Perşembe 29 Temmuz 2010 - 16:25

الخميس ١٨ شعبان ١٤٣١

پنجشنبه ۷ مرداد ۱۳۸۹ - ۱۷:۵۵

Kullanıcı adı:

Şifre :

Şifremi Hatırla
Şifremi unuttum   aktivasyon
Üye ol
    
 
            


ÖZGEÇMİŞ-Klasik Format-

           

1959 yılında Hendek/Adapazarı'nda dünyaya geldim. İlk-Orta ve Lise tahsilimi burada tamamladım. Üniversite tahsilimi 1976-80 yılları arasında İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Türk Dili ve Edebiyatı Bölümünde ikmal ettim. Mezuniyeti takiben Süleymaniye Kütüphanesi'nde elyazması uzmanı olarak göreve başladım ve bu kuruluşta Türkiye Yazmaları Toplu Kataloğu (TÜYATOK) bünyesinde çalıştım. Bu arada İstanbul Üniv.de “Cinani, Hayatı ,Eserleri ve Divanı'nın Tenkitli Metni “ ünvanlı doktora çalışmamı 1985 yılında tamamladım. 1986 yılında Süleymaniye Kütüphanesi'nden naklen Erciyes Üniversitesi Türk Dili ve Edebiyatı Bölümünde Yardımcı Doçent olarak akademik hayata başladım. Burada 1990 yılında Doçent, Nisan 1996 tarihinde de Profesörlüğe yükseltildim. 1998 yılında Fatih Üniversitesine geçtim ve halen bu üniversitede Türk Dili ve Edebiyatı Bölüm başkanı olarak görevimi sürdürüyorum.

           

1987 yılında Fakültenin desteğiyle Paris Bibliotheque Natıonale'de, 1996 yılında Başkırt Devlet Üniversitesinde ve 1997-98 yıllarında Tunusta araştırmalarda bulundum.

           

Yabancı dilim Fransızcadır. Ayrıca orta derecede Farsça ve Arapça biliyorum. Evli ve beş çocuk babasıyım.

Prof.Dr.Cihan Okuyucu

YAYIN LİSTES

KİTAPLAR:
        1. “Cinani,Hayatı,Eserleri,Divanının Tenkitli Metni”, XXXVII + 770 s, Türk Dil Kurumu Yayını, Ankara 1994

2. “Cinani Divanından Seçmeler” 191s. Kültür Bakanlığı Yayını. 1996
        3. “Hilmi, Bahru'l-kemal”,Transkribe Metin.XVIII+ 373s. Erciyes Üniv.Yayını , Kayseri 1995
        4. “Hazini,Cevahirü'l-ebrar min emvac-ı bihar”( Yesevi Menakıbnamesi), XVI+ 219 s. Erciyes Üniv.Tıp Tarihi Enstitüsü Yayını,Kayseri 1995
        5. “Eyüp Sabri Paşa, Mir'at-ı Harameyn”(Mekke-Medine Tarihi, Osmanlıca aslından ihtisar edilmiş ve sadeleştirilmiş metin) ,283s.,İSAV. İstanbul 1986

6. Nabi, ,224 s. Timaş 2001.

7.İçimizdeki Mevlana, Bilge Yayınları 200

8. Göz Hakkı Gönül Armağanı, Kaynak yay. 2002

9.Zamana Adanmış Sözler, Kaynak yay. 2002

10..Türabi Divanı, Fatih Üniv. 2004

11.Mevlana konuşuyor, Bilge Yayınları 2006

12.Göz gördü kalem yazdı, Sütun yay. 2006

13.Gazel bahçesi, Sütun yay. 2006

14.Mevlana,Sütun Yay.2007

Ayrıca çok sayıda makale, tebliğ ve ansiklopedi maddesi yazdım.

Ödüller:

2006 Türkiye Yazarlar Birliği ödülü: Göz Gördü Kalem Yazdı , Yılın en iyi gezi kitabı ödülü.

2007 Kayseri Aydınlar ocağı, Türk Kültürüne Hizmet Ödülü

---

MEVLANA VE ÇAĞDAŞI ANADOLU ŞAİRLERİNDE EVRENSEL BARIŞ FİKR

Ma-bera-yı vasl kerden amedim

Ne bera-yı fasl kerden amedim

( Biz bölmeye, parçalamaya gelmedik. Biz ayrılanları buluşturmaya, uzak düşenleri kavuşturmaya geldik )

Çağımızın önemli düşünürlerinden Toynbee'ye göre , global bir köy haline gelen dünyamız büyük bir riskle yüzyüzedir. Geçmişten günümüze insanlığın bilgi ve teknoloji eğrisi daima yükselirken ahlak ve insani erdemler eğrisi aksine düşüş göstermiştir. İnsanlığın bu büyük bilgiyi taşıyacak bir ahlak ve erdem omurgasına ihtiyacı vardır. Dünyamızın üçüncü bir dünya savaşını tecrübe etme lüksü yoktur. O halde globalizmle birlikte küçülen ve kaderi birleşen insanlığa ortak bir insanlık şuuru kazandırmak ve onları evrensel değerler etrafında toplamak lazımdır. Tabiatıyla bu değerler suni olmamalı sahici kaynaklardan beslenmelidir. Büyük düşünür bu noktada adres olarak ahlakın kaynağı olan dinlerden istifade etmeyi önerir. Evrensel barışı besleyecek insanlık sevgisi ve müsamaha islam dünyasında ve özellikle islam tasavvufunda kuvvetli bir damar olarak daima mevcut olmuştur. Mademki mevcudat tek bir Rabbin eseridir, sufi bütün yaratılmışları sevmeyi aşık olduğu Hak sevgisinin bir vecibesi olarak kabul eder. Bu fikir en başarılı ifadesini Yunus Emre, Aşık Paşa, Hacı Bektaş-ı Veli ve bilhassa Mevlana gibi Anadolu sufileri arasında bulmuştur. Mevlanada bu anlayışı şu çarpıcı cümleyle ifade eder: “ Benim tek bir canım, yüz bin tenim var.. Binlerce insan gör­düm ki ben onlar olmuşum sanki. Onların arasında yalnız kendimi göremedim." (Rubailer, 954, 1067)

Mevlana insanlığı kucaklamaktaki sınır tanımazlığını: “Gök kubbe evim, insanlık ailem” şeklinde formüle etmiştir.. Ancak bu sevgide klasik hümanist anlayışla sufist hümanizmin hareket noktaları bakımından farklı olduğunu söylemek gerekir. Hümanizmde insana duyulan sevgi yine insan kaynaklıdır. Sufi ise insanı bütün varlıklar arasında Tanrının güzelliklerini en iyi yansıtan bir ayna olması bakımından değerli bulur. Yunusun ifadesiyle prensip şudur:

Yaratılanı severiz yaratanından ötürü

Mevlana Tanrıyı güneşe, bütün varlıkları ve insanları ise güneşin ışığını yansıtan aynalara benzetir. İnsan aynadaki ışığı sevmekle gerçekte güneşi sevmiş olur. Çünkü ışık güneşten ayrı değildir. Bunun tersi de doğrudur: Güneşi seven onun ışığını yani yarattıklarını da sevmek durumundadır. Yoksa kendi kendisiyle çelişmiş olur.

           

Biz özetlemeye çalıştığmız bu fikirlerin günümüzün problemlerini çözmede de pratik bir değeri olduğunu düşünüyoruz. Günümüzde ana sorunumuz bir yandan kendi farklılıklarımızı ve yerel kültürlerimizi korurken diğer taraftan nasıl evrensel bir barış tesis edebileceğimiz konusudur. Mevlananın şu beyti bu konuda oldukça fikir vericidir:

Hem-çü pergarim der-pa der-şeriat üstüvar

Pay-ı diğer seyr-i heftad ü dü-millet miküned

(Bir ayağım sımsıkı islamın üzerinde, diğer ayağımla 72 milleti dolaşıyor ve kucaklıyorum .)

Bu sözler bize “Vaymarlıyım ve dünya vatandaşıyım Yani bir milliyetim var ama aynı zamanda dünyanın adamıyım.”diyen Göthenin sözlerini hatırlatmaktadır. Demek ki burada hem kendisi kalmak hem hem kendini aşmak sözkonusudur.Peki bu mümkün mü? Şekil olarak hayır, ruh olarak evet. Mevlâna, insanlığın birliğini, dinlerin ve kültürlerin şekil birliğinde aramaz. Ona göre şekil, çeşitli renk ve desendeki kaplara benzer. Mana ise sudur. Dış gözü kabı, iç gözü ise suyu görür. Aslolan kapta değil suda bir olmaktır. Kısacası herkes kendi dininin şeklî yapısını korumalı ama özdeki müşterek noktalar üzerinde diğer din mensup­larıyla dostça, sıcak alakalar kurmalıdır. Rûmî'nin diğer dinlere yönelik bu tutumu bazan onun dinler üstü bir şahıs gbi algılanmasına yol açmıştır. Aslında onun fikirleri Kur'an'ın Hûd suresi 118-119. ayetlerindeki esprinin şiire dökülüşüdür. Bu ayetlere gö­re, Allah dileseydi tüm insanlık bir tek ümmet olur, bir tek imanda birleşirdi ama Allah insanları kendi seçimlerinde serbest bırakmıştır. O halde diyebiliriz ki günümüzde muhtaç olduğumuz evrensel değerlerin pek çoğunu kendi bünyesinde barındıran islam sufizmi bu prensipleri dine rağmen değil doğrudan doğruya dinin kendisinden almaktadır

           

Görülüyor ki Rûmî, 7 asrı aşkın bir zaman önce, bugün bile ulaşamadığımız bir kozmik-evrensel kültüre, bir kültürlerüstü düzeye (transcultüral state) ulaşmış ve bunun ge­reklerini de yaşamıştır. Nicholson, Rûmî'nin- ilahî Komedya'sında İs­ lam Peygamberi'ni cehennemde tasvir eden- Dante'ye üstünlüğünden bahsederken, şöyle der: "Rûmî, Dante'nin doğu­mundan birkaç yıl sonra öldü. Fakat, Hıristiyan şair, çağdaşı Müslüman şairin ulaştığı enginlik, merhamet ve hoşgörüden uzaklardadır." (Nicholson, 100)

           

Kısacası, bütün toplumların lif lif çözüldüğü ve insanın bizzat kendi kendisiyle karşı karşıya geldiği günümüz dünyasında Mevlana ve onunla aynı çizgiyi temsil eden çağdaşı Anadolu şairleri bizi kendimize, insanlığa ve dünyaya başka bir pencereden bakmaya ve bu pencereden bakabilecek olgun gözlere sahip olmaya davet ediyor.

           

Hazırladığımız tebliğin ana amacı islam dünyasının insanlığa verebileceği en anlamlı hediye olduğunu düşündüğümüz bu çizgiyi açığa çıkarmak ve insanlığın istifadesine sunmaktır

   
Total Visit: 1914
Total Rank: 0
Total Rankers: 0
Total Comments: 0

Oy vermek için yetkiniz yok. Lütfen giriş yapınız.