Perşembe 9 Şubat 2012 - 03:58

الخميس ١٧ ربيع الأول ١٤٣٣

پنجشنبه ۲۰ بهمن ۱۳۹۰ - ۰۵:۲۸

Kullanıcı adı:

Şifre :

Şifremi Hatırla
Şifremi unuttum   aktivasyon
Üye ol
    
       


Nehc'ül Belâğa Bir Şaheserdir

     
       
Nehc'ül Belâğa Bir Şaheserdir
     
 

   Hz. Ali"nin (a.s) "Nehc"ül-Belâğa" diye elimizde bulunan sözlerinin  belirgin özelliklerinden biri, belli bir alanla sınırlı olmayıp çeşitli  konuları kapsayışıdır. Ali (a.s) kendi tabirince sadece bir alanda at  koşturmamış, çeşitli alanlarda ve hatta bazen birbirine zıt olan  alanlarda beyanı en üst dereceye ulaştırmıştır. Nehc"ül-Belâğa bir  şaheserdir; fakat sadece bir alanda değil, meselâ sadece vaaz, nasihat,  hamaset, aşk ve gazel veya övme, yerme vb. değil, ileride  açıklayacağımız üzere çeşitli alanlarda bir şaheserdir.

     

  Sadece  bir alanda bile olsa harika söz ve kelâm, çok olmayıp parmakla sayılır  kadar azdır; ancak yine de vardır. Çeşitli alanlarda harika değil de  normal seviyede söylenmiş sözler çoktur; fakat çeşitli alanlarda harika  olan söz sadece ve sadece Nehc"ül-Belâğa"ya ait bir özelliktir.

     

   Elbette Kur"ân-ı Kerim"in durumu farklıdır, ondan bahsetmek  istemiyoruz. Kur"ân dışında hangi şaheser Nehc"ül-Belâğa gibi farklı  boyutlara sahiptir?!

     
       
         
Söz  ruhun temsilcisidir; herkesin sözü, söyleyenin ruhunun ait olduğu  dünyaya aittir. Doğal olarak çeşitli dünyalara ait olan bir söz, tek  bir dünyayla sınırlı olmayan bir ruhun nişanesi ve habercisidir. Hz.  Ali"nin (a.s) ruhu belli bir dünyaya ait değildir, bütün dünyalarda  vardır (ve ariflerin tabiriyle "insan-ı kâmil, kevn-i cami=kapsamlı  varlık, cami-i hazarat=bütün derecelere sahip olan" insandır.) Onun  sözü de belli bir dünyayla sınırlı değildir.
       
     
     

   Hz. Ali"nin (a.s) sözlerinin özelliklerinden birisi bugünkü tabirle tek boyutlu değil, çok boyutlu oluşudur.

     

Hz.  Ali"nin (a.s) sözlerinin ve ruhunun bütün boyutları kapsayışı yeni  keşfedilmiş bir olay değildir; aksine bundan bin yıl önce yaşayan  insanları şaşırtan bir olaydır. Bundan bin yıl önce yaşamış olan Seyyid  Razî bunun farkına vararak hayranı olmuş ve şöyle demiştir:

     

   "İmam Ali"nin (a.s) sadece kendine has olan ve hiç kimsenin kendisiyle  ortak olmadığı insanı şaşırtan özelliklerinden biri şudur: İnsan  o hazretin takva, öğüt ve nasihat gibi sözlerinin üzerinde  düşündüğünde, bu sözleri söyleyenin yüce toplumsal bir kişiliğe sahip,  emri her yerde geçerli ve asrının tek hakimi olduğunu, geçici olarak  unutursa, bu sözleri söyleyenin takva ve çekinmeden başka bir şey  düşünmediği, ibadet ve zikirden başka bir işi olmadığı, evinin bir  köşesini veya bir dağın eteğini seçerek inzivaya çekildiği, kendi  sesinden başka bir ses duymadığı, kendisinden başka kimseyi görmediği,  toplum ve insanlar arasındaki kargaşadan habersiz olduğu konusunda asla  şüphe etmez. Hiç kimse takva, öğüt ve nasihatle ilgili olarak bu kadar  dalgalar yaratan ve böylesine yücelen sözlerin savaş meydanında  düşmanın kalbine kadar ilerleyen, kılıcı havada düşmanın başına inmeye  hazır olan ve kahramanları yere seren, kılıcından kan damlayan buna  rağmen böyle bir kişinin zahitlerin en zahidi ve abitlerin en abidi  olan birisinin sözleri olduğuna inanmaz."

  Seyyid Razî der ki:

"Ben bunu arkadaşlarla her fırsatta söz konusu eder, böylece onların hayran kalmalarına sebep olurum."

     

Şeyh  Muhammed Abduh da Nehc"ül-Belâğa"nın bu boyutunun etkisi altında  kalmıştır. Nehc"ül-Belâğa"da perdelerin değişimi ve okuyucuların  çeşitli âlemlere yönlendirilmesi onun dikkatini her şeyden daha fazla  çekmiş, onu daha fazla hayrete düşürmüştür; nitekim Nehc"ül-Belâğa"ya  yazdığı şerhin mukaddimesinde bu hususa değinmiştir.

     

  Hz.  Ali"nin (a.s) sözlerinin hayret verici boyutları bir yana, genel olarak  o hazretin ruhu, geniş kapsamlı ve çok yönlü, çok boyutlu bir ruhtur ve  daima bu sıfatla övülmüştür. O adaletli bir yönetici, geceyi ibadetle  geçiren bir abit, ibadet mihrabında gözü yaşlı, savaş meydanında güler  yüzlü, tavizsiz bir asker, şefkatli ve yumuşak kalpli bir idareci,  derin düşünceli bir filozof ve liyakatli bir komutandır. O hem  öğretmendir, hem hatip; hem kadıdır, hem müftüdür; hem çiftçidir, hem  de yazar. O, mükemmel bir insan olup beşeriyetin bütün manevî dünyasına  ihata etmiştir.

     

  Hicrî sekizinci yüzyılda vefat eden Safiyyuddin Hillî onun hakkında şöyle der:

"Cumiat fî sifâtik"el azdâdu

ve li-hâzâ azzet leke"l endâdu

Zâhid"un hâkim"un halîm"un şucâ"u

Fâtik"un nâsik"un fakîr"un cevâdu

Şiyem"un mâ cumi"ne fî beşer"in kattu

Ve lâ hâze mislehunne"l ibâdu

Huluk"un yuhcilu"n nesîme min"el lutfi

Ve be"sun yezûbu minhu"l cemâdu

Celle manâke en tuhîta bihi

eş-Şi"ru ve yuhsî sıfâteke" nakkadu."

("Sıfatlarında toplandı zıtlar bir araya / İşte bu yüzden nadirdir emsalin; her kes sana benzemeye.

Zahit, hakim, sabırlı ve cesursun / cür"etli, cömert, Al-lah"a itaat eden ve fakirsin.

Böyle sıfatlar kimsede gelmedi bir araya / benzerini kullar bir araya getiremeye

Nesim utanır o sıfatların inceliğinden / taşlar ise erir onun sertliğinden.

Daha yücesin sen! Şiir olup methedilmekten / kaleme dökülüp gözlemlenmekten.")

   Bütün bunlar bir yana, Hz. Ali"nin (a.s) maneviyattan bunca bahsetmekle  birlikte fesahati kemâl zirvesine ulaştırmış olması, dikkat çeken ayrı  bir ilginç noktadır. İmam Ali (a.s), hitabet için açık alanlar olan  şarap, sevgili, başkalarına karşı övünme vb. konulardan bahsetmemiştir.

  Ayrıca o, sözü, söz söylemek için veya konuşma sanatı  yeteneğini ortaya koymak için söylememiştir. Söz onun için bir araçtı,  hedef değil; o, bu vesileyle arkasında bir sanat eseri ve bir edebiyat  harikası bırakmak da istemiyordu. Dahası, onun sözleri kapsamlıdır,  zaman, mekan ve belli kişilerle sınırlı değildir; onun muhatabı  "insan"dır. İşte bu yüzden sınır ve zaman tanımamaktadır. Hâlbuki  bunlar konuşan kişiye alanı daraltır, onu bazı bağlarla sınırlı tutar.

   Kur"ân-ı Kerim"in lafız bakımından icazının önemli yönlerinden biri,  ortaya koyduğu muhteva ve konularının bütünü o sırada yaygın olan  konulara ters düşmesine, yepyeni bir edebiyatın başlangıcı olarak başka  bir dünyadan haber vermesine rağmen güzellik ve fesahatinin de icaz  haddinde olmasıdır. Nehc"ül-Belâğa başka açılardan olduğu gibi, bu  boyutuyla da Kur"ân"dan etkilenmiş ve gerçekte Kur"ân"ın evladıdır.

SEYİT RAZİ’NİN ŞAHSİYETİNE KISA BİR BAKIŞ

NEHC’ÜL-BALAĞA’DA HİTABETİN ROLÜ

NEHC'ÜL-BELÂĞA VE ŞİÎ DÜŞÜNCE

Nehcü’l Belağa’nın Şerhleri



Total Visit: 390
Total Rank: 0
Total Rankers: 0
Total Comments: 0

Oy vermek için yetkiniz yok. Lütfen giriş yapınız.