Çarsamba 8 Şubat 2012 - 16:06

الأربعاء ١٦ ربيع الأول ١٤٣٣

چهارشنبه ۱۹ بهمن ۱۳۹۰ - ۱۷:۳۶

Kullanıcı adı:

Şifre :

Şifremi Hatırla
Şifremi unuttum   aktivasyon
Üye ol
    

İRAN’DA HALI VE HALI DOKUMACILIĞI

 

1949 yılında, Sibirya’nın güneyindeki Altay bölgesinde, Rus arkeolog “Rodenko”nun gayretleriyle ortaya çıkarılan, üzerinde Taht-ı Cemşid gibi İran’ın diğer eserlerinde de göze çarpan motiflerin aynısı görülen ve sanat bilimcilere göre M.Ö. 500 yıllarına yani Ahamenişler dönemine ait ve İran’da dokunmuş olan “Pazırık Halısı”nın keşfiyle, eşsiz halı sanatının doğum yerinin İran olduğu konusunda en ufak bir şüphe kalmamıştır.

183x200 cm. boyutlarındaki bu halı halen “St. Petersburg”da “Hermitage” müzesinde korunmaktadır. Bu halının renk çeşitliliği ve dokuma tarzı dikkate alındığında İran’da, dolayısıyla dünyada halı dokumacılığının M.Ö. 500’den çok daha eskilere dayandığı anlaşılmaktadır.

  

“Pazırık Halısı” gerçekte bir at örtüsüdür ve araştırmalara göre “Sekaî” şehzadelerinden biri tarafından Pazırık hükümdarına hediye edilmiştir. Cm2’sinde 36 düğüm bulunan bu halının İran’a özgü desenleri koyu kırmızı, yeşil, mavi, açık sarı ve turuncu renklerde, zemin ve kenar üzerine dokunmuştur. Belirttiğimiz gibi, halı dokumacılığının tarihi çok eskilere uzanmakla birlikte Pazırık Halısı, dünyada ele geçen en eski halıdır.

Ahamenişlerden sonraki dönemlerde de İran halısı ilgiye şayan olmuştur öyleki; Sasanîler, özellikle de Hüsrev Perviz döneminde, atkısı ipekten yapılmış ve altın, gümüş ve değerli mücevherlerle süslenmiş olan “Baharistan” adıyla meşhur bir halıdan söz edilir. Meşhur İranlı şair Firdevsî de Şahname’sinde, Kâbil hükümdarının, Rüstem’in babası Zal’a gönderdiği hediyelerden biri olarak halıdan bahseder.

Yüce İslâm dininin zuhurundan sonra da, çeşitli kitaplar ve seyahatnamelerde, evlerde kullanılan halılardan söz edilir. Yine onuncu yüzyılda Roma saraylarındaki önemli törenler sırasında değerli İran halılarının serildiği de zikredilir.

Moğol saldırıları diğer tüm sanatlar gibi, halı dokumacılığını da sekteye uğrattı ancak, barış ortamının yavaş yavaş sağlanmasıyla yeniden hayat kazanan halı dokumacılığı Safevîler döneminde, 16-17. yüzyıllarda doruk noktasına ulaştı. Bu dönemden kalan halıların her biri gerçek birer sanat eseri sayılmakta ve tüm dünyada sanat koleksiyonlarını süslemektedir. Londra’da Victoria ve Albert müzelerinde sergilenen “Erdebil” ve “Çelsi” adlı halılar ile Viyana Sanat Müzesinde sergilenen “Avlak Halısı” adlı halı bunlardan bazılarıdır.

Afgan isyanlarıyla ardından gelen karmaşa ve kaos ortamı nedeniyle bir kez daha yüz yıllık bir duraklama dönemi geçiren bu sanat, Nasıruddin Şah döneminde, Tebrizli tüccarların İstanbul’da İran halıları için uygun piyasa bulmaları ve bu piyasayı hareketlendirmeleriyle yeniden canlanmış, önce Tebriz ve çevre köylerinde daha sonra da Meşhed, Kirman, Sultan Abad (Erak) ve diğer şehirlerde halı atölyeleri kurulmuştur. İran halısının modern tarihinin bu dönemden itibaren başladığı ve halı sanayiinin Tebrizli tüccarların çabaları sonucunda ortaya çıktığı kabul edilmelidir. Zira o dönemden günümüze kadar İran halısı ülkenin en önemli ihraç mallarından ve en değerli sanat ürünlerinden biri olarak döviz gelirlerinin önemli bir kısmını da teşkil etmiştir.

Uzmanlara göre İran halısı üç temel özelliğe sahiptir; dokumada yüksek kalitede saf yün kullanılması, kendine özgü güzel ve nadide desenleri ve saf yün ya da ipeğin çoğunluğu bitkisel olan doğal boyalarla boyanması sonucu elde edilen göz alıcı renkleri.

Yıllık halı üretiminin büyük bölümünü, cm2’de en fazla 35 düğüm bulunan halılar teşkil etmekte ve gerek yurt içi, gerekse yurt dışında yoğun bir taleple karşılanmaktadır. Araştırmalar İran koyunlarından elde edilen yünlerin kıvrım kabiliyeti, kalınlığı ve liflerinin uzunluğu nedeniyle bu çeşit halıların dokunması için en uygun yün olduğunu göstermektedir.

Evet; düğümlü bir yaygı olan ve dikey veya yatay tezgahlarda dokunan halının yapımında tarak, makas, bıçak, tığ vb. sınırlı sayıda araç kullanılır. Halı Fars dokuması (Fars düğümü / asimetrik düğüm) ve Türk dokuması (Türk düğümü / simetrik düğüm) olarak iki teknikle ve kilimin aksine genellikle bir model esas alınarak dokunur. Gerçekte halı dokuyucusunun çalışma programı olan bu model üzerinde geleneksel motifler ve desenler arzu edilen renklerde, küçük kareler halinde resmedilmiştir. İran halılarının desenleri iki ana gruba ayrılır; düz çizgili (geometrik) desenler ve yuvarlak çizgili desenler.

Klasik İran halı desenlerinin sayısı binden fazladır ve İran halı modelistlerinin yaratıcılığı sayesinde bu eşsiz desenlerin sayısı günden güne artmaktadır. Bu yüzden dünyada halı konusunda söz sahibi olan Çin, Hindistan, Pakistan ve Türkiye gibi ülkeler de İran halı desenlerinden faydalanmışlardır. Uzmanlar İran’ı “halı deseni cenneti” olarak tanımlamaktadırlar.

Ülkemizin 28.000 köyünde, bütün şehirlerinde ve göçebe aşiretlerin yaşadığı tüm bölgelerde halı dokunmaktadır. İran İstatistik Merkezinin 1993 yılı verilerine göre 1.571.988’i kadın, 307.890’ı erkek toplam 1.879.878 kişi halı dokuma işiyle meşguldür. İlgili yan meslekler de düşünüldüğünde bu zenaatten geçimini veya geçiminin bir kısmını sağlayanların sayısı 8-10 milyon kişi olarak tahmin edilmektedir.

Yine 1993 yılı verilerine göre İran’ın yıllık halı üretimi 7,5 milyon m2 olarak belirtilmiştir ancak, uzmanlar İran’ın yıllık halı üretim kapasitesinin 12-15 milyon m2 olduğu görüşündedirler.

İran 1993 yılında 2 milyar dolardan fazla döviz getirisi olan 36,2 bin ton halı ihraç ederek, % 31’lik oranla dünya el halısı piyasasında ilk sırayı almıştır.

İran’ın en önemli halı dokuma merkezleri Azerbaycan, İsfahan, Kaşan, Horasan, Kürdistan, Erak, Kirman, Fars, Çaharmahalo Bahtiyari ve Türkmensahra bölgeleridir.

Son yirmi yıl zarfında, çeşitli bölgelerde halı üzerine eğitim ve iyileştirme programlarının uygulanması, kullanılan araç gereçlerin ıslahı, yeni şekillerde (yuvarlak, kare, köşegen) ve çok büyük boyutlarda (1200-1500 m2) halıların üretimine yönelik çalışmalar ve ülke içinde ve dışında fuarlara katılımlarla bu sanatın/zanaatın gelişmesine zemin hazırlanmıştır. Üniversitelerde 2-4 yıllık halı bölümlerinin oluşturulmasıyla bu köklü sanatı aydınlık bir gelecek beklemektedir.

 

 

 

HATEM SANATI

 

Ahşap eşyaların yüzeyini, eşkenar ya da ikizkenar ahşap, kemik ve metal küçük üçgenler ile mozaiğe benzer bir tarzda süsleme sanatı olan hatem, en az dörtyüz yıldan beri ülkemizin bazı şehirleri özellikle de Şiraz ve İsfahan’da icra edilmiş ve edilmektedir. Elimize ulaşan en eski hatem örnekleri Safeviler dönemine aittir ancak bu sanatın Deylemîler döneminden beri ülkemizde var olduğunu gösteren kanıt ve belgeler de bulunmaktadır.

Hatem İran’a özgü el sanatlarından biridir. Her ne kadar Suriye ve Lübnan gibi bazı ülkelerde hatemle benzerlik arz eden mozaik tarzı sanatlar bulunsa da bu sanat İran’a özgüdür ve eldeki mevcut belgelere göre doğduğu yer Şiraz şehridir. 

Hatem ürünlerin yapımında şu temel maddeler kullanılır;

- Abanoz, hünnap, turunç, akçaağaç, kavak, şimşir, mimoza vb. ağaçların keresteleri.

- Pirinç, gümüş bazen de altından üçgen tabanlı kalın teller.

- Sedef.

- Tahta tutkalı.

- Cila.

Hatem sanatında marangozlukta kullanılan araç gereçler dışında, metal levhaları üçgen tabanlı kalın teller haline getirmekte kullanılan bir araç ve üzerinde üçgen tabanlı bir yarık bulunan düz bir tahta da kullanılır.

İslâm İnkılabının başarıya ulaşmasından sonraki yıllarda hatem sanatı oldukça gelişmiş ve Şirazlı, İsfahanlı, Golpayeganlı ve Tahranlı hatem ustaları değerli hatem eserlerin üretimi ve bu sanatın kullanım alanlarının yaygınlaştırılmasında önemli çabalar sarfetmişlerdir

 

 

 

MUARRAK SANATI 

 

Ahşap kullanılarak icra edilen bir diğer sanat dalı da “Muarrak” sanatıdır. Eldeki belgelere göre ilk olarak Hindistan’da ortaya çıkmış olsa da, asırlar önce İran’a gelmiş ve İranlı sanatkar ve zanaatkarlar tarafından geliştirilip yaygınlaştırılmıştır.

Muarrak ustasının ihtiyaç duyduğu ana madde ahşap olmakla birlikte, son yıllarda özellikle sedef, metal ve kemik de kullanılır olmuştur. Muarrak eserin yapım aşamaları şöyledir;

Sanatçı ilk olarak, geleneksel motiflerden ilham alan kendi modelini ince bir kağıt üzerine çizer ve bunu üç tabakalı bir tahta üzerine yapıştırır. Sonra çok ince küçük çiviler yardımıyla, genellikle bir çeşit palmiye ya da gül ağacından olan 5 mm. kalınlığındaki asıl zemin üzerine tutturup kıl testereyle dış çizgilerini dikkatlice keser. Motifin tüm çizgilerinin kesimi tamamlanıp asıl zemin, motiflerinin yeri boş kalmış bir tablo haline gelince üç tabakalı tahtayı ondan ayırır.

Muarrak ustası eserini tamamlamak için motifin çeşitli kısımlarını, tabloda olmasını tasarladığı renklerdeki ahşap levhalardan (ki bu ahşapların her birinin kendine özgü doğal renkleri vardır) yeniden keser ve tabloda bulunması gereken yere yerleştirip yapıştırır. Bazen esere çeşitlilik kazandırmak ve cazibesini arttırmak için fildişi, kemik, sedef ve metal parçalarından da yararlanır.

Bir muarrak eserin yapımında son aşama yüzeyinin polyesterle kaplanmasıdır. Gerçek bir muarrak eserde tüm renklerin doğal olması gerekir. Ayrıca motiflerin ayrıntıları ile iç  ve dış çizgilerini belirginleştirmek amacıyla kalem de kullanılmaması gerekmektedir.

 

 

 

MELİLE (TELKÂRÎ) SANATI

 

Bu sanatta altın ya da gümüş teller, sanatçının dikkat ve özeniyle, yapılması düşünülen eşyanın şeklinde ve geleneksel motifler formunda bir araya getirilir.

Pek çok araştırmacının ortak görüşü , İran’ın en eski melile sanatı örneğinin M.Ö. 550 – 330 yıllarına ait olduğu yolundadır. M.Ö. 330 – 224 yılları arasında melile sanatı İran’da dikkate değer ölçüde yaygınlaşmıştı. “Doura Europos”ta ele geçen eserler de buna tanıklık etmektedir.

Meşhur İranolog Arthur Pope “İran Sanatının Şaheserleri” adlı kitabında Rey şehrinde bulunan M.Ö. 12. asırdan kalma melile sanatı eserlerine değinmektedir.

Altın ve gümüşten yapılan melile eserlerin pek çoğu, metallerinin yeniden kullanımı amacıyla eritilmiş olduğundan bugün elimizde çok fazla örnek bulunmamaktadır. Ancak Kaçar Hanedanı döneminden itibaren, melile işi nargile başlıkları, bardak altları, tepsiler ve küpeler görülebilmektedir. Bunların bir kısmı ülke içi ve dışındaki müzelerde, bir kısmı ise özel koleksiyonlarda ya da ailelerin elinde bulunmaktadır.

Halıhazırda melile sanatı, daha çok altın takıların yapımında kullanıldığı Tahran şehri dışında, Zencan, İsfahan ve Tebriz şehirlerinde revaçtadır.

Ayrıca son 15 yıl zarfında Zencan şehrinde bu sanatın oldukça geliştiği, sanatçı ve zanaatçı sayısının oldukça arttığı ve genellikle tepsi, bardak altlığı, şekerlik vb. olarak üretilen ürünlerin yüksek kalitede olduğu zikredilmeye değer bir noktadır.

 

 

 

 

KALEMZENİ

 

Metal üzerinde, yontma oyma ve çeşitli demir ya da çelik kalemlere çekiç darbeleri vurarak geleneksel motifleri uygulama sanatına “Kalemzenî” denir. Bu sanatta altın, gümüş, alaşım ve çoğunlukla da bakır olan işlenecek madde üzerine motif çizilip kaleme inen çekiç darbeleri ile nakşedilir. Bazen de kalemzenî ustası zihninde oluşturduğu motifi model olmaksızın direkt olarak uygular.

Desenlerin uygulanmasından önce yumuşak bir metal olan bakırın delinmesini engellemek amacıyla içi ziftle doldurulur ve uygulamadan sonra bu zift boşaltılır. Eğer bir tabak yapılacaksa, tabak büyük bir parça zift kalıbı üzerine yerleştirerek uygulanır.

Her ne kadar, genel olarak bu sanatta kullanılan ve ucunda çeşitli motiflerin oyulmuş olduğu kalemlerin sayısı yüzyirmi olarak zikr edilmiş olsa da kalemzeni ustaları eserlerine çeşitlilik kazandırmak ve yenilikler yaratmak amacıyla, kendilerine özel kalemler de yapmışlardır.

En güzel çiçek ve gül motifleri, yapraklar, kıvrımlar, en zarif güneş motifleri ve diğer geleneksel motifler, bazen de Sadî, Hâfız, Hayyam ve diğer usta şairlerin dizeleri, kalemzenî ustalarının sihirli kalemlerinin ucunda, altın, gümüş, pirinç, bakır vb. üzerinde hayat bulup ölümsüzleşir.

Kalemzenî sanatının çeşitlerinden biri de “Moşebbekkarî”dir. Bu metotta ana madde kalemzenî sanatıyla şekillendirildikten sonra belirlenen kısımlar oyma tekniğiyle çıkarılır ve eser zarif motifleriyle daha da belirgin bir şekilde ortaya çıkar.Kabartma da kalemzenînin diğer bir türüdür. Bu teknikte sanatkar, eseri üzerinde motif çizme işlemlerini uyguladıktan sonra çekiç yardımıyla motiflerin etrafındaki kısımları çökertir ve nakışlar kabartma olarak belirgin bir şekilde ortaya çıkar.

Bugün İran kalemzenî sanatı İsfahan şehrinde yaşatılmaktadır ve bu sanatın ustaları, her biri kendine has yöntemleri, motifleri ve yaratıcılıkları ile hak ettikleri üne kavuşmuşlardır.

 

 

 

MİNE SANATI

 

Her ne kadar Hicri Kameri 10. asırdan daha öncesine ait, dikkate değer sayıda İran mine sanatı eserleri günümüze kadar ulaşmamış olsa da, eldeki eserler üzerine yapılan sınırlı incelemelerden ve araştırmacıların görüşlerinden elde edilen sonuçlar, İran’da mine satının geçmişinin M.Ö ikinci bin yıla kadar uzandığını göstermektedir. Meşhur İranolog Pope, mine sanatının M.Ö. 1500 yıllarına uzanan bir geçmişi olduğunu belirterek onu “Ateş ve toprağın ışıldayan sanatı” diye tanımlar.

“Ateş üzerine minyatür” diye de adlandırılan ve bir dizi karmaşık kimyasal etki-tepki sürecinden oluşan mine sanatı altın, gümüş ve bakır gibi değerli metallerin mine boyalarıyla süslenmesi temeline dayanmaktadır.bu mine boyalar, cam elementleriyle karıştırılıp metal eşya üzerine uygulandıktan sonra fırınlanan metal kökenli oksitlerden ibarettir.

Mine sanatını bir “laboratuvar sanatı” diye de tanımlayabiliriz, zira bu sanatın icrası için özel kimyasal işlemlerin dikkatle uygulanması ve ateş ile ısının kontrolü gerekmektedir. İşte bu noktada üretimin her aşamasında dikkat ve özenle etkin bir şekilde yer alması gereken mine sanatçısının önemi ortaya çıkar.

Mine sanatı farklı yöntemler kullanılabilir ancak, iki yöntem diğerlerinden daha yaygın olarak uygulanmaktadır. Bunlardan biri olan “Resim minesi”nde, genellikle bakırdan olan işlenecek eşya seçildikten sonra üç aşamada uygulama yapılır. Birinci aşamada eşya, mine boyalarıyla emayelenip kaplanır ve 750 derecede fırınlanır. İkinci olarak boya ve kedi tüyünden fırçalar yardımıyla zarif motiflerin işlenmesinden sonra yaklaşık 500 derecede tekrar fırınlanır ve renkler sabitleştirilir. Son aşamada, gerek görülürse altınla yaldızlanıp 200 derecede fırınlandıktan sonra eser tamamlanır.

Son yıllarda İsfahanlı mine sanatçıları büyük boyutlarda ve oldukça kaliteli ve değerli eserlerin yapımını başarıyla gerçekleştirmişlerdir.

 

 

 

CAM İŞLEME SANATI 

 

Camı ilk kez M.Ö. dördüncü bin yıldan daha önce Finikeliler yaptılar ve daha sonra Mısırlılar, İranlılar, Hintliler gibi diğer milletler de cam yapmayı başardılar.

İran’ın çeşitli bölgelerinde yapılan kazılarda ele geçen ve küçük bir kısmı Tahran Billur ve Seramik Müzesinde sergilenen M.Ö. 3. ve 2. bin yıllara ait cam eşyalar, bu değerli sanatın ülkemizdeki uzun geçmişine tanıklık etmektedir. Ahamenişler döneminden kalma billur kadehler, zarif cam düğmeler, üfleme metoduyla yapılan ve maharetle kesilen cam sanatı örneklerinin tümü eski İran dönemine ait olup, cam işleme sanatının İran’ın yazılı tarihinin başlangıcından M.S. 7. yüzyıla kadar ne denli yaygın ve itibarlı olduğunu anlatmaktadır.

İslâmî döneme ait detaylı bilgiye sahip olmamakla birlikte, çeşitli yörelerden elde edilen örnekler bu dönemde de muhtelif cam kap, şişe, demlik, vazo, fincan ve esans şişeleri yapıldığını gösterir.

Hicri 5-7. yüzyıllar İran’da cam işlemeciliğinin doruğa ulaştığı dönem olarak kabul edilmelidir, zira bu dönemde cam ustaları yeni arayışlara girdiler.  Kabartmalı ve oymalı kalıpların kullanımını yaygınlaştırıp, çalışmalarını zenginleştirmek için kesme ve yontma tekniklerinden de istifade etmişlerdir. Çeşitli çiçek ve hayvan motifleri, Kur’an ayetleri ve şiirlerin muhtelif renklerde kullanımı, İran cam işleme sanatının tamamlayıcı bir unsuru olarak, bu dönemde gerçekleşmiştir.

Safeviler döneminde de İran’ın muhtelif bölgelerinde cam eserler yapılmaktaydı. Bunların örnekleri de gerek İran’da gerekse dünyanın başka ülkelerinde müzeler ve sanat merkezlerinde segilenmektedir. Hali hazırda sadece Tahran şehrinde cam atölyelerinin sayısı altmışın üzerinde olup bunların yarıdan fazlası sadece elle, diğerleri ise el ve kalıpla üretim yapmaktadır.

Kullanım ve süs amaçlı ürünler sunan bu atölyeler yıllık yüksek üretim kapasitelerine ek olarak özellikle sanatsal değer ifade eden ürünleriyle ülke içi ve dışından yoğun taleple karşı karşıya gelmektedirler. Öyleki, İran el yapımı cam ürünleri ihraç kalemleri arasına girmiş ve diğer ülkelerin el yapımı cam ürünleriyle rekabet halindedir. Cam işlemeciliğinde kullanılan ana maddeler ; silis taşı, kireç taşı, cam kırığı, sodyum karbonat, boraks, güherçile, nitratlar ve diğer alkalik maddelerdir. Kullanılan renkler ise kobalt, bakır, demir, manganez ve krom gibi madenlerin oksitleriyle maden tuzları, kükürt, karbon vb. maddelerden yararlanılarak elde edilmektedir. Cam atölyelerinde kullanılan araç gereçler ise; üfleme borusu, elektromotor ve hava pompası, pens, maşa, özel bir tahta kaşıkve tezgah gibi basit araç gereçlerdir.

Her cam atölyesinde bir kaç eritme ocağı mevcuttur. Cam ustaları daha çok renk elde edebilmek için genellikle birkaç ocaktan faydalanırlar. Yine her atöyede, üretilen cam eşyaların çok sıcak olan atölye ortamıyla dış ortam arasındaki yüksek ısı farkı nedeniyle kırılmalarını önlemek için, 24-48 saat gibi bir sürede tedricen ısısı 0 derece civarına indirilen birkaç ısı odası da mevcuttur.

“Üfleme cam” da denilen el yapımı cam eşyaların üretimi için ilk olarak genellikle cam kırığı olan ana maddeler ocakta eritilir. Cam kırığının erimiş cama dönüşmesi ocağın ısısına bağlı olarak 36-48 saat sürer. Cam tamamen eridiği zaman cam ustası 100-120 cm. uzunluğunda bir boru olan üfleme borusu ve kalıplar, pens, makas vb. basit araçlar yardımıyla cama elleriyle şekil verir. Arzu edilen kalitede ürünlerin ortaya çıkması sabır, beceri ve uzun yıllar sonucu elde edilen tecrübeye bağlıdır.

 

Total Visit: 1
Total Rank:
Total Rankers:
Total Comments:

Oy vermek için yetkiniz yok. Lütfen giriş yapınız.