|
Rıdvan Biati veya Şecere Biati Hicretin yedinci yılında, Resulullah (s.a.a) ashabını umre yapmak için seferber etti. Medine Müslümanlarından bin üç yüz veya bin altı yüz kişi Resulullah'ın (s.a.a) bu çağrısına olumlu cevap vererek Hz. Peygamber'le birlikte Mekke'ye doğru yola koyuldu. Re-sulullah (s.a.a) kurban etmek için beraberinde yetmiş deve getirmiş ve "Ben umre yapmaya gidiyorum, dolayısıyla yanıma silâh al-mıyorum." buyurmuştu. Kervandakiler Zu'l-Huleyfe denen yerde ihram bağlayarak Mekke'ye doğru hareket edip Mekke'den dokuz mil uzakta Hudey-biye denen yerde toplandılar. Müslümanların Mekke'ye doğru hareket ettiklerini duyan Mekke halkı dehşete düştü. Hemen Mekke'nin etrafındaki kabilelerden ve kendi taraftarlarından bir ordu hazırlayarak Halid b. Velid'i veya İkrime b. Ebu Cehl'i iki yüz atlıyla Müslümanların Mekke'ye doğru ilerlemelerini önlemeleri için gönderdiler. Resulullah (s.a.a) bunu görünce Kureyş ordusuyla savaşa hazırlanarak Müslümanlara, "Allah Telâ bana sizden biat almamı emretti." buyurdu. Müslümanlar da gelerek savaştan kaçmayacaklarına dair ona biat ettiler. Bazıları da, ölünceye kadar direneceklerine dair biat ettiklerini söylerler. Kureyş, Resulullah'la (s.a.a) müzakere etmek için bir grup gönderdi. Müzakere için gelenler bu manzarayla karşılaşınca korkarak Hz. Peygamber'le uzlaşıp, ona barış önerisinde bulundular...[1] * * * Evet, Resulullah (s.a.a) kendi hayatı döneminde ashabından üç çeşit biat almıştır: 1- İslâm'ı kabul etme biati 2- İslâm hükümetinin teşkili için biat 3- Savaş biati. Elbette Resulullah'ın (s.a.a) almış olduğu üçüncü biat gerçekte ikinci biati yenilemek içindi; çünkü Resul-i Ekrem (s.a.a) ashabını umre için Medine'den çıkarmış; ama bu umre hareketi savaş hareketine dönüşmüştü. Bu ise ashabı Medine'den çıkarırken güttüğü hedefle çelişmekteydi. Dolayısıyla, bu yeni hareket ve istenilmeyen savaş için yeniden biat alınması gerekiyordu. Resulullah'ın (s.a.a) bu hareketi iyi bir sonuç verdi. Kureyş müşriklerinin ve Mekke ahalisinin dehşete düşmesi bunun sonuçlarından biridir. Burada, imama biat ve itaatle ilgili altı rivayete değinip onlarla ilgili kısa bir bilgi vererek bahsimizi bitireceğiz: 1- Abdullah b. Ömer'den şöyle rivayet edilir: Biz, Resulullah'a (s.a.a) itaat edeceğimize ve emrinden çıkmayacağımıza dair biat ettik. Bunun üzerine Resul-i Ekrem (s.a.a) bize, "Gücün yettiği kadar." buyurdu.[2] 2- Bir rivayette Hz. Ali'nin (a.s), "Gücünüz yettiği kadar." buyurduğu geçer.[3] 3- Diğer bir rivayette Cerir'den naklen Hz. Peygamber'in, "Gücüm yettiği kadar, de." buyurduğu kaydedilir.[4] 4- Hermas b. Ziyad'dan[5] şöyle nakledilir: Ben biat etmek için elimi Resulullah'a uzattım. Ama yaşım küçük olduğu için Resulullah (s.a.a) kabul etmedi.[6] Yine İbn Ömer'den şöyle nakledilir: Resulullah (s.a.a) buyurdu ki: "Her Müslümanın ister istemez sevdiği ve sevmediği konuda itaat etmesi farzdır. Ama bir günahı işlemekle görevlendirilirse, bu durumda itaat etmesi caiz değildir."[7] 5- İbn Mesud, Resulullah'tan (s.a.a) şöyle nakleder: "Benden sonra, sünnetimi yok etmeye çalışan, bidat çıkaran ve namazı vaktinde kılmayan kimseler size hükümet edecekler." Ben, "Ya Resulul-lah!" dedim, "Onların dönemini görsem vazifem nedir?" Resulullah, "Ey Ümmü Abd'ın oğlu!" buyurdu, "Benden vazifenin ne olduğunu mu soruyorsun? Allah'a karşı günah işleyen öndere itaat edilmeme-lidir."[8] 6- Ubâde b. Samit'in naklettiği uzun bir hadisin son bölümünde şöyle geçer: "Allah'a karşı günah işleyen bir kimseye itaat edilemez; o hâlde Rabbinize karşı savaşa girişmeyin."[9] Başka bir rivayette bu hadisini gerisi, "Rabbinize karşı sapmayın." şeklinde geçer.[10] Resulullah'ın (s.a.a) sünnetinde "biat" kelimesini incelediğimizde biatin şu üç temele dayandığını görmekteyiz: 1- Biat eden, 2- Biat edilen, 3- Bir işi yapmak için itaat edeceğine dair sözleşmek. Dolayısıyla ilk önce yapılması istenen şeyin ne olduğu apaçık belli olmalı, sonra Resulullah'ın (s.a.a) sünnetinde olduğu gibi biat eden kimse, üzerine aldığı bütün vazifeleri kabullenme anlamında elini biat alan kimsenin eline sürmeli; böylece biat gerçekleşmiş olur. Buna göre biat, şer'î bir ıstılahtır. Ama bugün çoğu Müslümanlar, İslâm'da şer'î biatin gerçekleşmesinin şartlarını bilmemektedirler. Binaenaleyh, İslâm'da biat şu üç şartla gerçekleşir: 1- Biat eden kimse biat etmesi sahih olan kişilerden olmalı ve kendi iradesiyle biat etmelidir. 2- Biat edilen kimse kendisine biat edilmesi doğru olan kişilerden olmalıdır. 3- Biat konusu, yapılması doğru ve helâl olan bir şey olmalıdır. Dolayısıyla, buluğ çağına erişmeyen çocuğun ve delilin biati doğru değildir. Çünkü İslâm dininde bu ikisi İslâm hükümlerini uy-gulamakla yükümlü değillerdir. Yine biat, biat edenin kendi rıza ve iradesiyle yapılmalıdır. Mecbur edilen kimsenin biati doğru değildir; çünkü biat alışveriş gibidir; bir malı sahibinden zorla alıp parasını ödemek doğru olmadığı gibi, zor kullanarak ve kılıcın gölgesi altında alınan biat de doğru ve meşru değildir. Yine açıkça günah işleyen kimseye, Allah'a itaatsizlik etmek ve bir günah işlemek için edilen biat de doğru değildir. Dolayısıyla biat, İslâmî bir ıstılah olup İslâm dininde birtakım hükümleri vardır. Buraya kadar özetle şunları işledik: Arapça'da biat, alışveriş taraflarının alışverişi kabul etme belirtisi olarak tokalaşmaları anlamındadır. İslâm dininde ise biat, biat eden kimsenin biat edilen kimseyle kendi aralarında kararlaştırılan konularda itaat edeceğine dair sözleşmesinin belirtisidir. Biatte şart koşulan şeyler yerine getirilmedikçe İslâm açısından biat gerçekleşmiş olmaz. Biatin şartları şunlardır: 1- Buluğa ermeyen çocuğun biati doğru değildir. 2- Zor kullanılarak alınan biat ve açıkça günah işleyen kimseye biat doğru değildir. 3- Bir günah işlemek için yapılan biat batıldır Resulullah (s.a.a) üç konuda biat almıştır: İlk olarak İslâm için, ikincisi İslâm hükümetinin teşkili için, üçüncüsü savaş için. Üçüncü konuda alınan biat hakkında Allah Tealâ şöyle buyurmuştur: "Şüphesiz, sana biat edenler, ancak Allah'a biat etmişlerdir. Allah'ın eli, onların ellerinin üzerindedir." |