Çarsamba 8 Şubat 2012 - 15:45

الأربعاء ١٦ ربيع الأول ١٤٣٣

چهارشنبه ۱۹ بهمن ۱۳۹۰ - ۱۷:۱۵

Kullanıcı adı:

Şifre :

Şifremi Hatırla
Şifremi unuttum   aktivasyon
Üye ol
    
 
     

 RAD SURESİ

     

Mekkîdir, Yahut Medenîdir

     

Kırk Üç Âyettir.

      (30. ve 31. âyetler Hasen, İkrime ve Katâde'  ye nazaran Medenîdir. İçinde gök gürültüsünden ve gök gürültüsünün, Tanrıyı  tenzîh ettiğinden bahsedildiği cihetle gök gürültüsü anlamına gelen ra'd adıyla  adlanmıştır.)     

Rahman ve Rahîm Allah Adıyla

      1- Elif lâm mîm râ. Bunlardır kitabın âyetleri. Sana, Rabbinden indirilen gerçektir,  fakat insanların çoğu inanmaz.      

2- Öyle bir Allah'tır ki görmekte olduğunuz gökleri direksiz yüceltmiştir de sonra  arşa hâkim ve mutasarrıf olmuştur ve güneşi ve ayı râm etmiştir, hepsi de  muayyen bir zamanadek yürür-gider. Rabbinize kavuşacağınızı iyice anlamanız  için işleri tedbîr ve tasarruf edip yapan odur, delilleri bildirip açıklayan o.     

3- Öyle bir mabuttur ki yeryüzünü enine, boyuna uzatıp döşemiş, orada yerleşmiş  dağlarla ırmaklar yaratmış, gene orada her çeşit meyveyi çifter-çifter  halketmiştir; gündüzü de geceyle bürür. Şüphe yok ki bunlarda düşünen topluluğa  deliller var.     

4- Ve yeryüzünde birbirine komşu bölgeler, üzüm bağları, ekinler, bir kökten  yetişmiş hurma ağaçlarıyla ayrı ayrı köklerden yetişmiş hurmalıklar var ki  hepsi de bir suyla sulanmada, fakat lezzet bakımından bir kısmını, öbürlerinden  üstün etmedeyiz. Şüphe yok ki akıl edenlere, bunlarda da deliller var.     

5- Şaşıyorsan  asıl şaşılacak şey, toprak olduktan sonra yeniden mi yaratılacağız diyenlerin  sözü. Onlar, öyle kişilerdir ki Rablerine kâfir olmuşlardır. Onlar, öyle  kişilerdir ki boyunlarında demir zincirler var ve onlar, cehennem ehlidir;  onlar, orada ebedî kalırlar.     

6- Senden, iyilikten önce bir kötülük gelmesini, hem de bunun çabucak olmasını  isterler, onların çağlarından önceki çağlarda nice azaplar gelip çatmıştır ve  şüphe yok ki Rabbin, insanların zulmüne rağmen yarlıgamıya, suçlarını örtme  sıfatına sâhiptir ve gene şüphe yok ki Rabbinin azâbı da pek çetindir.     

7- Kâfir olanlar derler ki: Rabbin-den ona bir mûcize verilseydi ya. Şüphesiz ki  sen, ancak korkutucusun ve her topluluğa hidâyet verensin.     

8- Allah, her dişinin, neye gebe kalıp ne doğuracağını ve ana karnında dölün  zamânına göre orada ne kadar eksik, ne kadar fazla kalacağını bilir ve onun  katında her şeyin sayılı bir zamanı, ölçülü bir müddeti var.     

9- Gizliyi de bilen, açıkta olanı da bilen çok büyük ve yüce bir Tanrıdır.     

10- Sözünü  gizleyeniniz de birdir onca, açıkça söyleyeniniz de, geceleyin saklanıp  gizlenen de, gündüzün yoluna giden de.     

11- Herkesin  önünde, ardında, birbiri ardınca gelip giden melekler var, onu, Allah'ın  emriyle koruyup gözetirler. Şüphe yok ki bir topluluk, ahlâkını değiştirmedikçe  Allah o topluluğu değiştirmez. Allah, bir topluluğun kötülüğünü dilerse o  kötülüğü geriye atmaya imkân yoktur ve onlara, ondan başka bir yardımcı da  bulunamaz.     

12- Öyle  bir Tanrıdır ki sizi korkutan ve umduran şimşeği o çaktırır ve yağmurla dolu  ağır bulutları o meydana getirir.     

13- Gök  gürültüsü, hamdederek tenzîh eder onu, melekler de korkularından tenzîh ederler  ve yıldırımları yollar da dilediğine isâbet ettirir ve hâlâ da onlar, Allah  hakkında çekişip dururlar ve onun birdenbire gelen azâbı pek kuvvetlidir, pek çetin.     

14- Gerçek  duâ, ancak onadır. Ondan başkalarına duâ edenlerin duâları kabûl edilmez. Bu  çeşit adam, ağzına gelsin diye suya ellerini uzatmış, bekleyip duran adama  benzer, su ağzına gelmez onun ve kâfirlerin duâsı, sapıklıkta kalmadan başka  bir şey değildir.     

15- Göklerde  ve yeryüzünde ne varsa, sabah ve akşam, ister-istemez, kendileri de, gölgeleri  de Allah'a secde eder.     

16- De ki: Göklerin ve yeryüzünün Rabbi kim? De ki: Allah. De ki: Onu bırakıp da kendilerine  bile bir faydaları, bir zararları dokunamayan tanrılar mı edindiniz? De  ki: Bir olur mu körle gören? Yahut bir olur mu karanlıklarla ışık? Yoksa  mabutları da yaratıyor mu ki şüphelenip onları Allah'a eş koştular? De ki: Her  şeyi yaratan Allah'tır ve o birdir, acze düşmez, her şeyden üstündür.     

17- Gökten  yağmur yağdırır da vâdilerde alabildikleri kadar seller, ırmaklar olur,  çağlayıp akar, akarken de üste çıkan köpükleri sürükler götürür. Ziynet eşyâsı,  yahut faydalanmak için kullanılan araçları yaparken ateşte eritilen şeylerde de  buna benzer bir köpük, bir posa meydana gelir. İşte Allah gerçekle boş şeyi bu  çeşit bir örnekle anlatır. Köpük, dağılır gider, halka fayda verecek şeyse  yerinde kalır. İşte Allah, böyle örnekler getirir.

      18- Rablerinin  dâvetine icâbet edenlere güzel bir mükâfat var; fakat icâbet etmeyenlere  gelince: O çeşit adamlar, yeryüzünde ne varsa hepsine sahip olsalar ve bir  misli daha malları olsa da kurtulmak için hepsini fedâ etseler gene onlar için  kötü bir soru var, yurtları cehennemdir ve orası ne de kötü yataktır ya.     

19- Bunların,  sana bir gerçek olarak Rabbinden indirildiğini bilen kişi, o kör adama benzer  mi? Şüphe yok ki ancak aklı, anlayışı, olanlar, düşünüp ibret alırlar.     

20- Onlardır  Allah'la ahdettikleri şeye vefâ edenler ve verdikleri sözden caymayanlar.     

21- Onlardır  Allah neyi ulaştırmayı emrettiyse ulaştıranlar ve Rablerinden ürkerler ve kötü  hesaptan korkarlar. [1]     

22- Onlar,  Rablerinin rızâsını dileyerek sabrederler, namaz kılarlar, kendilerini  rızıklandırdığımız şeyden, gizli ve açık harcarlar ve kötülüğü iyilikle  giderirler. Öyle kişilerdir onlar ki onlarındır güzel sonuç.     

23- Ebedî  Adn cennetleri. Oraya girerler atalarından, eşlerinden, soylarından temiz ve  düzgün kişilerle ve melekler, her kapıdan onların tapısına girerler de.     

24- Esenlik  size derler, sabrettiğinizden dolayı; gerçekten de dünyâ yurdunun bu sonucu, ne  de güzeldir.     

25- Allah’ın  ahdini, ona söz verdikten sonra bozanlara ve Allah’ın ulaştırmayı emrettiği  şeyi kesenlere ve yeryüzünde bozgunculuk edenlere gelince: Öyle kişilerdir  onlar ki lânet onlara ve onlarındır kötü sonuç.     

26- Allah,  dilediğinin rızkını genişletir ve daraltır ve onlar, dünyâ yaşayışıyla sevinip  övünürler, halbuki dünyâ yaşayışı, âhirete nispetle değersiz, müddeti az ve  geçici bir şeyden ibarettir.     

27- Kâfir  olanlar derler ki: Ona Rabbinden bir mûcize indirilseydi ya. De ki: Şüphe yok  ki Allah, dilediğini sapıklığa ve gönlüyle ona, onun tapısına dönenleriyse  doğru yola sevk eder.     

28- İnananlar,  öyle kişilerdir ki Allah'ı anmakla yatışır, kuvvetlenir gönülleri. İyice bilin  ki gönüller, Allah'ı anmakla yatışır, kuvvet bulur.     

29- İnananlara  ve iyi işlerde bulunanlara gelince: Kutluluk da onlara, dönüp varılacak güzel  yurt da.     

30- İşte  böylece seni de, sana vahyettiğimizi onlara okuman için bir ümmete gönderdik ki  onlardan önce nice ümmetler gelip geçmiştir; onlar, rahmanı inkâr ettiler; de  ki: O, benim Rabbimdir, yoktur ondan başka tapacak. Ona dayandım, sonucu varıp  gideceğim yer de onun tapısı.     

31- Kur’ân'la  dağlar yürütülse, yahut yeryüzü parçalansa, yahut da ölü konuşsa.  Fakat bütün işler, ancak Allah'ın. İnananlar anlamazlar mı ki Allah dileseydi  bütün insanları doğru yola sevk ederdi. Kâfir olanlarsa, yaptıklarına karşılık,  Allah'ın vaadi yerine gelinceye dek, bir belâya uğrayıp dururlar, yahut da  yurtlarına yakın bir yere iner bu belâ. Şüphe yok ki Allah, vaadinden dönmez.     

32- Andolsun  ki senden önceki peygamberlerle de alay edildi de kâfirlere mühlet verdim,  sonra da onları helâk ediverdim. Nasıl bu azap?     

33- Herkesin  yaptığı ve elde ettiği şeyi bilip görene ve karşılığını verene benzer mi onlar,  tutup Allah'a eş tanıyorlar onları. De ki: Bir ad takın onlara. Yoksa  yeryüzünde bilmediği birşeyi mi haber veriyorsunuz ona, yahut da geçici bir boş  lâf mı ediyorsunuz? Kâfir olanlara düzenleri hoş ve sevimli görünmede ancak ve  yoldan çıkarılmadalar ve Allah, kimi doğru yoldan saptırırsa onu doğru yola  sevkedecek yoktur.     

34- Onlara  dünyâ hayâtında azap var, âhiret azâbıysa daha da ağırdır ve onları Allah'tan  koruyacak kimse de yoktur.     

35- Çekinenlere  vaat edilen cennetin örneği şu: Kıyılarından ırmaklar akar. Yemişleri ve  gölgesi daimîdir. Çekinenlerin sonucu budur, kâfirlerin sonucuysa ateştir.     

36- Kendilerine  kitap verdiğimiz kimseler, sana indirilen şeyden dolayı sevinirler ve bölükler  içinde onun bir kısmını inkâr edenler de var. De ki: Bana, Allah'a kulluk etmem  ve ona şirk koşmamam emredildi. Ona dâvet etmedeyim, sonucu dönüp varacağım yer  de onun tapısıdır.     

37- İşte  böylece ona Arapça bir hükümdür indirdik. Sence bilindikten sonra tutar da  onların dileklerine uyarsan Allah'a karşı ne bir dost bulunur sana, ne de seni  ondan koruyacak biri.     

38- Andolsun  ki senden önce de peygamberler gönderdik, onlara eşler ve soy-sop verdik.  Hiçbir peygamber yoktur ki Allah'ın izni olmadıkça bir mûcizeyle gelsin. Her  mukadder zaman, tespît edilmiştir.     

39- Allah,  dilediğini bozar, dilediğini yazar ve kitabın aslı, esası, onun katındadır.     

40- Onlara  vaat ettiğimiz şeylerin bir kısmını sana göstersek de sana düşen vazife, ancak  tebliğdir, seni öldürsek de ve hesap, bize âittir.     

41- Görmediler  mi ki âdeta onların yerlerine geliyor, etrafından yurtlarını eksiltip  duruyoruz. Allah hükmeder, hükmünü bozacak yoktur ve o pek tez hesap görür.     

42- Onlardan  öncekiler de düzenler kurdular, iş ve tedbîr, tamamıyla onundur, herkesin ne  kazanacağını da bilir. Kâfirler, yakında bilirler, anlarlar, dünyâ yurdunun  sonundaki hayır kimin.     

43- Kâfirler,  sen peygamber değilsin derler; de ki: Sizinle aramda tanık olarak Allah ve  kitap bilgisine sâhip olan yeter.

 

               
                                  [1]                      ) Ulaştırılması, riâyet edilmesi emredilen şey, bütün peygamberlerle kitaplara  inanmaktır. Hz. Muhammed (s.a.a)'e yardım etmek, ona uyup din düşmanlariyle  savaşmak, anaya babaya saygı göstermek ve akRabalık haklarına riâyet etmektir  de denmiştir.       
   

Total Visit: 292
Total Rank: 0
Total Rankers: 0
Total Comments: 0

Oy vermek için yetkiniz yok. Lütfen giriş yapınız.