Perşembe 18 Aralık 2014 - 16:36

الخميس ٢٦ صفر ١٤٣٦

پنجشنبه ۲۷ آذر ۱۳۹۳ - ۱۸:۰۶

Kullanıcı adı:

Şifre :

Şifremi Hatırla
Şifremi unuttum   aktivasyon
Üye ol
    

 İRAN        

Coğrafi Özellikleri

İran Ortadoğu’nun merkezinde yer almakta ve bir köprü gibi Hazar denizini Fars körfezine  bağlamaktadır. Bu ülke dünyanın kurak iklim kuşağında  yer almasına karşılık farklı bir iklim türlerini barındırmaktadır; yılın belirli dönemlerinde çeşitli bölgelerinde dört mevsimi birden yaşamak mümkündür.1.648.195 km2yüz ölçümüyle Ortadoğu ve Batı Asya’da  yer alan İran’ın,komşuları olan (Hazar bölgesinde) Türkmenistan, Azerbeycan, Ermenistan, Rusya, Kazakistan, (Umman denizi ve Fars körfezi bölgesinde) Umman, Birleşik Arap Emirlikleri, Arabistan, Kuveyt ayrıca Türkiye, Irak, Pakistan, ve Afganistan ile 6031 km. kara, 2700 km deniz olmak üzere toplam 8731 km sınırı bulunmaktadır.

Ülkemiz yerleşim birimleri bakımından 28 eyalet ve 241 ile  ayrılmaktadır.200 yılı aşkın süredir ülkenin merkez şehri konumunda olan Tahran halen İslam Cumhuriyetinin  başkentidir. Ülkenin  diğer  önemli şehirleri  Meşhed, İsfahan, Şiraz, Tebriz, Kerman, Urumiye, Yezd olarak sıralanabilirler.

 Tarihçe   

                İran platosu Asya’daki eski medeniyetlerin en eski merkezlerinden biridir. Bu platoda ilk yerleşimin tarihi kesin olarak bilinmemekle birlikte eldeki deliller çok eski zamanlardan beri bu toprakların  yerleşim amaçlı kullanıldığını göstermektedir. Aryai kavimlerin İran platosuna göçü M.Ö.3000 yıllarında başladı, M.Ö 330 yılında ise Hehameneşiler  İran’ın ilk büyük imparatorluğunu kurdular. Bunlardan sonra sırasıyla Sulukiler, Partlar, Sasaniler, Al-i Buveyh, Gazneliler, Selçuklular, Harzemşahlar, İlhanlılar, Muzafferiler, Timurlular, Türkmenler, Safeviler, Afşariler, Zendiler, Kaçarlar, ve Pehlevi hanedanı bu topraklarda hüküm sürdü. 1979 Şubat’ında İmam Humeyni  rehberliğindeki İran halkının kıyamıyla 2500 yıllık şahlık düzeni yıkıldı ve İslam Cumhuriyeti rejimi kuruldu.

Bayrak

İran İslam Cumhuriyeti  bayrağı yeşil, beyaz ve kırmızı  renklerde olup İslam Cumhuriyetinin özel simgesini taşır. ( Anayasa mad.18)

Yeşil ve kırmızı şeritlerden her birinin üzerinde  yanyana  dizilmiş on bir adet (toplam 22 adet) “Allahu Ekber” lafzı yer alır, ortadaki beyaz şeridin tam ortasında yer alan al renkli simge ise “Kelime-i Tevhid” yani “Lailaheillallah” kelimesini temsil eder.

Yönetim Şekli (ANAYASA ÜZERİNE KISA BİR AÇIKLAMA) 

İslâm dini, hakka ve adalete dayanan yöneticilerin salâhiyetine vurguda bulunan hükümlerle doludur. Dolayısıyla, bir halkın kendi yönetiminin İslâmî bir devlet olup, bu sayede yöneticilerin âdil kişilerden oluşmasını ve yaşamın maddî ve manevî hedeflerine daha kolay ulaşabilmeyi istemelerinden daha doğal bir şey olamaz. İşte bu yüzdendir ki İran halkı, 1979 İslâm İnkılâbı’ndan sonraki 80 referandumunda %97 oranındaki bir onayla dini hükümete kabul oyu vermiştir.

İranlıların gözünde, devletin yüksek ahlâkî idealleri gerçekleştirmesi, genel refahla birlikte adaletin ikâme edilmesi ve ülkenin bütün boyutlarıyla ilerlemesi, İslâm ile hükmetmekle aynı anlama gelmektedir.

Maddî anlamda çok gelişmiş olan kapitalist toplumlardaki değerler buhrânını gördüğümüzde anlıyoruz ki bu toplumlar, hayatın hedefi ve anlamına dair bütüncül bir fikrî-felsefî nizâm, toplumun çoğunluğunun benimsediği bir ahlâkî değerler manzûmesi oluşturabilmiş değillerdir.

Yeryüzünde insanı özgürleştirerek, onu her dönemin kendine has sıkıntısını göğüsleyebilecek, sorumlu bir kişi hâline getirmeyi hedeflemeyen hiçbir ekol yoktur. Sırf bu yüzden bile diyebiliriz ki zamanından dine pek sıcak bakmayan ülkeler bile artık dine dönüş yaşamalı, anayasalarında dine de yer ayırmalılar.

Günümüz devletlerinde eksikliği hissedilen bir konu da önderlik (rehberlik) konusudur. Bir önderin varlığı şu iki nedenden ötürü gereklidir:

1. Bir halkın amaçlarının, işlerinin intizâmının teşekkülü açısından. Açıktır ki bu amaçların belirlenmesi o toplumda hâkim olan değerler sistemince sağlanır. Eğer bir toplumda çoğunluk tarafından benimsenen bir değerler sistemi yoksa o toplumun manevî bir ülküsü de olmayacaktır.

2. Bazen de bir ülkede, anayasada bile öngörülmemiş durumlardan kaynaklanan sorunlarla yüzleşebilmektedir ve bu durum sorunun çözümü için farklı bir yetkili mercinin varlığını ihtiyaç haline getirmektedir.

Bu tür sorunlara örnek olarak hizipsel farklılıklardan ve uluslararası politikadaki farklı yaklaşımlardan kaynaklanan, devletin resmî organları arasındaki ihtilâflar gösterebilir.

Elbette bu tür sorunlarla her ülkede karşılaşılmaktadır. Anayasada önderlik kurumuna yer verilmediği takdirde, cumhurbaşkanlığı makamı gibi farklı bir birim, söz konusu sorunların çözümüzü uhdesine alır. Ama bu tür bir çözüm, kuvvetler ayrımı ve bu kuvvetler arasındaki işbirliği prensibine zarar verebilir. Rehber veya rehberlik şûrâsının üyeleri bilge ve hâkim kişilerden ve halkın seçtiği kimselerden olmalıdır.

İran İslâm Cumhuriyeti’nde rehberlik makamı ihdâs edilmiştir. İran İnkılâbı’nın kültürü, İslâm kültürü olduğundan rehber, yüksek bir ilmî seviyeyi hâiz olmakla birlikte, siyasî yeterliğe ve yöneticilik vasfına sahip, cesur, zamanın icaplarına vâkıf din bilginleri arasından halk veya halkın seçtiklerince seçilir (ileride bu konu detaylarıyla ele alınacaktır).

Elinizdeki kitap dört bölümden oluşmaktadır. İlk önce farklı siyasî rejimler ile bu rejimlerin güçlü ve zayıf taraflarından bahsedeceğiz. Sonra İslâm Cumhuriyeti olgusunun fikrî temelini, devletin işleyişini, şeklini, yasama-yürütme ve yargı organlarını ve kanunlarının mâhiyetini inceleyeceğiz.

İkinci bölümde ise devletin görevlerinden ve milletin haklarından bahsedebilecek ve anayasa ışığında kişisel ve toplumsal özgürlük meselesi incelenecektir.

Üçüncü bölümdeyse, iktisadî düzen sorununa değinilecek, Anayasa’nın İslâmî hükümlere dayanan kanunları üzerinde durulacaktır.

Dördüncü ve son bölümde ise denetim (nezâret) meselesi ele alınacak, milletin devlete ve aynı şekilde de devletin kendi organlarına ve millete nezâreti, konunun önemine binâen müstakil olarak incelenecektir.

Bu kitabın ortaya çıkmasını sağlayan dostum İslâmî Araştırmalar-Kültür ve İslâmî İlişkiler Kurumu Başkanı Adaletnejâd’dır. Faydalı düşüncelerini esirgemediği için kendisine ve emeği geçen diğer dostlarıma teşekkürü borç bilirim.

Şubat 1979’da  Pehlevi rejiminin yıkılışıyla ülkede İslam Cumhuriyeti kuruldu ve halk serbest seçimlere katılarak %98.2 oy oranıyla İslam Cumhuriyetine oy verdi.

Tüm kuvvetlerin başında  Veli-yi Fakih ve yürütmenin başında ise Cumhurbaşkanının bulunduğu İran’da yönetim kuvvetler  ayrılığı prensibine  dayanır.

Yürütme gücünün başında bulunan Cumhurbaşkanı düzenlenen genel seçimlerle dört yıl süreyle halk tarafından seçilir ve ona bağlı 20 bakanlık kurulur.

Yaşama gücü, 290 üyeli İslami Şura Meclisidir.Dört yılda bir düzenlenen genel seçimlerle halk millet vekillerini seçer  ve başkanlığını ise her yıl üyelerce seçilen kişi yürütür.

Yargı gücü, Rehberlik makamına bağlıdır ve başkanı 5 yıllığına  Rehber  tarafından seçilir.

Bunların dışında Uzgörürler Meclisi, Denetim Şurası ve Düzenin Yararını Teşhis Konseyi gibi diğer oluşumlar da ülke yönetiminde önemli görevlere sahiptirler.

İran’da 1979 yılındaki İslam Devrimi’nden sonra dini esaslara dayalı yeni bir düzen kurulmuştur.Anayasanın 56.Maddesinde görüleceği üzere bu yeni yapılanmada dünya ve insan üzerinde mutlak egemenlik hakkı Allah’ındır ve O, insanı kendi toplumsal yazgısına  egemen kılmıştır. Bu egemenlik hakkını kullanmak üzere halk ülkenin yönetimine seçimler yoluyla doğrudan katılmaktadır. Rejimin İslam Cumhuriyeti olarak belirlenmesinde halkın oyuna başvurulduğu gibi Anayasanın, daha sonra da Anayasa değişikliğinin kabulu için referandum yapılmıştır. Devrimden bu yana geçen 23 yıl içinde 22 kez seçim (Uzgörürler Meclisi, Cumhurbaşkanı, İslami Şura Meclisi ve yerel İslami şuraların belirlenmesi için) ve referandum yapılmıştır. Rehber yada rehberlik şurasını seçip halk tarafından seçildiği için ülkenin en üst makamındaki Rehber de bu meclis vasıtasıyla halk tarafından belirlenmektedir. Herhangi bir yasal zorunluluk olmadığı halde halk kaderinin belirlenmesindeki egemenlik hakkını sonuna kadar kullanarak seçimlere daima yüksek oranlarda katılım sergilemiştir.   

Nüfus Dil ve Din

İran’ın nüfusu 2006 yılı istatisliklerine göre 70.049.262 kişi olarak açıklanmıştır. Bu rakamlara göre başkent Tahran 13 milyon 328 bin 11 kişiyle ülke nüfusunun %19’una sahip olurken, İilam eyaleti 543 bin 729 kişiyle ülke nüfusunun sadece %8’ini kapsamaktadır. Aynı istatistiklerine göre erkeklerin nüfusu kadınlara göre 1.8 oranla daha fazla olduğu, erkekler ülke nüfusunun yüzde 50.9’unu, kadınlar ise yüzde 49.1’ini oluşturmaktadırlar. Bu rakamlara göre ülke nüfusunun %68.4’ü şehirlerde ve %13.5 köylerde yaşamaktadır. Göçebe olarak yaşayanların oranı ise %0.1 olarak tesbit edilmiştir. Yaş ortalaması bakımından dünyanın en genç ülkelerinden biridir. Nüfus kontrolu yapılan İran'ın 10 yaş altı nüfusu son 10 yılda 14 milyon 400 binden 10 milyona gerilemiştir. Rakamlara göre toplam nüfusun 17 milyon 671 bini (%25.8) 14 yaşın altında ve 49 milyon 135 bini (%69.74) 15 yaşın üzerindedir. Ortalama yaşam süresinin erkeklerde 70 yaş, kadınlarda ise 74 olduğu İran’da nüfus artış oranı da %1.3’dır. İran’da Fars, Lor; Kürt; Azeri, Türkmen ve Beluç gibi  çeşitli ırklara mensup etnik gruplar kendilerine özgü dil ve gelenekleri ile barış ve huzur içinde bir arada yaşam sürdürmektedirler.

Ülkenin resmi dili olan Farsça Hint-Avrupa dillerinin bir koludur. Bu dilin tarihiyle ilgili bulgular Aryai kavimlerin İran platosuna göçlerine dek uzanmaktadır.Tarih boyunca  çeşitli dönemlerden geçmiş ve değişiklere uğramış olan Farsça’nın bugünkü şekli İran’a komşu olan diğer kavimlerin dilleri üzerinde de etkili olmuştur. Farsça’dan etkilenen dillerin başında  Türkçe gelir. Türk milleti yüce İslam dini ve İslami irfanla İran ve İranlı aracılığıyla tanıştığı gibi edebi sanatları ve bu sanatların inceliklerini de yine İranlı söz ustalarından öğrendi. Hicri 5.asırdan itibaren Selçuklular’ın Anadolu’da  ilerlemeleri ile birlikte Farsça’nın bu ülkede olgunlaşmaya başladığını görmekteyiz. Bu dönemlerde Farsça Türkler arasında öylesine kök saldı ki, Osmanlı okullarında  tasavvuf dili olarak okutulmaya başladı. Mufassal bir Farsça divanı bulunna Yavuz Sultan Selim savaş rakibi Şah İsmail ile yaptığı yazışmalarda  Farsça’yı kullanırken, Fuzuli, Nef’i, ve Nabi gibi büyük Türk şairleri de  şiirlerini bu dilde yazmışlardır. Osmanlı sultanları eş ve kızlarına Farsça isimler vermişlerdir. Bugün bile Türkçe’de kullanılan pek çok isim ve kelime Farsça kökenlidir. Ortak kelimelerin sayısı 6 binden fazladır Türkçe’ye böylesine etki etmiş olan Farsça Ankara’da  Farsça Öğretim Merkezi’nin deneyimli hocaları tarafından öğretilmektedir.

İran’da Farsça’nın dışında Azeri Türkçe’si, Arapça, Kürtçe vb. dillerle Farsça’nın çeşitli lehçeleri de konuşulmaktadır. 32 harfli Fars alfabesinin kullanıldığı İran’da tarih başlangıcı olarak miladi 622 senesinde Hz.Muhammed (s.a.v)’in Mekke’den Medine’ye hicreti esas alınmaktadır. Yıl 21 Mart’ta Nevruz bayramıyla başlar ve güneş takvimine göre aylara bölünür. Nevruz Bayramı İranlılar’ın en büyük bayramlarındandır ve hiçbir etnik ve din farkı gözetmeksizin bütün  bir yurtta coşkuyla kutlanır. Nevruz  öncesinde tüm yaşam çevrelerini temizleyen İranlılar yeni yıla girileceği gün ve saatte tüm aile fertleri “Haftsin” adı verilen sofra başında toplanır. Bu sofra Allahu Teala’nın  insana bahşettiği nimetleri ve baharı temsilen Farça  alfabenin 15. harfi olan “Sin” harfiyle başlayan yedi yiyecekle donatılmıştır.Bunlar Sib( elma) Sebze (yeşillik) Serke(sirke),  Sonbol (sümbül), Senced (iğde), Semenu (bir tür  tatlı), ve  Sumaktan ibarettir. Yeni yıla girilmesiyle birlikte halk  birbirini ziyaret eder, küsler barışır, aile bağları güçlendirilir.

İran’da ulusal bayramların yanısıra dini bayramlarda büyük şevkle kutlanır. En önemli dini bayramlar ibadetle geçirilen kutsal üç aylar ve bir aylık Ramazan orucunun ardından kutlanan Ramazan Bayramı, Kurban Bayramı, Hz. Muhammed (s.a.v)’e peygamberliğin verildiği gün olan  Bi’set Bayramı, Hz. Peygamberin doğum günü vb. dir. Ayrıca tüm müslümanların bayramı olan Cuma günü  İran’da resmi tatildir.

İran Hulefa-i  Raşidin döneminden itibaren İslam diniyle tanışmış ve ilk hicri asırda  onunla şereflenmiştir. Bugün de İran halkının büyük çoğunluğu Şia (Caferi) mezhebine bağlıdır. Ülke nüfusunun %91’ini Şiiler oluşturur. ”Gadir-i Khom” ve 12. İmam Hz. Mehdi (a.s)’nin doğum günü olan 15 Şaban Şiiler tarafından kutlanan bayramlar arasındadır. Öte yandan Hz. Peygamber (s.a.v)’in torunu olan Hz. Hüseyin Kerbela’da şehit edildiği Muahrrem ayı süresince özellikle de 9 ve 10. günlerinde büyük anma ve matem merasimleri düzenlenmektedir.

Nüfusun %7.7’sini teşkil eden 4 ehl-i sünnet mezhebine bağlı kesim daha çok Kürdistan, Sistan ve Belucistan bölgelerinde yaşamaktadırlar. Ehli sünnet mensubu müslüman vatandaşlar ise dini inanç vecibelerini kendi fıkıhlarına göre serbestçe yerine getirmektedirler.

İran İslam Cumhuriyeti Anayasası İslam dini ile birlikte Hristiyanlık, Musevilik ve Zerduştilik dinlerini de resmi olarak  tanımıştır. Bu üç dinden her birinin İslami Şura Meclisi’nde bir veya birden fazla temsilcisi bulunmaktadır.

Kadın ve Aile

Aile İran toplumunun en önemli ve en sağlam kurumlarından biridir. Evlilik her İranlı’nın hayatında unutulmayacak olayların başında  yer alır. İran’da evlilik töreni çok çeşitli ve renkli adet ve geleneklere sahne olur. Sağlamlığını büyük ölçüde İslami değerlerden alan ve bir kutsallık hâlesiyle çevrilmiş olan aile kurumunun önemine Anayasada da değinilmiş ve bu yasanın  10. Maddesinde, ilgili düzenleme ve yasaların aile kurumunun oluşturulmasını kolaylaştıracak ve onun kutsallığı ile İslami ahlak ve hukuka dayalı aile ilşkilerinin korunması yönünde olmasına vurgu yapılmıştır.

Evlilik yaşı da son yıllarda meydana gelen değişimler sonucunda değişikliğe uğramıştır. Geçmişte erkekler için 26, kadınlar için 19 olan evlilik yaşı kadınların eğitim ve çalışma  imkanlarının da genişlemesi neticesinde, bazı raporlara göre erkekler için 30, kadınlar için 24 yaşa yükselmiştir.

Kadınların ülkenin büyümesi ve kalkınmasındaki rolü, günümüz dünyasında herkesçe bilinen bir gerçektir. Bu esasa  göre  kadınların toplum, siyaset, kültür ve ekonomi gibi çeşitli alanlarda etkin katılımlarını sağlamak yönünde gerekli ortamı hazırlamak, İran İslam Cumhuriyeti Devleti’nin temel  önceliklerinden birini teşkil etmektedir.

Bu öncelikli görev İran İslam Cumhuriyeti Anayasının 21. Maddesinin 1. Fıkrasında “Kadının kişiliğinin olgunlaşması, maddi ve manevi haklarının canlandırılması için elverişli ortamın hazırlanması” şeklinde vurgulanmaktadır.

İslam Devrimi’nin zafere ulaşmasıyla İran kadınının konumu da büyük değişim ve gelişmeler geçirmiştir. Geçen yüzyılın ilk yarısında iki hüviyetli olmaya zorlanan, İslami kimliklerini korumakla toplum içinde yer alma arasında  seçim yapmak zorunda bırakılan İranlı kadın İslam devriminden sonra bu ikilemden kurtuldu ve bugün her alanda faal olarak sosyal ve kamusal hayatın içinde yer almaktadır. Günümüz İran’da kamu sektöründe çalışanların %42’sini kadınlar teşkil etmektedirler.

Bunların çoğu Eğtim ve Öğretim, Ekonomi, Maliye ve Sağlık Bakanlıklarında görev yapmaktadır. Devlet kademelerinde müdür statüsünde görev yapan kadın personelin sayısı kayda değer sevyede yüksektir. Şunu da hatirlatmakta yarar var ki, dünyanın ilk uzay yolculuğunu yapan kadını Enuşe ANSARİ adlı İran’lı bir bayandır.  

Kadınlar her  düzeyde seçme ve  seçilme hakkına sahiptirler. 290 sandalyeli İslami Şura Meclisinde her dönem %24-%30 oranında kadın milletvekili bulunmaktadır. Yerel seçimlerde kadın aday sayısına her hangi bir sınır bulunmamaktadır.

Ülke kadınlarının kendilerine ait haklardan daha çok yararlanmasına imkan sağlamak  amacıyla 1991 yılında Cumhurbaşkanlığı Kadın İşleri Bürosu kurulmuştur. Halihazırda Cumhurbaşkanı bir danışmanlığı, Çevre bakanlığı, birkaç Devlet Bakanlığı, ve 400’den fazla Genel müdürlük makamı kadınların yetkisindedir.

1995 yılında kadınların yüksek yargı görevinde bulunmaları yönünde, kadın hakim seçimlerine yasal yol açılmılştır. Bugün kadınlar özellikle aile mahkemelerde, hakim savcı, hukuk müşaviri  ve avukat olarak görev yapmaktadır.

2002-2003 Öğrenim yılından beri üniversiteyi kazanan kız öğrencilerin oranı her geçen yıl daha da artmaktadır. Nitekim 2006-2007 öğrenim yılında üniversiteyi kazanan kızların oranı %67’yi geçti. Ayrıca Uluslararası Bilim Olimpiyatlarında İran’ın büyük başarılar kazanmasında kız öğrenciler önemli pay sahibidirler. Kadınların spor alanındaki faaliyetlerine spor bölümünde değinilmiştir.

 Eğitim 

İslam İnkılabı öncesinde İran halkının yarıdan biraz fazlası okur yazardı. Ayrıca bu oran kırsal kesimde ve kadınlar arasında daha da düşüktü. Yetişkinlere yönelik eğitim çalışmaları neticesinde son yıllarda okur yazar oaranı %93’lere ulaşmıştır. Bu oranın yükselmesinde kadınlar ve kırsal kesimde  yaşayanların rolü şehirliler ve erkeklere göre daha büyüktür. Devletin eğitime ayırdığı bütçe ve uyguladığı doğru politikalar  sonucunda gerek nitelik gerekse nicelik açısından eğitim ve öğretimde büyük ilerlemeler kaydedilmiştir. Öğrenciler orta öğrenim döneminde mesleki eğitime teşvik edilmekteler. Böylece 5 yıllık ilkokul, 3 yıllık ortaokul ve üç yıllık lise eğitiminden sonra uygulanan sınavlarda başarılı oldukları taktirde bir yıllık üniversiiteye hazırlık sınıflarına devam etmekte aksi halde mesleki beceri kazanmış olarak çalışma hayatına girebilmekteler. Belirtmek gerekir ki, eğitime savunma  sanayiinden daha çok bütçe ayıran Ortadoğu’daki tek ülke İran’dır .

Son yıllarda yüksek öğrenime olan talep oldukça artmıştır. Devlet ve vakıf üniversitelerinde öğrenim gören üniversite öğrencisi sayısı her geçen yıl daha da artmaktadır. İran’lılar ilim ve araştırmayı seven bir millettir. Tarih boyunca İran’lı bilim adamlarının ortaya koyduğu binlerce ilmi ve edebi eser bunun açık göstergesidir. Dünyanın dört bir yanında bilimsel hizmet veren İran’lı bilim adamları her geçen gün yeni buluşların altına imaza atmaktadır.

Ülkenin bağımsızlığını ve öz kaynaklardan daha fazla faydalanılması yönündeki politikalar sonucunda yerli araştırmacılara geniş çalışma alanı sağlanmıştır. Devlet desteğiyle kurulan ROYAN bilimsel araştırmalar merkezi dünyanın en büyük araştırma merkezlerinden biridir. Bu merkezde araştırma yapan İran’lı bilim adamları özellikle kök hücre, gen tedavisi, klonlama vb. alanlarda büyük başarılar elde etmişlerdir. İran, klonlama alanında Ortadoğunun ilk ve tek ülkedir. “Royana” adıyla bilinen İran’ın kopyaladığı koyun şuanda 1.5 yaşında normal hayatına devam etmektedir. Yine bu merkezde üretilen ve İMOD adıyla İran patenti altında dünya piyasasına sürülen AIDS ilacı bu hastalığa yakalanan kişilerin ümit kaynağı olmuştur. Buna benzer onlarca bilimsel başarı İran’ı dünyanın ilgi odağı haline getirmiştir.

Nükleer faaliyetler konusunda ise yine İran bilim adamlarının elde ettiği büyük başarılar dünya kamuoyunda ilgiyle izlenen bir gerçektir. Barışçıl nükleer faaliyetlerde buluna İran, geleceğin enerji kaynağı olan nükleer enerji santrallerinde kullanılacak yakıtını dış güçlere bağımlı olmadan temin etme gereğince emperyalist güçlerin baskısına rağmen Uranyum zenginleştirme alanında ulaştığı nokta, İran’ın Dünya Atom Klubüne giren 10’uncu ülke haline getirdi. İran’ın bilimsel başarılarının bunlarla sınırlı olmadığını ve burada sadece bir kaç örnek zikrettiğimizi hatırlatmak gerekir.

Sağlık

İran’da genel sağlık hizmetlerine gittikçe artan bir önem verilmektedir. Bu alandaki temel politika tedaviden önce koruma politikasıdır. Kırsal kesim başta olmak üzere sağlık merkezlerinin ve aşılama proğramlarının yaygınlaştırılması bu politikanın en açık göstergelerindendir. Sağlık merkezlerini, aile planlaması ve çocukların aşı proğramlarına alınması yönünde yaptıkları çalışmalar neticesinde doğum oranı büyük ölçüde azalmış ve çocukların %100’e yakını aşılama proğramı kapsamına alınmıştır. 1 yaş altı çocuk ölümleri  binde 5 rakamlarına çeklimiştir. Dogum ve gebeliğe bağlı anne ölümlerinde ise oran oldukça düşüktür. Doğum kontrolü alanında, Dünya Sağlık Örgütütünün verdiği istatistiklere göre İran, dünyanın en başarılı ülkelerinden biridir. 

Tıbbi gözetim ve tedavi  hizmetlerinde de önemli aşamalar kaydedilmiş, hastane, yatak, doktor ve hemşire  sayısında  dikkate değer artışlar olmuştur. Sosyal siğorta kapsamında hizmet veren hastanelerde uzman doktorlardan tıbbi teçhizata kadar her türlü imkan sağlanmıştır. Eskiden tedavi için yurtdışına özellikle Amerika ve Avrupa’ya giden bazı hastalar, bugün İran’lı mutahassis doktorların gayretiyle ülke içinde tedavi görmektedirler. Tıbbi açıdan çok gelişmiş olan ve tedavi masraflarının oldukça düşük olması nedeniyle son yıllarda tedavi için İran’I tercih eden yabancıların sayısında artış görünmektedir. Üniversitelerin sağlıkla ilgili bölümlerinde okuyan öğrencilerin sayısındaki artış dikkate alındığında, gelecekte İran’ın sağlık konusunun daha olumlu gelişmelere sahne olacağı görülmektedir.

Değinilmesi  gereken bir  başka husus da sağlık sigortalarıdır. Halihazırda  İran halkının 69.5 milyonu genel sağlık sigortasından istifade etmektedir. Bu rakam İran halkının tamamına  yakının ifade eder.

 Spor

Spor denilince İranlılar için akla gelen ilk şey sporun özellikle şampiyonluk yönüdür. Bugünkü Güreş, Satranç ve Çevgen (Polo) gibi bazı spor dallarının kaynağı İran’a dayandırılmakta ve  İran’ın milli sporları arasında sayılmaktadır.

Geleneksel sporların ve pehlivanlık güreşlerinin yapıldığı ülkemizde Pehlivanlık Ocakları ve Geleneksel Spor salomları’nın varlığı milli sorumuzun  yaşatıldığının başlıca göstergeleridir.Geçmişte olduğu gibi bugünde, ”Zurhane” adı verilen  geleneksel spor salonlarında devam ettirilen eski sporlar, turistlerin ilgisini İran kültürüne çeken unsurlardan bir tanesidir.

Futbol, modern sporlar arasında İran halkının en çok ilgi duyduğu spor dalıdır. İran Milli Futbol Takımı bugüne kadar üç kez Asya  şampiyonluğunu ve iki kez de Asya Olimpiyat Oyunları şampiyonluğunu elde etti. Ayrıca İran spor kulüpleri de Asya Kulüpler Şampiyonlarında bir çok kez şampiyonluğa ulaştı. İran Milli Futbol takımı 3 kez de Dünya Kupasına katılmayı başarmıştır. Halkın futbola ilgisi Öyle yoğundur ki, yurt içindeki bazı lig maçları 100 binin üzerinde seyirci bulmaktadır.

Futbol dışında  güreşle uluslararası alanda İran’ın başarılarıyla  övündüğü bir diğer spor dalıdır. Bir kaç kez Dünya Güreş Şampiyonluğuna yükselen İran Dünya Oyunları ve Olimpiyatlarında da bir çok kez birincilik, ikincilik ve üçüncülük dereceleri elde etmiştir. Güreş, Futboldan sonra halkın ilgisi bakımından da ikinci sırada yer almaktadır.

İran sporu özellikle Irak’ın İran aleyhine başlattığı 8 yıl süren savaşın sona ermesinden sonra sürekli bir ilerleme içinde olmuştur.

Kadınların sportif faaliyet alanlarının genişletilmesi de İran’da önem verilen konular arasındadır. Ülkede 4 milyon dolayında kadın, voleybol, footbol, basketbol, hendbol, halter, yüzme, binicilik, tenis, eskrim, atıcılık, judo, karate, kongfu ve kayak gibi 40’ın üzerinde spor dalında faaliyet göstermektedir. Bu rakamın %50’i  spor takımı bünyesinde Ülke Kadınlar Spor Dernekleri’nin çatısı altında etkinliklerini sürdürmektedir.

İran’ın öncülüğünde, Uluslararası Olimpiyat Komitesi ve Asya Olimpiyat Komitesi’nin  desteğiyle 1991 yılında kurulan İslam Ülkeleri Kadınları  Spor Federasyonu. 2001 yılında İslam Ülkeleri Kadın Spor Olimpiyatları’nın 3.’sünü de İran’da gerçekleştirmiş ve İslam ülkeleri kadınları voleyboldan yüzmeye, tenisten futbola 15 dalda yarışmışlardır.

Doğal Kaynaklar ve Ekonomi

Kaynaklar bakımından zengin ve dopdolu bir ülkedir.İran’da ilk petrol kuyusunun açılmasından bu yana (1908) 90 yılı aşkın zaman geçmektedir.Bugün dünyanın tespit edilen  petrol rezevlerinin  %9.2’si (93 milyar varil) İranda bulunmaktadır. Bu miktara  dünyanın tüm dogalgaz %14.5’ide eklenecek olursa İran’ın dünya enerji piyasasındaki seçkin konumu açıkca  görülecektir.İran önümüzdeki 70 yıl süresince  ham petrol ve 250 yıl boyunca da doğalgaz  üretimini bugünkü kapasitesiyle sürdürebilecektir.

İran bakır madeni rezervlerine sahip ülkelerin de başında gelmektedir. İran’daki bakır rezervleri 900 milyon ton olarak tahmin edilmektedir. Bu rakam dünya bakır rezervlerinin %15’ini ifade eder. Ayrıca  2.200 milyon ton ile demirtaşı, 5351 milyon ton ile taş kömürü 60 milyon  ton ile çinko ve kurşun madenlerinin yanısıra inşaat sektöründe kullanılan taşların madenleri de İran’ın  zengin yer altı kaynaklarındandır.

İran ekonomisinin petrolle sıkı  bir ilişkisi vardır. Gerçekte 40 yıl boyunca  İran’da siyaset ve ekonomi petrolden büyük ölçüde etkilenmiştir. İran ekonomisinin petrole bağımlılığı  içeride ve dışarısa her zaman sorunlara sebep olmuştur.

70’li yılların ilk yarısında petrol fiyatlarının bir anda 4 katına çıkmasıyla İran ekonomisinde petrolün payı doruk noktasına ulaştı. Devrimden bir yıl önce petrolün gayri sarfi milli üretimdeki payı  %31’den fazla idi. Bu yıllarda günlük ortalama 6 milyon  varil  ham petrol üretilmekteydi. Bu sürecin devam etmesi ülkenin üretebilir 50 milyar varil petrolünün 540’ını kullanılamaz hale  getirebildi.

Devrim sonrası dönemin ekonomik politikalarından biride ülke ekomomisinin petrole bağımlılıktan kurtarılması için çalışmaktı. Bu politikanın ve dünya petrol piyasasında meydana gelen değişimlerin sonucunda petrolün gayri safi iç üretimdeki payı 1995 yılında  %16’ya geriledi ve diğer sektörlerlerin payı ise artış gösterdi.

İran Ekonomisi yüksek oranda  yetişmiş insan gücüne  sahiptir ancak hızlı nüfus artışı  ve çeşitli alanlarda  eğitiminin yaygınlaşması, ülkedeki çalışan nüfus oranının düşmesine neden olmuştur. 1991 yılında çalışanların 10 yaş üstü ülke nüfusuna oranı %34 olarak gerçekleşmiştir.Çalışanların %34’ü devlet, %65’i  özel sektörde faaliyet göstermektedir Sekiz yıllık savaş ülke ekonomisine çok büyük darbeler vurmuştur. Bu dönemde %16 olan işsizlik oranı savaşın sona ermesi ve ekonomik faaliyetlerin hızlanmasıyla savaş öncesi rakamlara gerilemiştir. Savaş yıllarında gerileyen yatırımlar da yeniden hızlanmıştır.

İran ekonomik  alanda pek çok üstünlüklere sahiptir. Ucuz enerjiye sahip olması, enerjiye dayanan ürünlerin üretiminde büyük tasarruf sağlamaktadır. Yetişmiş ve ucuz insan gücü, nispeten büyük iç pazarın varlığı ve bölge pazarlarına hızlı ulaşım, İran ekonomisinin diğer üstünlüklerindendir. Son yıllarda bu üstünlüklerden istifade edecek yabancı sermayenin yurda çekilmesi amacıyla Kiş, Kışm, Çobahar ve Sircan gibi bölgelerde çok sayıda Serbest Ticaret bölgesi petrol ve dogalgaz kaynaklarına yakınlığı ve uygun coğrafi konumu sebebiyle büyük miktarda yabancı sermaye çekmiştir. Doğrudan Cumhurbaşkanının idaresinde olan bu bölgelerde İran’ın içerdeki yasalardan farklı özel yasalar uygulanmaktadır.

Şehirler – Turizm

İran doğa, tarih ve dini açıdan dünya turizminin cazibe  merkezlerinden biri sayılmaktdır. İran’ın doğal çekicikleri sadece Batı ve Kuzeydeki başını göklere uzanan dağları, güneyin sakin kumsalları, iç kesimlerde yüksek irfanlı gölleri, güzel şelaleri, el değmemiş çölleri, koyu ormanları ve kendine  has doğal  hayatı ile sınırlı değildir. Belki de bu güzel ve el değmemiş doğanın çekiciliğini artıran en önemli nokta, çeşitli yaşam tarzları ve yerel gelenek göreneklerle oluşturduğu kompozisyon ve zenginliktir.  

İran birkaç bin yıllık tarihi geçmişi ve büyük medeneyitlerin  merkezi olması nedeniyle, insanlık tarihini ve  sonsuz çeşitliliğini araştıran turistlerin mebedi konumundadır.

İnsanlığın kurduğu ilk medeniyetlerden kalma yapı ve binalardan, İslam öncesi İran’da hüküm süren imparatorluklar olan Partlar, Hehamenişiler, Persler ve Sasaniler’den kalan görkemli yapılara  kadar hepsi olağanüstü güzellik ve görkeme sahiptirler. 

İslam sonrası mimari ve şehirciliğin ölümsüz eserleride turistler için İran’ın cazibe alanlarından biridir. İsfahan, Yezd, Meşhed, Kum, Şiraz ve Erdebil’in mescit ve dini mekanları İran’ın en önemli dini çekim merkezlerinden sayılmaktadır. İran’ın Kuzey Dogusunda bulunna Meşhed şehrindeki Şiilerin 8.İmamı İmam Rıza (a.s)’ın türbesi müslümanların özlelikle de Şiilerin en önemli ziyaret merkezlerinden sayılmakta ve her yıl kendisini ziyare etmeyi arzu eden  milyonları çekmektedir.

Halı başta olmak üzere İran el sanatları, dünya çapında az rastlanır bir üne sahip olan geleneksel İran sanatlarıdır. İran kilimlerinin yanısıra minyatür, resim, hat sanatı, Türkiye’de “ebru” olarak bilinen “Ebr-u bad”, hatemkari, muarrak, münebbet, suzenduzi, melilduzi ve diğerleri de bu el sanatlarının en meşhurlarıdır. İran’ı ziyaret eden turistler genellikle el sanatlarına ek olarak İran’ın dünya pazarlarında özel bir yere sahip olan fıstığı, safranı, havyarı, karidesi ve hurmasına yoğun ilgi göstermektedirler.

Kültür ve Sanat

İran kültürü çok çeşitli ve çok boyutlu olma özelliğine sahiptir. Bu özelliğin bir yönü tarihi gelişmelere diğer yönü ise etnik, din ve dil kökenli unsurlara dayanmaktadır. İslam  öncesi Kültür, İslam sonrası Kültür ve Modern Dünya Kültürü. İran, kültür ve tarihi açısından; din, dil ve ırk fenomenleri ise sosyal açıdan İran kültürünü çeşitliliğini ve çok  boyutluluğunu gösterir. Bununla beraber gelenek  ve görenekler halk edebiyatı, bayramlar ve matem merasimleri gibi unsurlar da kültürün çok boyutluluğuna örnek verilebilir.

İran kültürü biri Ahemeneşler ve Sasaniler devri diğeri ise İslam devri olmak üzere tarihte  iki altın  çağ yaşamıştır. Gerek Ahemeneşiler ve Sasaniler gerekse İslam dönemi kendi çapında Batı kültüründe, özellikle de Rönesans Avrupa’sına büyük izler bırakmıştır. Rönesans Avrupa’sının Endülüs yoluyla İslam bilim ve kültürüyle tanışması  buna en büyük örnektir.

ÜNLÜ SÎMALAR

Şark edebiyatının kutbu olarak bilinen İran, İslam medeniyeti ve tarihinin de etkisiyle Tarih boyunca yetiştirdiği Firdevsi, Hâfız, Sâdi, Mevlâna, Hayyam, Attar, Nâsır Hüsrev, Hacı Bektaş-ı Veli, Farâbi, Câmi, İbn-i Sîna, Nizâmi, Suhreverdi, Molla Sadra, Râzi, Hâce Nasîruddin Tûsi, Ebu Reyhan Birûnî vb. şahsiyetle övünmektedir. Büyük İslam uygarlığının dünyaya kazandırdığı İranlı bilginlerin sayısı burada sayamayacağımız  kadar çoktur.

İran her zaman şairler ve ozanlar yurdu olmuştur. Seslerini sadece bulundukları bölgede duyurmakla kalmayan ve bütün dünyada duyuran Hafız, Mevlana, Sadi, Firdevsi, Nizami, Attar, Nasır Hüsrev ve Hayyam gibi bir çok ünlü şahsiyetler bahsettiğimiz bu şair ve ozanlar kervanının sadece bir kaç örneğidir. İran halkı özde şiiri seven ve şairlere  sempati duyan bir yapıya  sahiptir. Söz konusu şairlerin şiirlerinin bugünkü geleneksel İran musikisine konu olması ayrıca yöre halkı arasında özellikle de kırsal bölgelerde sözleri meçhul ozanlara ait halk türküleri okunması, İranlıların şair ruhlu insanlar olduğunun birer göstergesidir. Dünya kültürüne büyük katkı sağlayan bu ünlü şahsiyetlerin bir kaç tansini burada tanıtmak istiyoruz.

FİRDEVSİ :

İran edebiyatının ve belki de dünyanın en büyük hamasi şairlerinden biri olan Ebülkasım Mansur B. Hasan Firdevsi (Tûsi) 930 yılında İran’ın Tûs kenti yakınlarındaki Bâj kasabasında doğdu. Geride bıraktığı eserinden anlaşıldığı gibi iyi bir eğtim alan Firdevsi, eski Yunan felsefesini de çok iyi bildiği tahmin edlmektedir. Başlıca yapıtı Şahname’de (60000 beyitten oluşur) ilk insandan 3. Yezdgerd dönemine kadar İran tarihini anlatır.   Büyük şair Firdevsi H. 370-71 yılında Şahname’yi yazmaya başlamıştır. Yaklaşık 35 yıl bu büyük hamasinin tamamlanması için uğraşmış ve bu yolda çok cefalar çekmiştir. Daha doğrusu Firdevsi, bütün benliğini, varlığını bu işe vakfetmiştir. Bu büyük şair H. 411 yılında (M.1020) vefat etmiş ve Tus şehrinde kendi bağı içinde toprağa verilmiştir.

HÂFIZ-I ŞÎRAZÎ (1320-1389)

Hoca Şemseddin Hâfız-ı Şîrazî İran’ın en büyük arif ve şairlerindendir. Doğum tarihi kesin olmamakla birlikte 1320’lerde Şîraz’da doğduğu tahmin edilmektedir. Zor şartlarda da olsa bir süre mektepte okuduktan sonra, şeriat ve edebiyat konularında araştırmaya başladı. Bir çok düşünür ve arif gibi uzun süre inzivaya çekilen Hâfız  kendini hayal alemine vererek ömrünün tamamını Şîraz’da geçirdi.

Edebiyat üstası olan Hâfız, tasavvuf alanında görüş sahibiydi ve son derece üstün zekası sayesinde söylediği gazellerle herkesi hayrete düşürürdu. Hâfız, İranlı şairlerin pek çoğu gibi yaşamı sırasında şöhret kazanmayı başardı ve kısa süre sonra dünyaca tanınan bir şair haline geldi. Gazeller, Ahûy-i Vahşî adında bir mesnevi, Sakînâme, Kıt’alar ve Rubaîlerden oluşan Dîvanı onun en büyük eserleri sayılır. Hafız hiçbir zaman yazdığı gazelleri kitap haline getirmeyi düşünmedi ancak ders arkadaşı olan Muhammed Gülendam bu görevi yerine getirdi.

Hafız’ın Dîvanı pek çok dillere çevrilmiş ve birçokları bu değerli esere şerhler yazmışlardır. Bunların en önemlileri Sûdî-yi Bosnevî, Surûrî ve Şemî’nin yazdığı şerhlerdir.     

 SÂDİ-Yİ ŞİRÂZİ 

Şüphesiz, Ebu Muhammed Muşarrafuddin Muslih b. Abdullah b. Müşarraf Sâdi-yi Şirâzi, Firdevsi’den sonra , İran edebiyatında parlayan en büyük şairdir. Dindar bir aile ortamında dünyaya gelen Sâdi, çocukluğundan beri babasının özel eğitimine tâbi tutuldu. İlk öğrenimini bitirdikten sonra Bağdat’a giderek, dönemin büyük alimlerinden ders aldı. 1276 yılında Şiraz’a dönerek, Sâd b. Ebubekir b. Sâd-i zenginin yakınlarından oldu.

Sâd-i’nin hayatı, kasideler, gazeller ve bazı risaleler yazarak geçti. Sadi’nin eserleri şiir ve düz yazı (nazım ve nasır) olarak iki bölümden oluşmaktadır. Baştan yada “taahhütname” adlı konularını içeren ve 4.000 beyitten oluşan nazım bölümü şüphesiz Fars edebiyatının şaheserlerinden sayılır. Nazım bölümünün ikinci kısmı, yaklaşık 700 beyitten oluşan Arapça şiirlerdir. Üçüncü kısmı ise Farsça kasideleri içermektedir. Dördüncü bölümünde mersiyeler (ağıtlar) vardır. Sâdi’nin Gülistan adlı eseri ise, öğütler ve ahlaki kavramlar içeren Fars edebiyatının şaheserlerindendir. Bu büyük şâ’ir1311-1317 yılları arasında Şiraz’da vefat etti. Sâdi’nin kabri, Şiraz şehrinin “Sâdiye” adıyla anılan mahallesinde bulunmaktadır.

MOLLA CÂMÎ (1438-1519)

Nureddin Abdurrahman b. Ahmed-i Câmî m.1438 yılında dünyaya geldi. İran'ın büyük şair ve yazarlarından olan Câmî, çocukluk yıllarından itibaren Herat'ın Nizamiye Medresesi'nde öğrenime başladı. Üstün zekası sayesinde kısa süre sonra büyük başarılara ulaşan Câmî, öğrenim gördüğü yıllardan beri tasavvufa yöneldi.

Gençlik yıllarında şiir söylemeye başlayan bu büyük şair, kısa zamanda şöhret kazandı ve Ali Şir Nevaî ve Sultan Hüseyin Baygara gibi dönemin hükümdarlarının dikkatini üzerine çekti. Onun şiir eserlerinin başında yedi mesneviden oluşan ve kendisinin "Haft Ovrang" adını verdiği "Sab'a" gelir.  Sonra kasideler ve gazeller vardır. Câmî bunları yaşamının üç döneminde yazdığı için her birine ayrı ad vermiştir; "Fatihatuş'ş-Şebâb", "Vâsitetu'l-Ukad" ve "Hâtimetu'l-Hayat". Şiir eserlerinin yanı sıra Farsça ve Arapça olarak yazdığı kitapları da vardır. Bunlardan bazıları şöyledir: Erba'în, Bahâristan, Durretu'l-Fâhire, Muammâ Risaleleri, Mefâtîhu'l-Gayb'ın Şerhi, Manzume-yi Muammâ ve...  

MUSÎKİ, HAT, SİNEMA, ...

İran musikisi ülkedeki çeşitli yörelere göre farklılık gösterir. Harikulade bir zenginliğe sahip yöresel musikilerin yanısıra, İran klasik musikisi de yurdun hemen her yerinde icra edilmektedir. Bu musikide kullanılan (tar, kemençe, sentur...gibi) bazı enstrümanlar İran’a özgü olmasalarda İran’a özgü (ud, kanun gibi) enstrümanların yer aldığı geleneksel musikimizde “destgah” adı verilen 7 ana makamda bir arada kullanılarak özgün melodiler  oluşturulmaktadır. İran musikisindeki makamlar birbirine yakın ahenklerin bir araya gelmesinden oluşur. İran müsikisi amatör bir  dinleyici  bile hemen  etkileyebilecek bir güç ve estetiğe sahiptir. Geleneksel İran musikisi İslam Devrimi’nin zafere ulaşmasından sonra özellikle genç kuşak arasında süratle yayılıp gelişti. Bugün Devlet Konservatuarları ve Özel Müzik Okullarında müzik eğitimi alanlar modern ve klasik batı müziğinin yanısıra geleneksel İran musikisini de öğrenmekte ve icra etmektedirler.

İran’ın  geleneksel  güzel sanatlarından biri de  hat  sanatıdır. Genelde ortak karakterlere sahip olan Farsça ve Arapça alfabenin  yazıldığı ve yazının adeta bir resim gibi işlendiği  bu sanatta İran şiirlerinin yanısıra Kur’an ayetleri, hadisler ve büyük İslam şahsiyetlerinin sözleri son derece cazip kompozisyonlar halinde yazıya geçirilir. Hat sanatı da geleneksel İran musikisi gibi İslam Devrimi’nden sonra daha da  yaygınlaşmış ve  çok rağbet edilen bir  sanat  haline dönüşmüştür.

Minyatür türündeki geleneksel İran resim sanatı da uzun bir geçmişe sahip olup İran  tasavvufu ve edebiyatıyla iç içedir.Tevhid ve kulluk anlayışı geleneksel İran resim sanatına özel bir form vermiştir. Bu form az çokm heykel sanatında da kendini  göstermektedir.

Resim ve heykelden  daha  önemli bir  sanat ise  geleneksel İran mimarisidir.İran mimarisinin tarihi,İran’ın İslamlaşmasından önceki dönemlere kadar uzanır.bu dönemlere ait Tahtı Cemşid, Kuruş’un Kabri (İran’ın güneyinde Şiraz kentine yakın bir yerde kuruludur) Tak-ı Kesra (İranın batısnda )gibi görkemli yapılar günümüze kadar gelen en eski tarihi eserlerdendir.

İzlerini ülkenin bir çok yerinde görmek mümkün olan İslam Dönemi İran  Mimaririsi, İran’lıların sanat  ve bilim  anlayışlarını, estetik zevklerini yansıtan önemli bir  öğedir. Zencan yakınlarındaki Sultaniye Kümbeti, İsfahan’daki  Şeyh Lütfullah  ve İmam Camileri, Yezd Merkez Camii ve  UNESCO tarafından  İsfahan şehriyle birlikte  İnsanlık Mirası olarak ilan edilen  bütün bir Yezd  şehri İran İslam mimarisinin başlıca  yapıtlarına örnek vereilebilir. Belirtmek  gerekir ki, İran İslam  mimarisini büyüleyici kılan  temel özellik,tevhidi  sanat(birleştirici) anlayışının  yörelerle, ekonomik ve sosyal ilişkiler ve  şehir planlamasıyla birleşmesinden başka bir şey değildir.

         İran Sinema Tarihine Kısa Bir Bakış 

Modern sanatlar  arasında sinema,  İran’da özel bir konuma sahiptir. İran sineması bir sanayi gibi çalışmaktadır. Yılda ortalama 70’e film üretilmekte ve binlerce  kişi bu sektörde istihdam imkanı  bulmaktadır.

1900 yılında “Mirza İbrahim Han Akkasbaşi”, Kaçar şahı “Muzafferuddin Şah”ın emriyle film kamerasını ilk olarak İran’a getirerek ister istemez, İran’da sinemanın kurucusu ünvanını isminin başına ekledi.

Böylece İran’da filme alınan ilk görüntüler, Mirza İbrahim Han’ın, Şah ve saray halkını eğlendirmek için hazırladığı görüntülerdi. İran’ın ilk uzun, konulu filmi ise 1929 yılında “Avans Oganyats”ın yönetmenliğinde çekilen “Mavi ve Rabi” idi. Bu dönemde Hindistan’da da, “Erdeşir İrani” ve “Abdulhuseyn  Sapanta” gibi  orada yaşayan İran’lılar tarafından  Farsça filmler yapıldı . Bunların en önemlisi  Sapanta’nın yapımı olan  “Lor Kızı” adlı filmdir. (1932)

Bundan sonra İran sineması on yıllık bir sükut ve durgunluk döneminin ardından,  İran’da çekilen ilk sesli film olan “Hayat Fırtınası” filmiyle 1948 yılında yeniden sahneye dönerek, 1979 yılındaki İslam Devrimi’nin gerçekleşmesiyle farklı bakış açılarını barındıran yeni bir döneme adım atıncaya dek yoluna devam etti .

1900 – 1979 yıllarını İran sinemasını çocukluk yılları olarak adlandırabiliriz. Bu dönem filmlerinin pek çoğunun karakteristik özelliği, sinema dili ve tekniğinin ilkel şekilde kullanıldığı, biraz da cinsellik ve şiddet katılmış, yüzeysel ve özensiz melodramlar olmalarıdır. Bu dönemde, İran sinemasının o yıllardaki genel gidişatından ayrılan, değerli yapımlar da göze çarpmaktadır, örneğin; “Şehrin Güneyinde” (1958)  ve “Uğursuz Gece” (1964 - Farrohkh Gaffari), “Balçık ve Ayna” (1965 - İbrahim Golestan ) , “Ahu Hanım’ın Kocası” (1968 - Davud Mollapur) , “İnek” (Daryuş Mehrcui), “Kayser” (Mesud Kimyai), “Sağanak” (Behram Beyzai), “Cansız Tabiat” (Sohrab Şehid-e Sales), “Sutedelan” (Ali Hatemi) vd...

1970 yılında Venedik Film Festivali’nde ödül alan “İnek” filmi, öylesine zengin ve sanatsal bir içerik ve yapıma sahiptir ki, İran İslam Cumhuriyeti’nin kurucusu Hz. İmam Humeyni’nin (r.a.) de övgüsünü kazanmıştır.

1979 yılında gerçekleşen İran İslam Devrimi ile İran sineması yaşamının yeni bir aşamasına girdi. İmam Humeyni (r.a.) İran’a gelişinin ilk gününde yaptığı konuşmada şu meşhur cümlesini söyleyerek çok sade ve açık bir şekilde sinemeye bakışını tasvir etti ; “Biz sinemaya karşı değiliz ,  fahşaya karşıyız.”

Ülkenin siyasal ve kültürel yapısında meydana gelen köklü değişimlerle , sinemanın gidişi de değişti. Bu dönemde İran sineması kısa bir duraklamanın ardından çalışmalarına yeni baştan başladı. “Nasır Takvai”, “Ali Hatemi”, “Abbas Kiyarostemi” , “Daryuş Mehrcui”,  “Khosrov Sinai”, “Behram Beyzai” ve bunlar gibi, devrimden önceki önemli ve yetişmiş film yapımcıları, “ Kaptan Khorşid” (Nasır Takvai), Kemal’ul-Mulk” (Ali Hatemi), “Kirazın tadı” ve “Dostun Evi Nerede” (Abbas Kiyarostemi), “Hamun” ve “Sara” (Daryuş Mehrcui), “Ateşin Gelini” (Khosrov Sinai), “Belki Başka Zaman”, “Yolcular” ve “Köpek Avı” (Behram Beyzai) gibi övgüye layık eserler yaratmaya koyuldular. 

Zamanla İran sineması kendi kimliğine yeniden kavuştu ve gerek form gerekse içerik bakımından kimi iniş çıkışlardan sonra layık olduğu yere ulaşarak, tüm dünyanın övgüsünü kazandı. Yeni İran sineması, evrensel ve insani bir yöneliş benimseyerek , yeni kavramları ele alarak ve dünya sinemasında yaygın olan sahte çekiciliklerden (cinsellik ve şiddet ) kaçınarak, yeni bir sinema türünü dünyaya tanıttı.

İran  sineması bir asıra yakın uzun bir geçmişe sahip olmasına  karşın kalıcı eserlerin pek çoğu Devrim sonrasındaki yıllarda üretilmiştir. İran İslam Cumhuriyeti, sinema sanatının öneminin bilinciyle denetim, yönlendirme ve destekleme mekanizmalarının  kullanılması, yerli sinemanın nitelik ve niceliğinin yükseltilmesi  için “Farabi Sinema Kurumu”nun kurulması (1983) “Sinema Evi” (1995) ve sinema meslek örgütlerinin kurulmasında yardım edilmesi, film yapımcılarına sübvansiyon uygulanması, genç sinemacıların desteklenmesi, her yıl “Uluslararası Fecr Film Festivali”nin  düzenlenmesi, ülke içi ve dışından sinema teknik araç gereçlerinin temin edilmesi, dünyanın en uzak noktalarındaki film festivallerine dahi İran’lı film yapımcılarının katılımının desteklenmesi... gibi girişimlerle, başarılı İran’lı film yapımcıları ile omuz omuza “Yedinci sanatı” İran’da  yüceltmeye çabalamıştır.

İran sinemasının İslam Devriminden önceki ve sonraki durumuna istatistiksel bir yaklaşım ve karşılaştırmalı bir bakış, sinemanın nitelik ve niceliğinin yükseltilmesi yolunda harcanan çabaların sonuç verdiğini göstermeye yeter. İran sineması 80’li yılların ortalarından ( İslam Devriminin ilk yılları) bugüne değin 320’nin üzerinde uluslararası ödül kazanmış ve bir kısmı seçkin, binlerce uluslararası festivale katılmıştır. İran sinemasının uluslararası alandaki en önemli başarılarından, “Mecid Mecidi” yapımı “Gökyüzünün Çocukları” filminin Oskar adayı olması, “Abbas Kiyarostemi”nin eseri olan “Kirazın Tadı” filminin Cannes Film Festivalinde Altın Palmiye ödülünü alması, “Semira Makhmelbaf”ın “Kara Tahta” filminin 2000 yılında UNESCO’dan “Federico Fellini” madalyasını alması, “Muhsin Makhmelbaf”a Fransa Kültür Bakanlığı tarafından “Sanat ve Edebiyat Adamı” nişanının verilmesi, “Huşeng Kavusi”, “Abbas Kiyarostemi” ve “Cafer Panahi”ye Fransa Kültür Bakanlığı tarafından “Şovalye” nişanının verilmesine işaret edilebilir.

Yönetmenlerin, özellikle de tecrübeli yapımcıların sayısı da İslam Devrimi öncesine kıyasla dikkate değer ölçüdedir. Bugünkü İran sinemasının önemli yönetmenlerinden pek çoğu İslam Devrimi sonrasındaki yıllarda sanat çalışmalarına başlamışlardır. Bunlardan “Muhsin Makhmekbaf”, “Semira Makhmekbaf”, “Rasul Mollagolipur”, “Abbas Kiarostami”, “İbrahim Hatemikiya”, “Rakhşan Beni İtimad”, “Ebulfazl Celili”, “Mecid Mecidi”, “Cafer Panahi”, “Tamine Milani”, “Niki Karimi”, vb. ünlü yönetmenlere işaret edilebilir.

Bu arada İran’ın yeni dönem sinemasında kadınların (film yapımının tüm meslek ve alanlarındaki) varlığı da göz ardı edilemez. Sinemacı İranlı kadınların devrim sonrası kapsamlı çalışmaları, söz konusu dönemde kadın sanatçıların İran’da etkin olarak yer alması için hazırlanan uygun zemini ortaya koymaktadır. Bunların pek çoğu, sanat kariyerlerinde değerli yapımlar kaydeden ve kimi zaman dünyanın önemli festivallerinden ödüller alan yetenekli , zeki ve meşhur yönetmenlerdir : “Rakhşan Beni İtimad”, “Tahmine Milani”, “Semira Makhmelbaf” ve “Puran Derakhşende” gibi yetişmiş sanatçılar ... 18 yaşında , Cannes Film Festivalinin resmi bölümüne kabul edilen dünyanın en genç yönetmeni olan Semira Makhmelbaf İran’lı meşhur yönetmen Muhsin Makhmelbaf’ın kızıdır. Bugünkü İran sinemasının göz kamaştırıcı ilerlemeleri, yönetmenlik , kameramanlık , derleme , laboratuar , müzik... gibi tüm aşama ve alanlarda üretim kalitesinin yükselmesiyle bağlantılıdır. Bu ilerlemeler , sadece günümüz dünya sinemasına değil, İran sinemasının geçmişine de kıyasla değerlendirilmelidir.

Sonuç olarak, evrensel insani değerlerin sanat diliyle ifade edilmesine gönül veren ve muhataplarına olan saygısından ötürü değersiz ve yüzeysel duygu ve heyecanlardan kaçınan  İran sineması kendine has nitelikleri ve yapımlarıyla  Sinema dünyasında yeni bir tecrübedir. İran sineması sadece gişeyi düşünmemekte , sinemanın çerçeveleri ile sanat dili ve ahengini koruyarak  insani ilişkiler , savaşsız bir dünya , doğayla uyumlu yaşam ve bu gibi kavramları yaygınlaştırıp yerleştirmeyi sonuçta, maneviyat ruhunun dünyada yayılmasını düşünmektedir.

 İran Gezi Rahberi

 

Tahran :

Tahran çok genç bir şehirdir. 1876 yılında sadece bir köy olan Tahran, kaçar hanedanından  Ağa Muhmmed Han Kacar tarafından başkent olarak seçildi, böylece şehirleşme başlamış oldu. Yaklaşık 100 yıl önceye kadar Tahran, başkent olmasına rağmen bazı diğer İran şehirlerinden daha küçüktü, öyle ki Rey şehrinin bir kasabası olarak geçiyordu. Şimdi o şehir Tahran’ın bir bölgesi olarak tanımlanmaktadır. Tahran şehrinin kuruluşu Neolitik çağlara kadar gitmektedir. Bu şehir, şimdi olduğu gibi eski çağlarda da Elbruz Dağlarına sırtını dayamış küçük bir yerleşim yeri olarak doğmuştur.

Kaçar hanedanından sonraki devletlerin merkeziyetçi yaklaşımlarından dolayı diğer eyaletlerden göç alması sonucunda şu an en büyük İran şehri ve Orta Doğu’nun en büyük ketlerinden biri olarak tanımlanmaktadır.

Şehir, Elburz sıra dağlarının eteğindeki bir platoya kurulmuş olduğundan ve çevresinde nehir, göl ve deniz gibi su kaynağının olmamasından dolayı iklim olarak kuru bir hava koşoluna sahiptir. Yazın 42 dereceye varan sıcaklık, kışın eksi 15 dereceye kadar düşe biliyor. Bahar ve sonbahar mesimlerinde ise oldukça güzel bir havası olan Tahran yem yeşil parkları ve modern yapısıyla Avrupa şehirlerini insana aratmıyor.

Tahran daha sonraki dönemlerde de kazandığı bu önemi, dini merkez olarak Kum ve Meşhed şehirlerinin yükselmesine rağmen yitirmedi. Elbruz dağının eteklerinde bulunan geniş bir araziye yayılmış bu şehir, ilk yapılaşmasında diğer İran şehirlerindeki geleneksel yapıya uyarak iki veya en fazla üç katlı tuğla binalardan oluşmuştur. Binaların çoğunda sıva kullanılmamış, böylece bütün şehir kirli sarı renkli bir çöl kenti havasına bürünmüştür. böylece Fars kültürü ve sanatı bu binalara yansımıştır. Binalarda tuğlaların yerleştirilişi bile bunların işçiliğinde ileri düzeyde bir zevk ve estetik kaygısı bulunduğunu göstermektedir. Son dönemlerde dünyanın metropol şehirlerinde olduğu gibi Tahran’da da modern ve lüks yapıtların artması ve eskisine göre bam başka bir görüntünün ortaya çıkmasına şahit olmaktayız.

Tahran, aynı zamanda İran İslam devrimi mücadelesinde önderlik yapmıştır. Bu devrim, hem Müslüman aleminde ve hem de tüm dünyada türünün tek örneğidir.

Hemen Güney’indeki Rey şehri, Tarihi açıdan büyük öneme sahiptir. Bu şehir Selçuklu İmparatorluğunun kurucusu Tuğrul Beyin ilk başkenti olmuş, Tuğrul Beyin mezarı “Burc-u Tuğrul” adıyla Rey kentinde bulunmaktadır.1197 tarihinde Moğol’lar tarafından yıkılana kadar bölgenin en önemli kenti olma özelliğini korumuştur. Yoğun şehirleşme olgusu sonucunda bugün Rey’le Tahran birleşmiş durumdadır. 2. İmam (İmam Hasan)’nın torunlarından Seyyid Abdu’l Azim El-Hasani’nın mezarı da Rey kentinde bulunmakta ve hergün yüzlerce insanın ziyaretine tanık olmaktadır.

Tahran, İran’ın ticari nabzının attığı bir şehirdir. Tarihi kapalı çarşısı hergün onbinlece insanın uğradığı ve alış vreiş yaptığı bir merkezdir. Bu önemli çarşı gnün bazı saatlerine öylesine kalbalık oluyor ki insanların hareket etmesi bile neredeyse imkansız hale geliyor.

Gezilecek Yerleri :

Bazar-ı Bozurg (Büyük Pazar - Kapalı Çarşı) : Dediğimiz gibi burası Tahran’ın sadece çarşısı değil sanki ekonomisinin kalbinin attığı yerdir. Büyük Çarşı, belki de İstanbul’daki kapalı çarşının bir benzeri ama çok daha oryantal olanıdır. Buraya yapacağınız bir gezi size Fars ülkesinin bütün gizemini tattıracaktır. Fars ülkesinin tüm yönleri sanki buraya yansımış gibidir. Bütün doğu pazarlarının en büyüklerinden biridir. Şehir içinde bir şehir gibidir. Burada her şey yaşanır, sadece ticaret değil, sosyal olaylar, evlilikler ve siyaset bile... Pazarın birçok girişi vardır. Doğu istikametindeki giriş bölümünde lüks mallar, saatler ve kuyumcular yoğunlaşmıştır. Daha sonra halıcılar çarşısı gelir. Yürümekten yorulduğunuz zamanlar pazarın yan yollarından birine sapın, burası sizi mutlaka kapalı bölümden dışarı çıkartıp ya bir çayhaneye, ya bir nargile salonuna ya da bir havuzbaşına götürecektir.

Bu pazarda neler yok ki ? Bütün İran’ın perakende mallar sektörünün üçte biri bu pazardaki alışverişlerde gerçekleşiyor. Her sokakta, her sapakta ayrı bir ticaret konusu, bakırcılar, kağıtçılar, baharatçılar, tenekeciler, halıcılar, şekerciler, çaycılar... Sadece bunlar değil, ondan fazla cami, birkaç otel, birkaç banka ve hatta pazarın kendine ait itfaiyesi bile var burada.

Derbend : Tahran’ın yoğun trafiğinden ve yaz mevsiminde iseniz boğucu sıcaklığından kaçmak için en iyi alternatifiniz Derbend’dir. Derbend’e ulaşmak için öncelikle Tejriş Meydanına gitmelisiniz. Buradan da Derbend’e dolmuş-taksiler kalkar. Burası Tahran’ın en kuzey ucunda dağın eteklerinde kurulmuş bir tür eğlence ve piknik yeridir. Dağdan gelen bir derenin iki yamacı sayısız çayhane, kebapçı ve lokanta ile doludur. İki yamacın arasındaki daracık yoldan yukarılara doğru tırmanın. Haftasonları yoğun ilgi nedeniyle adım atacak yer bulamayabilirsiniz. Ancak sayısı çok fazla olan restoranların şark köşesi stilinde döşenmiş tahtlarında mutlaka bir yer bulacaksınız. Hemen kendinize bir çay söyleyin. Çayın yanında kıtlama şekeri ile birlikte hurma da verilmektedir. Çıkışa göre sağdaki yamaçta küçük bir teleferik tek ama çok yüksekteki istasyona 1.000 Tümene taşımacılık yapmaktadır. Tahran’ın panoramik bir manzarasını görebilirsiniz.

Ulusal Halı Müzesi : Lale parkının kuzeyindeki bu müze, ünlü İran halılarından en seçme olanlarının sergilendiği bir yerdir. İki katlı bu müzede 16. yüzyıldan günümüze kadar gelmiş bir çok ender halı görebilirsiniz. Zararlı ışıklardan korunmak için müzede fotoğraf çekilmesine izin verilmiyor.

Sa’dabad Sarayı Müzesi : Tahranın kuzeyinde, şehir merkezine oldukça uzaktaki Şemiran’da Şah’ın yazlık sarayı bulunur. Burada toplam 18 değişik müze bulunuyor. Ancak nedense bu müzelerin hepsi birden açık tutulmuyor.  Sarayın Beyaz Saray isimli bölümü son Şah Rıza Pehlevi’nin ikamet yeriydi. 54 odalı olan bu sarayın girişinde bulunan devasa Şah heykeli devrim sırasında sökülmüş ve geriye taştan yapılma dev boyutlarda iki ayakkabı kalmıştır. Törensel akşam yemeği salonunda bulunan 143 metrekarelik yuvarlak halı, herhalde türünün en büyüklerindendir.

Şah’ın annesine ait olan ikinci bir saray sanki Şah’ın izlediği haince yaşantıyı halkın görüp ibret alması için yapılmış gibidir. Müze yönetimi “kumar salonu”nu eski fotoğraflarla süslü, oyun kağıtları ile olduğu gibi sergilemektedir.

Burada ve Niavaran’da saraylar daha çok zengin bir ailenin terkettiği ve uzun süre bakımsız kalmış eski moda eşyalarının sergilendiği yerler gibi düzenlenmiştir.
Aynı bahçede yer alan Askeri Müze’yi daha ilginç bulabilirsiniz. Burada bulunan el yapımı silahlar arasında Irak lideri Saddam Hüseyin’in 1979 yılında Şah’a hediye ettiği bir tabanca da yer alıyor.

Tochal Teleferik  : Tahran’ın çok popüler Teleferiği (İran’da Telekabin diyorlar) Velenjak Caddesinin sonundadır ve 3957 metrelik Tochal dağının bir bölümüne çıkmaktadır. İlk iki istasyona kadar yürüyerek de gidebilirsiniz. İstasyonların yakınında çayhaneler ve restoranlar hizmettedir. Teleferiğin ulaştığı yükseklikten Tahran’ın panoramik görüntüsünü izlemeniz mümkün. Tochal Teleferik Spor Merkezinin Resmi web sitesi : http://www.tochalcomplex.com/old/homeenglish.htm

Arkeoloji Müzesi :Suş kentinde bulunmuş ammurabi’nin kanunlarını gösteren kil tablet bu müzede sergilenmektedir. M.S. 3. veya 4. yüzyılda yaşamış bir madencinin öldüğünde tuzlu bir ortamda kalıp günümüze kadar çok az bozularak gelen “Tuz Adam” da buradadır.

 

Özgürlük Anıtı (Azadi Anıtı) : 1971 yılında Pers İmparatorluğunun kuruluşunun 2500. yılında Shahyad Anıtı olarak yapılmıştır. Anıt, 2.500 adet yüzyüze bakan taş ile süslenmiştir. Anıtın orta katlarında bir İran Tarihi müzesi bulunmaktadır. Asansörle en üst kata çıkarsanız tüm Tahran’ı görebilirsiniz. Anıtın bulunduğu meydan, Meydan-ı Azadi adıyla anılmaktadır.

Ulusal Mücevher Müzesi : Ferdovsi Caddesindeki Bank Melli’nin arkasında Alman Elçiliğinin yanındadır. Mücevher uzmanlarına göre dünyadaki en değerli mücevher kolleksiyonu buradadır. Buradaki taşların geçmişi yüzlerce yıl geriye gider ve her bir değerli parçanın birçok savaşa neden olduğu buradaki yazıtlarda yazılı durumdadır. 1738 yılında Nadir Şah Afşar’ın Hindistan seferi sırasında kendisine para ve içinde Derya-yı Nûr (Nur Denizi) ve Kuh-i Nûr (Nur Dağı) elması bulunan hediyeler sunulmuş. Bunlardan Kuh-i Nûr elması daha sonra birçok el değiştirmiş ve şimdi Londra’da Tower of London’da sergilenmektedir. Darya-yı Nûr elması ise şu anda Ulusal Mücevher Müzesindedir. 182 karat ağırlığıyla dünyanın en büyük pembe elmasıdır. 25 mm. genişliğinde, 38 mm. uzunluğunda ve 10 mm. kalınlığındadır ve çevresi 26 bin değerli taşla süslüdür.

Bu müzenin giriş katında Prehistorik dönemden Sasanilere kadar birçok tarihi eser sergileniyor. Bunlar çoğunlukla İran’da araştırmalar yapan yabancı Arkeologların buluntularıdır. Her yerde karşılaşabileceğiniz eski kaplar, metal takılar ve heykelciklerin dışında Persepolis’te bulunan önemli tarihi eserlerin bazıları burada sergilenmektedir. Bunlar arasında I. Darius’u gösteren büyük bir rölyef, altın tabletler ile bronzdan bir köpek ve üç aslan figürü dikkati çekmektedir.

İmam Humeyni’nin Mezarı : 1979’da gerçekleşen İslâm İnkılabının lideri ve İran İslam Cumhuriyetinin kurucusu, fakih ve arif İmam Humeynî, 24 Eylül 1902’de Humeyn şehrinde doğdu. Haziran 1989 yılında Tahran’ın kalp hastanesinde vefat etti. Tahran-Kum yolu üzerinde bulunan İmam Humeyni’nin mezarı hergün dünyanın dört bir yanından gelen 100’lece sevenleri tarafından ziyaret edilmektedir.

 

 

Tebriz :

Doğu Azerbaycan eyaletinin başkentidir. Tahran'a uzaklığı 624 km. ve Türkiye sınırına uzaklığı 320 km.dir. Tebriz'in tarihsel geçmişi konusunda tartışmalı fikirler vardır. Bazı tarihçiler Milattan öncesine kadar giden bir geçmişten bahseder, bazı tarihçilere göre ise Tebriz'in önemli dönemleri İran'a islamın gelişiyle başladığını söylerler. Arkeolojik kazılara göre ise Tebriz'in 5 bin yıllık bir geçmişi olduğu ortaya çıkarılmıştır.

Tebriz'in Müslümanların eline geçiş 642 yılındadır. Moğol işgalinin yıkmadığı birkaç şehirden biri olarak da Tebriz şanslı yerlerdendir. Moğol işgalinden sonra Safeviler devrinde Tebriz bir süre için İran'ın başkenti olmuştur. Arg-e Tebriz isimli Tebriz kalesi bu dönemden günümüze kadar kalabilmiş eserler arasındadır. Tebriz'deki birçok tarihi eser, şehirde yaşanan depremlerle yıkılmış ve kaybolmuştur. Safeviler döneminden sonra gelen Kacarlar döneminde gene başşehir olarak kalmıştır. Bu dönemlerde Osmanlı ve Rus ordularının sık sık akınlarına uğramıştır. Son 100 yılda Tebriz'in İran tarihinde önemli rolü olmuştur. 1906 yılındaki Anayasal Hareketlenmede siyasi hareketin merkezi durumunda olmuştur. 1950 yılındaki petrolün millileştirilmesi hareketlerinde ve 1978 yılından itibaren yaşanan İran İslam Devrimi sırasında da Tebriz hep önemli bir merkez olmuştur.

Şairler Mezarlığındaki Şairler anıtı : Tebriz'in ilginç özellikleri arasında birçok şair yetiştirmiş olması da vardır. Dünya'da yetiştirdiği şairler için özel bir Şairler Mezarlığına sahip olan tek şehir Tebriz'dir diyebiliriz. Tebriz'in yetiştirdiği ünlü şairler arasında Saib Tabrizi, Ohadi Maraghani, Seikh Mahmoud Shabistani sayılabilir Son dönemde yaşamış en ünlü şair ise hiç kuşkusuz Şehriyar'dır. Şehriyar'ın en ünlü eseri Heydar Baba, her zaman Tebrizlilerin dillerinden düşürmediği bir şiir olmuştur.

Gezilecek Yerler :

Arg-e Tabriz : Tebrizdeki en önemli tarihi eser Tebriz kalesidir (Arg-e Tabriz). Bu kale, tamamı tuğla ile örülmüş bir yapıdadır. Aslen, 500 yıl kadar önce yıkılmış olan bir caminin yerine yapılmıştır. Kalenin bir adı da eski caminin adına gönderme yapılarak Mescid-i Alişah - Alişah Camisidir. Kalenin içinde sedece çok yıkık bir haldeki mihrap görülebilir. Yüksek surların bir zamanlar idam cezalarının infaz edilmesinde kullanıldığı söylenir.

Azerbaycan Müzesi : Tebriz’deki Azerbaycan Müzesi de görülmeye değer yerler arasındadır. 1957 yılında yapılmış ve daha sonra 1962 yılında yenilenmiştir. Müzede bulunan Etnolojik eserler bölümünde bölgede yaşayan çeşitli göçebelerin ve kabilelerin giysilerinden, eşyalarından örnekler vardır. Arkeolojik eserler bölümünde 4 bin yıldan öncesine kadar giden çeşitli tarihi buluntular sergileniyor. Anayasal Devrim bölümünde ise Tebrizin yakın tarihine ait siyasi olaylardan fotoğraflar ve belgeler görülebilir.

Mescid-i Kabud (Gok Mescid) : 1465 yılında yapılmış olan Gok Mescid (Masjid-i Kabud) geçirdiği birçok depremden sonra harabe haline gelmiş ancak iyi bir şekilde restore edilmiştir. Caminin içinde ve dışındaki çiniler güzelliğini hala korumakta ve bu camiye “İslam’ın Turkuvazı” adının verilmesini haklı çıkartmaktadır.

Kapalı Çarşı (Bazaar) : İstanbuldaki kapalıçarışının daha egzotik, daha yerel ve daha kalabalık bir şekli Tebrizdeki kapalıçarşıdır. İrandaki benzerlerinden çok farkı yoktur. Ama batılılar için (belik de biz Türkler için bile) çok egzotik bir havası vardır. Bu çarşının labirent gibi yollarında kendinizi kaybedin, herhangi sokağa sapıp gezin. Yorulduğunuzda önünüze mutlaka bir çayhane çıkacaktır. Burada İran Çayı içerek dinlenin, etrafınızdaki kişilerle Türkçe olarak sohbet edebilirsiniz.

Kapalı çarşıda neler mi satılır? Neler satılmaz ki? Her türlü ev eşyası, kuruyemişler, antika eşyalar, cam eşyalar, elektronik malzemeler vb... En güzeli hangisidir biliyor musunuz? Hiç kuşkusuz İran halıları. Kapalıçarşının önemli bir bölümü Halı ticaretinin yapıldığı yere ayrılmıştır. Halıcıların bulunduğu bu bölgede dünyaca ünlü, eşsiz Tebriz İpek Halılarını görebilirsiniz. Sadece görmekle yetinin, çünkü İran gümrüğünden dışarıya Halı çıkartmak yasaktır.

 

El Gölü: 

 

Tebriz şehrinin görülmeye değer yerlerindendir. Büyük bir havuz ortasında bir binadır. Binanın yapılış tarihi bilinmemektedir. Ancak Abbas Mirza zamanında restore edilmiş ve ş.1309/m. 1931 yılından itibaren genel mesire yeri şekline dönüşmüştür. Bu mesire yeri, ferah yeşil bir alana sahiptir. Kayık yapmak içinde uygundur.

 

İsfehan :

İran’ın önemli sanat eserlerinin bulunduğu bir şehirdir. 16. yüzyılda çıkarılmış bazı  madeni paraların üzerinde bu şehrin önemini belirtmek için yer alan “İsfehan dünyanın yarısıdır” deyimi boşuna söylenmemiştir. Şehir, 640 yılında müslümanlar tarafından istiyla edilmiştir. Daha sonra Deylemiler ve Selçuk hanedanları döneminde başşehir olarak seçilmiştir. Moğol orduları 1241 yılında İsfehanı işgal etmiş ve burada büyük bir katliam gerçekleştirerek binlerce kişiyi öldürmüştür. Daha sonra Timur'un orduları da İsfehana saldırılar düzenlemiştir.

İsfehan, en parlak dönemini 15. yüzyılda yaşamıştır. Bu dönemde Safevi Sultanı Şah Abbas, ülkeyi Moğollardan temizlemiştir. Böylece ülkede birlik ve barışı hakim kılan Şah Abbas, İsfehan’ı başşehir yaparak, mimarisine önem vermiş ve günümüze kadar ulaşan önemli eserlerin bir çoğunu yaratmıştır.

İsfehan’da bulunan birçok tarihi eserde kullanılan çinilerdeki mavi rengin tonu İran’ın kuru, sıcak iklimi ve kirli renkleri ile uyumlu bir kontrast içindedir. Şehrin sadece mimari yapısı değil, sakin, huzurlu atmosferi ve ılımlı iklimi de sizi olumlu etkileyecektir. Bu şehir, tamamiyle bir yürüyüş alanı gibidir, pazarda dolaşırken kaybolup gidebilir, çok güzel dekore edilmiş bahçelerde yorgunluğunuzu atabilir ve belki de birkaç İranlı entellektüel gençle karşılaşıp fikir alışverişinde bulunabilirsiniz. Bu şehir size, gerçek İran kültür ve sanatının hangi duyarlı ve estetik noktalara erişmiş olduğunu iddiasız, gürültüsüz bir tatlılıkla gösterecektir. Burada sadece mistik ve sakin bir sanatsal duyarlılık vardır.

 

Gezilecek Yerler :

Meydan-ı İmam : Burasının dünyanın en büyük meydanı olduğu söylenmektedir. Eski adı Meydan-ı Şah, bir diğer adı da Meydan-ı Nakş-i Cihan’dır. İsfehan’da görülecek birçok yere gitmek için buradan geçilir, bu nedenle bu meydan, şehrin merkezi sayılabilir. Şehir planlamacılığının en güzel örneklerinden birisi olan bu meydanın boyu 500 metre ve eni 160 metre kadardır. Meydanın çevresi sütunlu yapılarla çevrilmiş ve ortasında geniş bir havuzu olan kapalı bir mekân oluşturulmuştur. Meydan-ı İmam, 1979 yılında UNESCO’nun Dünya Kültür Mirası Yerleri Listesine alınmıştır.

Meydanın çevresini oluşturan binada kapalı çarşı bulunur. Bu çarşıda özellikle ince İsfehan sanatından örnekler bulabilirsiniz. Bunlar arasında minyatürler, mozaik denilen sedef kakma işleri ve hatemkari, kalem zeni, enamel kaplama, metal işler dikkati çeker. Bu pazar haftada bir gün erkeklere kapatılıp kadınların rahatça alışveriş etmesi sağlanır. Bu sırada erkek dükkan sahipleri dükkanlarında oturup ortalıkta görünmezler. Meydanı gezmenin en iyi zamanı öğleden sonra veya akşamüstüdür. Havuzun çevresindeki ışıkların akşamüstü yakılmasıyla meydanın atmosferi bir anda değişir ve tipik bir şark gecesi ortamı oluşur.

Mescid-i İmam : Eski adı Mescid-i Şah olan bu yapı, İmam Meydanının güney ucunda bulunur. Mescidin içi, dışı her yeri İsfehan’ın sembolü haline gelmiş olan mükemmel mavi çinilerle kaplanmıştır. Geceleri, ışığı yansıtması ile bir başka güzellik sunar. Mescidin içine girdiğinizde mükemmel akustik nedeniyle küçük bir sesin bile ne kadar çok yankı yaptığını duyacaksınız. Bilimsel araştırmalarla burada 49 çeşit yankının oluştuğu bulunmuştur. Bunlardan ancak 12 tanesi insan kulağı ile algılanabiliyor.  İmam Mescidi, Şah Abbas tarafından 18 yıllık bir çalışma sonrasında 1629’da tamamlanmıştır.

Kakh-ı Ali Gapu  : Kelime anlamı Ali’nin kapısı demek olan bu saray 6 katlı yapısıyla meydana hakim durumdadır. Kraliyet ailesi, bu saraydan meydandaki faaliyetleri, şenlikleri izlerdi.Yüksek balkona çıkarsanız meydanın genel görünüşünü görebilirsiniz. Arka tarafta bulunan odalardaki dekorasyon da görmeye değer. 

Şeyh Lütfullah Mescidi : Meydanın doğu köşesinde bulunan bu mescidi I. Şah Abbas, Lübnanlı islam alimi ve kayınpederi Şeyh Lütfullah için yaptırmıştır. İlk yapıldığında mescid olarak değil dini sohbetler, dersler ve kişisel ibadet amacı güdüldüğünden minareleri yoktu. Burada İmam Mescidinden daha güzel fakat daha sade bir estetik yapı görülür.

 

Çehel Soton (40 sütun) : A’li-Gapu sarayının arkasında büyükçe bir park ve burada bir yapı bulunur. Bu yapının yirmi tane sütunu ve önündeki havuzda yansıyan yirmi sütun görüntüsü vardır. Böylece, toplamı kırk sütun eder !!!. Bu yüzden İsfahan halkı buna “Çehel Sütun” yani “Kırk Sütunlu Sarayı derler. Bu yapının içinde bir de eski eserler müzesi bulunumaktadır. Buraya kadar gelmişken herhalde gezmeden geçmezsiniz.  

Sallanan Minareler (Munar Junban) : Kaladin mahallesinde bulunan 14. yüzyılda yaşamış Ebu Abdullah adlı bir dervişin türbesi olan bu yapıdaki minareler bir mühendislik hatası nedeniyle sallanmaktadır. Buraya geldiğinizde ziyaretçilerin birikmesini bekleyin. Biraz sonra müezzin veya görevli bir genç çocuk gelerek önce tekbir getirecek ve uygun bir yerde zıplayarak minareleri sallayacaktır.

Köprüler : İsfehan’ı ikiye bölen Zayendeh Nehri üzerinde eski dönemlerden kalma 6 değişik köprü kuruludur. Bunlardan en önemlisi Si-o-se Pol (Farsçası : 33 sütunlu) köprüsüdür. Bu köprünün, Allahverdi Han Köprüsü da anıldığı olur. 1602 tarihinde yapılmış ve günümüzde şehrin sembolü haline gelmiştir. 300 metre uzunluğunda ve 14 metre genişliğinde olan bu köprü araç trafiğine kapalıdır. Köprünün altında bulunan çayhanelerde gerçek bir şark çayhane ortamının nasıl olduğunu keşfedebilirsiniz! Zayende Nehri üzerindeki diğer büyük köprü, Hace köprüsüdür. Hace Köprüsü veya Şah Köprüsü, Timurlar döneminin sonlarında yapılmıştır.

 

HORASÂN
İpekyolu Güzergahı
 

En son idarî bölümlemelere göre Horasân eyaleti, Merkezi Horasan, Güney Horasan ve Kuzey Horasan olmak üzere üç eyalete bölünmüştüu. Toplam23 metropol, elli dört şehir, yetmiş dört köy ve yedi bin dokuz yüz doksan altı bucaktan oluşan Horasân eyaletlerinnin büyükşehirleri şunlardır: Meşhed (Merkezi Horasanın merkezi), Bircend (Güney Horasanın merkezi), Bocnurd (Kuzey Horasanını merkezi), İsferayn, Biradisken, Taybad, Türbet-i Cam, Türbet-i Haydariye, Çenaran, Haf, Dergez, Sebzevar, Sorohs, Şirvan, Firdevs, Feriman, Kaynat, Koçan, Kaşmir, Gonabad, Nohbendan ve Nişabur.

Görülecek Yerler:

 Astân-ı Kuds-i Rezevî: Meşhed şehrinde yer alan Astan-ı Kuds-i Rezevî Türbesi İslâm dünyasının en büyük, en görkemli ve en geniş türbelerinden biridir. Yüzyıllar boyunca İmam Rıza (a.s.)’ın kabri üzerinde genişlemiştir. Muhtelif yüzyıllara ait tarihî ve sanatsal izler taşımaktadır. Yapıtın tarihi h.k. 203 bir diğer söylenceye göre 202 yılında, İmam Rıza’nın şehadetinden sonra mübarek naaşının Harun Reşid’in kabri üzerine yerleştirilmesinden sonra inşa edilmiştir.  

Hekim Ebu’l Kasim Firdevsi :  Ebû’l-Kasım Firdevsî’nin kabri Fars edebiyatı tutkunlarının ziyaretgâhıdır. Tûs şehri ününü bu yüce şahsiyete borçludur. Anıtmezarın şu anki yapısı yeni dönemlere aittir.

Hakim Ömer Hayyâm: Nişaburlu Hakim Ömer Hayyâm’ın kabri, İran bahçelerinin en görülmeye değer olanlarından biridir. Ömer Hayyâm’ın kabri bu bahçe içinde yer alır.

Kelât Nadirî Külliyesi: Meşhed’in 180 kilometre güneyinde yer alan Kelât Hisarı iki tarafı yüksek dağlarla çevrili bir ırmak gibidir. Bu bölgenin tarihî eserleri Nadir Şah zamanına aittir.  

 

İmam Muhammed Gazali : Asıl adı Ebu Hamed Muhammed Gazali H. beşinci yüzyılın ikinci yarısında (H. 450) İran’ın Tus kentinde doğdu. Bir çok İslami ilim alanında zirve noktalara ulaşan değerli İsalm alimi Gazali geride onlarca değerli eser bırktıktan sonra H. 505 yılında vefat etti. Anıt mezarı Tus kentinde bulunmaktadır.

İmamzâde Mahrûk Türbesi:  Müşcerî Bahçesinin ortasında yer alan bu türbe çinili bir kümbete ve yüksek eyvanlara sahiptir. 10. yüzyılın güzel yapılarından sayılır. Kümbetin altında İmamzâde Muhammed Mahrûk’un kabri vardır. Eyvanın mozaik çini kitabesi, oyma sandukası ve giriş kapısı Birinci Tahmasıb zamanındandır.  

  

Nişaburlu Şeyh Attâr: İranlı meşhur arif ve şair Ferideddin Ebû Hamid bin Ebubekir bin İshak-ı Attâr yaklaşık olarak h.k. 540 yılında dünyaya gelmiş ve h.k. 618 yılında vefat etmiştir. Attâr’ın kabri Nişabur’un 6 kilometre güneyinde, İmamzâde Mahrûk’un kabrinin yakınlarında yer alır.  

 

Kemalü’l-Mülk: Nişaburlu Şeyh Attâr bahçesinde İranlı meşhur ressamlardan Muhammed Gaffarî’nin kabri yer alır. Anıtmezar ş.1341/m. 1962 yılında yapılmıştır.  

El Sanatları ve Hediyelik: Bu eyaletin başlıca el sanatları, halı dokumacılığı, ipekçilik, keçecilik, taş oymacılığı, firuze kaşlı nefis yüzükler, çanak-çömlekçilik, sepet ve hasır dokumacılığıdır. Tabii Horasan bölgesinin safranı dünyada benzeri olmayan bir kalitede üretilmekte ve bugün İran’ın dış ihracatında önemli bir paya sahiptir.  

Hacı Bektaş-ı Veli : Gerçek ismi, Seyyid Muhammed bin İbrahim Ata'dır. İran'ın Nişabur şehrinde 1209 senesinde doğmuştur. 40 yaşına kadar burada eğtim aldıktan sonra Hoca Ahmed Yesevi’nin halifesi olmuş daha sonra Anadoluya yerleşerek bir çok talebe yetiştirmiştir. Kendisinin de bağlı olduğu "Ahilik Teşkilatı" ile, Osmanlı Devleti'nin kuruluş devrinde Anadolu'da sosyal yapının gelişmesinde önemli katkılarda bulundu. 1271’de Ana doluda vefat eden bu zatın doğduğu Nişabur kenti her gün onlarca ziyaretçinin akınına uğramaktadır.

 

FARS

Pars Kültür, Sanat ve Edebiyatı Hazinesi

              En son idarî bölümlemelere göre Fars eyaleti, altı metropol, kırk sekiz şehir, altmış ilçe ve yüz seksen beş köyden oluşur. Eyaletin merkezi Şiraz şehridir. Yüzölçümü yaklaşık 133 km2’dir. Fars eyaletinin büyükşehirleri şunlardır: Abâde, İstehban, Aklid, Bevanat, Cehrem, Darab, Sepidan, Şiraz, Fesa, Firuzabâd, Kazrun, Lar, Larmerd, Murudeşt, Memsena ve Neyriz.

 

 Görülecek Yerler:  

Şiraz : Şah Çerağ:  Şah Çerağ ismi, Şirazlıların Şiîlerin sekizinci imamı Hazret-i Ali bin Musa Er-Rıza (a.)’nın kardeşine verdiği bir lakaptır. Şah Çerağ, Şiraz şehrinin en önemli ziyaretgâhıdır. Hazret-i Şah Çerağ’ın türbesi ayna işlemeleriyle, alçı işlemeleri yazıtlarla süslü olup kapıları gümüştür.

  

 

Bağ-ı İrem:

Şiraz’ın en çok ilgi çeken ve en güzel bağlarından birisidir. Başları gözkyüzüne ulaşan servi ağaçlarıyla, güzel güllerle ve kenarında sulama kanallarıyla süslü bu bağ Sasanîler dönemi bağlarına benzemektedir. Köşkün dış cephe çini süslemeleri, Yusuf ve Züleyha ve Ferhat ile Şirin meclislerinin betimlemelerini göstermektdir.  

 

Sa’dî Anıt-mezarı:

Pars edebiyatının önde gelen şair ve ediplerinden Sa’dî’nin anıt-mezarı geçmiş yüzyıllarda birçok defa değişime uğramış ve restore edilmiştir. Ş.1301/m. 1923 yılında açılan binanın altında berrak bir pınar akmaktadır. Kuzey batıda eyvandan yapılmış basamaklar sayesinde pınarın içine inilebilmektedir.

Hâfız Anıt-mezarı: Fars dilinin bir diğer büyük şairi ki, irfanî şiir ve gazel divanı meşhurdur, Hâfız’dır. Anıt-mezar karşısındaki Kerim Han döneminden kalma amfideki dört sütuna, on altı sütun daha eklenmiştir. Şu an amfinin yirmi sütunu bulunmaktadır.  

 

Kuran Kapisi: Bu bina Diyaleme doneminde insa edilmiş ve son zamanlara kadar kentin asıl giriş kapısı olarak kullanılmıştır, ancak son zamanlarda şehirin büyümesiyle birlikte başka giriş yolları inşa edilince Kuran kapısı, tarihi bir bina olarak koruma altına alınmıştır.

 

Atik Ulucamii:  Sanat üslubu açısından diğer camiilerden ayrılan en eski camiidir. Camiinin geçmişi hicri 281 yılına, Amr Leys Saffarî zamanına dayanır. Camiinin en öenmli giriş kapısı, karşılıklı iki sütun üzerine çinilerle on iki imamın isimlerinin yazıldığı kuzey giriş kapısıdır. Mozaikleri açısından bu yapı benzersizdir.

 

 

Pasargad: Şiraz-İsfahan yolunun yüz otuz beşinci kilometresindeki Pasargad sarayları, iki bin beş yüz yıl önce Büyük Koroş’un emriyle yapılmıştır. Yapı, Koroş’un anıt-mezarını, Koroş’a ait özel sarayı, teşrifat sarayını ve dinî binayı (ateşkede) içermektedir.

 

Persiapolis (Taht-ı Cemşid):  Rahmet dağının eteklerinde, Murudeşt korusunun karşısında ve Şiraz’ın elli beş kilometre kuzey doğusunda yer alır. Bu binalar topluluğu Ahemeniş hükümdarı Birinci Darius’un emriyle yapılmıştır. Tarihî açıdan bu sarayın yapılışının başlangıcı m.ö. 125 yılına ulaşır. Taht-ı Cemşid saraylarının genişliği 125 m2’dir. Taht-ı Cemşid saraylarının yapılışı yaklaşık 180 yıl sürmüş, 200 yıl ayakta kalmıştır. Saraylar m.ö. 330 yılında İskeder tarafından yakılmıştır.  

 Apadana: Apadana, Taht-ı Cemşid’in en eski ve en büyük sarayıdır. Darius’un emriyle yapılmıştır. Basamaklar yoluyla Ayna Sarayı’na ulaşılabilir. Bu saray Darius’un özel sarayıdır.  

El Sanatları ve Hediyelik: Eğirmecilik, maden işlemeciliği, kakmacılık, halı dokumacılığı, hasır örmeciliği, oymavılık, çanak-çömlekçilik, çarık işlemeciliği, keçecilik, dericilik, taş oymacılığı, camcılık eyalette yaşatılan önde gelen el sanatlarındandır.             Hurma, incir, turşu çeşitleri, içecek, kese, Laristan kınası, zaferan, nar eyalete mahsus hediyeliklerden bazılardır.

Zerdüştün Kabesi :

 

Şiraz’ın Nakş-i Rustem Tarihi eserlerinin hemen yakınında Kabeye benzer bir bina bulunmaktadır. Bu bina diğer binalar gibi 2500’ün üzerinde bir geçmişe sahiptir. Zerdüşt mensupları tarafından kutsal bir mekan olarak bilinmektedir. Bu binanın üzerinde görünen pencereler ise Zerdüşt ayinlerine göre ölülerin yerleştirilmesi için yapıldığı ve içeride mum yakmak amacıyla kullanıldığı söylenmektedir.

                                                                            

 

 

YEZD

Antik İran Uygarlığından Görünümler

En son idari bölümlemeye göre Yezd eyaleti yedi metropol, on beş şehir, on dört ilçe ve otuz sekiz köyden oluşmaktadır. Büyük şehirleri (metropol) şunlardan ibarettir: Ebrkûh, Erdekân, Bafek, Teft, Mehriz, Meybed ve Yezd.  

Görülecek Yerler:

Ulucamii: Yezd’deki Kebir Ulucamii, İran’ın en değerli eserlerinden, daha doğru bir ifadeyle,  gerçekte bir mimarlık hazinesidir. Temel yapısı hicri kameri altıncı yüzyıla hatta daha önceki dönemlere ait olduğu düşünülmektedir. Ancak şu andaki Ulucamii, Al-i Muzaffer zamanına, hicri kameri sekizinci yüzyıla aittir.  

 

Seyyid Rükneddin Kabri:

Seyyid Rükneddin Kabri, güzel ser-der ve kümedi ve çinilerden oluşan dış örtüsüyle bir mimarî örneğidir. Kûfî hattla yazılmış bir kitabesi de vardır. Kabir, hicri kameri sekizinci (725) yüzyıla aittir. Kümbedin içi güzelalçı işlemeleriyle kaplıdır. Bu işlemeler, mimarî sanatının meşhur destekçilerinden Emir Rükneddib Muhammed Gazi tarafından yapılmıştır

Emir Çakmak Mescidi:

Emir Çakmak Mescidi (yeni Cuma Mescidi), sahip olduğu yüksek görkemli ser-der (giriş kapısı) ve ilginç celu-hânı (önündeki açık alan) ile kendine yakışır bir ünü vardır. Mescid büyük bir kümbede ve yüce bir soffaya sahiptir. Kitabesi hattatlık sanatı açısından çok kıymetlidir.             Emir Çakmak Mescidi hicri kameri 830 yılında yapılmıştır. Fakat şimdiki ser-der, çinili yüksek iki minaresi ve birkaç kemerimsi girişi hicri kameri on üçüncü yüzyıla ait yapılardandır.  

Devletabâd Bağı:

Devletabâd Bağı tarihî külliyesi, şu bölümlerden oluşur: İmaret, rüzgar kulesi, harem, cennet, müstahdemler imareti, divan, ahır ve deve ahırı, asıl ser-der, sarnıç ve ağaç bahçesi.      

Zerdüştîlerin Ateşkedesi:

Zerdüştîlerin ateşkedesi, Zerdüştîlere ilişkin görülecek yerlerdendir. Ateşkede, yapıdan ve ağaç bahçesinden oluşur. Son yüzyılda yapılmış olmasına rağmen Zerdüştîlerin saygı duydukları ateşkede içerisinde sürekli yanan kutsal ateş bin beş yıllık bir geçmişe sahiptir. Ateşin sürekli yanar halde olması gerekmektedir. Ateşbu yapıda korunur ve sönmemesine dikkat edilir.  

 

El Sanatları ve Hediyelik: 

Yezd eyaletini başlıca el sanatı halı dokumacılığıdır. Burada altı bin beşyüzden fazla halı dokuma tezgahı olduğu saptanmıştır. Eyalette yaklaşık on üç bin kişi halı dokuma işiyle uğraşmaktadır. Yezd eyaletinin en önemli el sanatları şunlardan ibarettir: kilim, mendil, yün, altın işlemeli kumaş, şal dokumacılığı, çanak-çömlekçilik ve seramikçilik.  Yezd eyaletinin en önde gelen hediyelikleri ise şunlardır: Baklava, pişmaniye, badem, fıstıki ceviz ve farklı şekillerde ve ince lezzetli çok çeşitli kuru tatlılar.

 

Kum   Din Eğtiminin Merkezi

Yolculuk ve Ziyaret   Kum eyaleti, Kuzeyinde Tahran ve Sâve, güneyinde Delîcan, Kâşân ve Muhallat, doğusunda Tuz Gölü, Aştiyân ve Teferrüş ile çevrelenmiştir. Kum eyaletinin yüzölçümü 10,743 km2 ve denizden yüksekliği (rakım) 930 metredir. Yarıçöl havasına sahip olup yılın en sıcak ayı ortalama +40 derece ile Tîr ayıdır (Temmuz-Ağustos). Yılın en soğuk ayı ise ortalama +4 derece ile Dey (Ocak) ayıdır. Ancak bazen daha soğuk kışlar da oluyor ve hiç beklenmedik soğuklara tanık oluyor. Bu özel şartlarda hava sıcaklığı eksi 3o derecelere kadar düşe biliyor. Örneğin 2008 yılının Ocak ve Şubat aylarında olağanüstü hava şartlarına tanık olan İran, Kum kentinde -30 derecelere varan dondurucu soğuklara tanık oldu. Bir çok Dini Yüksek Eğtim Merkezinin  bulunduğu Kum, İmam Humeyni gibi yüce şahsiyetlerin yetiştiği ve dünyanın en büyük bilim kentlerinden biri sayılır.

Görülecek Yerler  :

 

Hazret-i Masûme (s.)’nin Anıt-Mezarı:

Hazret-i Masume (s.)’nin anıt-mezarı ve Kutsal Cemkerân Camii, yıl boyunca Ehl-i Beyt dostlarının ziyaret seline uğrar. Bu iki ziyaretgâhın dışında Kum şehrinde 300’den fazla İmam-zâde’nin türbesi bulunur. Kum Tahran ve Selefçegân otobanı ve kuzeye, güneye ve batıya açılan demiryolları sayesinde ülke ile birleşir.

 

 

Cemkerân Camii : H. dördüncü yüzyılın sonlarına doğru inşa edilen  Cemkerân Camii, Kum şehrine altı kilometre uzaklıktadır. İmam Zamanın emriyle yapıldığına inanılan bu Cami, İran’ın ve dünyanın farklı bölgelerinden birçok ziyaretçinin akınına uğrayan bir mekandır.

 

El Sanatları ve Hediyelikler: Çanak-çömlek, seramik, ipek halı, taş eşyalar ve ağaç oyma mobilyalar Kum eyaletinde yaşatılan el sanatlarından bazılarıdır. Kum şehrine mahsus Suhân ismindeki tatlı ziyaretçilerin seçtiği başlıca hediyeliktir.

 

 

BATI AZERBAYCAN

Irmaklar, Göller ve Havzalar Ülkesi

En son idarî bölümlemelere göre Batı Azerbaycan Eyaleti on iki metropol, yirmi iki şehir, yirmi sekiz ilçe, yüz üç köy ve üç bin iki yüz yirmi yedi bucaktan oluşmaktadır. Merkezi tarihî Urumiye şehridir. Diğer büyükşehirleri ise şunlardır: Bukan, Piranşehr, Tekab, Hoy, Serdeşt, Selmas, Şahindeji, Maku, Mehabad, Miyandu’ab ve Nokde. İran – Türkiye sınırının neredeyse sıfır noktasında olan Urumiye, Türk iş adamları ve sanayicilerin ilgi odağı olmuş, ayrıca kurulmuş olan sınır pazarları hergün 100’lerce Türk vatandaşının alış-veriş yaptığına tanık olmaktadır.

 

 

Görülecek Yerler:

Kara Kilise (Tatavus Kilisesi):

Maku şehrinin Siyahçeşme ilçesine bağlı Kara Kilise köyünde yer alan bu kilise Aziz Tadi’nin mezarıdır. Ermeni kaynaklarına göre Sasanîler zamanında bir kısım Ermeniler genelde Zerdüşt dinine diğer kısmı da Mihr-perestlik (Güneşe tapanlar) didine mensuptular. İlk defa miladi 43 yılında Hz. İsa’nın müjdecilerinden Tatavus ve batlamyus isminde iki kişi Maveraünnehir’in kuzeyinden geçerek tebliğ için Azerbaycan’a gelmişlerdir.

 

  

Ulu Cami:

Pazar içinde yer alan bu bina hicri kameri yedinci yüzyılın ortalarında yapılmıştır. Mihrabı alçı işlemeciliği açısından Moğollar döneminin en güzel eserlerinden birisidir.

 

Urumiye Pazarı:

Şehrin merkezinde yer alır. Pazar, attarlar, kuyumcular, manifaturacılar gibi esnaf sınıflarının bir araya geldiği bir yerdir. Pazar’ın geçmişi Zend ve Kaçarlar dönemine ulaşır.  

 

Urumiye Gölü:

Kuzeyden güneye uzanan ve Azerbaycan’ı doğal bir biçimde Doğu- Batı diye ikiye ayıran dikdörtgen şeklinde bir göldür. Genişliği altı bin kilometre kare, boyu yüz otuz beş kilometre ve eni on beş-elli kilometre arasındadır. Gölün derinliği al ila on altı metre arasında değişmekte olup suyu acı ve tuzludur. İçinde Artanya Salanya ismindeki kırmızı derili canlıdan başka bir canlı yaşamamaktadır.

 

Süleyman’ın Tahtı :

Eyaletin Tekab şehrinin kırk iki kilometre kuzey doğusundaki Süleyman Tahtı Sasanîler’den İlhanlılar döneminin en belirgin eserlerindendir.

 

El Sanatları ve Hediyelik: Urumiye eyaletinin en öenmli hediyelikleri ahşap eşyalar, ipek elbiseler, el örgüleri, bal, bitkisel içeceklerden ibarettir.

 

HAMEDAN
İran Tarihinin Devamı      

Hamedan eyaleti sekiz metropol, on altı şehir, on sekiz ilçe ve  altmış sekiz köyden ibarettir. Merkezi Hamedan şehridir. Diğer büyükşehirleri şunlardır: Nehavend, Tûsirkan, Mulayir, Kebuder, Aheng, Esedabâd, Behar ve Rezn.  

 

Görülecek Yerler: Ebû Ali Sina:

İranlı meşhur tabip ve filozof Şeyhü’r-Reis Ebû Ali Hasan bin Abdullah bin Sina Hamedan şehrindeki Ebû Ali Sina’nın anıtmezarı meydanındadır. Anıtmezarın planı  İslamî-İran mimarîsinin en eski binası olan Kavus Kümbeti örnek alınarak bir takım cüzî değişikliklerle yapılmıştır.

 

 

Fersef Köprüsü:

Tûsirkan’ın Fersef köyünün güney batısının sonunda, bol suyuyla tanınan Kalkal ırmağının bir kolu üzerinde yer alan bu köprü birçok köyü birbirine bağlamakta, aralarında ulaşımı sağlamaktadır. Köprü Safevîler dönemine aittir.

 

 

Genc-nâme Yazıtı:

Darius ve Hoşayar zamanından kalan Gen-nâme yazıtları Hamedan’ın beş kilometre batısında, Are Abbas Abâd’ın sonunda yer alan Elvend dağının kayalıkları üzerine kazınmıştır. Herbir yazıt üç sütun ve yirmi satırdan oluşmaktadır. Antik Farsça, Babilce ve Antik İlamî dilinde yazılmışlardır.

 

l Sanatları ve Hediyelik:  Hamedan’ın en seçkin el sanatları, çanak-çömlekçilik ve çiniciliktir. Bunların yanı sıra, kilim, halı ve elbise dokumacılığı gibi başka sanatlar da Hamedan’ın genelinde mevcut olup genelde aşiretler arasında yaygındır.

 

LORİSTÂN

Doğanın Hayret Uyandıran Tablosu

        Loristân eyaleti, kuzey yönünden, Merkezî eyalete bağlı Hamin ve Erak şehirleri ve Hamedan eyaletine bağlı Melâyir ve Nihâvend şehirleri ile; güney yönünden, Huzistân eyaleti ile; doğu yönünden, Isfahan eyaletine bağlı Feriden ve Golpeygân şehirleri ile ve batı yönünden Bahteran ve İlâm eyaletleri ile çevrilidir.   Görülecek Yerler:  

 

Felek’ül-Eflâk Kalesi:

Hürremabâd’daki görkemli Felekü’l-Eflâk (Felekler Feleği) diğer bir isimle Şapurhavât Kalesi’nin geçmişi Sasanîler dönemine ulaşır. Kale on iki burca sahip olup, her bir burç ay boyunca gün ortasının göstergesi olmuştur. Kalae hisarında bulunan şerefelerde savunma amaçlı küçük pencereler mevcuttur.  

 

 

Gehr Gölü:

Gehr Gölü, ülkede bulunan doğal dağlık göllerin en güzellerinden birisidir. Bir firuze taşı gibi bölgenin kalbinde saklı kalmıştır.  

 

 

Oşturânkûh:

Kendine özgü çevre koşulları ve yaşam alanı özellikleriyle yabani hayvanların özelde memeli hayvanların yaşamaları ve üremeleri için uygun bölgelerden olan Oşturânkûh, Loristân’ın en çekici bölgelerinden birisidir. Zagres ormanlarının kalbinde yer almasından dolayı Oşturânkûh denizden üç bin beş yüz metre yüksek soğuk zirvelere ve ayrıca nispeten sıcak derelere sahiptir.

 

Do-Rûd Koruluğu Şelalesi:

Her yıl grupları kendisine çeken Loristân’ın doğal güzelliklerinden bir başkası olan Nûr-jiyan Şelalesi, aynı isimle anılan Hürremabâd’ın otuz kilometre güneybatısındaki ormanlık bölgede yer alır. Kör balık adı verilen balık türü dünya üzerindeki en nadir balık türlerinden birisidir. Bu balık türü Hürremabâd’ın yedi dar şehir bölgesindeki mağarada bulunmaktadır.  

 

El Sanatları ve Hediyelik:

Kilim, keçeden yapılan kilim (câcîm-mâşte), nevresim, masa örtüsü, seccade,kadın çarığı, keçe, ahşap işlemeciliği, tahta oymacılığı, seramik, hayvansı bal yağı, Burucerd tatlısı, Burucerd helvası Loristân eyaletinin başta gelen el sanatları ve hediyeliklerindendir.

 

 

KERMANŞAH

Sır Hazineleri Bölgesi

İran’ın batısında yer alan Kermanşah eyaleti kuzeyde Kürdistan, güneyde Loristan ve İlâm eyaletleriyle, batıda Irak ile ve doğuda Hamedân eyaletiyle komşudur. Kermanşah eyaletinin genişliği 24.500 km2 den fazla yüzölçümüyle İran’ın batısın dikdörtgen şeklindedir. Deniz seviyesinden yüksekliği 1200 metredir.   Görülecek Yerler:   

 

Tak-ı Bestân:

Dağın içi oyularak yapılan ve çok eskilere dayanan bu külliye büyük ve küçük iki taktan oluşmaktadır. Büyük takın işlemelerinde el ele tututşup halka oluşturmuş iki melek figürü ile Hüsrev Perviz’i at üzerinde gösteren bir resim göze çarpmaktadır. Daha küçük olan takın işlemesi İkinci ve Üçüncü Şapur dönemine aittir. Ayrıca Pehlevî dilinde yazılmış iki yazıt vardır.  

Herkül Heykeli:

Bisütun yazıtının aşağısında bulunan bir heykelin arkasına eski Yunan alfabesi ve diliyle yazılmış bir yaıt kzınmıştır. Bu heykel Eşkanî hükümdarı Birinci Mihrdâd’ın saltanat ettiği döneme rastlayan milattan önce 153 yılında yapılmıştır.

 

 

Bisütun:

Kermanşah’da Hamedân Caddesi’nin yanındaki bir dağın yirmi metre yüksekliğinde Ahamenişler döneminden kalma bir işleme vardır. Bu işlemede Darius uzun boyuyla ve çekici yüzüyle ayakta dururken resmedilmiştir.

 

 

Anahita Tapınağı:

İran ve Yunan mimarîsi kullanılarak yapılan bu tapınak taş klıplarından yapılmış çok büyük bir tapınaktır. Milattan önce 200 yılına aittir. Tapınaktan günümüze birkaç yuvarlak birkaç sütun ulaşmıştır.

 

 

Abkurî Kale Mağarası:

Pave şehrindeki Şahu dağının batı eteklerinde yer alan bu mağara Asya’nın içi su dolu en büyük mağaralarından birisi olup aynı zamanda İran’ın en uzun mağarasıdır.

 

 

El Sanatları ve Hediyelik:

Kermanşah eyaleti önemli el sanatlarına sahiptir. Bunlar arasından çarık, perde işlemeciliğine, halı dokumacılığına ve bakır üzerine farklı tasarımlar kullanarak resim yapmaya değinilebilir.             Eyalete mahsus tatlılar ise şunlardan ibarettir: Pirinç ekmek ve şekerli ekmek. Özellikle bu iki tatlı yabancı turistlerin çok fazla ilgisini çekmektedir.  

 

 

KÜRDİSTAN

Misafirperverliğiyle Ünlü

  Kürdistan eyaleti sekiz metropol, yirmi bir ilçe, yetmiş sekiz bucak ve bin yedi yüz altmış iki köyden oluşur. Eyaletin merkezi Senendec şehri olup diğer şehirleri şunlardır: Bane, Bicar, Divandere, Karuh, Merbevan ve Kamyaran.   Görülecek Yerler:  Senendec Kışlak Köprüsü:               Safeviler dönemine ait bir yapı olan bu köprü İsfahan’daki Sî o Se (otuz üç) Köprüsü’ne çok benzemektedir. Kışlak Köprüsü taştan ve acurdan yapılmış  olup aralarında altı oda bulunan altı kemere sahiptir.

 

 

Hüsrevabâd İmareti:

 Ajur ve taşlarla yapılmış olan bu yapı Kaçar dönemini ilk yılların hükümet etmiş Büyük Emanullah Han’ın emriyle yapılmıştır. Yapı geçmişte çok güzel on iki caddeye, dört büyük havuza ve imarete sahip olmuştur. Yapının alçı ve ayna işlemeleri çok güzel ve görülmeye değerdir.

 

Senendec Ulucamii:

Ulucamii hicri kameri on üçüncü yüzyılda Emanullah han tarafından yaptırılımıştır. Güzel ve sağlam yapısının yanısıra ince çinicilikğe, oldukça geniş içalana, yirmi dört sütunlu iki eyvana, otuz beş küçük kümbedli tavana ve on iki odalı (hücre) bir sahna sahiptir.  

 

El Sanatları ve Hediyelik:

Halı dokumacılığı Kürdistan özel bir yaygınlığa sahiptir. Halı dokumacılığının yanısıra keçe-kilim dokumacılığı da oldukça yaygın olup diğer el sanatları da şunlardan ibarettir: Nakışçılık, seccade ve sancak dokumacılığı ile bir tür çarık olan kolaş yapımı. 

 

KERMAN

Bir Eyalette Üç Bin Yıllık Tarih

En son idarî bölümlemelere göre Kerman eyaleti on metropol, yedi şehir ve otuz ilçeden oluşmaktadır. Büyükşehirleri, Baft, Berdsir, Bem, Cireft, Refsencan, Zerend, Sircan, Babek, Kerman ve Kehnuc’dan ibarettir.   Görülecek Yerler:      

Kerman Ulucamii:

İran’ın en güzel camiilerinden birisidir. Geniş bir ser-dere, sahna, eyvana ve şebistana sahiptir. Ana giriş kapısının üzerindeki kitabeye göre yapılış tarihi hicri kameri 570 yılıdır. Yapının en değerli kısımları çini mozaikleri, miharabı ve doğu giriş kapısıdır.

 

 

Genc Ali Han Külliyesi:

Genc Ali Han Külliyesi, meydan, medrese, kervansaray, hamam, sarnıç, darbhane, mescid ve pazardan oluşur. Bu külliyede birkaç kitabe göze çarpar. Her bir kitabe ait olduğu yapının yapılış tarihini tam olarak vermektedir. 

 

 

Genc Ali Han Hamamı:

Hamamın girişi pazarın güney tarafında bulunur. Hamam,  uygun bir alanda sanatın mimariyle birleşmesinin güzel bir örneğidir. Genc Ali Han Hamamı, çinileriyle, nakşeleriyle, alçı işlemeleriyle, mozaikleriyle, taş ve ince süslemelerle kullanılarak yapılmış kemerleriyle yenilikçi bir eserdir.

 

 

Vekil Külliyesi:

Vekil Külliyesi, diğer bir değerli tarihî anıttır. Hicri kameri 1275 yılında yapılmıştır. Pazar, hamam, mescit ve kervansaraydan oluşur

 

 

Mahan Asitanesi:

Mahan Asitanesi, Kerman’ın otuz beş kilometre güney doğusunda ve Kerman-Bem yolunda yer alır. Yüksek dağ eteklerine kurulmuş bu güzel şehir, coğrafi konumu itibariyle sahip olduğu bol sulu kaynakları bu bölgenin güzelleşmesine sebep olmuştur.             Asitane son altı yüzyıllık mimarî sanatı ve çok güzel bahçecilik sanatıyla çok güzeldir. Asitane, ser-der, güldeste, çilehane ve sahından oluşur.

 

Tarihî Mahan Bağı:

Tarihî Mahan Bağı, diğer adıyla Şahzade Bağı, Mahan’a altı kilometre uzaklıktadır. Bağ, imaret, ser-der ve hamam gibi muhtelif bölümlerden oluşur. Mahan Bağı’nın en değerli bölümlerinden biri su ulaştırma ağı ve ona bağlı su havuzlarıdır

 

Arg-ı Bem:

Bem şehrinin kuzey doğusunda yer alan İslam Öncesine ait dünyanın en büyük kerpiç köşkü Arg-ı Bem yükseklikler ve dağ etekleri üzerinde büyük kaya parçalarından kalıcı bir kale oluşturmuştur. Bölge halkı bu kaleyi Arg (Köşk) olarak isimlendirirler. Kalenin üç tarafı bahçelerle, içinde oturulan evlerle ve tarlalarla çevrilidir. 2006 yılının son günlerin meydana gelen 7.8 rişterlik kuvvetli bir depremde ağır hasar gören Erg-i Bam UNESCO’nun yardımıyla onarılmaktadır. 

 

 

El Sanatları ve Hediyelik:

Halı, şal, battaniye dokumacılığı, seramikçilik, bakır eşyalar, hasır örmeciliği, keçe dokumacılığı eyaletin önde gelen el sanatlarındandır.En meşhur hdiyelikleri ise, Refsencan fıstığı, bir tür tatlı olan Kavut, Zerend suhanı (bir tür tatlı), Bem hurması, Baft badem ve cevizidir.  

 

 

GİLAN

Dağ, Çöl, Deniz, Orman ve Doğa

 Gilan eyaletinin merkezi olan Reşt şehri, komşu eyaletlerin birbirleriyle irtibat sağladığı ulaşım yoludur. Tahran-Orta Asya ve Avrupa yolu üzerinde yer alır. Önemli şehirleri, Lahican, Benderenzeli, Rudbar, Taleş, Astara, Fomen, Lengrud, Kesma, Sera ve Masule’dir.  

 

Görülecek Yerler:  Reşt Şehri:

Reşt şehrinin tarihî geçmişi hakkında toplu bilgi yoktur. Ancak, ilk  defa hicri kameri dördüncü yüzyılda Hudûdü’l-Alem eserinin yazarı Reşt’den bahsetmiştir. Kimi araştırmacılar da Reşt isminin “reşten”, “risiden” masdarından geldiğini ve reştî kelimesinin anlamının “risende” (büken) anlamına geldiğine inanırlar. Bir zamanlar Reşt ve Kilan şehirlerinin ipek böceği yetiştirciliğinin merkezi olduğu ve Rusya aracılığıyla Avrupa’ya en güzel ipekleri ihraç ettiği göz önünde bulundurulursa son teorinin uzak bir ihtimal olmadığı görülür. 

 

Mirzâ Türbesi:

Reşt şehrinin Selimandarab mahallesinde Mirza Hüseyn Han Kesmaî ve mücadeleci din alimi Küçük Mirza gibi meşhurların türbeleri bulunur.  

 

Kulah-Firengî (Fötür Şapka): Şehir parkının kuzey tarafında bulunan Kulah-Firengî binası üç katlı bir binadır. Bina, bir kenarı artı şeklinde dikdörtgen biçiminde sonlanan sekizgen biçiminde yapılmıştır.  

 

Reşt Pazarı:

Reşt’e giden her yolcu hediye almak amacıyla Reşt pazarına uğrar.               Gezme ve dolaşma imkanlarının yanısıra parklar, denizleri iyileştirme planları ... Taleş dağları gibi başta bakir bölgeler olmak üzere Gilan’ın yemyeşil doğası benzersiz bir çekiciliğe sahiptir.             Dünyanın en önemli v en güzel su birikintilerinden biri olan Enzelî de hayret verici manzaralara sahiptir. Bitki ve kuş çeşitleri onu daha da güzelleştirmiş ve dha büyülü bir hale getirmiştir.

 

Enzeli :

 

 

Masule:

Gezginlerin vaad yeri olan Masule şüphesiz İran’ın en güzel antik şehri sayılmaktadır. Şehir örgüsü ve mimarîsi, bölge halkının ruhu ile denge kurarak kendine özgü bir orijinalliği yansıtan bir şehir.

 

 

El Sanatları ve Hediyelik:

Eyaletin el sanatları ve hediyelikleri; gece çadırı işlemeciliği, keçe-kilim, kilim dokumacılığı, ipek, yün ve pamuklu kumaştan el örgüleri, çnak-çömlekçilik, desticilik, hasır örmeciliği, sepet örmeciliği, kabak üzerine nakkaşlık, badem, çay, zeytinden ibarettir.

 

 

MAZE NDERAN

Cennetin Yeryüzündeki Görünümü

Coğrafî açıdan dağlık ve ovalık iki kısımdan oluşur. Mazenderan eyaletinin merkezi Sârî şehridir. Diğer önemli şehirleri; Amul, Babil, No-şehr (Yenişehir), Kelâr-deşt, Bih-şehr, Kâim-şehr, Nûr, Çâlus, Tonekabûn, Sevadkû'dur.    

 

 Görülecek Yerler: Hangi yönden Mazenderan'a yolculuk yaparsanız yapın, bu eyalete girdiğinizde ilk önce yeşillikler, saf su kaynakları, şelaleler ve benzersiz dağlık alanlar sizin görül alanınızı kaplar.  

Râmser Sarayı:

Râmser şehrinde, tarihî Ramser Sarayı, Râmser Kaplıcası; Kelâr-deşt şehrinde rüyamsı Veleşt Gölü; Nûr Caddesi'nde Goşil soğuk su kaynağı Nûr'u ve  Nûr Botanik Parkı ,

 

 

Tunekâbun'da Çâlûş No-şehr ve Caddesi'nde Nemek-âbrûd gezinti alanları; Nevrûz'un ilk günlerinde açan kokulu gülleriyle insanın koku alma duyusunu hoş kokusuyla büyüleyen Sisengan Parkı.

 

 

 

Veleşt Gölü:

Abbas-abâd ve bilahere vahşi hayatın sığınağı ve İran'ın meşhur sarı ceylanının yaşam alanı olan Nâz Çölü; Miyânkâle'deki çok güzel tabiat ortamıyla birlikte Tâlâb (durgun su birikintisi), bunların hepsi sizin güzel Nevrûz günlerinizi neşelendirip ferahlatabilir. Eşsiz bir dinginliğe sahip ve bazen tufanlarıyla daha da bir görülmeye değer olan Hazar'ın güzel sahili bütün günleri sizin için Nevrûz yapar. Firûzkûh’un etrafında Kedûk yamacından aşağı inerken Elburz sıra dağlarının kuzey eteklerinde  bir yılan gibi kıvrılıp üçe ayrılan –ki bu üç hatta Telâ denir- demir yolu tarihî Versek köprüsü ile Talar ırmağının kenarındaki sık Sevadkûh ormanları karşınıza çıkar. Eğer Laricân tarafından giderseniz arkasında güzel bir göl oluşturan Heraz Vesed-lâr botanik parkı size huzur verir.

 

 

El Sanatları ve Hediyelikler:   Mazenderan eyaletinin el sanatları, halı dokumacılığı, ipek işlemeciliği,keçe dokumacılığı, keçe kilim dokumacılığı (câcîm), çuhacılık, hasır örmecilik ve çanak-çömlekçilikten ibarettir. Narenciliğin, reçellerin, turşu, yeşilliklerin, pirinç unundan yapılmış tatlı çeşitleri, balık konserveleri, havyarın tüm çeşitleri Mazenderan eyaletinin ünlü hediyeliklerindendir.

 

 

 

 

BÛ-ŞEHR

Yiğitler Beşiği

 

              En siyasî bölümlemelere göre Bû-Şehr eyaleti, sekiz metropol, on üç şehir, on yedi ilçe, otuz altı köy ve yedi yüz altı kasabadab oluşmaktadır. Bû-Şehr eyaletinin metropolleri şunlardır: Bû-Şehr, Tengistân, Deşistân, Deyr, Deylem, Kengân, Gonave ve Deşti.  

 

Görülecek Yerler: 

 

Hârik Adası:

Bu ada, Bû-Şehr limanının yakınında yer alır. Çok eski bir geçmişe sahiptir. Adanın turistik yerleri arasında Sasanîler dönemine ait kilise ve yine aynı döneme ait altmış odalı manastır sayılabilir.

Melek İmareti:

İmaret onceki yüzyıla ait külliyeye ve dört bin m2’lik yer altı yapısına sahiptir. Eyalette bulunan diğer tarihî eserler arasından Reisali Divarî’nin evine, Koroş Sarayına, Berezcan Kalesine, Kıvam Sarnıcına, İngiliz Generali Kabrine, Generaller Mezarlığına, Kutsal Mesih Kilisesine değinilebilir

 

Bû-Şehr Eyaletinin Sahilleri:

Bû-Şehr eyaleti sahilleri tür açısından iki farklı bölüme ayrılır. Birisi kumsallar diğeri kayalıklar. Kireçli yapılar ve su hareketlerinden kaynaklanan aşınmalardan dolayı görülmeye değer manzaralı kayalık sahiller oluşmuştur. Sahile yakın sularda yüzülebilir, kayıkla gezilebilir ve su kayağı yapılabilir. 

 

İngiliz General Kabri:

Kabir Bû-Şehr’deki İmam Hümeynî caddesi üzerindedir. Kabir obelisk şeklinde olup belediye parkı içerisindedir. Bu tarz kabirlerin kaynağı Mısır’dır

 

 

Erdeşir Köşkü:

Firuzabâd’da bulunan bu köşk birbirine kireç harcı ile yapıştırılmış düz taşlardan yapılmıştır. Köşkün altyapısı haç şeklindedir. Köşk yuvarlak odalara sahiptir.  

 

El Sanatları ve Hediyelik:

Ağ örmeciliği, halı, kilim, keçe, abâ (Arap erkeklerinin giydiği uzun elbise-cübbe) dokumacılığı, çanak-çömlekçilik, hasır örmeciliği, çarıkçılık, sepet örmeciliği Bû-Şehr eyaletinin başlıca el sanatlarını oluşturur.  Eyaletin en tanınan hediyelikleri ise, hurma, balık ve karidestir.  

 

ÇAHARMAHAL VE BAHTİYARÎ

Lale Bahçesi

          Çaharmahal ve Bahtiyarî eyaleti, Zagras sıra dağlarının merkezinde ve İsfahan eyaleti etrafında yer almaktadır. Eyalet, kuzey ve doğu yönünden İsfahan eyaleti, batı yönünden Hûzistân eyaleti ve güney yönünden Kohkiluye ve Bûyer Ahmed eyaleti ile çevrilidir.             En son idari bölümlemelere göre Çaharmahal ve Bahtiyarî eyaleti, beş metropol, on yedi şehir, on ilçe ve otuz dört köye sahiptir. Eyaletin büyükşehirleri şunlardan ibarettir: Şehr-i Kord, Burucen, Lerdegân, Farsan ve Erdel.  

 

Görülecek Yerler:  

 

Zâyende Irmağı:

Zâyende Irmağı, Karakûş’tan Saman yakınlarındaki Çelvan’ın sonuna kadar  insan topluluklarının dinlenme yeri haline gelmiştir. Bu bölge Karakûş, Kermi Gûgan, Markede, Kûçan, Sadıkabâd gibi güzel köyleriyle yıl boyuncayerli ve yerli olmayan binlerce aileyi kendine çekmektedir.  

Lordegân:

Tarım bölgesi ve çeltik tarlalarıyla kaplı olan Lerdegân ırmağı sahilleri çok güzel manzaralarla kaplıdır. Özellikle sonbahar ve kış mevsimlerinde daha da güzelleşmektedir.  

 

Dezek Kalesi:

Dezek köyünün güney doğusunda yer alan bu kale, iki kattan yapılmış olup oldukça görkemli görünüşe sahiptir. Birinci katta, iki taraftan kalenin büyük alanına çıkan giriş koridoru vardır. Giriş koridorunun iki yanında dört eyvân bulunur. Dört eyvânın ikisi kuzey yönüne, diğer ikisi ise güney yönüne dönüktür ve birkaç oda ve depodan oluşmaktadır.  

 

Zaman Han Köprüsü:

Köprü, Şehr-i Kord’ün yirmi dokuz kilometre kuzeyinde yer alan eyaletin değerli ve eski eserlerinden birisidir. Geçmiş dönemlerde Bahtiyarî aşiretleri bu köprü üzerinden geçiş yapmışlardır. Köprü Zaman Han isminde bir aşiret reisi tarafından yaptırılmıştır.  

 

 

Pir Gar: Mesrutiyet yazilari bu magarada insanlarin eglence mekanlarindandir. Bu magarada su taslarin arasindan akmaktadir.

 

 

El Sanatları ve Hediyelikler:

Çaharmahal ve Bahtiyarî aşiretlerinin en önemli ve başlıca el sanatları çuha, halı, kilim, eldiven, ipek şapka, keçe, keçe-kilim, dokumacılığı ve çarıkçılıktır.  

 

 

ERDEBİL

Şifalı Kaplıcalar Diyarı

 

En yeni siyasî bölümlemelere göre Erdebil eyaleti, altı metropol, on altı ilçe, altı köy ve iki bin yüz doksan üç kasabadan oluşur. Erdebil eyaletinin büyükşehirleri şunlardan ibarettir: Nemin, Neyr, Serayn, Bilesevâr, Parsabâd, Aslandûz, Halhal, Kevser,Germî.  

 

Görülecek Yerler:  

Serayn Kaynak Suları:

Erdebil’in batısında yer alan Serayn veya Serkin şehrinin Erdebil’e uzaklığı yirmi sekiz kilometredir.             Serayn sıcak su ve içme sularıyla halkın ilgisini çekmeden önce küçük bir köydü. Sıcak sularında silis çok fazladır. İncelemeler sonucunda tüm sıcak suların tek bir kaynaktan geldikleri, asıl suyun sıcak olup yer altından çıktığı görülmüştür. Serayn kaplıcaları dinlendirici etkilere sahiptir. Sinir hastalıklarına, romatizmaya iyi gelmektedir.

 

 

Deşt-i Muğân:

Hazar denizinin batısında, 300-350 bin hektarlık bir alanda yer alır. Bu çöl, üç dereceden otuz beş dereceye kadar değişen sıcaklığıyla Erdebil eyaletinin çiftçilik ve hayvancılık merkezlerinden birisidir. Muğân toprağının verimliliği, özel bölgesel konumu sayesinde hububat ve yeşillik yetiştirilen merkezlerdendir.  

 

 

Hudâ-âferin Köprüsü:

Aras nehri üzerine 100 metre arayla birbirinin üzerine yapılmış iki köprü vardır. Bu  köprüler Hudâ,âferin ismiyle meşhur olmuştur. Birincisi, hicrî 6. yüzyıla (Selçuklular dönemi) ait olup 160 metre uzunluğundadır (köprünün 120 metresi İran’, 40 metresi Azerbaycan’a aittir). 15 kemere sahiptir. Bu kemerlerin sütunları nehrin içindeki doğal kayalardan yapılmıştır.  

 

 

Ormanlar ve Koruklar:

Eyaletin ovalık, dağlık alanlarının ve ırmaklarının bitki örtüsüyle kaplı olmasının yanı sıra Halhal şehrinde de turistik açıdan öneme sahip sık ormanlar vardır. Ayrıca, Sebelân dağının doğu eteklerinde bölgenin tamamına yakınını kaplayan göz alıcı ormanlık alanlarlar da mevcuttur. Bu ormanlardaki ağaç türü genellikle fındık ağacıdır. Bu ormanlar Erdebil eyaletinin en önemli gezinti yerleridir.  

 

“Allah Allah” Künbedi:

Allah Allah Künbedinin yüksekliği 17,5 metredir. İç yüzeyi ayetlerle, deri üstine  işlemelerle ve mozaiklerle süslenmiştir. Dış yüzeyi ise, süsleme sanatının birkaç tarzından yararlanılarak bezenmiştir. Künbedin yan yüzeyleri firuze çinileriyle “Allah” kelimesinin tekrar edilmesiyle süslenmiş ve bundan ötürü Allah Allah Künbedi ismiyle meşhur olmuştur.

 

Sabelân Dağı ve Etekleri:  Erdebil’in batısındaki Sebelân dağının denizden yüksekliği 4811 metredir. Karasu ırmağının kuzeybatısından başlayan sönmüş Sebelân yanardağı doğu-batı yönünde 60 kilometre boyunca devam eder. Genişliği ise 48 kilometredir.  

El Sanatları ve Hediyelikler:              Erdebil eyaletinin başlıca el sanatlarını kilim, halı, keçe-kilim dokumacılığı, çanak-çömlekçilik, ahşap oymacılığı ve bakır işlemeciliğidir.    

 

 

GÜLİSTAN

Dört Mevsim Ülkesi

Sıcaklık ve yağış özelliklerinden, kuru, rutubetli ve yarı-rutubetli havasından, dağlık bölgelerdeki soğuk havasından Akdeniz ikliminden dolayı bu eyalette havanın ve suyun tüm çeşitleri görülebilir.  

 

Görülecek Yerler:       

 

İmamzade Nûr:

İmamzade İshak bin Musa bin Cafer, Gürgan şehrinin manevi ve ruhani övünçlerinden birisidir. Gürgan şehrinin Serçeşme mahallesinde yer alan türbesi altı yüzyıllık geçmişe sahiptir. İshak bin Musa bin Cafer, İmam Rıza (a.)’nın kardeşidir. Bu imamzade’yi ziyarete gelenlerin çoğu öğrenci, esnaf ve otuz yaş altı insanlardır.  

 

 

Kabus Burcu, kavus Kümbedi: Gonbed şehrinin gezi parkının kuzeyinde yer alan burç ajurlarla yapılmıştır. Bin yıldan bu yana toprak bir tepenin üzerinden kendisini sergilemektedir

 

 

Nahar-Horan Ormanı:

Gürgan şehrinin yedi kilometre güneyindeki otobanı geçtikten sonra yeşil ağaçlarla ve Allah vergisi doğal güzelliklerin bir görünümü olan Nahar-Horan Orman ile karşılaşırsınız. Müstesna konumu itibariyle Nahar-Horan Ormanı yabancı ülkelerin turistik rehberlerinde de tanıtılmıştır. Nahar-Horan Ormanı’nda geceli gündüzlü kalmak için pansiyonlar mevcuttur.

 

 

Gülistan Milli Parkı:

İran’da ilk milli park unvanını alan park Gülistan Milli Parkı’dır. Park Gülistan, Simnan ve Horasân havzasında yer alır. Dağlık bir bölge üzerine kurulmuştur. Gülistan Milli Parkı, sayısız tabiî güzelliği, sık ormanları ve çeşitli bitki ve canlı türleriyle dünyadaki örnekleriyle eşitlik yakalamış sayılı bölgelerdendir. Gülistan Milli Parkı’nın görülmeye değer manzaralarından biri de yer yer görülen kendine özgü güzellikleriyle şelaleleridir. Parkın doğu ve batısında yirmiden fazla şelale bulunmaktadır

 

El Sanatları ve Hediyelik:

Kilim, keçe-kilim, keçe, gece çadırı, toprak kaplar ve ahşap eşyalar bu bölge insanlarının geçimlerini sağladıkları el sanatlar ürünlerindendir. Türkmenler’in kilimden yapılma hamal semerleri, Gürgan dağlıklarında yapılan keçe-kilimler köylülerin uğraştıkları el sanatlarıdır. Balık ve havyar eyaletin önde gelen hediyeliklerindendir.

 

 

HÛZİSTÂN

 Fısıldayan Gelin Kervanı

 67282 km2den fazla yüz ölçümüyle Hûzistân eyaleti İran’ın güneybatısında yer alır. Hûzistân eyaleti kuzeyde Loristân eyaleti, kuzey doğuda İsfahan eyaleti, kuzey batıda İlâm eyaleti ve doğu ve güney doğu yönünden Çaharmahal ve Bahtiyarî  eyaletleri ile  çevrilidir. Eyaletin güneyinde Fars Körfezi bulunmaktadır.

Görülecek Yerler:   

Şûşter Şelaleleri: Hûzistân eyaleti eskiden beri turistleri çekmek önemli ve çeşitli boyutlara sahip olmuştur. Eyaletin çekiciliği biçim ve nitelik açısından iki bölüme ayrılır:

 

 

1- Doğal çekicilikler; Şûşter’deki şelaleler, Endimşek’teki Dez baraj gölü, Mescid-i Süleyman’daki Şehid Abbaspûr baraj gölü, Bağmelek’deki İmamzâde Abdullah türbesi ve Karûn ve Ervend ırmaklarında kayık çekmek eyaletin doğal çekiciliklerine örnek verilebilir.

 

2- Antik çekicilikle ve dinî ziyaret yerleri; Hûzistân eyaleti önceki uygarlıkların ortaya çıkış ve yıkılış dönemlerinden kalma birçok anıta sahiptir

 

Danyal Nebî:

Dinî ziyaretlerin varlığı her yıl yurt içi ve dışından bu eserleri seven binlerce insanın bu bölgeye yolculuk yapmalarına sebep olmaktadır. Ayrıca Danyal Nebi kabri İran’daki Musevîlerin en önemli ziyaret mekanıdır.  

 

 

El Sanatları ve Hediyelikler:

Hûzistân eyaletinin en önemli el sanatı ürünleri şunlardan ibarettir: Halı dokumacılığı, nakışçılık, çefiye (Arap erkeklerinin kullandığı bir tür baş örtüsü) dokumacılığı, maknaa (kadınların kullandığı bir tür baş örtüsü) dokumacılığı, keçe-kilim (câcîm) dokumacılığı, Bu ürünleri dokuma merkezleri Şûşter, Dezfûl ve Şâdegân şehirleridir.

 

 

HÜRMÜZGÂN

Rüyamsı Hera Ormanları

En son idarî bölümlemelere göre Hürmüzgân eyaleti sekiz metropol, yirmi bir ilçe, altmış dokuz köy ve iki bin kırk altı bucaktan oluşmaktadır. Eyaletin büyükşehirleri; Bender-Abbas, Bender-Lenge, Minab, Rûdan, Kaşm, Casek, Hacıabâd ve Ebû-Musa’dan ibarettir. Ayrıca, Ebû-Musa, Beniferur, Teneb-i Bozorg ve Kuçek, Seyri, Şetur, Ferur, Kiş, Lavan, Kaşm, Larek, Hürmüz, Hendurabî ve Hengam isimli büyüklü küçüklü on dört ada söz konusu eyaletin suları içinde yer alır.  

Görülecek Yerler:  

Bender-Abbas: Dördüncü yüzyılda şu anki Bender-Abbas etrafında Soro adında küçük bir liman ve köy vardı. Kimileri dördüncü yüzyıl coğrafyacılarının da değindiği bu limanın denizin yanındaki küçük köy şeklinde isimlendirilen Şehro olduğuna inanırlar.  Portekiz’lerin işgalinden önce “Gamberon” adıyla anılan bu şehir, Safevi Sultanı Şah Abbas tarafından geri alındıktan sonra Bender-i Abbas (Abbas Limanı) olarak adlandırıldı.

Qeşm Adası:

Kaşm Adası İran’ın en büyük adasıdır. Ada Hürmüz boğazının kuzey batısında yer alır. Boyu yüz on beş kilometre ve eni on ila otuz beş kilometre arasında değişmektedir. Adanın merkezi olan Kaşm şehri adanın kuzey doğusundadır ve genişliği üç kilometre, deniz seviyesinden yüksekliği ise on metredir.

Seyyid Muzaffer Türbesi / Bandar Abbas

 

Kiş Adası:

Elips şeklinde olan Kiş Adası’nın yüzölçümü 7/89 km2, boyu yüz elli altı ve eni yedi kilometredir. Bender-Abbas’ın güney batısında ve Fars Körfezi’nin suları arasında yer alır.  Mercan  adasının eşine az rastlanır sahilleri yalnızca yılın muhtelif mevsimleri boyunca değil, günün muhtelif saatleri arasında tabiatın çok çeşitli ve çok güzel manzaralarını gözler önüne serer. Kiş sahilleri doğuda, kuzey doğuda ve güneyde dünyanın en güzel sahilleri olarak tanınır. Adanın güney batı sahillerinde gün batışının ne güzel manzaraları izlenebilir.       

Hera Ormanları:

Dağınık halde Hürmüz Boğazı’ndan doğuya doğru ve Hint Okyanusu Umman Sahillerinde ortaya çıkan ve koruma altındaki Hera Ormanları İran’ın güney sahileri ekosisteminin özelliklerindendir.

  

 

 

 

 

                                                                          El Sanatları ve Hediyelikler:

Hurma ağacı yaprağı (Hûs) örmeciliği, sırma ipliği işlemeciliği, iğne işlemeciliği, hasır örmeciliği ve halı dokumacılığı eyaletin önde gelen el sanatlarındandır

       

 

Hindu Mabeti / Bandar Abbas

 

KAZVİN

  Kazvin, 1995 yılına kadar Tahran eyaletinin siyasî-idarî sınırları içerisinde idi. 1995 yılında Kazvin şehri Tahran eyaletinden ayrıldı ve Zencân eyaletinden ayrılan Takistan ile birleşerek Kazvin eyaleti ismini aldı. Kazvin eyaleti, son idarî bölümlemeye göre, iki metropole, on ilçeye, on iki şehre, otuz yedi köye ve dokuz yüz otuz altı bucaktan oluşmaktadır. Kazvin ve Takistan eyaletin iki büyükşehridir.  

 

Görülecek Yerler:  

 

Kazvin Kapısı:

Reşt, Bağşah, Derb-i Kuşek, Tebriz, Eski Tahran kapısı, Şeyh Abâd, İmamzâde Hüseyin, Hendekbâr isimli sekiz kapıya sahiptir. Bugün bu kapıdan Kuşek ve Eski Tahran Kapısı ayakta kalabilmiştir.

 

Çihil Sutûn Sarayı:

Bu yapıt, Safevîler döneminde (Kazvin’in başkent olduğu dönemde) fötür şapka olarak tanınırdı. Yapıt, padişah sarayı olup Safevî şahı Tahmasıb zamanında Türk bir mimarın planı üzerinden çok küçük bir santranç üslubu üzerinden yapılmıştır. Çok güzel ince ve zarih ahşap işlemeli pencereleri vardır.

 

Rûdbâr Alamut’un Doğal Manzaraları:

Elburz sıra dağlarının güney eteklerinde Kazvin şehrinin kuzeyinde yer alan Alamut çok kar ve yağış almasından dolayı bol sulu ırmaklara, lezzetli kaynaklara, meyve bahçelerine yemyeşil tarlalara ve sessiz ve doğal yazlık yaylalara sahiptir.

 

Mescidü’n-Nebi:

Bu mescid, genişlik ve büyüklük açısından, mimarî üslup ve yapılışında izlenilen zevk açısından Kazvin şehrinin en önemli mescitlerinden biri sayılır. Mescidin inşaasının Safevîler döneminde başlandığı söylenmektedir. Safevîlerin düşüşünden sonra ilgisizlik yüzünden hızlı bir biçimde tahrip olmuş ve Kaçarlar zamanında restore edilmiştir.

 

Alemut Kalesi : Meşhur İsmaili mezhebinin önderlerinden İran’lı “Hasan Sabbah” Selçuklu’ların saldırısından korunmak için Gazvin’in Alemut dağlarının en yüksek noktasında sağlam bir kale yaptırarak, uzun süre buradan mücadelesini sürdürmüştür. Bu kale tarih araştırmacıları ve diğer meraklıların ilgi odağı olmuş, zor şartlara rağmen her sene yüzlerce turist tarafından ziyaret edilmektedir.

 

Avan Gölü: Avan dağının kuzey eteklerinde Avan ismiyle meşhur olmuş bir göl vardır. Bu güzel gölün boyu ve eni 500 metredir. Bu gölün suyu içindeki bir kaynaktan gelmektedir.

 

Şah Abbas Köprüsü: Kazvin’den Buyin-zehra şehrine doğru giden yolda Şah Abbas zamanında yapılmış bir köprü vardır.  Son zamanlarda bu köprünün yanında ve ona paralel olarak yeni bir demir köprü yapılmıştır.

 

El Sanatları ve Hediyelik:  Köylerde kilim, halı ve keçe kilim dokuma ve kaşık, tarak gibi ince ahşap oymacılığından ibarettir. Hediyelikleri ise, baklava, kuru üzüm, fıstık, badem ve cevizden ibarettir.

KOHGİLUYE VE BÛYER AHMED

Doğa Ressamının Becerisi

Eyalet coğrafî konum itibariyle İran’ın güney batısında yer almaktadır. Yaklaşık olarak 16.264 km2 genişliğe sahiptir. Fars, İsfahan, Çaharmahal ve Bahtiyarî, Hûzistân ve Bû-şehr eyaletlerinin ortasındadır. Kohkiluye ve Bûyer Ahmed eyaleti iki sıcak bölgeden ve toplam üç metropol ve yedi şehirden oluşmaktadır.

Görülecek Yerler:  

Hızır Dehdeşt Türbesi: Dört köşeli bu küçük yapı derviş hankahlarına ve çilehanelerine oldukça benzemektedir. Önceleri Mâbet olan yapı camiiye dönüştürüldükten sonra Hızır (a.) adını almıştır. Yapının yapılış tarihi ve kimin yaptığı hakkında bilgi yoktur.  

Belkîş Çeşmesi: On hektarlık bir alan üzerine kurulmuş olan büyük bir bağ, sık ağaçlıklarla kaplıdır. Hali hazırda bölgenin mesire yeri ve öğrenci piknilerinin düzenlendiği bir yerdir. Burada bulunan doğal bir çeşme Belkîs Çeşmesi olarak adlandırılmamıştır. Bu isim muhtemelen Seba Kraliçesinden alınmıştır. Bazı bölge halkı çeşmenin Belkis tarafından yaptırldığna inanmaktadırlar.

 

 

Yasûc Şelalesi: Yâsûc şehrine dört kilometre uzaklıkta yeşillik ve görülmeye değer bir alan içerisinde suyu hiç eksilmeyen çok güzel bir şelale vardır. Yasûc şehrine yakınlığından ve havasından dolayı gezinti yerine dönüşmüştür.

 

El Sanatları ve Hediyelik:

Eyaletin başlıca el sanatları, çeşitli kilim ve halı, keçe, sofra ve keçeden yapılan kilim dokumacılığıdır. Eyaletin en çok bilinen hediyelikleri ise, Yasûc’da ceviz ve elma, dağlık bölgelere özgü mantar, bal, tereyağı ve şifalı bitkilerden oluşmaktadır.  

 

 

 

 

MERKEZÎ

Tüm Mevsimler İçin Bir Müze  

Kuzeyde Tahran ve Zencân eyaletleriyle, batıda Hamedan eyaletiyle, güneyde İsfahan ve Loristan eyaletiyle ve doğuda isfahan ve Simnan eyaletleriyle komşudur. Eyaletin merkezi Erak şehri olup ona bağlı diğer şehirler şunlardır: Save, Hamin, Mahallati, Serbend (Şazend), Teferruş, Delican, ve Aştiyan.    

Görülecek Yerler:  

Sipehdar Medresesi: Erak Sipehdar Medresesi Kaçarlar döneminden kalma bir başka tarihî binadır. Büyük Sipehdar’ın emriyle Pazar ile aynı zamanda yapılmıştır. Medrese Erak’daki ilk ilim merkezidir. Ayetullah Abdulkerim Hairi, Ayetullah Seyyid Muhammed Rıza Golpeygani, Ayetullah Ahmed Hansari ve İmam Hümeyni gibi büyük alimler bu medresede yetişmiştir.

 

Çehar Fasl (Dört Mevsim) Hamamı:  Günümüzde müze olan Erak Çehar Fasl Hamamı tarihî binası Kaçarlar döneminde yaşamış Hacı Muhammed İbrahim Hansari tarafından erkekler, kadınlar ve dini azınlıklar bölümü olmak üzere üç kısım şeklinde yapılmıştır.  

Erak Pazarı:

Erak Pazarı tarihî binası da on üçüncü yüzyıl şehirciliğinin önemli örneklerindendir. Pazarı Erak hükümdarı Büyük Sioehdar yaptırmıştır. Pazar eskiden beri şehrin ticarek ve ekonomi merkezi ve kilim ve kilim yapımında kullanılan malzemelerin sunulduğu merkez olarak tanınmaktadır.

 

Ateşkûh Ateşkedesi: Nim ve Mahallat şehirlerine sekiz kilometre uzaklıktaki Ateşkûh Ateşkedesi eyaletin diğer bir değerli tarihî yapıtıdır. Ateşkede bir eyvan ve ona bağlı binalardan oluşmaktadır. Eser Sasanîler dönemine aittir. Bu tarihî binanın özelliklerinden birisi de duvar işçiliğinde bir metreden fazla kalınlıktaki taşların kullanılmış olmasıdır.

 

El Sanatları ve Hediyelik:

Erak eyaletinin meşhur el sanatları ve hediyelikleri şunlardır: Erak’ta çarıkçılık, kuru üzüm, üzüm, tatlı ekmek, bamya, halı ve kilim; Aştiyan’da sabun; Teferrüş’de ceviz ve sarmısak; Save’de nar ve Mahallat’ta gül ve şekerli helva.

 

 

SİMNAN

Çölün Sonsuzluğundaki Huzur

Simnan eyaleti halihazırda dört metropol, on dört şehir, on ilçe ve yirmi yedi bucaktan

oluşmaktadır.büyükşehirleri şunlardır: Simnan, Şahrud, Dameğan ve Germsar.  

 

Görülecek Yerler:  

 

Arg-i Simnan Dervazesi:

Kaçarlar dönemine ait değerli tarihî eserlerden birisi olan Arg-i Simnan Dervazesi Nasireddin Şah zamanında yapılmıştır. Giriş kapısının üzerine Kaçar şahının ve Rüstem ile Beyaz Dev’in savaşının resmi güzel bir biçimde yedi renkli çiniler kullanılarak işlenmiştir.

Ali Çeşmesi ve İmareti:

Dameğan şehrine otuz beş kilometre uzaklıkta yer alan bu çeşme eskiden beri çekiciliğe sahip noktalardan olmuştur. Eskiden hükümdarların ve padişahların gezinti mahalli olmuştur. Kaçarlar’ın ilk padişahları Dameğan şehrine duydukları ilginin yanında Ali Çeşmesi’ne de oldukça ilgi göstermişlerdir.

 

Ahvan Şah Süleyman Kervansarayı:     Bu Kervansaray Simnan’a kırk iki kilometre mesafede yer almaktadır. Şah Süleyman Safevî zamanından, hicri kameri 1097 yılında Ahvaz ve Simnan’dan Sekizinci İmam’ı ziyaret etmek amacıyla Meşhed’e giden ziyaretçilerinin dinlenmeleri için yaptırılmıştır. Zamanla Şah-ı Abbasî ismini almıştır.  

 

 

 

 

Çehel Dohterân (Kırk Kızkardeş) Burcu: Çihel Dohter veya Çehel Dohrterân ismiyle bilinen yarı yıkık burç ismini dünyadan el etek çekip çamur ve tuğla ile bu burcu yapan kırk kızkardeşten almıştır.

El Sanatları ve Hediyelik:

Simnan eyaleti İran’ın hatırı sayılır el sanatları merkezlerindendir. Eyalette halı, kilim, keçe dokumacılığı, seramik ve çömlekçilik gibi el sanatları devam ettirilmekte ve bunların herbirisi ziyaretçiler için değerli bir hediye sayılmaktadır.  

 

Bayezid-i Bestami :

 

 

 

SİSTAN VE BELUÇİSTÂN

Günortası Bölgesine Selam 

Sistan ve Beluçistân eyaleti kuzey yönünden Horasân ve Afganistan, doğu yönünden Afganistan ve Pakistan, güney yönünden Umman Denizi ve batı yöününden Kirman eyaleti ile komşudur. Eyaletin önemli şehirleri şunlardır: Zahedan, Çabhar, Zabel, İranşehr ve Servan.  

GörülecekYerler:  

İmamzade Gulam Resûl:   Yüksek bir kümbete sahip bu yapı Timurlar dönemine aittir. Yıldız şeklinde süslemelere sahip olup çok nefis ince alçı işlemelerle bezenmiştir.  

Hace Dağı:  yaklaşık olarak 900 metre yüksekliğindeki bu dağ Hamûn denizinin ortasındaki bir adaya benzemektedir. Dağın zirvesinde miladi birinci yüzyıldan kalma bir ateşkede vardır ve ateşkede etrafındaki yıkıntılar Eşkanî ve Samanî dönemlerine aittir.

 

 

 

Şehr-i Sûhte (Yanmış Şehir): Bu şehirden kalma eserler bu uygarlığın geçmişinin Bernezlere dayandığı izlenimi vermektedir. Ayakta kalabilmiş yapılar genellikle altı veya on odalı olupkısa duvarlarla birbirlerinden ayrılmaktadırlar. Rekli hayvan resimli çanak-çömlekler ve insan figürlü bakır ve metal eşyalar bu şehirde bulunmuş antik eserlerdendir.  

 

Sam Kalesi: Düzensiz yamuk biçimindeki bu yapı Zahedan-Zabel karayolunun yirmi sekizinci kilometresindedir. Doğudan batıya uzunluğu 376 metre ve günyden kuzeye uzunluğu ise 296 metredir. Güneyinde ve kuzeyinde iki giriş kapısı vardır. Kapıların herbiri iki gözetleme kulesine sahiptir. Kale Partlar dönemine aittir.

 

 

El Sanatları ve Hediyelik: İğne işlemeciliği, çanak-çömlekçilik, hasır örmeciliği, halı ve kilim dokumacılığı eyaleti önde gelen el sanatlarıdır.

 

 

ZENCÂN

Sultaniye Kümbedi; İslâmî İran Mimarîsinin Doruk Noktası

 İran’ın diğer yedi eyaletiyle komşu olan eyaletlerinden biri olan Zencân eyaleti üç metropol, sekiz şehir, on üç ilçe, kırk dört köy ve dokuz yüz seksen bir bucağa sahiptir. Zencân eyaletinin büyükşehirleri, Zencân, Ebher ve Hudâbende’den ibarettir.   

 

Görülecek Yerler:

 

Sultaniye Kümbeti:

Eski Kale’nin (Arg-ı Salatanatî) güneybatı bölgesinde yer alan Sultaniye Kümbeti İslâm mimarîsinin en büyük belki de en gösterişli yapıtlarındandır

 

 

İmamzâde Zeydü’l-Kebir Türbesi: İmamzâde Zeydü’l-Kebir Türbesi Mutahharî Caddesi’nin sonunda yer alır. Koni biçimindeki kümbeti acurdan yapılmıştır.

 

Zencân Tarihî Çamaşırhanesi:

Bu çamaşırhane, şehrin tarihî yapısının merkezinde ve Baba Camal Çukuru şeklinde tanınan bölgede yapılmıştır

 

 

 

Tarihî Çelebioğlu Yapıtı:   

Sultaniye’nin güneybatısında Çelebi Türbesinin kalıntıları yer alır. Arkeologlar bu kalıntıların Sultan Çelebi zamanına ait olduğunu söylemiş ve yapılış tarihinin hicri kamerî 728 yılı olabileceğini söylemişlerdir.  

 

Mîr Bahattin Köprüsü:

Zencân’da Zencân ırmağı üzerinde yer alan köprü Kaçarlar döneminde yapılmıştır.

 

El Sanatları ve Hediyelik:

Zencân el sanatları göz alıcı bir görkeme sahiptir. Zencânlı sanatçıların ve zanaatkârların yapıtları bugün dünya müzelerinin övünç kaynaklarındandır. Zencân el sanatları şu şekilde sıralanabilir: Bıçakçılık, kilim dokumacılığı ve çarıkçılık.  

  

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Total Visit: 1
Total Rank:
Total Rankers:
Total Comments:

Oy vermek için yetkiniz yok. Lütfen giriş yapınız.