| Osman'ın Akrabalarının Özgeçmişleri  a) Osman'ın halasıoğlu ve süt kardeşi Abdullah b. Sa'd b. Ebu Serh-i Amiriy-i Kurşî.  Hakim bu konuda şöyle demiştir:  Abdullah, Resulullah'ın (s.a.a) vahiy katibi idi. Yazılarında vahye ihanetleri açıkça ortaya çıkınca Resulullah (s.a.a) onu azletti. O da mürted olup Mekke ehline katıldı.  O, Mekkeliler'e şöyle diyordu: Ben Muhammed'i istediğim gibi yönlendiriyorum. Bana "Azizun, Hakimun" yazdırı-yordu ve ben ise "Alimun, Hakimun" diyordum. O da "Evet, ikisi de doğrudur." diyordu.  Onun hakkında şu ayet nazil olmuştur:  Allah'a karşı yalan uydurup iftira eden veya kendisine hiçbir şey vahyolunmamışken "Bana da vahiy geldi." diyen ve "Allah'ın indirdiğinin bir benzerini de ben indireceğim." diyenden daha zalim kimdir? Sen bu zalimleri, ölümün şiddetli sarsıntıları sırasında meleklerin ellerini uzatarak onlara: "Canlarınızı (bu kıskıvrak yakalanıştan) çıkarın, bugün Allah'a karşı haksız olanı söylediğiniz ve O'nun ayetlerinden büyüklenerek (yüz çevirmeniz) dolayısıyla alçaltıcı bir azapla karşılık göreceksiniz." (dediklerinde) onların hâlini bir görsen... Resulullah (s.a.a) onun kanını helâl kıldı. Mekke fethedilince bütün Mekke halkına eman verilmişti. Yalnız dört erkek ve iki kadın Kâbe'nin perdesinin altında bile bulunsalar bu güvenceden müstesnaydılar. Bunlardan biri olan Abdullah b. Sa'd, kaçarak Osman'a sığındı, Osman da onu sakladı. Nihayet Mekke'de durumlar sakinleşince Osman onu alıp Re-sulullah'a (s.a.a) getirdi. Onun için güvence vermesini istedi. Resulullah (s.a.a) uzun süre sessiz kaldı. Sonra, "Olsun." buyurdu. Osman geri dönünce Resulullah (s.a.a) yanındakilere, "Sizden biriniz kalkarak onun boynunu vursun diye susmuştum." buyurdu. Ensar'dan bir adam, "Ya Resulullah! O hâlde neden bana işaret etmediniz?!" diye sordu. Bunun üzerine Resulullah (s.a.a), "Peygambere gözleriyle işaret etmek yakışmaz." buyurdu.  Evet; Abdullah b. Sa'd böyle bir kişiydi. Osman halife olunca, Mısır valisi olan Amr b. As'ı oranın haraç ve vergisini toplamaktan azledip ordu komutanlığıyla cemaat imamlığını Amr'a bıraktı, haraç ve vergi toplamak için de Abdullah'ı görevlendirdi. Fakat bir süre sonra bu ikisi anlaşamayınca Osman Amr'ı azledip namazı kıldırmayı da Abdullah b. Ebu Serh'e bıraktı. Osman'ın öldürülmesinden sonra Abdullah bu makamından geri çekildi. Muaviye'den nefret ediyor ve "Osman'ın ölümüne sevinen bir kişi ile çalışmam." diyordu. Abdullah Hz. Ali'nin hilafeti döneminde Remle'de (Mekke'de) vefat etti. Zehebî, "Ondan bir hadis rivayet edilmiştir." diyor.  b) Osman'ın amcası Hakem b. Ebi'l-As'ın oğulları Mervan ve Haris:  Belazurî şöyle rivayet eder:  Hakem b. Ebi'l-As cahiliyye döneminde Resulullah (s.a.a) ile komşu idi. İslâm'ın zuhurundan sonra Resulullah'a (s.a.a) en çok eziyet edenlerdendi. Medine'ye gelişi Mekke'nin fethinden sonradır. Dininden dolayı en çok ayıplanan kişilerdendi. Resulullah'ın arkasında yürür, ağız, burun hareketleri yapardı. Resulullah (s.a.a) namaz kılarken arkada durur, parmaklarıyla işaretler yapardı. Nihayet şek ve tereddüt ile kapıldığı deliliği ve cinneti üzere kaldı. Bir gün Resulullah'ı (s.a.a) eşlerinden birinin yanındayken gizliden gözetlemeye çalışırken Hazret onu görüp tanıdı. Resulullah (s.a.a) bir sopayla onun üzerine yürüyerek, "Bu mel'un kertenkeleyi ben-den uzaklaştıracak kimse yok mu? Bundan böyle o ve çocukları benim olduğum yerde durmasınlar." buyurdu ve onların hepsini Taife sürgün etti. Resulullah'ın (s.a.a) vefatından sonra Osman, Ebu Bekir'le onların durumunu görüşüp geri getirilmelerini istedi. Fakat Ebu Bekir kabul etmeyerek, "Ben Resulullah'ın (s.a.a) kovduklarını barındırmam." dedi. Sonra Ömer halife olunca onunla da onların durumunu görüştü. Ömer de Ebu Bekir'in verdiği cevabı verdi. Nihayet Os-man'ın kendisi halife olunca onları Medine'ye getirdi.  Hakem Medine'ye döndüğünde üstünde yağlı ve eski bir elbise vardı; önüne bir keçi salıp sürerek gelmişti. Beraberindekilerle birlikte Halife'nin evine varıncaya kadar halk, onların kötü durumlarını seyrediyordu. Bir süre sonra Halife'nin evinden, üstünde halis ipek kumaştan bir cübbe ile çıktı.  Müslümanların sadakalarını toplamakla görevli memur akşam üzeri çarşıya indiğinde Osman da çarşıya gelerek, "On-ları Hakem'e ver." dedi.  Bir müddet sonra Kazâa'nın sadakalarının sorumluluğunu ona bıraktı. Toplanan zekâtın meblağı 300.000 (üç yüz bin) dirheme ulaştı. Hakem bunları toplayıp Osman'a getirdiğinde hepsini kendisine hibe etti. Hakem ölünce de Osman onun mezarının üstüne bir çadır kurdurup ona matem tuttu.  Mervan b. Hakem Osman'ın kızı Ümmü Eban'ı ve kardeşi Haris de kızı Aişe'yi almaları nedeniyle Osman'ın enişteleriydi.  Onları lânetleme, yerme konusunda Hz. Resulullah'tan (s.a.a) birçok hadis rivayet edilmiştir. Hz. Resulullah (s.a.a) Hakem'i ve evlatlarını lânetleyerek şöyle buyurmuştur:  Bunların soyundan gelecek olanların ellerinden çekecekleri beladan ötürü ümmetime eyvahlar olsun.  Yine buyurmuş ki:  Allah'ın lâneti ona ve onun soyundan gelenlere olsun. Ancak onlardan sayıları çok az olan iman edenleri hariç.  Yine şöyle buyurmuştur: Ebu'l-As oğullarının sayısı otuza ulaşınca Allah'ın dini-ni aldatma vesilesi edecekler. Allah'ın kullarını kendilerine köle edecekler ve Allah'ın malını kendilerine has kılacaklar.  Hz. Resulullah (s.a.a) şöyle buyurmuştur:  Ben rüyamda, Ebu'l-As oğlu Hakem'in oğullarının minbe-rimin üzerinde maymunlar gibi zıplayıp düştüklerini gördüm.  O günden sonra da Hz. Resulullah'ın (s.a.a) vefat edinceye kadar halk arasında güldüğü görülmedi.  Hakim, Abdurrahman b. Avf'tan şöyle rivayet eder:  Birisinin çocuğu olunca mutlaka Resulullah'a (s.a.a) getirir, Resulullah da (s.a.a) onun hakkında hayır duada bulunurdu. Bu maksatla -daha yeni dünyaya gelen- Mervan b. Hakem'i onun huzuruna getirdiklerinde Resulullah (s.a.a) şöyle buyurdu: "O, kertenkele oğlu kertenkele, mel'un oğlu mel'undur."  Bunlar, Hz. Resulullah'tan (s.a.a) onlar hakkında nakledilen bazı rivayetlerdir; daha önce Osman'ın onlara yaptığı bazı bağışları zikretmiştik.  * * *  Buraya kadar İmam Ali'den (a.s) önceki halifelerin humus ve Hz. Resulullah'ın (s.a.a) mirasıyla ilgili içtihatlarını inceledik. Şimdi ise bu konuda İmam Ali'nin (a.s) kendi döneminde neler yaptığını inceleyeceğiz. |