyleri ve daha sonra halifeler tarafından onların başına neler getirildiğini ve Resulul-lah'ın (s.a.a) kızı Hz. Fatıma'nın (s.a) babasının mirası ve humus konusundaki onlardan şikâyetinin nereye vardığını incelememiz gerekecek. |