Çarsamba 23 Mayıs 2012 - 05:25

الأربعاء ٣ رجب ١٤٣٣

چهارشنبه ۳ خرداد ۱۳۹۱ - ۰۶:۵۵

Kullanıcı adı:

Şifre :

Şifremi Hatırla
Şifremi unuttum   aktivasyon
Üye ol
    
       

Nübüvvet-i Amme ve İmamet 
   
ya resulullah
     

       Bazı sünni kardeşler "Şiilerin  bir imamın varlığını ispat etmek hususunda niçin bu kadar ısrar  ettiğini bilemiyoruz. Bu hususta o kadar ısrar ediyorlar ki ortalıkta  bir imam görünmediği halde, "o gaibtir, ve gizli yaşamaktadır" diyorsunuz.  Halbuki Hz. Peygamber (s.a.a) halka Allah’ın hükümlerini beyan  etmiştir. O halde yaratılış aleminin bir imamın varlığına ne ihtiyacı  vardır?" demekteler.
             Bu soruya şöyle cevap vermek  gerekir: Unutmayalım ki Nübüvvet-i amme’yi ispat eden ve hükümleri  göndermeyi gerekli kılan delil bir hükümleri koruyacak bir imamın   varlığını da iktiza etmektedir. Daha fazla açıklık için ilk önce  Nübüvvet-i amme’nin delilini özetle beyan edecek ve sonra da asıl  konuyu değinmeye çalışacağız.Yerinde ispat edilmiş olan ve şu  anda da özetle zikretmek istediğimiz önbilgiler üzerinde biraz  dikkatlice düşünülecek olursa Nübüvvet-i amme mevzuu kolaylıkla  açıklığa kavuşur:
        1- İnsan özel yaratılışı gereği, tek başına yaşamını sürdüremez. Kendi  türünden olan diğer insanların yardım ve işbirliğine ihtiyacı vardır.  İnsan sosyal ve medeni bir varlık olarak yaratılmıştır, çıkar  çatışmaları ise hayatın vazgeçilmez bir neticesidir. Zira toplumdaki  fertlerden herbiri, zaten sınırlı olan maddi çıkarlardan azami istifade  etmek ve önündeki engelleri ortadan kaldırmak ister. Halbuki diğerleri  de bu hedefe ulaşmak istemekte ve neticede çıkarlar çatışarak  diğerlerinin hakkına tecavüz durumu ortaya çıkmaktadır. Bu sebeple  toplum idaresi için kanunun varlığı zaruret arzetmektedir; kanunun  sayesinde bireylerin hakları korunmakta, zorbaların önü alınmakta ve  ihtilaflar yok olmaktadır. Buna göre denilebilir ki: Kanunların varlığı  insanlığın yararlandığı  en iyi hazinedir. Dolayısıyle denebilir ki,  insanoğlu sosyal hayatı icabı kanunun varlığından istifade etmiş ve ona  sürekli saygı göstermiştir.
        2- İnsan kemale erme gücüyle donanmış ve fıtratı gereği kemal ve saadetine  yönelmiştir. Sürekli çalışmalarının tümünde hakiki kemale erişmek  dışında hiç bir maksad ve hedefi yoktur. Tüm fiil, hareket ve yorulmak  bilmeyen ciddiyetleri o yüce hedef etrafında dönüp durmaktadır.
        3- İnsan terakki ve tekamül yolunda olduğundan ve gerçek kemale fıtratı  gereği eğilim gösterdiğinden bu hedefe ulaşması da elbette ki mümkün  olmalıdır. Zira yaratılış düzeninde anlamsız hiçbir şey yoktur.
        4- İnsanın cisim ve ruhun bileşiminden artık bilinen bir mevzudur. İnsan  cisim yönünden maddidir; ama ruhu beden ile tam bir irtibatı olduğu ve  onunla kemale erdiği halde mucerreddir.
        5- İnsan ruh ve bedenden oluştuğu için ister istemez iki çeşit hayata da  sahiptir. Birincisi bedeni ile ilgili olan dünyevi hayatıdır, diğeri  ise ruhu ile ilgili olan manevi ve ruhî hayatıdır. Neticede bu iki  hayatta da mutluluk ve mutsuzluğu olacaktır.
        6- Beden ve ruh arasında sıkı bir ilişki ve birlik olduğu gibi dünyevi  hayat ile ruhî hayat arasında da bir irtibat ve birlik vardır. Yani  insanın bedenî faaliyet ve hareketleri ile dünyevi hayatının, onun  ruhunda bir takım etkileri vardır. Nitekim ruhî sıfat, melekeler ve  haletlerin de insanın eylemlerinde etkisi sözkonusudur.
        7- İnsan  tekamül yolunda olduğundan, tabiî ve fıtrî olarak kemale eğilim  duyduğundan ve Allah’ın yaratılışı da boşuna olmadığından, o gayeye  ulaşmak ve insanlığa ait kemalleri elde etmek için gerekli vesileler  ile donanmış olmasıdır. Böylece insan o hedefe ulaşmak ve  sapıklıklardan sakınmak için gerekeni teşhis edip yapabilir.
        8- Beşer, tabiatı gereği bencil ve çıkarcıdır. Kendi maslahat ve  menfaatleri dışında hiçbir şey düşünmez. O diğer insanları istismar  etmek ve onların emeğini sömürmek ister.
      9- Beşer sürekli gerçek kemallerinin peşinde olduğu ve o hakikati ararken  tüm kapıları çaldığı halde onu teşhis etmekten acizdir. Zira insanın  nefsânî istek ve meyilleriyle derunî duyguları, genelde hakikati teşhis  etme ve insanlığın doğru yolunu, insanın amelî (edimsel) aklını  karartmakta ve insanı sapıklık yönüne, zulüm ve şekavet vadilerine  sevketmektedir.


İmametin Seyrettiği Dört Dönem
İlâhî Emirle Hidayet Ne Demektir?
Peygamberin Halifesi 
İmamet İlâhî Bir Makamdır
İmam, İnsan Vücudundaki Kalbe Benzer


Total Visit: 536
Total Rank: 0
Total Rankers: 0
Total Comments: 0

Oy vermek için yetkiniz yok. Lütfen giriş yapınız.