Çarsamba 23 Mayıs 2012 - 05:52

الأربعاء ٣ رجب ١٤٣٣

چهارشنبه ۳ خرداد ۱۳۹۱ - ۰۷:۲۲

Kullanıcı adı:

Şifre :

Şifremi Hatırla
Şifremi unuttum   aktivasyon
Üye ol
    

 

REŞİD-İ VATVAT

 

 

Hâce Reşîd-i Vatvât olarak bilinen katip Emir İmam Reşîdeddîn Sa’du’l-Mulk Muhammed b. Muhammed Abdulcelîl-i Ömerî, Abdullah b. Ömer el-Hattâb’ın soyundan olup nesebi, on bir kuşakla ikinci halifeye ulaşır. Belh’te doğdu. Bu şehirde bulunan Ni­zâmîye medresesinde eğiti­minin bir bölümünü, Ebû Sa’d-i Herevî’nin yanında tamamladı. Eğitimini bitirdikten sonra Farsça ve Arapça bil­gisi konusunda daha fazla başarı elde etmek amacıyla Harezm’e gitti. Harezmşahlı Ebû’l-Muzaffer ‘Alâu’d-devle Atsız b. Kutbeddîn Muhammed dö­neminin başlarında onun hizme­tine girdi ve ömrünün sonlarına dek Harezmşahlar sarayında yaşadı. Di­vandaki yazı işleri makamına geldi ve sultanın yakınlarından olup hazarda ve seferde sü­rekli onun hizmetinde bulundu. İkisi arasında büyük bir ya­kınlık oluştu. Atsız, sanki bu fazilet ehli katip ve şairle otu­rup sohbet et­mek­ten zevk almış ve onlar arasında güzel anlar olmuştur.

Reşîd’in mahlasının “Vatvât” olması, cüssesinin küçük olu­şundan kay­nak­lanmaktaydı. Zira Vatvât, kırlangıç türü bir kuş ismidir. Onun bu küçük cüs­seli oluşu da bazı güzel anıların ortaya çıkmasına neden olmuş­tur. Devletşâh bu ko­nuda şöyle der: Bir gün Atsız’ın mec­lisinde alimler arasında bir tartışma çık­mış, Reşîd de o mecliste hazır bulunuyordu. Tar­tışma ve konuşmada atışmalar ve keskin sözler söy­lenmeye başlanmış, yazı hokkası önüne koyulmuştu. Atsız, ona baktı ve zerafetle, “hokkayı kaldırın da arkasında konuşanın kim olduğunu göre­lim!” dedi. Reşîd an­ladı ve hemen ayağa kalktı ve, “Kalbi ve lisa­nıyla küçük görü­nen!” dedi.

542/1147 yılında Sencer, Atsız’ı alt etmek için Harezm’e sal­dırdı ve Hazâresf kasabasını iki ay kadar kuşatmaya aldı. Bu sefer es­nasında Enverî, Sencer’in hizmetindeydi. Şu iki beyti bir okun üzerine yazıp Hazâresf’e fırlattı:

Ey şah, tüm yeryüzü mülkü hesabı senindir,

 

Dünya devleti ve ikbâlinin kazancı senindir.

 

Bugün bir hamleyle Hazâresf’i al,

 

Yarın Harezm ve yüz bin at senindir.

 

Vatvât, Hazâresf’teydi ve bu rubaiye cevap olarak şu beyti yazıp fır­lattı:

 

Senin düşmanın ey şah, cesur Rustem bile olsa,

 

Hazâresf’inin bir tek boncuğunu bile götüremez.

Sultan Hazâresf’i ele geçirince bu beyitten ve Vatvât’ın Atsız’ın sul­tanlığı ve istiklalinin yüceltilmesi noktasında söylemiş olduğu diğer şiirle­rinden dolayı ona karşı incinmişti. Onu yakaladığı takdirde yedi organını birbirinden ayırıp pa­ramparça edeceğine dair yemin etmişti. Vatvât, bir süre sultandan kaçıp gizlendi. Kaçışın bir fayda getirmeye­ceğini anlayınca da devlet yetkililerine gizlice ulaştı ve bir süre sonra da Sencer’in meşhur katibi Muntecibeddîn Bedî’e sığındı. Bir gün Muntecibeddîn’in her günkü adeti olduğu üzere sabah vakti sultanın huzuruna gitmiş bir sürü öğüt ve çalışmadan sonra sözü şakaya getir­miş ve yavaş yavaş sözü Vatvât’a çek­miş. Muntecibeddîn ayağa kalk­mış ve sultana, “Şayet uygun dü­şerse ben­denizin bir ricası vardır” dedi. Sultan, bu ricanın yerine getirilmesini söy­ledi. Muntecibeddîn, “Vatvât zayıf ve zavallı bir kuştur, yedi parçaya ayrı­lacak gibi değildir. Şayet emir buyurursanız iki parçaya ayırsınlar!” dedi. Sultan bunun üzerine güldü ve Vatvât’ı affetti. Bu tarihten sonra Vatvât, Atsız’ın hizmetinde kaldı. Nihayet 547/1152 yılında kıskanç kimseler, onu Efrâsiyâboğulları’ın Hâ­niye hükümdarlığı padişahıyla (Sencer’in yeğeni Mahmûd b. Arslan) irtibat içinde olmakla itham ettiler. Atsız, ona kızmaya başladı ve onu kendi hizmetin­den kovdu. Vatvât, üzerindeki bu ithamı atmak ve suçsuzluğunu ispatlamak için bir­çok kaside söy­ledi. Nihayet so­nunda Atsız, ona acıdı ve eski görevine iade etti. Bu ta­rihten itibaren Vatvât, bu padişah 551/1156 yılında vefat ettiği zamana ka­dar Harezmşahlı Atsız’ın hizmetinde kalmaya devam etti. Şair, bu padişahın ölü­münden sonra onun yerine geçen oğlu Arslan’ın (551-568/1156-1172) hizmetinde aynı görevini sürdürdü. Sultan Tekiş b. İl Arslan’ın ilk dö­nemlerinde yaşlılığından dolayı görevinden çektirildi ve 573/1177 ya da 578/1182 yılında vefat etti.

Reşîd, kendi döneminin Kattân-i Mervezî, Cârullah-i Zemahşerî, Hâkânî, Edîb Sâbır gibi bir grup edip, alim ve şairleriyle dostluk ve ya­zışma içinde ol­muştur. Onun Dîvân’ı (basılmıştır) dışında mensur eserleri de vardır. Bunlar arasından büyük bir öneme sahip olan ve basılmış olan Mecmu‘a-i Munşeât adlı eseri ve bundan önce belagat ilmiyle ilgili kitap­lar arasında zikret­miş olduğumuz ve birkaç kez basılmış olan Hadâiku’s-Sihr adlı eseri edebiyat ta­rihi açısından önemli eserlerdir. Diğer eserleri ise şunlardır:

Nesru’l-leâlî min Kelâmi Emîru’l-mu’minîn Alî, bu eserinde Hazreti Ali’nin sözlerinden her birini nesir olarak Farsça’ya tercüme etmiş ve iki beyitlik nazım şeklinde düzenlemiştir. Bu mecmua, Ali b. Ebi Tâlib’in yüz sözünü içerdi­ğinden Sad Kelime(=Yüz Söz) ismiyle de ünlüdür.

Tuhfetu’s-Sıddîk min Kelâmi Ebi Bekri’s-Sıddîk; Faslu’l-Hitâb min Kelâmi Ömer b. el-Hattâb; Unsu’l-Lehfân min Kelâmi Osmân b. Affân.

Vatvât’ın Arapça risaleler mecmuası, 1315/1897 yılında iki cilt halinde Mı­sır’da basılmıştır. Bu risaleler, eskiden beri meşhur olup bir müracaat kayna­ğı­dır.

Reşîd’in Fars aruzu konusunda bir mecmuası da elde mevcut olup Farsça aruzun on altı bahrini içermektedir.

Reşîdeddîn-i Vatvât, kendi döneminin büyük alimlerinden ve ünlü ede­biyat­çılardan ve Fars dili ile Arap dilinin önemli belagatçıla­rındandır. Yâkût-i Hamavî, Mecma‘u’l-Udebâ’da onu, zamanın ender rastlanan kişi­lerinden ve de­virlerin ilginç şahsiyetlerinden saymış, kendi döneminin na­zım ve nesrinde in­sanların en üstünü olarak nite­lemiş ve Arap sözünü ay­rıntısıyla tanıma nokta­sında ve nahiv ve ede­biyat açısından kimseyi onun önünde görmemiştir.

Bu en üstünlük ve ilim çokluğu, Reşîd’in kendi döneminde do­ğudan ba­tıya İran’ın her bölgesinde ün kazanmasına ve kendi döne­minin meş­hurlarından ol­masına kaynaklık etmiştir.

Bu üstat insan, kitap derleme, istinsah ve tashih etme nokta­sında hay­ret ve­rici bir hırsa sahip olmuş onun lügat ve edebiyat ku­rallarının zor­luklarını çözme noktasındaki yeteneği, şaşırtıcı bir özellikte olup çağdaşla­rının en ileri gelenle­rinden olmuştur. Zama­nının büyük bir bölümü, ede­biyat ehli ile görüşme içinde geçmiştir. Fakat sahip olduğu aşırı dinî inançlarının etkisinden dolayı aklî bi­lim­ler ehli ve filozoflar ile düşmanlık içine girmiştir. Yunan filozof­ları­nın konuşma­larından uzak durmuş ve onların Şeriatın kabul ettikleri­nin dı­şında herhangi bir şeylerini kabul et­memiştir.

O, Arap ve Fars nazım ve nesrinde de zamanın ileri gelenle­rindendi. Her iki dilin şiirindeki gücü öyle bir derecede idi ki Yâ­kût’un Mecma‘u’l-Udebâ’da ifade ettiği gibi, aynı yerde bir beyti Arap bahriyle nazmediyor, bir di­ğer beyitte de Fars bahriyle nazmediyor ve bu ikisini birbirleriyle imla olarak uyumlu hale geti­riyordu. Bununla birlikte Yâkût, onun Arapça şiirlerini onun bu dildeki nesri de­rece­sinde güzel görmemektedir. Arapça nesirde gerçekten meşhur bela­gatçılar­dan olup Munşeâtı bu dilin en seç­kin eserleri arasındadır.

Reşîd’in Farsça şiirleri üstadane olup sağlamlığın en üst nok­tasında­dır. Reşîd, kelimeleri seçme ve terkip gücü açısından eşine az rastlanır şa­irlerdendir. Onun tersi’, mümasele, tecnis vb. gibi çeşitli lafzî sanatlar oluşturma noktasın­daki gücü, sözün sağlamlığına bir za­rar vermeksizin kendisini bu yönüyle saha­sında tek kişi olan şairler arasına sokmuştur. Hatta öyle ki Dîvân’ını, çeşitli lafzî sanatlardan oluşan bir mecmua olarak görmek de mümkündür. Reşîd’in lafızlara karşı aşırı ilgisi, tabii olarak onu ince manalar, letafetli düşünceler ve çekici dakik mazmunlarla uğraş­maktan alıkoymuştur. Bundan dolayı da onun eserleri sanatlı ve fesahatli sözlerle süslü olmasıyla birlikte tabii üstün anlamlar taşımaz. Yedi bin be­yitten oluşan Dîvân’ından bir nüsha elde mevcuttur.

 

Total Visit: 1
Total Rank:
Total Rankers:
Total Comments:

Oy vermek için yetkiniz yok. Lütfen giriş yapınız.