| Nakil ve Tahkik Ebu Rezin Ukeyli, Allah Resulü’ne şöyle sordu: “Rabbimiz mahlukatı yaratmadan önce nerede idi?”Allah Resulü (s.a.a) şöyle buyurdu: “Bir âma içindeydi ki üstünde ve altında hava vardır.” Bazı kimseler hadisteki “âma” kelimesini ahadiyet, bazıları ise vahidiyet mertebesi olarak mana etmişlerdir. Başka bir hadiste şöyle yer almıştır: “Mahlukatı yaratmadan önce beyaz bir yakut içindeydi.” Hadiste geçen “üstünde hava vardı” ifadesinden maksat vücudun hakikati yani hakikatlerin hakikatidir. Bütün külli ve cüz’i isimleri ve esmai mazharları zati gizli bir vücud ile kapsadığından dolayı nisbet ve cihetlerden birine özgü değildir. Kendisine izafe edilen isimler ve sıfatlar taayyünsüzlük şeklinde itibar edilmektedir. Daha yüce veya düşük bir şeye oranla itibar edilmemektedir. Zira nisbet ve itibarlar, “salt hazine” (kenz-i mahz) olarak ifade edilen gaybî hakikat makam ve mertebesinden uzaklaşmadan o hakikatin zuhur, tecelli ve tenezzülünden hâsıl olmaktadır. Zatın hakikati her zaman kendi izzet ve kibriya kemaline gömülüdür. Gerekse hilkat, icad ve vücudî kelimelerin izharından önce ve gerekse gizli hazine makamından tenezzülden sonra… Allah Resulü’nün “âmada idi” veya “Beyaz bir yakutta idi” diye buyurduğu o ezeli hakikatlerin hakikati, makamdan uzaklaşmaksızın sıfat ve isimler hicabında o hakikatten kaynaklanan mertebeler, makamlar ve zuhurlarda tecelli ve zuhur sıfatıyla zahirdir ve cereyan etmektedir; hem de başkasından etkilenmeksizin. Zira hakikatlerin hakikati, bütün halleri değiştiren bir hakikattir. Kesretlerin öncesinde ve mazharlardaki zuhurundan sonra halkî suretler ve taayyünler ile değişen bir hakikat değildir. Peygamber (s.a.a) nakledilen değişim hadisi ise isimleri cihetinden zuhurlarında değişimini ifade etmektedir. Evet bu durumda bizzat kendisi değişmemekle birlikte zuhur hasebiyle çeşitlenmektedir. Zat hakikati ezeli ve ebedi olarak gizli bir hazine, gayb’ul-guyub ve zati ahadiyet ile muttasıf bir hakikattir. Ne bir adı ve ne de bir nişanesi vardır. Mümkünün de ayn’ı yokluk ve butunlar içinde bakidir.
“Mümkün yokluk darlığından yüz göstermedi, Vacib kıdem cilvegahından adım atmadı, Hayretler içindeyim ki bütün bu nakışlar ne? Özel ve genel tüm hafızaların hatıra levhasına yansımış.” Evet, bir başka şiirde ise şöyle denilmiştir:
“Maşuk imkan âleminin dışındadır, Mekan ile mümkün olan isteklerinde şaşkınlık içinde, O, mekana gelmez ve bu mekandan gitmez, İşte bu yüzden aşk derdi dermansızdır.”
|