Çarsamba 23 Mayıs 2012 - 05:56

الأربعاء ٣ رجب ١٤٣٣

چهارشنبه ۳ خرداد ۱۳۹۱ - ۰۷:۲۶

Kullanıcı adı:

Åžifre :

Şifremi Hatırla
Åžifremi unuttum   aktivasyon
Üye ol
    
 


RUHİ ARINDIRMANIN İLİM VE MARİFETTEKİ ROLÜ

     

İlim ve öğrenim uÄŸruna yapılan çabayı, İslam mektebi devamlı teÅŸvik etmiÅŸ, Kur'an-ı Kerim ve hadisler ilmi, deÄŸer ve üstünlük ölçüsü olarak söz konusu etmiÅŸlerdir. Kur'an-ı Kerim, ilmin üstünlük ölçüsü olduÄŸunu ÅŸu ÅŸekilde beyan ediyor:     

"De ki: Bilenlerle bilmeyenler bir olur mu? Hiç şüphesiz akıl sahipleri öğüt alıp düşünmektedir."(1) Ve diÄŸer bir yerde insanın her iki alemde yüce insani derecelere eriÅŸmesinin ilmin nuruyla gerçekleÅŸeceÄŸini şöyle açıklamıştır:     

"...Allah, sizden iman etmekte olanları ve kendilerine ilim verilenleri derecelerle yükseltir. Allah, sizin yaptıklarınızdan haberdardır."(2)     

İslam dininde ilmin deÄŸeri ve üstünlük ölçüsü oluÅŸu, ÅŸu iki özelliÄŸe sahip olmasına baÄŸlıdır.     

a) İlim sahibi güzel ahlak sahibi de olmalıdır.     

b) İlim yüce insani deÄŸerler doÄŸrultusunda kullanılmalıdır.     

Bu ikisinden her birinin olmayışıyla ilim, bataklığa dökülen tatlı ve berrak suya benzer ki, bir nevi  "en güzel yaratılış" zirvesinden "aÅŸağıların aÅŸağısı"na(3) doÄŸru çöküştür. İşte bu yüzden ilahi maariflerin hazinesi olan Kur'ân-ı Kerim, Resul-i Ekrem'in (s.a.a) peygamberliÄŸe gönderiliÅŸinin hedefini açıklarken, ilim ve tezkiyeyi (ruhu pisliklerden arındırmayı) bir arada ve yan-yana zikretmiÅŸtir.(4) Bu gerçeÄŸe Resulullah'ın (s.a.a) buyruklarında da rast­lanmaktadır. Çünkü Resulullah (s.a.a) "Ben öğretmek için gönderildim"(5) diye ilan ediyorsa, "Ben ahlaki erdemleri tamamlamak için gönderildim"(6) diye de buyurmuÅŸtur; ve yine "Rabbim bana ilim öğretti; ne de güzel ilim" ÅŸeklinde buyuruyorsa bununla birlikte "Rabbim beni terbiye etti; ne de güzel terbiye"(7) sözünü de dile getirmiÅŸtir.     

Dolayısıyla ilim, ahlakî değerlerle ve insani hedeflerle birlikte olursa değer kazanır ve İslam'da olan üstün değerlerin kapsamına giriverir; yine alimin makam ve değeri, ilim ve bilgi edinmeye çaba harcamanın yanısıra kendi nefsini temizlemeye daha fazla önem göstermesine bağlıdır.

     

Bahsimize "Unvan-i Basri"den rivayet edilen bir hadisle baÅŸlıyoruz:     

Åžemsuddin Muhammed b. Mekki, Ahmed Ferahani'den (r.a) ve o da Unvan-i Basri'den  şöyle dediÄŸini rivayet ediyor:     

"Yıllardı ilim edinmek için Malik b. Enes'in dersine gidiyordum. Medine'de İmam Sadık'ın (a.s) huzuruna gittim, Malik'ten edindiÄŸim gibi imam Cafer Sadık'tan (a.s) da ilim edinmek istiyordum. İmam Sadık (a.s) bana şöyle buyurdu: "Ben gözaltındayım; ayrıca gece gündüz dua ve zikirle meÅŸgulüm. Beni iÅŸimden alıkoyma; önceki gibi Malik'e giderek ondan istifade et."     

Unvan der ki: İmam Sadık'tan (a.s) duyduÄŸum bu söze çok üzüldüm. Huzurundan çıkarak kendi kendime: "EÄŸer bende bir hayır olsaydı İmam beni yanına gidip gelmekten ve kendisinden feyz almaktan alıkoymazdı," dedim.      

Daha sonra Mescid-i Nebi'ye giderek Resulullah'a (s.a.a) selam verdim. İki rek'at namaz kıldıktan sonra ellerimi dua için kaldırarak şöyle dedim: "Ey Allah! Ey Allah! İmam Sadık'ın (a.s) kalbini bana karşı ÅŸefkatli kıl ve onun ilminden bana nasib eyle! ki senin doÄŸru yoluna hidayet olayım."     

Sonra üzgün bir halde eve döndüm. Kalbim İmam Sadık'ın (a.s) muhab­betiyle dolduÄŸu için artık Malik'in yanına da gitmedim; zaruri ihtiyaçlarım dışında evden dışarı çıkmadım. Nihayet sabrım tükendi. Bir gün ikindi namazından sonra İmam'ın evine gitmek üzere dışarı çıktım. İmam'ın evine varınca içeri girmek için izin istedim. İmam'ın hizmetçisi dışarı çıkarak: "Ne istiyorsun?" dedi. "İmam'a selam vermek istiyorum" dedim. Hizmetçi: "İmam namaz halindedir" dedi ve geri döndü; ben kapının arkasında oturdum; henüz çok geçmemiÅŸti ki hizmetçi gelerek: "Allah'ın bereketiyle gir" dedi. İçeri girerek selam verdim. İmam Sadık (a.s) selamımı aldıktan sonra "Otur; Allah affetsin seni" diye buyurdular. Oturdum. İmam bir müddet başını aÅŸağı eyerek öylece sessiz kaldı. Sonra başını doÄŸrultarak: "Künyen nedir?" diye buyurdu. "Eba Abdullah'tır" dedim. İmam Allah bu künyeyi sende sabit kılsın ve seni muvaffak etsin. Ey Eba Abdullah, benden isteÄŸin nedir?" buyurdu. Ben kendi kendime dedim ki: İmam'ı ziyaretimin, bu duasından baÅŸka bir faydası olmasa da, bu duasındaki hayır yeter bana. İmam ikinci kere "ne istiyorsun?" buyur­du. "Ben, Allah Teala'dan sizin kalbinizi bana karşı yumuÅŸatmasını ve ÅŸefkatli kılmasını, sizin ilminizden beni faydalandırmasını istedim. İnÅŸaallah Allah ka­bul etmiÅŸtir." dedim.     

İmam o zaman şöyle buyurdu: "Ey Eba Abdullah, ilim, öğrenmekle edinil­mez. İlim ancak bir nurdur ki, Allah Teala onu hidayet etmek iste­diÄŸi kimsenin kalbine yerleÅŸtirir. O halde, eÄŸer ilim istiyorsan ilk önce kulluÄŸun hakikatini kendi nefsinde ara! İlimi kullanarak (amel ederek) edin ve Allah Teala'dan idrak etmeyi iste; o seni bilgin eder."(8)     

Åžimdi bu hadisin ışığında "ilmin hakikatı"nı ve ona "ulaÅŸmanın ÅŸartları"nı beyan etmeÄŸe çalışalım.     

İlmin Hakikatı     

"İlim, öğrenme yoluyla edinilmez; ilim ancak bir nurdur ki, Allah Teala onu hidayet etmek istediÄŸi kiÅŸinin kalbine yerleÅŸtirir."     

Bu söze dikkat ettiğimizde bu ilmin, medrese veya okullarda tahsil edilerek elde edilen ilimlerden veya ders olarak, kitap okuyarak ve bilginlerin eserlerini arşatırarak edinilen ilimden farklı olduğu açıklığa kavuşmaktadır. Çünkü okul ve medreselerde olan ilim sadece anlama ve anlatma için kullanılan sözcük ve terimlere dayalıdır; ancak hakiki ilim bunların dışında bir şeydir. Ama bu söz, bu iki tür ilmin arasında bir irtibatın olmadığı anlamına değildir; çünkü ke­lime ve terimlere dayalı olan ilim "ilmin hakikatı" dediğimiz nura kavuşmak için gerekli olan ortamı hazırlamaktadır.

      Alim, ilmin hakikatı ışığında açıkça hakikatı bulur, hidayete kavuÅŸur. İmam Cafer-i Sadık'ın (a.s) tabiriyle "nur" olan bu ilmin iki özelliÄŸi vardır:     

a) Nurda meçhul bir nokta yoktur. Yine ilim, ÅŸek ve şüphe olması bir yana, ancak yakin haddine ulaÅŸtığı zaman hakikat olur.     

b) Nur aydınlatıcıdır. Hakiki ilim de hakikatleri batıl ÅŸeylerden ayırt ettire­cek derecede aydınlatıcı olmalıdır. İnsanın sapmasına ve helak olmasına sebep olan fikri karanlıkları yok etmeli, inanç temellerini gevÅŸeten ÅŸek ve şüpheyi alimden uzaklaÅŸtırmalıdır; o alime ilim ve fikir sebatı vermelidir. Ve yine hi­dayet yolunu ona aydınlatıp onu hak ve hakikatlere doÄŸru yönlendirmeli(9) ve sonucu kurtuluÅŸ olan insani kemale ulaÅŸtırmalıdır.(10)     

Dolayısıyla hadislerde, hidayet ilmin ayrılmaz özelliÄŸi olarak tanıtılmıştır ve hidayetin ancak ilmin ışığı altında gerçekleÅŸebileceÄŸi bildirilmiÅŸ(11) ve ilimden mahrum olan kimse hidayet yolundan uzak olarak tanıtılmıştır.(12)     

Gerçekten ilim, bu iki özelliÄŸiyle Allah Teala'nın, doÄŸru yolu, kemal yolu­nu bulup toplumu cehalet ve delaletten kurtarmaları için liyaketli kimselere bağışladığı bir nurdur.     

İlmin Hakikatine UlaÅŸmanın Åžartları:     

Önceden zikrettiÄŸimiz hadisin ilk bölümünün ışığında ilmin hakikatıyla tanıştık. Åžimdi ilmin hakikatına ulaÅŸmanın yollarını bize öğreten ikinci bölüme dikkatinizi çekiyoruz. İmam Sadık bu hususta ubudiyet ve kulluk mese­lesini beyan edip, aynı zamanda "fiiliyette ilimden yararlanma" ve "Allah Teala'dan yardım isteme"ye iÅŸaret etmektedir. Åžimdi biz bu iki olgu üzerinde duralım:     

a) Ubudiyet ve Kulluk     

"İlk önce kendinde kulluÄŸun hakikatını ara"     

Şüphesiz hakikatleri şüphelerden arınmış bir ÅŸekilde alime gösteren, karan­lık ve zülmetlerde yolları aydınlatan ilim; dünya hayatını kemal yatağı ve ahiret yurdunu doÄŸruluk ve kurtuluÅŸ mekanı kılan ilim ve mezkur hadisin tabirince kendisi "nur" olan ve nura hidayet eden ilim, sözcüklerde biten nakli ve akli öğrenimlerden kaynaklanamaz; bu özellikteki bir ilim kitapları mutalaa etme ve araÅŸtırma yoluyla edinilemez. Böyle bir ilim Allah tarafından liyaketli kulların kalbine indirilen bir "nur"dur. Dolayısıyla, İmam Sadık'ın (a.s) buyruÄŸundan ilham alarak ÅŸu neticeye varıyoruz ki, bu ilme sahip olmak, kulluÄŸun hakikatine ulaÅŸmaya baÄŸlıdır. Yani ilim edinmek isteyen kimsenin kelime ve ıstılahları öğrenirken aynı zamanda yaratıcısına kulluk etmesine ve "kulluÄŸ"un yüce makamına eriÅŸmesine baÄŸlıdır. Öyle bir makam ki, ilahi ol­mayan bütün baÄŸlardan koparır, iç ve dış hayatında Allah'ın hakimiyetini tesbit eder. Böyle bir insan bütün deÄŸerlerin, ana deÄŸer olan kulluk ok­yanusuna baÄŸlı olmasıyla deÄŸer kazandığına inanır ve onları bu mihver ekse­nin­de arar. Böyle olunca da Allah'ın nurundan yaralanmak için illet-i tamme olan kulluk eÅŸliÄŸindeki öğrenim gerçekleÅŸir ve insan ilmin hakikatine kavuÅŸur.     

Bu konuda, ilmin hakikatine ulaşanlardan olan büyük alim Seyyid Haydar Âmuli (r.a) şöyle yazmaktadır:

      "Mekke yolculuÄŸundan döndükten sonra Necef ÅŸehrinde ikamet ettim, ve imkan dahilinde olan en çok, en zor ve en yüce bir riyazet ve ibadete koyul­dum. Dolayısıyla o zor ÅŸartlardaki riyazet ve ibadetin peÅŸinden, bu müddet zarfında Allah tarafından açıklanması mümkün olmayan bir takım maarif, hakikat ve dakik noktalar kalbime aktı."(13)     

Bir çok ayet ve hadislerde muhtelif tabirlerle ilmin Allah'a kulluk sayesinde elde edileceÄŸine iÅŸare edilmiÅŸtir. İlim nuruna kavuÅŸmak için bazı ayet ve hadislerde "takva", bazılarında "ihlas" ve bazılarında da "Allah'ın ahlakıyla ahlaklanmak" ÅŸart bilinmiÅŸtir. Fakat gerçekte bunların her biri Unvan-ı Basri'nin hadisinde "kulluÄŸun hakikatı" olarak ifade edilen gerçeÄŸin cil­veleridir. Bunun açıklığa kavuÅŸması için ubudiyet ve kulluÄŸun bu cilvelerini ÅŸart bilen bazı ayet ve hadisleri zikrediyoruz:     

KulluÄŸun Takva Cilvesi     

Bir çok ayet-i kerime, Allah Teala'nın, takvalılara gerçek ve hakikatleri id­rak edebilecekleri bir güç verdiÄŸini bildirmektedir. ÖrneÄŸin, Allah Teala Kur'an-ı Kerim'de şöyle buyuruyor:     

"Ey iman edenler, Allah'tan  korkup  sakınırsanız   (takvalı olursanız),     

size doÄŸruyu yanlıştan ayıran (bir nur ve anlayış) verir"(14)     

İnsan kemala eriÅŸmek için sarfettiÄŸi çaba, hareket ve davranışlarında ilahî bir hidayet meÅŸ'alesine muhtaçtır. DoÄŸrular ve yanlışlar çoÄŸu kez normal düşünceyle ayırt edilemez. İnsan, hak düşünceli olmak için de Allah'ın hidayet edici gücüne muhtaçtır. Mezkur ayetten ve diÄŸer ayetlerden(15) anlaşılıyor ki, bu güç takva ve Allah'a kulluk etmenin sayesinde kazanılır. Hadisler de bu konuyu açıkça beyan etmektedirler. Hz. Hızır'ın, Hz. Musa'ya (a.s) hikmetli buyruklarında ÅŸunları görüyoruz:     

"Ey Musa ... kendini sabır için hazırla ki ilim edinesin, kalbini takva için ÅŸuurlandır ki, ilmin hakikatine eriÅŸesin..."(16)     

KulluÄŸun İhlas Cilvesi     

Bir çok hadisde, ilim ve hikmetin ihlas sayesinde elde edilebileceğine işaret edilmektedir. Başka bir tabirle ihlas, ilmin (hikmetin) hakikatine ulaşmanın şartı bilinmiştir. Şimdi bu hadislerden iki örnek zikredelim:

      Resulullah (s.a.a) şöyle buyurur:     

"Her kim kırk gün kendini Allah için halis ve muhlis ederse, Allah Teala hikmet çeÅŸmelerini onun kalbinden diline akıtır."(17)     

İmam Sadık (a.s) da şöyle buyurmaktadır:     

"Her kim kırk gün Allah'a olan imanını halis ederse Allah Teala onu dünyaya nispet zahid eder, dünyanın dert ve dermanını ona gösterir, kal­bine hikmet yerleştirir ve dilini hikmetle konuşturur."(18)

      Kulluk ve Ahlak     

"İlmin hakikatı"nın yeri, düşünce ve akıl deÄŸildir. Bilakis onun yeri, doÄŸru bir ahlaki metodla cilalanmış, zulmet ve çirkinliklerin pasının giderilmiÅŸ olduÄŸu tertemiz kalplerdir (insan varlığının özü olan ruhudur). Dolayısıyla ilmin hakikatını elde etmek için ahlaki deÄŸerlere dikkat etmek baÅŸ rolü oynamaktadır. Çünkü nefsi temiz tutmak ve kalbe yakışmayan ÅŸeytani sıfatlardan temiz­le­mekle, kalp ilahi nuru kabullenmeye hazır olur ve böylece insan bu nura kavuÅŸma liyakatini kazanır. Bu konuda İmam Ali (a.s) şöyle buyurmaktadır:     

"İlim gökyüzünde deÄŸildir ki, sizin için iniversin ve yerde de saklanmış deÄŸil ki sizin için çıkıversin; bilakis ilim sizin kalplerinizde gizlidir. İlmin size zahir olması için ruhani (manevi) kiÅŸilerin edebiyle edeplenin."(19)     

Bu hadiste "edep"ten maksat ahlaki deÄŸer ve faziletlerle kuÅŸanmaktır. Bu konuda merhum Tureyhi şöyle yazmıştır: Bu hadisle Hz. Ali (a.s) ashabını eÄŸitmek ve ahlaki deÄŸer ve faziletleri öğretmek istiyor.(20) Ve "ruhaniler" (manevi kiÅŸiler)den maksat da Allah'ın melekleridir." Binaenaleyh, bu hadiste Hz. Ali (a.s), Allah'ın meleklerinin ahlak ve edebiyle kuÅŸanın buyuruyor. Melekler­in yaratılışlarında ÅŸu sıfatlar vardır:     

1- Åžehvetin tuÄŸyan etmesinden, istek ve heveslere uymaktan uzaktırlar.     

2- Allah'ın emretmediÄŸi bir ameli yapmazlar.     

3- Sadece Allah Teala'nın kutlu zatına teslim olarak, O'na itaat ve halis olarak kulluk ederler.     

Dolayısıyla, hakiki ilmi isteyen bir kimse, İlahî nurun kalbinde parlaması ve Allah'ın ilminin tecelligâhı olması için bu sıfatları nefsine yerleÅŸtirmelidir. Bu takdirde, onun ilmi Allah'ın bağışı olacak ve o kimse, dinde sebatlı olan büyük alimlerin safında yeralacaktır. Zira din alimi, ilim ve maarif tahsil et­mek yolunda çaba göstermesi ile birlikte ilahî sıfatlarla kuÅŸanıp, ilmin hakikatını Rabbinden alır.     

Bu hakikatin tadını alan merhum Åžehid-i Sanî Kitab-ul Kâza'da içtihadın tanımını yaparken şöyle yazıyor:     

"Evet bütün bunlarla birlikte fakih, füruun (ahkamın), hangi temel ilkelerin kapsamına girdiÄŸini anlayabilecek ve temel ilkelere dayanarak füruu (ahkamı) ispat edebilecek bir güce sahip olmalıdır. Bu konuda önemli olan da ve idrak gücüdür. Yoksa günümüzde ÅŸeyleri edinmek kolaydır. Çünkü alim ve fakihler­in bu mukaddimeler ve bunlardan yararlanma tarzı hakkındaki tahkikleri oldukça çoktur. Fakat bu güç ve kuvvet Allah'ın elindedir ve Allah Teala onu kendi hikmetiyle liyakatli kimselere bağışlar. Elbette öğrenim ve öğretim uÄŸruna çaba harcayanların çaba ve gayretlerinin bu gücü elde etmede önemli rolü vardır."(21)     

"Bizim uÄŸrumuzda cihad edenlere şüphesiz biz onlara yollarımızı gösteririz; Gerçek ÅŸu ki Allah, ihsan edenlerle beraberdir."(22)     

Evet muhtelif ilim dallarında, bahs ve tartışmalarla ömür çürüten ancak ruhî arınma için çaba göstermeyen alimlere baktığımızda onların düşünceleri­nin gerçek ve hakikattan uzak olduğunu görürüz.

      "Åžimdi sen, kendi hevesini kendine tanrı edinen ve bu yüzden bilerek Allah, kendisini saptırdığı, kulağı ve kalbi üzerine damga vurduÄŸu ve gözü üstüne de bir perde çektiÄŸi kimseyi gördün mü? Artık Allah'tan sonra ona kim hidayet verecektir? Siz yine de öğüt alıp-düşünmüyor musunuz?"(23)     

Bu ayete göre, kulluÄŸun hakikatından yoksun bir bilgin iki tür bedbahtlığa düçar olabilir.     

1- Saadet ve kurtuluş yolunu bulmaya vesile olması gereken ilmi, hayvani arzulara ve insaniyetle çelişen hedeflere kavuşma vesilesi olur ve nihayet böyle bir ilim onu kurtuluşa değil çöküşe götürür. Bu konuda Hz. Ali (a.s) şöyle buyuruyor: "Bir çok alimler vardır ki, cehaletleri onları öldürmüştür, ve ilimlerinin onlara bir faydası olmaz."(24)

      Sadece kendisi bu girdapta boÄŸulmakla kalmaz, hatta bazen bir toplumu da kendisiyle birlikte çöküşe sürükler. Öyle ki, bu konuda Hz. Ali (a.s) şöyle buyurur. "Alimin ayağının kayması dünyayı bozar."(25)     

2- Duyu organları ve bilincin kaynağı olan kalbi mühürlenir ve hakikatları bulmak için temel ÅŸart olan ilahi nurdan mahrum kalır. Ama kitapları araÅŸtırma yoluyla edinilen zihni bilgiler güven verici ve yakini olmaz; bilakis çoÄŸu zaman serap gibi insanı aldatır ve bir nevi cehl-i mürekkebe sokar.     

b) İlimden Yararlanma     

"İlimden yararlanmak için öğrenin" Bir iÅŸin deÄŸeri, o iÅŸin bilinçli olmasına baÄŸlı olduÄŸu gibi bilincin de deÄŸeri pratikte kendini gösterir.(26) Çünkü hakiki ilim arkasından ameli de getiren ilimdir. Ve deÄŸer de, böyle bir ilim için söz konusudur.(27) Zira insan bir ÅŸey hakkında ilim edinince ve ona yakin edince, bu yakin onu ilmine uygun amele zorlar. Dolayısıyla beraberinde amel ol­mayan bir ilim, hakiki bir ilim sayılmaz.(28) Bilakis, o ilim insanın şüphe ve tereddüde düşmesine ve amele giriÅŸmekten çekinmesine sebep olan bir düşüncedir. Hakiki ilim, beraberinde ameli de getirdiÄŸi gibi, amel de ilimi doÄŸurur ve onu artırır. Çünkü insan amel doÄŸrultusunda her ne kadar adım atarsa o miktar da Allah Teala onun ilim ve bilgisini artırır. Bu konuda Resulul­lah (s.a.a) şöyle buyurur: "Her kim bildiÄŸiyle (ilmiyle) amel ederse Allah Teala ona bilmediÄŸi ÅŸeylerin ilmini verir"(29)     

c) Allah'tan İstemek (Dua)     

"Allah'tan bilinç iste, sana anlama gücü versin"     

İlmin hakikatına kavuÅŸmak için ÅŸart bilinen diÄŸer bir etken de "dua" ve Allah'tan istemektir. Bu konu "ubudiyet"in bir tecellisi olmasına raÄŸmen mez­kur hadiste özel olarak zikredilmiÅŸtir.     

İnsan ilmin nurunu elde etme liyakatini kazanmak için lafız ve ıstılahları öğrenmenin yanında ellerini bütün sır ve hakikatlardan haberdar olan Allah'a açarak o hakiki ilme kavuşmayı O'ndan istemelidir. Büyük şahsiyetler bu konuya çok önem vermiş ve bu vesileyle bir çok hakikatleri idrak etmişlerdir.

Bütün bunlarla birlikte, ilim ve maarif edinme, kalb ve ruh temizliğini gerektirdiği gibi, onu öğrenme için gayret ve ciddiyeti de gerektirdiği unutul­mamalıdır. Dolayısıyla ilim peşinde koşan bir şahıs maneviyata önem vermesi yanında öğrenim ve benzeri ilmi meşguliyetler için de bütün gayretini sarfet­melidir. Büyük alimlerin her birinin ilmi hayatlarına bir göz attığımızda bu gerçeği tastik etmemiz kolaylaşır. Çünkü onlar nefislerini temizlemede ve Allah'a yaklaşma yolunda bütün gayretleriyle birlikte araştırma ve mutalaaya da büyük önem vermiş ve bu yolda bir çok ıstırap ve zorluklara katlan­mışlardır. Gece gündüz demeden ilmin nuruna kavuşmak için ömürlerini aramayla geçirmişlerdir. Yine ilim ve bilgi edinmek hakkındaki rivayetlere de göz atacak olursak bu gerçeği açıkça görürüz. Zira, hadisler bizleri, ibadet ve takvaya vs. davet ettiği gibi ilim edinmek için çaba ve gayret göstermeğe de teşvik etmektedir. İmam Sadık (a.s) bu konuda şöyle buyurmaktadır: "Derin okyanuslara dalmakla ve kendinizi zorluklara atmakla da olsa ilim öğrenin."(30) Hz. Ali de şöyle buyurur: "İlim rahatlık içinde olmakla öğrenilmez."(31)

 Ä°lim taleb edenlerin bu hakikatlere dikkat edip ilmin hakikat ve nurundan yararlanarak kendilerini ve toplumu hidayet ve kemale doÄŸru sevketmeleri umuduyla.

 

Dipnotlar:

        1- Zümer/9.
        2- Mücadele/11.
        3- Tin/4 ve 5.
        4- Bakara/129 ve 152, Al-i İmran/164, Cuma/2.
        5- el Hayat, c.1, s.35.
        6- MiÅŸkat-ul Envar, s.243 (Necef baskısı.)
        7- Nur-us Sekaleyn, c.5, s.392.
        8- Bihar, c.1, s.224.
        9- Gurer-ul Hikem, c.2, s.7, (üniversite baskısı)
        10- Gurer-ul Hikem, c.2, s.63.
        11-Kenz-ul Ummal, H:2883, Gurer-ul Hikem, c.1, s.188, 212 ve c.3, s.210.
        12- Nehc-ül BelaÄŸa (Feyz-u KaÅŸani), Hikmetli sözler/280, Gurer-ul Hikem, c.2, s.125, c.4, s.624, c.6, s.403 ve Tuhef-ul Ukul/266.
        13- Esrar-uÅŸ Åžeriat ve Etvar-ut Tarikat/18.
        14- Enfal/29.
        15- Talak/2; Enkebut/69; Kehf/65.
        16- Bihar, c.1, s.226.
        17- Uddet-ud Dâi, s.218.
        18- Kafi, c.2, s.16. DiÄŸer rivayetler için Uyun-u Ahbar-ir Rıza, 258'e, Hakaik-ül Feyz, s.438'e ve İhya-ul Ulum, s.191'e müracaat edilsin.
        19- Hakaik-ul Feyz, 439, Beyrut baskısı.
        20- Mecma-ul Bahreyn, c.2, s.5.
        21- Lümet-ül DimeÅŸkiyye, c.3, s.66.
        22- Gurer-ul Hikem. c.4, s.77.
        23- Casiye/23.
        24- Nehc-ül Belaga (Feyz-ul KaÅŸani), Hikmetli sözler, 107.
        25- Gurer-ul Hikem, c.4, s.109.
        26- Gurer-ul Hikem, c.2, s.422.
        27- Gurer-ul Hikem, c.6, s.117.
        28- Gurer-ul Hikem, c.4, s.582.
        29- el Hayat, c.1, s.284.
        30- el Hayat, c.1, s.40.
        31- Gurer-ul Hikem, c.6, s.387.

   

Total Visit: 393
Total Rank: 0
Total Rankers: 0
Total Comments: 0

Oy vermek için yetkiniz yok. Lütfen giriş yapınız.