Rehber'in Memesani İlçesinde Halka Hitaben Yaptığı Konuşma
04/05/2008
Bismillahirrahmanirrahim,
Alemlerin Rabbine hamdolsun, salat ve selam efendimiz, nebimiz Ebil Kasım Muhammed Mustafa ve onun seçkin izleyicileri, masum imamlar ve özellikle de Hz. Mehdi üzerine olsun...
Fars ili ziyaretimde, Memesani’ye gelmek, siz aziz mümin, inkılapçı, sefa dolu halkı görmek benim için büyük bir iftihardır. Daha önce böyle bir fırsat olmamıştı ama bugün elhamdülillah, bu şehir ve bölge halkını, coşkulu kardeşleri ve görmek beni memnun etti.
Memesani’nin çok değerli halkının en büyük imtiyazı hiç kuşkusuz, bütün her şeye rağmen, ‘İslam’ın hakikatinden çıkan inkılaba olan bağlılığı’dır. Elbette, bu halkın ve bölgenin imanı ile Ehlibeyt’e olan itikadı ise çok köklü ve güçlüdür. Bu, geçmişten beri böyleydi. İslam İnkılabı ve devrik rejimden önce, İslam İnkılabı’nın başlarında mihrabda şehid edilenlerin başında gelen Ayetullah şehid Medeni de, tağuti dönemde bir süreliğine Memesani’ye sürgün edilmişti. Ama bu şehrin nurlu halkı onu kucaklamış, ona sahip çıkmıştı. İşte bu durum, bu halkın derin inancı ve itikadından kaynaklanmaktadır ve sizlerin gerçekten inkılapçı oluşunuz ile Ehlibeyt ve Velayet’e bağlılığınızı göstermektedir.
İran-Irak Savaşı döneminde, bu bölgenin izzetli, gururlu aşiretleri, kendi işlerini, güçlerini bırakıp, ellerinden ne geliyorsa İslam İnkılabı ve memleketleri için halisane bir şekilde yaptılar ve İslam İnkılabı’nı, İslam’ı, bu İslam topraklarını savunmak için canlarını ortaya koydular, siper ettiler. Bu durum gerçekte bir millet için iftihar edilmesi gereken önemli konulardan biridir.
Siz aziz Memesani halkının hiç kuşkusuz çok güzel ayrı bir özelliğiniz de vardır ki bu da bu bölgenin aşiret dokusudur. Eğer insan gözünü açsa ve sosyal gelişmelere derin bir ufukla baksa, bu özelliğini yani aşiret dokusunu içtimai gelişmeler ve olaylarda çok rahat bir şekilde müşahede edecektir. Aşiret, kabile, kavim, insanlar arasında kan ve akrabalık bağının mihveridir; bu aynı zamanda İslam dini tarafından da teyid edilmiştir. İslam’da akrabalar ve yakınlar arasında ilişkiler ve ilişkilerin korunması, güçlendirilmesi beğenilen bir hareket olarak belirtilmiş olmakla beraber sılayı rahim farz ameller içinde yer almaktadır. Bunları göz önünde bulundurduğumuzda, aşiretlerin dokusunun da temelinde hiç kuşkusuz akrabalık ve aile bağlarının güçlü bir şekilde bulunduğunu görmekteyiz.
Elbette ben burada şunu da ilave etmek istiyorum. Müsbet aile ve akrabalık bağları kesinlikle bizim açımızdan değerlidir, ama bunun olumsuz olması kuşkusuz aşiretler ve kabileler arasında gerginliğe ve aşırılığa neden olmaktadır ki bunun bertaraf edilmesi gerekmektedir; bu olumsuzluklar İslam açısından kabul edilemez. Aşiretler ve akrabalar arasındaki bağlar, ilişkiler, yardımlaşma tabii ki çok iyidir, ama bunun diğerlerinin zararına olmaması gerekir. İslam’da kardeşlik, bütün müminler arasında yaygındır. ‘Ademden geldiniz ve Adem de topraktan...’ Hazreti Peygamber, kabile bağlarına taassupla bakmak isteyenlere ve diğerlerini dışlayanlara işte bu ifadeyle cevap veriyordu. Yani, güçlü aşiret ve kabile bağları iyi ve beğenilen bir davranıştır; akraba, aile, aşiret bağlılığı içinde ilişkiler ve irtibatlar kuşkusuz olumlu bir noktadır ama bunu kesinlikle aşiret ve aile dışındaki insanları dışlamak için asla bir araç olarak kullanmamak gerekir. Sizlere arzediyorum: Bu akrabalık ve aile ilişkilerini aşiret içinde koruyunuz ve zira çok değerlidir ama muhtelif aşiretler birbirlerini dışlamasınlar; Hepimiz kardeşiz. ‘Ademden geldiniz ve Adem de topraktan...’ Hazreti Peygamber böyle buyurdu. Bakınız, bu İslami terbiye, bütün sahalarda ne kadar derindir.
Azizlerim! Kardeşler ! Sizler güzel bir imtihan verdiniz; İslam ve İnkılab’a olan bağlılığınızı ve desteğinizi çok güçlü ve bariz bir şekilde ispatladınız. Ülkemizde aşiretler izzet ve gururun mayasıdır. Ben bir toplulukta şunu söyledim: ‘Bazı ülkeler, kendi halkları arasındaki kavmiyet farklılıklarından korkuyorlar, ama biz aksine aşiretlerin varlığından memnun olduğumuz gibi bunu açıkça da bildiriyoruz!’ Niçin? Çünkü bizim aşiretlerimiz, bulundukları her yerde, milletin, dinin, İslam alimlerinin bekçisi oldukları gibi İslam dinine bağlılıklarının yanı sıra kendi örf ve ananelerini de korumuşlardır. Allah’a hamd ve senalar olsun ki, bizim milliyetlerimiz din ve itikad ile bir bütündür ve bütün dönemlerde, değişik aşiretlerin ve kavmiyetlerin nüfuzuna karşı kendi yerli kültürlerinin yardımıyla da, bugün yine din ve inanç içinde kalmıştır. Özellikle de, ülkenin merkezi bölgelerinde yeralan aşiretler ki, Fars bölgesi, Isfahan bölgesi velayete bağlıdırlar ve uzun dönem İslami tefekkür ve Ehlibeyte (S) bağlılık düşüncesinin bekçisi olmuşlardır. Şu gerçeği bilmekte fayda vardır. Aşiretler, başta tağuti dönem olmak üzere zorbalığın olduğu her dönemde, dönemin çeşitli birimlerinin İslam alimleri aleyhindeki girişimlerine karşı çıkmışlar ve her zaman İslam alimlerini koruyan bir güç olarak kendini göstermişlerdir. Mesela bu Fars ili bölgesindeki aşiretler, İngiliz sömürüsüne karşı direnmişler ve ingilizlerle savaşmışlardır; taguti padişahlar döneminde mesela Kaçarlar döneminde, yani büyük ruhani merhum Ayetullah Seyyid Abdulhüseyin Lari’nin hareketi döneminde, yine direnmişlerdir; ondan sonra Rıza Han döneminde ve onun ardından İslam alimlerinin mücadele döneminde, aşiretler İslam alimlerinin yanıbaşında olmuş ve dine olan güçlü bağlarını koruduklarını göstermişlerdir.
Aziz aşiret gençleri! Bugünkü dünya, değerlerine güçlü bir şekilde bağlanan, iman ve itikadını koruyan milletleri zafere erdirmektedir. Emperyalizmin değişik siyasetlerinin içinde bulunduğumuz bu dünyada toplumlar, ahlaksızlığa sürüklenmektedir, ama güçlü temel dayanakları olan, mümin insanlar ve topluluklar her ne olursa olsun, bu dalgalar içinde asla kaybolmayacak ve imanları sayesinde bütün dalgalarla boğuşabileceklerdir; bunun en bariz örneği de, emperyalizmin İslam Cumhuriyeti nizamına karşı hareketlerinde gençlerimizin onlara karşı galip gelmesidir. Bunun da ilk zaferi İslam İnkılabı’nın gerçekleşmesi olmuştur. İkincisi ise zorunlu savaş döneminde, çeşitli sahalardaki zaferlerdir ve sonra da bugün halkın çeşitli sahalarda düşmana karşı direnmesidir. Aziz gençler! Bu imanınızı koruyunuz! Bu imanınızı fikri bağlarla, düşüncelerle güçlendiriniz. Bütün herkes, şehirlisi, köylüsü, aşiretlisi, bilmelisiniz ki; bu güçlü iman ve ihlası, bu bölgenin derinliğindeki gizemi kitap okuyarak, aşiretler arasında kitap okuma kültürünün yaygınlaştırılması ve bölgenin gençleri arasında araştırma düşüncesinin yerleşmesiyle zenginleştirmelisiniz. Düşünürlerden yararlanmalısınız ve böylece doğru, sahih İslami düşüncenizi güçlendirmelisiniz.
Bu bölgenin diğer meselelerine gelince... Bölgenin bir çok alanda hala mahrum olarak kalması beni son derece rahatsız eden önemli bir meseledir. Maalesef bu topraklar, çeşitli alanlarda geri kalmış durumdadır. Bu durum, kuşkusuz yetkililerin bu bölgenin geri kalmışlığını bertaraf etmek için daha fazla ilgi göstermelerini gerektiriyor. Kuşkusuz bu geri kalmışlığın bir bölümü geçmiş yönetimden kaynaklanmaktadır. İnşallah bugün halka hizmet etmeyi görev bilen çalışkan hükümetin bu eksikleri gidereceğini ve telafi edeceğini ümit ediyorum. Beni bu konuda memnun eden elbette hükümetin bakanlar kurulu toplantılarını, ülkenin eksikliklerini yerinde görmek için illere yaptığı ziyaretlerdir: Ülkenin değişik illerine yapılan ziyaretler ve aynı zamanda üst düzeyde yetkililerin şehirlere yönelik haber vermeden düzenledikleri ziyaretleri ve denetimleri, halkla temasları ve gerçekleri açık bir gözle görmek gibi...
Benim son yıllarda çeşitli illere yaptığım ziyaretlerden bir hedefim, ziyaretlerimde söylediğim gibi, yetkililerin ilgilerini, en fazla hizmete ihtiyacı olan, zarar görmüş, mahrum bölgelere çekmektir. Onların dikkatlerini bu bölgelere daha fazla çekebilmektir. Bugün Allah’ın izniyle bu hedefime ulaştığımı görüyorum; zira bugün çalışkan, halkın hizmetindeki hükümet, bütün illeri, şehirleri ve ilçeleri direkt kontrolü ve gözetimi altında tutmaktadır.
Özellikle de bu bölge ve bu il, bu yıl Allah’ın nimeti olan yağmuru yeterince göremedi. Bu ise tabii olarak, bölge halkının tarım, hayvancılık ve diğer alanlarda daha fazla sorun yaşamalarına neden olacaktır. Ama, bana hükümet yetkilileri tarafından verilen raporda, bu bölgenin kuraklığı konusuyla ilgili gerekli tedbirlerin ve telafisi için çalışmaların yapıldığı ve bununla ilgili olarak bütçe tahsis edildiği bildirildi. İnşallah hükümet, bu bölgeyle aldığı kararı en güzel şekilde yerine getirir ve halk da ondan yararlanır. Elbette dua için ellerimizi gökyüzüne uzatıyor ve Allah’u tealadan, rahmetini, bereketini, inayetini, bu mümin halk için, bu susamış topraklar için esirgememesini talep ediyoruz; inşallah bu dualarımızın, yakarışımızın karşılığını da alırız.
Bu konu, yani halkın ekonomik ve sosyal sorunlarını içeren konu, benim yılın başında İran milleti ve yetkililerine hitaben yaptığım meseleydi. Zira ben ekonomik büyüme alanının genişletilmesine vurgu yapmıştım. Niçin ? Çünkü, düşman bu konuya yöneldi ve yönelmeye de devam ediyor. Azizlerim! İslam İnkılabı düşmanları, genel olarak son 30 yılda, özellikle de bu son yıllarda, İran milletinin iradesini kırmak için her yolu denedi ve uygulamaya koydu.
Öyle ki, dünya emperyalizmi ve uluslar arası siyonizmin propaganda merkezlerinden gece gündüz demeden, İran İslam Cumhuriyeti ve İran milleti aleyhine zehirli propaganda saldırısı, 8 yıllık zorunlu savaş, darbe girişimleri, siyasi tuzaklar ve sair her yol denendi. Bütün yollara başvurdular; İran milletini iktisadi tuzaklarla sıkıntıya sokma fikrine düştüler. Tabii bu onların yeni bir işi de değildi; İslam İnkılabı’nın zafere ermesinden bu yana onlar, İran ve İran milleti aleyhinde, iktisadi yaptırım, iktisadi muhasara gibi siyasetleri çeşitli şekillerde uyguladılar; baskı yaptılar, ancak İran milleti bütün bunlara karşı direndi. Ama düşmanlar hala geçmişte netice alamadıkları yolu yeniden denemeye çalışıyorlar, fakat İran milleti yine eskiden olduğu gibi onlara karşı direnmeye devam edecektir. İran milleti 30 yılda olduğu gibi bundan sonra da düşmanın İktisadi yaptırım siyasetlerinin üstesinden gelmeyi başaracaktır; zira bu doğrultuda devlet ilerleme kapsamında önemli adımlar atmıştır ve bugün de dünya emperyalizminin her türlü art niyetlerine rağmen, İran milleti, özellikle de düşmanın iktisadi alan başta olmak üzere diğer tuzaklarına karşı direnecektir.
Bunun da yolu elbette milletin elele vererek ülkeyi dışa bağımlılıktan kurtarmaktır. İnkılab, bizi siyasi bağımlılıktan kurtardı. Ülkenin iktisadi istiklali yolunda da önemli işler yapıldı; ülkenin dış tehdit ve iktisadi yaptırımlardan etkilenmemesi ve bu gibi yaptırımların bir manasının kalmaması için, hiç kuşkusuz, ülkenin her kesiminin bütün gayretiyle çaba göstermesi gerekir. Bu hitap, tabii ki İran milletinin tamamını içeriyor yalnızca Memesani halkını değil; bütün herkes bu yolda elele vermeli, çaba göstermelidir. Bu ülkenin insani açıdan büyük sermayeleri var, aynı şekilde iktisadi açıdan da son derece büyük potansiyeli var. Gerekli yatırım, dürüst programlama ve işi ciddiyetle takip etmek suretiyle; biz düşmanların iktisadi yaptırım ve tehditlerini çok rahatlıkla etkisiz hale getirebiliriz. Bu bizim milli bir vazifemizdir, bunu yapmak zorundayız. Bu konuda herkesin önemli rolü olabilir. Çok geniş topraklarımız ve sınırsız imkanlarımız da var.
Elbette sıkıntılarımız da var. Ben bunu Şiraz’da da belirttim: Eğer biz israf etmezsek, ülkenin ihtiyacını karşılayabiliriz. Bizim ülkede üstesinden gelemediğimiz ve hala da devam eden en önemli mesele israftır. İsraf konusundaki en önemli meselelerden biri de suda israftır; zira ülkemiz bazı bölgelerin dışında su açısından hiç de zengin durumda değildir; ama eğer suyu mantıklı ve doğru kullanabilirsek, ülkenin su ihtiyacı mevcut su ve imkanlarla rahatlıkla karşılanır. Bunlar halkın bütün kesimlerinin vazifesidir ve elbette hükümetin de bu konuda doğru program yapması ve İran halkının katkılarından yararlanması gerekir ve İnşallah böylece sorunlar birer birer çözülecektir.
Hiç kuşkusuz İran milletine bu 30 yılda çeşitli sorunlar da adeta dayatıldı; ama milletin izzetinin bir bedeli vardır; hiçbir ülke bir bedel ödemeden, milli izzetine, milli istiklaline ve üstün hüviyetine ulaşamaz; bunun için gerekli bedel ödenmelidir. Milletimiz elbette bu bedeli ödemiştir ve yeniden ödeyecektir. Ben gerçekleri göremeyen, ağızlarından tehdit düşmeyen bu zorba güçlere şunu demek istiyorum: Tehdit, asla İran milletini geri bırakamaz; tehdit, İran milletini kendi iradesiyle seçtiği bu yolundan kesinlikle vazgeçiremez. Kemale ulaşmanın, izzetli olmanın, tam bir bağımsızlığa sahip olmanın, bu ülkede dini değerlerini yürürlüğe koymanın, ülkenin sorunlarının üstesinden gelmenin yolu hiç kuşkusuz İslam’dan geçmektedir. Bu İran milletinin geleceği için seçtiği bir yoldur ve bu yolundan da asla vazgeçmeyecektir. İçinde bulunduğumuz bugünlerde yine ülkemize yönelik tehdit sesleri yükselmektedir: Amerika ve siyonistler bir türlü, bazı Avrupalı devletler de düşüncesizce Amerika’nın siyasetlerini takip ediyor! Daha önce İran milletini denemediniz mi? Biz kendi yolumuzu güçlü bir şekilde sürdüreceğiz ve dünya emperyalizminin bu milletin hakkını çiğnemesine asla izin vermeyeceğiz. Bu bizim görevimiz ve halkımızın en tabii hakkıdır. Biz yetkililer, sorumluluğumuzun bilincinde olarak, halkımıza karşı görevlerimizi en iyi şekilde yerine getirmeliyiz; asla düşmanın değişik yollardan ve çeşitli şekillerde, mesela psikolojik savaş, değişik hile, oyun ve tefrikalarla İran halkının hakkının çiğnenmesine izin vermemeliyiz ve Allah’ın lütuf ve inayetiyle izin de vermeyeceğiz.
Siz aziz halkımızın bilmesi gereken bir konu var. Bu milletin, bütün İslam ümmeti ve milletlerinin bütün sıkıntılardan kurtuluş yolu İslam’dır; İslam bizi kurtuluşa erdirir. İslam İnkılabı ve İslam Cumhuriyeti’nin ömrü 30 yılına ulaşmıştır, ama bugün dinç ve dinamiktir. Biz, her nerede İslam’a göre dakik ve iyi şeyler yaptıysak genel olarak başarılı olduk; başarılı olamadığımız yerlerde ise İslami vazife ve dikkatimizi yerine getirmemişizdir. Eğer işlerimizi İslam’a göre doğru bir şekilde yaparsak, hedefimize ulaşacağız. Allah’a şükür bu millet, kendi hakkını tanıyan ve hakkını almasını bilen, coşku dolu, cesur, bilgili bir halktır.
Allah’u tealadan, bu ülke yetkililerinin, özellikle de ülkenin geri kalmış bölgeleri olmak üzere bu birlik ve beraberlik içindeki İran milletine karşı sorumluluklarını en iyi şekilde yerine getirmelerinde başarılı olmalarını, size karşı görevlerini güzel bir şekilde gerçekleştirmelerini niyaz ediyorum.
Ya Rab! Rahmetini, lütfunu ve fazlını bu halk için nazil eyle. Ya Rab! İslam Cumhuriyeti’ni her geçen gün daha güçlü kıl. Ya Rab! Bizleri bu aziz millete karşı görevlerimizi yapmakta güçlü ve başarılı kıl. Hz. Mehdi’nin mukaddes kalbini bizden razı kıl ve bize, onun duasını kazanmayı nasib et...
Allah’ın selam, rahmet ve bereketi üzerinize olsun...