Çarsamba 8 Eylül 2010 - 15:02

الأربعاء ٣٠ رمضان ١٤٣١

چهارشنبه ۱۷ شهريور ۱۳۸۹ - ۱۶:۳۲

Kullanıcı adı:

Şifre :

Şifremi Hatırla
Şifremi unuttum   aktivasyon
Üye ol
    

Bundan önce sözünü etmiş olduğumuz İslâm öncesi ve İs­lâm’ın zu­huru es­nasındaki İran lehçeleri ve meşhur edebî diller ara­sından resmî bir dil şeklinde ortaya çıkan ve tüm İslâm dönemi bo­yunca siyasî, ilmî, ve edebî yararlanma ko­nusu olan hatta uzun bir süre Asya kıtasının büyük bir bölümünün siyasî dili ha­line gelen tek lehçe, şairlerimizin ve yazarla­rımızın bazen “Derî” bazen de “Pârsî” ya da “Pârsî-yi Derî” diye niteledik­leri Derî Farsçasıdır.

Bu dilin “Derî” olarak isimlendirilmesi, onun şahların sarayına özgü ol­ması­dır. Zira sarayda, devlet kademesinde ve padişahlık mer­kezinde ko­nuşma konusu olan dile Derî dendiği kuralı eskiden beri vardı. Derî, “Der”e (=Saraya, dergaha) mensup olan demektir. Örne­ğin el-Fihrist’in yazarı İbn Nedîm, İbn Mukaffâ’dan naklen şöyle de­miştir: “Sâsânîler dö­neminde Medâyin şehirlerinde[1] kullanıl­makta olan lehçeye Derî denilmek­teydi. Saray halkı bu dille konuşmak­taydı. Bu Derî konuşması saraya özgüdür”. Aynı noktayı, Hamza b. el-Hasan el-İsfahânî de et-Tenbîh adlı kitabında zikretmiştir. Yâkût-i Hamavî de, Mu’cemu’l-Buldân adlı kitabında “Fehlu” isminin zeylinde ondan nakletmiştir. el-Makdîsî de kendi ki­tabı Ahsenu’t-Tekâsîm’de, Buhârâ halkının dilini zikreder­ken (onun zamanında yani IV/X. yüzyılda Sâmânîlerin başkentiydi) onu Derî dili olarak kabul eder ve, “Pa­dişahın adı onunla yazıldığı ve kendisine su­nulan arzlar bu dille olduğu için Derî diye adlandırılır. Der kelimesinden türemiştir, der ise bab, kapı anlamına gelir. Yani saray ve dergah halkının ko­nuştuk­ları dil demektir.”

Sâsânîler döneminde Medâyin’de kullanılmakta olan dile “Derî” denil­diği gibi, III/IX. ve IV/X. yüzyıllarda Sâmânîlerin başkenti “Bu­hârâ”nın dili de bu adla isimlendirilmekteydi. Diğer taraftan Mustavfî-yi İbn Havkal ve el-Makdîsî’nin Horâsân ve Mâverâunnehir’in bir bölümü­nün dili konusunda yap­tıkları açıkla­malar, o diller ile Buhârâ dili arasında büyük bir benzerlik olduğunu ve Derî lehçesinin kullanıldığı alanın Nişâbûr sınırından doğu ve ku­zey-doğu ta­rafına doğru uzandığını bizlere ispat etmektedir. O halde İslâm döneminde Derî dilinden söz edildiğinde amaç, eski İran’ın doğu ve kuzey-doğusundaki edebî dil­dir. İranlı devletle­rin İslâm dö­neminde ilk önce bu bölgeden çıkmış olmaları da bundan ileri gel­mektedir. Bu bölgeden çıkmış olan bu devletlerin resmî saray dili de bu bölgede konuşulmakta olan lehçeye dayanmaktaydı. Bu dil, hükü­met ka­demelerindeki ve “Der=saray”daki konuşulan dil olduğu için de “Derî” diye ad­landırıldı. Derî dili için takılmış olan her türlü diğer isimler uy­durma olup önem­sizdir. Yine bu dil, bizim de bildiğimiz üzere, Fars edebi­yatının ilk dönemlerinde Derî’ye ilave olarak “Pârsî” ya da “Pârsî-yi Derî” olarak da adlandırılmaktaydı. Pârsî, burada kay­nağı Fars bölgesi olan dil anlamında değil, Arapça ve Türkçe’ye karşı­lık olarak kullanılmaktadır. Sadece bu dilin görünürdeki adlandırılma­sıyla yetinerek onu Fars top­raklarından çıkmış olarak kabul eden do­ğubilimcilerin söyledikleri tama­men yanlış ve  onların bilmezliklerin­den kaynaklanmaktadır. “Derî”yi ve “Pârsî”yi birbirinden üstün çı­karmaya ve ayırmaya çalışan bir takım kim­selerin yaptıkları da bunun gibidir. Halbuki Pârsî Derîdir, Derî de Pârsî.

Genc-i Sohen kitabının girişinde yeteri derecede delil ve bel­geyi zik­re­de­rek Tisfun’da ve diğer Medâyin şehirlerinde konuşulmakta olan Derî dilinin, baş­kentin bir günlük konuşma dili, daha doğru bir ifadeyle, bir başkent lehçesi oldu­ğunu gösterdik. Ve onun esas unsuru, Pehlevice (Eşkânî Pehlevîcesi) dili, kimi unsurları da Eşkânî şehinşâhlığı döneminde başkent dili şeklinde kullanılan batı İran leh­çelerindendi. Bu başkent dili, yavaş yavaş tüm İran bölgelerinin iletişim dili olarak kullanılır oldu ve yaygınlaştı. Nitekim Sâsânî döneminin sonlarında ve İslâmî dönemin başlarında yaygın olup İranlıların dü­şüncelerini ifade ettikleri bir dildi. Aynı sebepten dolayıdır ki bu dilin Sâsânî Pehlevîcesi (Pârsî-yi Miyâne) yerine Müslümanların resmî dili olarak seçildiğini görüyoruz. Birbirine çok yakın zamanlarda Sistân’da, Horâsân şehirlerinde, Gurgân, Kumis, Semerkand, Bu­hârâ ve diğer Mâverâunnehir vilayetlerinde, bir dil ve lehçe ile şiir söyleyen kim­seler ortaya çıktılar. Bunu birbirlerinden öğrenmeksi­zin ve taklit etmeksizin yaptılar. Ve kesinlikle aynı dönemlerde de onu Saffârîler ve Sâmânîler sarayında ve belki de bunlardan da önce Tâhirîler devleti sarayında resmî saray dili olarak kullanıldı. Nihayet bu iletişim lehçesi hakikatte Pehlevî (Partça) kabileler ve aşi­retler aracılığıyla doğu­dan batıya (Medâyin) götürülmüş olduğu için İran doğu bölgelerinde Derî edebi­yatı başladığında halk için tanıdık bir dildi. Özellikle de çok hızlı bir şekilde değişik doğu lehçeleri unsurları ister Horâsân lehçeleri, ister Sistân lehçeleri ister Mâverâunnehir lehçeleri ona şiddetle etki ettiler ve söz ko­nusu bölgede nazım ve nesir alanında bu etkinliğe göre üstat­lık ko­numuna gelen kişilerin çıkışı büyük bir artış gösterdi, Derî edebiyatının doğulu görüntüsünü, Fars edebiyatının ilk yüzyıllarında kesin ve sağlam bir hale getirdi. Fakat sonraki yüzyıllarda, özellikle de şiir ve nesrin daha çok İran’ın merkezi ve batı bölgele­rindeki sözcüle­rin eline düştüğü VI/XII. yüzyıldan itibaren İran’ın batı lehçeleri­nin bir kısmının da etkisi onda gö­rülmeye başladı. Bu da Derî edebiyatının do­ğuya özgü olması özelliğini ortadan kaldırmış oldu.

Genişçe bir açıklamayı gerektirmeyen bir nokta da şudur: Akıcı ve gönle hoş gelen Derî Farsçası, yavaş yavaş Arapça okuyup yazan Farsça konuşan kimselerin tasarruflarının etkisi sonucu kendi aslî ya­pısından uzaklaşıp karma bir dil şekline dönüştü.



[1] Medayin, Tisfun, Sulukiye vb. gibi birbirine bağlı birkaç şehirden oluşmaktaydı. Bu cüm­lede “Medayin şehirleri” kullanılmış olması da bundan dolayıdır.

Total Visit: 1
Total Rank:
Total Rankers:
Total Comments:

Oy vermek için yetkiniz yok. Lütfen giriş yapınız.