Çarsamba 23 Mayıs 2012 - 05:16

الأربعاء ٣ رجب ١٤٣٣

چهارشنبه ۳ خرداد ۱۳۹۱ - ۰۶:۴۶

Kullanıcı adı:

Şifre :

Şifremi Hatırla
Şifremi unuttum   aktivasyon
Üye ol
    

Nefsin Terbiye ve Arıtılmasının Önemi

Kendisinden din uydurarak -din kisvesi altında- kalabalık kitlelerin yoldan çıkıp sapmasına neden olanların çoğu ilim ehli insanlardı, bunlardan bazısı ilim mahfillerinde ilim öğrenmiş, çileler çekmiş kimselerdi. Batıl fırkalardan birinin kurucusu, bizim okuduğumuz bu ilmiye medreselerinde okumuştur. Ama ilim öğrenmenin yanısıra nefsini ve ahlâkını düzeltmekle de uğraşmadığından Allah yolunda adım atamamış, habislik ve kötülüğü kendisinden uzaklaştıramamış ve neticede onca rezilliği işlemiştir. İnsan habisliği kendisinden uzaklaştırmazsa ne kadar okur ve tahsil ederse etsin hiçbir yararı olmayacağı gibi, zararları da vardır. İlim bu habis merkeze -kötü insanın beynine- girdi mi, habis dallarla budaklar verir, kökünden kötü bir ağaç -Şecerei habise- oluverir. Arınmamış kara bir kalbe bu tür mefhumlar yığıldıkça perdeler artar; kendisini temizleyip düzeltmemiş bir nefis için ilim karanlık bir perdedir: "İlim en büyük örtü, en büyük hicaptır", bu nedenledir ki fasid bir alimin islama vereceği zarar ve kötülük, bütün zarar ve kötülüklerden daha fazla ve daha  tehlikelidir. İlim, nurdur; ama siyah bir yürek ve kokuşmuş bir gönülde sadece zulmeti artırır, karanlıkları çoğaltır. İnsanı Allah'a yakın kılan ilim, dünya düşkünü bir nefiste O Yüceler Yücesi'nden daha fazla uzak düşmeye neden olur. Tevhid ilmi bile, Allah'tan başka birşey için olursa karanlık perdelerden biri olur; çünkü "Allah'tan başka şeyle uğraşmak"tır. birisi Kur'an-ı Kerim'i Allah'tan başka bir gaye için ondört kıraatiyle ezberler ve okursa Hak Tealâ hazretlerinden uzaklaşma ve -O'nunla kendisi arasına- perde- germek-den başka şey geçmez eline. Siz ders çalışır ve zahmet çekerseniz alim olabilirsiniz; ama şunu bilmeniz gerekir ki "alim"le "nefsini temizlemiş insan" arasında çok fark vardır. Bizim üstadımız rahmetli şeyh rızvanullah Tealâ aleyh derdi ki; "molla olmak kolay, adam olmaksa pek zor" sözü yanlıştır, "molla olmak pek zor, adam olmaksa imkansız!" demek gerekir aslında"


İnsani erdem ve faziletler kazanıp insanî ölçülerle donanmak, sizin üzerinize düşen pek büyük  ve pek zor vazifelerden biridir. Şer'i bilimleri öğrenmekte olduğunuz ve ilimlerin en üstünü olan fıkhı tahsil etmekte bulunduğunuz şu sırada, böylece vazifeleriniz ve mükellefiyetlerinizi tamamen yerine getirdiğinizi ve artık rahat olduğunuzu zannetmeyin, Allah rızası için olmaz ve ihlas taşımazsa bu ilimlerin hiçbir faydası yoktur. Eğer tahsiliniz, Allah göstermesin, Allah için olmaz da nefsani istekleriniz için olursa, makam, mevki, şöhret ve prestij gibi şeyler için bu ilimleri öğrenirseniz kendinizi vebal altında bırakmış, günah altına sokmuş olursunuz. Bu terimleri -dînî  bilimleri- öğrenmek Allah rızasından başka bir şey için olursa -sadece- vebal ve suç getirir... Bu terim ve kelimeleri ne kadar fazla öğrenirseniz öğrenin, nefsin ıslahı ve takvayla içiçe olmazsa müslümanların dünya ve ahiret hayatının zararına olacak şekilde netice verecektir. Sırf bu kelimeleri bilmenin tesiri yoktur; tevhid ilmi dahi olsa, nefsî bir ihlas ve temizlikle içiçe olmadığı sürece sadece vebaldir. Tevhid ilmine âlim olup da kitleleri saptıran niceleri vardır... Niceleri, sizin sahip olduğunuz şu bilgileri -sizden-  daha iyi bildiği halde, sapmaları olduğu ve kendilerini henüz düzeltmemiş bulundukları için, topluma girince birçok insanın sapmasına ve yoldan çıkmasına neden olurlar. Bu kuru deyim ve kelimeler takva ve nefsin terbiyesiyle içiçe olmazsa, zihinde ne kadar üstüste yığılırsa nefsin çevresinde bir o kadar kibir ve kendini beğenmişlik  halesi oluşturur. Kendini beğenmişlik belasına müptelâ olan bedbaht bir alim kendisini ve toplumu ıslah edemez artık, islam ve müslümanlara zarardan başka netice hasıl olmaz böylelerinden; yıllarca ilim öğrenip şer'i gelir kaynaklarını harcadıktan ve islami hak ve ayrıcalıklardan onca faydalandıktan sonra sonunda islamın ve müslümanların ilerleme ve kalkınmaları yolunda bir engel teşkil eder, milletleri şaşırtıp yolundan saptırır; bu dersler, bu eğitim ve öğretimler ve dini ilmiye medreselerinde -bunca sene- okumuş olmanın semeresi şu olur: İslamın tanınmasına ve tanıtılmasına engel olur, Kur'an hakikatinin dünyaya takdim edilmesini önler, hatta kimi zaman -böylelerinin- varlığı, toplumun islamı ve islam dinadamlarını gereğince tanımasına mania bile teşkil edebilir!


Ben okumayın, tahsil etmeyin demiyorum; şuna dikkat etmeniz gerekir -diyorum-: İslam ve toplum için faydalı ve etkili olmak istiyorsanız, bir milletin başına geçip onları islama yöneltmek ve islamın temelini savunmak istiyorsanız -elbette ki- fakihliğin temelini pekiştirmeniz ve -bu konuda- görüş sahibi olmanız gerekir, Allah göstermesin, derslerinize çalışmazsanız medresede kalmanız haram olur bu durumda, islami bilimleri öğrenmek isteyen öğrencilere ayrılan şer'i hak ve gelirlerden faydalanamazsınız. İlim öğrenmek elbette ki lazımdır, ama fıkıh ve usül konularında nasıl zahmet çekip -öğrenmek için- uğraşıyorsanız, kendinizi düzeltme ve ıslah etme yolunda da bir o kadar zahmet çekip uğraşın. İlim için bir adım atınca, nefsani isteklerinizi ezme, ruhânî güçlerinizi takviye, ahlakınızı güzelleştirme, maneviyat ve takvanızı artırma yolunda da bir adım atın.


Bu bilimleri öğrenmek aslında nefsin arıtılıp terbiye edilmesi ve erdem ve fazilet kazanma, ilâhi adâb ve maneviyatlar edinme yolunda bir başlangıçtır bu, başlangıca takılıp kalmayın, yoksa sonucu elde edememiş olursunuz. Sizler Allah'ı tanımak ve nefsinizi terbiye etmekten ibaret olan pek yüce ve mukaddes bir gaye için bu bilimleri tahsil edip öğrenmektesiniz, bu çalışma ve uğraşınızı sonuçlandırmaya çalışmanız gerekir, asıl ve önemli gayenize ulaşmak için ciddiyet gösterin.

Dînî ilmiye medresesine adım attığınızda ilk işiniz, kendinizi düzeltip ıslah etmek olmalıdır. Medresede bulunduğunuz sürece ilim tahsilinin yanısıra kendi nefsinizi de terbiye edip temizlemelisiniz, böylece medreseden çıkıp da bir şehir veya bir bölgede millete rehberlikte bulunma sorumluluğunu üstlendiğinizde insanlar sizin davranışlarınıza bakarak yetişecek, sizin ahlâkî faziletlerinizden istifade edip öğüt alacak ve size bakarak kendisini ıslah edip düzeltebilecektir. Topluma girmeden önce kendinizi eğitip yetiştirmeye, ahlâkınızı ve kişiliğinizi sağlamlaştırmaya bakın. Bugün şu rahat haliniz ve elverişli ortamda nefsinizi ıslah edip ahlâki yapınızı sağlamlaştırmakla uğraşmazsanız, -yarın-  toplum size yöneldiğinde bunu hiç yapamayacak ve kendinizi düzeltemeyeceksiniz.


İnsanı mahveden, tahsilden ve nefsini terbiye etmekten alıkoyan pek çok şeyler vardır. Bunlardan biri de, bazıları için, şu sakalla sarıktır! Sarık biraz büyüyüp de sakal birazcık uzun kesilmeye başladı mı -o dinadamı- nefsini gereğince terbiye edememişse tahsilden geri kalır artık, eli kolu bağlanıverir, ondan sonra nefs-i emmareyi ayaklar altına alıp bir üstadın sınıfına öğrenci olarak girmek zor gelir ona. Rahmetli Şeyh Tusi  elliiki yaşında sınıfa girip ders almıştır, halbuki bu kitaplardan bazısını 20- 30 yaşlarındayken yazdığını biliyoruz! -İşte bu insan- elliiki yaşındayken rahmetli Seyyid Murtaza'nın derslerine girerek o makama ulaşabilmiştir. Fazilet ve erdem kazanmadan, -manevî- ve ruhânî güçlerini gereğince pekiştirip sağlamlaştırmadan insanın sakalı azıcık ağarmaya, sarığı birazcık büyümeyegörsün; ilmî ve manevî faydalardan, -esasen- bütün bereketlerden mahrum kalıverir.Sakal ağarmadan birşeyler yapın, insanların ilgisini kazanmamış ve henüz dikkatleri üzerinize çekmemişken kendi halinizi düzeltmeye bakın. İnsan kendisini terbiye edip yetiştirmeden önce toplumun ilgisini kazanmayagörsün; insanların nazarında nüfuz ve prestij sahibi olmayagörsün, kendisini yitiriverir, kendisini kaybeder... İpin ucu elinizden çıkmadan kendinizi düzeltip ıslah edin, güzel ahlakla güzelleşmeye çalışın, ahlâkî rezillikleri kendinizden silkeleyip atın, ders ve öğrenimde ihlaslı olun ki sizi Allah'a yaklaştırsın. Yapılan işlerde niyet temiz ve halis olmazsa -o iş- insanı Allah'ın katından uzaklaştırır. Yetmiş yıl sonra amel defteriniz elinize verildiğinde, 70 yıl boyunca, Allah göstermesin, Allah Azze ve Cell hazretlerinden hep uzaklaşmış olduğunuzu görmeyesiniz sakın?! Cehenneme yuvarlanan o taş hikayesini duymuşsunuzdur; 70 yıl sonra cehennemin tâ dibinden geldi sesi... Anlatılana göre, hz. Resul -sav- "Yetmiş yaşındaki bir ihtiyar öldü" buyurdular,"bu 70 yıl boyunca hep cehenneme doğru yürümüş!" Aman dikkat edin; ilmiye medreselerinde elli yıl -veya daha az ya da daha çok seneler boyunca zahmetler çekip alın teri döktükten sonra cehennemi kazanmış olmayasınız sakın!? Şimdiden -bunu- düşünmeniz gerekir; nefsinizi arıtıp terbiye etmek, kendinizi yetiştirip ahlâkınızı sağlamlaştırmak için belli bir program yapmalısınız, kendinize belli bir ahlâk hocası seçin, vaaz ve hitabe toplantıları tertipleyin, öğüt ve nasihat toplantıları düzenleyin. İnsanın kendi başına ve kendiliğinden nefsinin ıslahı ve terbiyesi mümkün değildir. Dinî ilmiye medreseleri böyle gider de ahlâk dersleri verecek hocalardan, öğüt ve nasihat toplantılarından mahrum bırakılırsa yokolmaya mahkum demektir. Fıkıh ve usul ilimlerini öğrenmek için bir üstad ve öğretmene ihtiyaç varken ve bunun için ille de ders ve müzakere gerekiyorken; dünyada bütün bilim ve teknikler için öğretmen ve eğitimci lazımken ve hiçkimse kendiliğinden ve kendi başına -bir eğitimle- herhangi bir dalda uzman olamazken, fakih ve alim olamazken; nasıl oluyor da ilimlerin en önemlisi ve en kritiği olan ve peygamberlerin peygamberlikle görevlendiriliş nedenini teşkil eden manevîyat ve ahlâk ilimleri için belli bir eğitim ve öğretime, bir üstad ve öğretene gerek duyulmuyor, nasıl oluyor da bunun -maneviyat ve ahlak- kendiliğinden elde edilebileceği düşünülebiliyor?! Seyyid Celili'nin ünlü fıkıh ve usul üstadı merhum Şeyh Ensari'nin ahlak ve maneviyat hocası olduğunu defalarca duymuşumdur.


Allah'ın gönderdiği peygamberler adam yetiştirmek, insan terbiye etmek için görevlendirilmişlerdi, insanoğlunu kötülüklerden, çirkinliklerden, fesatlardan ve ahlaki rezilliklerden uzaklaştırıp güzel ahlak ve erdemlerle tanıştırmak için gönderilmişlerdi: "Ben, iyi ahlakı tamamlamak ve güzel ahlakları mükemmelleştirmek için peygamberlikle görevlendirildim" Yüce Allah'ın öğrenilmesi için Peygamberleri gönderecek kadar önem verdiği böyle bir ilim bizim medreselerimizde pek yaygın değil şimdi, ona gereğince önem veren kimse de yok. İlmiye medreselerinde manevi ilimlerle maarif biliminin eksikliği neticesinde iş öyle bir noktaya varmış ki dinadamları arasında maddi ve dünyevî meseleler önemli sayılır olmuş; birçoğunun maneviyat ve ruhaniyetten uzaklaştırmıştır, öyle ki, ruhaniyetin -dinadamı olmanın- ne olduğunu bilmiyorlar bile! Bir ruhaninin -dinadamının- ne gibi vazifeleri olduğu, ne tür bir programı olması gerektiği bilinmiyor bile! Bazıları birkaç kelime öğrenip kendi bölgesine veya başka yere gitmek ve bir yer, bir makam elde edip şunu veya bunu altetmek fikrinde... Tıpkı "şu Lü'ma şerhini okuyup -molla olduktan sonra- muhtara ne yapacağımı bilirim ben!" diyen o adam gibi... Daha işin  başından itibaren niyetiniz dinadamı olunca falan makam veya filan mevkiyi ele geçirmek olmasın, falan şehrin veya filan köyün efendiliği olmasın! Bu nefsâni istekler ve şeytânî emellerinizi elde edebilirsiniz, ama kendiniz ve islam toplumu için zarar ve bedbahtlıktan başka şey kazandırmış olmazsınız. Muaviye de epey bir süre reis oldu, ama kendisi için lanet ve nefret toplayıp ahiret azabı kazanmaktan başka bir sonuç elde edemedi.


Kendinizi terbiye edip nefsinizi eğitmeniz gerekir ki bir toplumun veya bir grubun başına geçtiğinizde onları da eğitip terbiye edebilesiniz. Toplumun ıslahı ve yetişmesi için adım atın, gayeniz islama ve müslümanlara hizmet etmek olsun. Allah için adım atacak olursanız, kalpleri değiştirici olan Allah Tealâ insanların kalplerini size doğru yöneltir: "İman edenler ve salih amelde bulunanlar ise, Rahman -olan Allah- onlar için bir sevgi kılacaktır." Siz Allah yolunda zahmet çekmeye, fedakarlıkta bulunmaya bakın, Allah Teala sizi ecirsiz ve ödülsüz bırakmaz, bu dünyada olmazsa ahirette ödüllendirecektir. Ödül ve ecrinizi bu dünyada vermezse -böylesi- daha iyi; dünya hiçbirşey değildir. Bütün bu velveleler, gürültü patırtı ve prestijler günün birinde sona erecek ve bir rüya  gibi insanın gözleri önünden geçip gidecektir, ama ahiret ödülü sonsuz ve tükenmezdir.



Total Visit: 376
Total Rank: 0
Total Rankers: 0
Total Comments: 0

Oy vermek için yetkiniz yok. Lütfen giriş yapınız.