| REŞİD-İ VATVAT Hâce Reşîd-i Vatvât olarak bilinen katip Emir İmam Reşîdeddîn Sa’du’l-Mulk Muhammed b. Muhammed Abdulcelîl-i Ömerî, Abdullah b. Ömer el-Hattâb’ın soyundan olup nesebi, on bir kuşakla ikinci halifeye ulaşır. Belh’te doğdu. Bu şehirde bulunan Nizâmîye medresesinde eğitiminin bir bölümünü, Ebû Sa’d-i Herevî’nin yanında tamamladı. Eğitimini bitirdikten sonra Farsça ve Arapça bilgisi konusunda daha fazla başarı elde etmek amacıyla Harezm’e gitti. Harezmşahlı Ebû’l-Muzaffer ‘Alâu’d-devle Atsız b. Kutbeddîn Muhammed döneminin başlarında onun hizmetine girdi ve ömrünün sonlarına dek Harezmşahlar sarayında yaşadı. Divandaki yazı işleri makamına geldi ve sultanın yakınlarından olup hazarda ve seferde sürekli onun hizmetinde bulundu. İkisi arasında büyük bir yakınlık oluştu. Atsız, sanki bu fazilet ehli katip ve şairle oturup sohbet etmekten zevk almış ve onlar arasında güzel anlar olmuştur. Reşîd’in mahlasının “Vatvât” olması, cüssesinin küçük oluşundan kaynaklanmaktaydı. Zira Vatvât, kırlangıç türü bir kuş ismidir. Onun bu küçük cüsseli oluşu da bazı güzel anıların ortaya çıkmasına neden olmuştur. Devletşâh bu konuda şöyle der: Bir gün Atsız’ın meclisinde alimler arasında bir tartışma çıkmış, Reşîd de o mecliste hazır bulunuyordu. Tartışma ve konuşmada atışmalar ve keskin sözler söylenmeye başlanmış, yazı hokkası önüne koyulmuştu. Atsız, ona baktı ve zerafetle, “hokkayı kaldırın da arkasında konuşanın kim olduğunu görelim!” dedi. Reşîd anladı ve hemen ayağa kalktı ve, “Kalbi ve lisanıyla küçük görünen!” dedi. 542/1147 yılında Sencer, Atsız’ı alt etmek için Harezm’e saldırdı ve Hazâresf kasabasını iki ay kadar kuşatmaya aldı. Bu sefer esnasında Enverî, Sencer’in hizmetindeydi. Şu iki beyti bir okun üzerine yazıp Hazâresf’e fırlattı: Ey şah, tüm yeryüzü mülkü hesabı senindir, Dünya devleti ve ikbâlinin kazancı senindir. Bugün bir hamleyle Hazâresf’i al, Yarın Harezm ve yüz bin at senindir. Vatvât, Hazâresf’teydi ve bu rubaiye cevap olarak şu beyti yazıp fırlattı: Senin düşmanın ey şah, cesur Rustem bile olsa, Hazâresf’inin bir tek boncuğunu bile götüremez. Sultan Hazâresf’i ele geçirince bu beyitten ve Vatvât’ın Atsız’ın sultanlığı ve istiklalinin yüceltilmesi noktasında söylemiş olduğu diğer şiirlerinden dolayı ona karşı incinmişti. Onu yakaladığı takdirde yedi organını birbirinden ayırıp paramparça edeceğine dair yemin etmişti. Vatvât, bir süre sultandan kaçıp gizlendi. Kaçışın bir fayda getirmeyeceğini anlayınca da devlet yetkililerine gizlice ulaştı ve bir süre sonra da Sencer’in meşhur katibi Muntecibeddîn Bedî’e sığındı. Bir gün Muntecibeddîn’in her günkü adeti olduğu üzere sabah vakti sultanın huzuruna gitmiş bir sürü öğüt ve çalışmadan sonra sözü şakaya getirmiş ve yavaş yavaş sözü Vatvât’a çekmiş. Muntecibeddîn ayağa kalkmış ve sultana, “Şayet uygun düşerse bendenizin bir ricası vardır” dedi. Sultan, bu ricanın yerine getirilmesini söyledi. Muntecibeddîn, “Vatvât zayıf ve zavallı bir kuştur, yedi parçaya ayrılacak gibi değildir. Şayet emir buyurursanız iki parçaya ayırsınlar!” dedi. Sultan bunun üzerine güldü ve Vatvât’ı affetti. Bu tarihten sonra Vatvât, Atsız’ın hizmetinde kaldı. Nihayet 547/1152 yılında kıskanç kimseler, onu Efrâsiyâboğulları’ın Hâniye hükümdarlığı padişahıyla (Sencer’in yeğeni Mahmûd b. Arslan) irtibat içinde olmakla itham ettiler. Atsız, ona kızmaya başladı ve onu kendi hizmetinden kovdu. Vatvât, üzerindeki bu ithamı atmak ve suçsuzluğunu ispatlamak için birçok kaside söyledi. Nihayet sonunda Atsız, ona acıdı ve eski görevine iade etti. Bu tarihten itibaren Vatvât, bu padişah 551/1156 yılında vefat ettiği zamana kadar Harezmşahlı Atsız’ın hizmetinde kalmaya devam etti. Şair, bu padişahın ölümünden sonra onun yerine geçen oğlu Arslan’ın (551-568/1156-1172) hizmetinde aynı görevini sürdürdü. Sultan Tekiş b. İl Arslan’ın ilk dönemlerinde yaşlılığından dolayı görevinden çektirildi ve 573/1177 ya da 578/1182 yılında vefat etti. Reşîd, kendi döneminin Kattân-i Mervezî, Cârullah-i Zemahşerî, Hâkânî, Edîb Sâbır gibi bir grup edip, alim ve şairleriyle dostluk ve yazışma içinde olmuştur. Onun Dîvân’ı (basılmıştır) dışında mensur eserleri de vardır. Bunlar arasından büyük bir öneme sahip olan ve basılmış olan Mecmu‘a-i Munşeât adlı eseri ve bundan önce belagat ilmiyle ilgili kitaplar arasında zikretmiş olduğumuz ve birkaç kez basılmış olan Hadâiku’s-Sihr adlı eseri edebiyat tarihi açısından önemli eserlerdir. Diğer eserleri ise şunlardır: Nesru’l-leâlî min Kelâmi Emîru’l-mu’minîn Alî, bu eserinde Hazreti Ali’nin sözlerinden her birini nesir olarak Farsça’ya tercüme etmiş ve iki beyitlik nazım şeklinde düzenlemiştir. Bu mecmua, Ali b. Ebi Tâlib’in yüz sözünü içerdiğinden Sad Kelime(=Yüz Söz) ismiyle de ünlüdür. Tuhfetu’s-Sıddîk min Kelâmi Ebi Bekri’s-Sıddîk; Faslu’l-Hitâb min Kelâmi Ömer b. el-Hattâb; Unsu’l-Lehfân min Kelâmi Osmân b. Affân. Vatvât’ın Arapça risaleler mecmuası, 1315/1897 yılında iki cilt halinde Mısır’da basılmıştır. Bu risaleler, eskiden beri meşhur olup bir müracaat kaynağıdır. Reşîd’in Fars aruzu konusunda bir mecmuası da elde mevcut olup Farsça aruzun on altı bahrini içermektedir. Reşîdeddîn-i Vatvât, kendi döneminin büyük alimlerinden ve ünlü edebiyatçılardan ve Fars dili ile Arap dilinin önemli belagatçılarındandır. Yâkût-i Hamavî, Mecma‘u’l-Udebâ’da onu, zamanın ender rastlanan kişilerinden ve devirlerin ilginç şahsiyetlerinden saymış, kendi döneminin nazım ve nesrinde insanların en üstünü olarak nitelemiş ve Arap sözünü ayrıntısıyla tanıma noktasında ve nahiv ve edebiyat açısından kimseyi onun önünde görmemiştir. Bu en üstünlük ve ilim çokluğu, Reşîd’in kendi döneminde doğudan batıya İran’ın her bölgesinde ün kazanmasına ve kendi döneminin meşhurlarından olmasına kaynaklık etmiştir. Bu üstat insan, kitap derleme, istinsah ve tashih etme noktasında hayret verici bir hırsa sahip olmuş onun lügat ve edebiyat kurallarının zorluklarını çözme noktasındaki yeteneği, şaşırtıcı bir özellikte olup çağdaşlarının en ileri gelenlerinden olmuştur. Zamanının büyük bir bölümü, edebiyat ehli ile görüşme içinde geçmiştir. Fakat sahip olduğu aşırı dinî inançlarının etkisinden dolayı aklî bilimler ehli ve filozoflar ile düşmanlık içine girmiştir. Yunan filozoflarının konuşmalarından uzak durmuş ve onların Şeriatın kabul ettiklerinin dışında herhangi bir şeylerini kabul etmemiştir. O, Arap ve Fars nazım ve nesrinde de zamanın ileri gelenlerindendi. Her iki dilin şiirindeki gücü öyle bir derecede idi ki Yâkût’un Mecma‘u’l-Udebâ’da ifade ettiği gibi, aynı yerde bir beyti Arap bahriyle nazmediyor, bir diğer beyitte de Fars bahriyle nazmediyor ve bu ikisini birbirleriyle imla olarak uyumlu hale getiriyordu. Bununla birlikte Yâkût, onun Arapça şiirlerini onun bu dildeki nesri derecesinde güzel görmemektedir. Arapça nesirde gerçekten meşhur belagatçılardan olup Munşeâtı bu dilin en seçkin eserleri arasındadır. Reşîd’in Farsça şiirleri üstadane olup sağlamlığın en üst noktasındadır. Reşîd, kelimeleri seçme ve terkip gücü açısından eşine az rastlanır şairlerdendir. Onun tersi’, mümasele, tecnis vb. gibi çeşitli lafzî sanatlar oluşturma noktasındaki gücü, sözün sağlamlığına bir zarar vermeksizin kendisini bu yönüyle sahasında tek kişi olan şairler arasına sokmuştur. Hatta öyle ki Dîvân’ını, çeşitli lafzî sanatlardan oluşan bir mecmua olarak görmek de mümkündür. Reşîd’in lafızlara karşı aşırı ilgisi, tabii olarak onu ince manalar, letafetli düşünceler ve çekici dakik mazmunlarla uğraşmaktan alıkoymuştur. Bundan dolayı da onun eserleri sanatlı ve fesahatli sözlerle süslü olmasıyla birlikte tabii üstün anlamlar taşımaz. Yedi bin beyitten oluşan Dîvân’ından bir nüsha elde mevcuttur. |