Çarsamba 8 Şubat 2012 - 10:56

الأربعاء ١٦ ربيع الأول ١٤٣٣

چهارشنبه ۱۹ بهمن ۱۳۹۰ - ۱۲:۲۶

Kullanıcı adı:

Şifre :

Şifremi Hatırla
Şifremi unuttum   aktivasyon
Üye ol
    
       


NUR

Bütün  Varlıklar Allah’ın İsimleridirler

Belki de sen,  ismin ruhu hakkında derinlemesine düşündükten, onun hakikati hakkında tefekkür  ettikten, varlık silsilesinin mütalaa ettikten ve onu satır satır okuduktan  sonra Allah’ın izni ve verdiği güzel başarı ile varlığın silsilesinin ve onun  mertebelerinin ve müşahede etme dairesinin ve onun makam ve derecelerinin  tamamının ilahi isimler olduğu senin için keşfolur. Zira isim alamet  manasınadır ve hazreti gayıp âleminden varlık âlemine adım atan her şey kendi  yaratıcısı için bir alamet ve Rabbinin mazharlarından bir mazhardır. Öyleyse  genel olan hakikatler ilahi isimlerin esaslarındandır ve varlıkların fertleri  ve sınıfları ihata olunmuş isimlerdendir. Yüce Allah’ın isimleri sayılamazlar.  Var olan isimlerden her birisi ulûhiyet ve tek olma makamında olan isimlerden  birsinin terbiyesi altındadır ve o ismin mazharlarından bir mazhardır. Nasıl ki  Kafi kitabında merhum Kuleyni kendi isnadıyla İmam Sadık’ın (a.s) şöyle  buyurduğunu naklediyor: ‛‛Güzel isimler Allah’a aittir.  Öyleyse O’nu o isimlerle çağırın” ayetinin tefsiri hakkında şöyle buyurdular:  Allah’a yemin olsun, güzel isimler biziz.” Ve  tamamının bundan sonra geleceği bir rivayette ise şöyle buyurmuştur: ‛‛Yüce  Allah isimleri sesi olmayan harflerden yarattı…” Allah’ın  dış âlemde var olan isimlerinin olduğunu anlatan rivayetler çoktur.
      Kamil arif, Kemaluddin Abdurrazzak Kaşani,  Tevilat adlı kitabında şöyle buyurmuştur: Her şeyin ismi onunla tanındığı  şeydir. Öyleyse yüce Allah’ın isimleri, bir çeşit varlıkların suretleridir ki  hüviyetlerinin özellikleriyle Allah’ın sıfatlarına ve O’nun zatına;  vücutlarıyla O’nun veçhine ve var oluşlarıyla O’nun tek oluşuna delalet etsin.  Zira varlıkların çeşitleriyle ilgili olan bu suretler, Allah’ın onlarla  tanındığı zuhur oluşlardır. (Sözü burada sona erdi).

HİDAYET

İsmi Azam  ve Onun Kısımları

Bil ki  (Allah seni İsmi Azam’a doğru hidayet etsin ve sana bilmediklerini öğretsin)  mübarek ve yüce olan Allah için İsmi Azam (en yüce isim) vardır. O isimle dua  edildiğinde eğer göklerin kapalı olan kapılarına okunursa, rahmet kapıları  açılır. Eğer yerin daralmış kapılarına o adla dua okunursa, kurtuluş kapıları  açılır. Bu yüce isime gaybi hesaba göre bir hakikat vardır; mabut makamına göre  bir hakikat vardır ve lafız ve ibaret hesabına göre ise üçüncü bir hakikat  vardır. Kendisinden başka hiç kimsenin bilmediği ve istisnanın olmadığı gaybi  hakikate göre olan ismi azam, daha önce de zikrettiğimiz gibi itibara göredir.  O itibar şu idi: Allah’ın kendisi için sakladığı ve gaybi ilminde olan yetmiş  üçüncü harftir. Nasıl ki Kafi kitabında din imamlarına (a.s) İsmi Azam’dan  verilenler bölümünde senedi İmam Bakır’a (a.s) ulaşan bir rivayette şöyle  buyuruyor:
          ‛‛Şüphe  yok ki Allah’ın yüce ismi yetmiş üç harftir. Asıf’ın yanında o harflerden  sadece ve sadece bir harf vardı. O, o bir harfle konuştu ve onunla Belkıs arasında  olan yer yok oldu; elini uzattı onun tahtını eliyle aldı. Daha sonra yer,  önceki durumuna geri döndü. Bu olay, bir göz açıp kapamadan daha az bir zaman  diliminde oluverdi. O yüce isimden yetmiş iki harf bizim yanımızdadır. Bir harf  de yüce Allah’ın yanındadır. Kendi yanında gaybi ilminde onu kendisi için  seçmiştir. Yüce ve azim olan Allah’ın gücü ve kuvveti dışında hiçbir güç ve  kuvvet yoktur.”
        Aynı kitapta  diğer bir rivayet de vardır. O rivayette İmam Sadık (a.s) şöyle buyuruyor:
  ‛‛Meryem  oğlu İsa’ya iki harf verilmişti. O iki harfle iş yapıyordu. Musa’ya dört harf  verilmişti. İbrahim’e sekiz harf verilmişti. Nuh’a on beş harf verilmişti.  Âdem’e yirmi beş harf verilmişti. Yüce Allah bunların hepsini Muhammed (s.a.a)  için topladı. İsmi Azam yetmiş üç harftir. Muhammed’e (s.a.a) yetmiş iki harfi  verildi. Bir harf ondan saklandı.”

Ulûhiyet  Makamında İsmi Azam ve Onun Tecellisi

Ulûhiyet ve  tek ilah olma makamı hesabına göre olan İsmi Azam, bütün ilahi isimleri  kendisinde toplayan isimdir. Öyle bir toplayıcılık ki varlıkların başlangıcı ve  kökü olmasıdır. Tıpkı ağaçlar için tohum gibi olmalıdır. Öyle ki ağacın  gövdesi, dalları ve yaprakları hepsi o tohumda mevcuttur. Ya da cümlenin  kendisini oluşturduğu parçaları kapsaması gibidir. Aynı bir ordunun kendi grup  ve fertlerini kapsaması gibidir. Bu ismin birinci itibara göre, hatta ikinci  itibara göre de bütün isimlere hükümeti vardır ve bütün isimler onu izhar  ederler. Zat itibarına göre de bütün ilahi mertebelere önceliği vardır. Bu isim  kendi hakikatinin tamamıyla tecelli etmez. Sadece kendisi için ve bir de  Allah’ın rızasının kendisine çekmiş Allah’ın kulları için tecelli eder. O kul  da onu zuhura ulaştıran tam bir izhar eden olur. Yani bütün âlemlerin sureti  olan insaniyetin hakiki sureti olur. Bu insaniyetin hakikatidir. Öyle ki bu  ismin terbiyesi altına girer. İnsan çeşidinin içinde bu ismin tecelli etmesi  gerektiği gibi tecelli eden insan, Muhammedi (s.a.a) hakikat ve Allah’ın  velileri olan masum imamlar (a.s) dışında hiç kimse yoktur. Öyle ki masum  imamlar (a.s) ruhaniyet yönüyle Hazreti Muhammed’le (s.a.a) birdirler. İşte bu,  Allah’ın razı olduğu kullar dışında kimsenin bilmediği gayıp ilmidir.
        Kafi’de olan  rivayette şöyle yer almıştır: ‛‛Allah’a yemin olsun ki mutlaka  Muhammed (s.a.a), Allah’ın kulları arasında razı olduğu kuldur

Hakiki Var  Olan İsmi Azam

İsmi Azam,  hakiki var olma hesabına göre, kâmil insandan ibarettir. Öyle ki o bütün âlemlerde  Allah’ın halifesidir. O, Muhammedi hakikattir. Onun sabit varlığı ulûhiyet  makamında İsmi Azam ile birdir. Diğer sabit varlıklar ve hatta diğer ilahi  isimler bu hakikatin tecellilerindendir. Zira sabit varlıklar, ilahi isimlerin  var oluşlarıdır. Her hangi bir şeyin dış âlemde var oluşu o şeyin varlık bulmuş  durumdaki aynısıdır ve onun dışında başka bir şey değildir. Evet, akıl makamında  var olma var olandan farklı bir şeydir. Öyleyse sabit varlıklar ilahi  isimlerdir. Öyleyse Muhammedi hakikatten olan sabit varlık İsmi Azam’ın  kendisidir. Diğer isimler, sıfatlar ve diğer varlıklar onun mazharlarından ve  onun ayrıntılarındandır. Diğer bir itibara göre ise onun parçalarındandır.
        Öyleyse  bütün âlemlerde, akıl âleminden tutun da heyula âlemine kadar tecelli eden  Muhammedi Hakikat idi. Âlem baştanbaşa o hakikatin zuhurudur ve onun  tecellisidir. Varlık mertebelerinin her bir zerresi, bu suretin ayrıntılı  halidir. İşte İsmi Azam budur. O, kendi dış âlemdeki hakikatiyle meşiyetin  zuhur etmesinden ibarettir. Onun dış âlemde bir var oluşu yoktur. Ama her  hakikat sahibinin hakikati onun vasıtası iledir. Var olan her şeyle birlikte  olan bir var oluştur. Nasıl ki rivayette şöyle yer almıştır: ‛‛Allah  her şeyi meşiyetle yarattı. Meşiyeti ise meşiyetin kendisi ile yarattı.” Bu Muhammed  İbni Abdullah (s.a.a) olarak adlandırılan varlık binası ve ilahi ilim âleminden  tabiat âleminin zindanındakileri kurtarmak için mülk âlemine inen, o genel  hakikatin özüdür. Bütün mertebeler onun içinde gizlenmiştir. Nasıl ki ayrıntılı  akıl, öz ve özet olan aklın içinde gizlenmiştir.
        Müminlerin  Emiri, muvahhitlerin mevlası, efendimiz ve mevlamız olan Ali İbni Ebu Talib  (a.s) hutbelerinin birisinde şöyle buyuruyor: ‛‛Levh benim; kalem  benim; Arş benim; Kursi benim; yedi gök benim ve ‛‛Bismillah”ın ba harfindeki  nokta benim.” İmam Ali (a.s) ruhaniyet makamı yönüyle  Peygamber’le (s.a.a) birdirler. Nasıl ki Peygamberimiz (s.a.a) şöyle  buyurmuştur: ‛‛Ben ve Ali bir ağaçtanız.” Ve yine  şöyle buyurmuştur: ‛‛Ben ve Ali bir nurdanız.” Onların  (ikisine ve onların Ehli Beyt’ine selam olsun) nurlarının bir olduğuna delalet  eden diğer birçok rivayette bulunmaktadır.
        Bizim  söylediklerimizin çoğuna delalet eden Kafi’de uzun ve geniş bir rivayet vardır.  Masum imamların nefeslerinin rahmet ve bereket vesilesi olması için uzun olmasına  rağmen biz onu naklediyoruz.

İsmi  Azam’ın Beyanında Bir Rivayet

Bu rivayet, ‛‛İsimlerin  Hadis Olması” bölümündedir. Ali İbni Muhammed, Salih İbni Hammad’dan, o da Hüseyin  İbni Yezid’den, o da İbni Ebu Hamza’dan, o da İbrahim İbni Ömer’den, o da İmam  Sadık’tan (a.s) şöyle buyurduğunu rivayet ediyor: ‛‛Şüphesiz yüce Allah,  sesi olmayan harflerden bir isim yarattı. O isim lafızla söylenmiyor; var oluş  makamında bir ceset kalıbında değildir; benzetmeyle vasfedilemez; bir renkle  boyanmamıştır; o isim sahilsiz ve sınırsızdır; düşünenlerin hissinden  hicaptadır ve bir örtü olmadan örtüdedir. Öyleyse Allah onu birbirleriyle  birlikte ve birisinin diğerinden önde olmadığı dört parçası olan tam bir kelime  olarak karar verdi. Yaratılanların ona duyduğu ihtiyaçtan dolayı onlardan üçünü  zahir etti ve onlardan bir tanesini de hicapta karar verdi. İşte o gizlenmiş ve  hazine edilmiş isimdir. Zahir olan isimler şunlar idi: Zahir olan yüce  Allah’tır. Münezzeh olan Allah dört isimden her birisi için dört rükün ram  etti. Öyleyse hepsi on iki rükündürler. Daha sonra her rükün için otuz isim  yarattı. Öyle ki bir fiil de o rükünlerden her birisine mensup idi. O isimler  şunlardır: Rahman, Rahim, Melik, Kuddus, Halik (yaratan), Bari (var eden),  Musavvir (şekil veren), Hay (diri), Kayyum kendisine ne uyku gelir ve ne de  uyuklama, Âlim, Habir (haberi olan), Sami (duyan), Basir (gören), Hekim (hikmet  sahibi), Aziz, Cebbar, Mutekebbir (tekebbür sahibi), Âli (yüce), Azim, Muktadir  (güç sahibi), Kadir (kudretli), Selam (selamet veren), Mumin (emniyete  kavuşturan), Muheymin (gözetip koruyan), Munşi (icat eden), Bedi (başlatan),  Refi (yüksek), Celil, Kerim, Razik (rızık vern), Muhyi (dirilten), Mumit  (öldüren), Bais (gönderen) ve Varis. Bu isimler güzel isimlerdir ve onlar üç  yüz atmışa ulaşır. Bunların nispeti o üç ismedir. O üç isim ise o bir ismin  rükün ve hicaplarıdır. O bir isim bu üç isim vasıtası ile gizlenmiş ve gayıp  hazinesinde saklanmıştır. Bu, yüce Allah’ın buyurduğu bu ayettir: ‛‛De ki:  İster Allah deyin, ister Rahman deyin. Hangisini deseniz olur. Çünkü en güzel  isimler O'na hastır.” Hadisi  şerif burada sona erdi.
      Eğer bu  hadisi şerif üzerinde dikkatli bir şekilde düşünürsen ilim ve marifetin sırları  senin için keşfolur; ilahi isimler hakkındaki gizli kapılar senin yüzüne  açılır. Nasıl böyle olmasın, hâlbuki bunlar vahiy ve nübüvvet madeninden  çıkmıştır; ilim semasından ve marifet yerinden inmiştir.

İsmi Azam  ve Rivayetin Manası Hakkında Hadis Âlimi Kaşani’nin Sözü

Rabbani  arif, mevlana, Molla Muhsin Kaşani, (Allah onun delilini nurlandırsın) bu  hadisi şerifin şerhinde şöyle buyurmuştur: Rivayette zikredilen sıfatlara sahip  olan isim şuna işarettir: Akıl bölümünde geçen Allah’ın ilk yaratığına yani  Muhammedi nura, Ahmedi ruha ve genel akla işarettir. Onun dört parçası ilahi  yöne işarettir. İlahi yönün gösterdiği üç âlem ise şu âlemlerden ibarettir:  Akıllar âlemi ki o maddeden ve suretlerden soyuttur. Hayal âlemi ki o da  maddeden soyuttur. Ama suretten soyut değildir. Cisimler âlemi ki o da madde  ile birliktedir. Diğer bir ibaretle his, hayal, akıl ve sır âlemlerine  işarettir. Üçüncü bir ibaretle aşikâr âlemi, gayıp âlemi, gaybın gaybı âlemi ve  gayıpların gaybı âlemlerine işarettir. Dördüncü bir ibaretle mülk, melekût,  ceberut ve lâhut âlemlerine işarettir. Parçalarının birbirine yakın oluşu,  kelimenin tamamlanması için birbirlerine gerekli oldukları ve birbirlerine  bağlı oldukları anlamına gelir. Gizli olan parça da ilahi sır ve lahuti  gayıptır. Merhum Kaşani daha sonra şöyle buyuruyor: Zahir Allah’tır. Yani Allah  o üç isim vasıtası ile zahir olmuştur. Zira adlandırılmış bir şey isim ile  zahir olur. Dört rükün şunlarda ibarettir: Hayat, ölüm, rızk ve ilim. Dört  melek, İsrafil, Azrail, Mikail ve Cebrail onlar için görevlendirilmişlerdir.  (Merhum Kaşani’nin sözünden nakletmek istediğimiz kısmın sonu. Allah makamını  yüceltsin).

İsmi Azam  Hakkında Araştırma ve Rivayetin Beyanı

Bu güzel araştırma,  bazı görüşlere ve itibarlara göre doğruluğunda ve metin oluşunda, kemal  noktasındadır. Ama daha münasip olan beyan şudur: Bu vasıflarla anlatılan isim,  Muhammediye hakikatinin mutlak oluş makamıdır. Yani sınırsız olan hatta mahiyet  sınırına nispetle de sınırsız olan meşiyet makamıdır. ‛‛Örtü  olmadan örtüdedir” kısmı, ‛‛zahir oluşunun şiddetinden gizlidir”  manasınadır. Aynı şekilde diğer sıfatlar da bu makamla münasiptir. Öyle bir  makam ki ne sınırı vardır ve ne de işareti. ‛‛Allah onu dört parçası  olan tam bir kelime olarak karar verdi” kısmı sadece bu makamla  münasiptir. Zira akıl için dört parça karar vermek doğru değildir. Ancak  hakikatten uzak olan tefsirlerle olabilir. Meşiyet makamı ise mutlak olma  makamıdır ve akılla akıldır, nefisle nefistir ve tabiatla ise tabiattır. Dört  parçadan maksat, akıl âlemi, nefis âlemi, misal âlemi ve tabiat âlemidir. Yani  sureti ve maddesi olan tabiat âlemi, sureti olan ama maddeden soyut olan misal  âlemi, suret ve maddeden soyut olan ama maddeye bağlı olan nefis âlemi ve  mahiyetten değil de maddeden soyut olan akıl âlemi.
        Söylediğimiz  sözlerden İmam Sadık’ın (a.s) buyurduğu şu cümlenin manası anlaşılmış oldu: ‛‛Birisinin  diğerinden önde olmadığı dört parçası.” Zira dört âlem mutlak meşiyete  olan yönleri itibarıyla ve rablerine olan yönleri itibarıyla aynı sırada yer almışlardır  ve hiç birisi diğerinden önde değildir. Nasıl ki bu kitabın başlangıcında ‛‛Allah’ım! Senin en güzel olan güzelliğin  hakkı için senden diliyorum” cümlesinin şerhinde onun araştırmasını yaptık.
        Allah’ın  zahir ettiği üç parçaya gelince, onlar, nefis âlemi, hayal âlemi ve tabiat  âlemidir. Zira bu üç âlemde yaratılış âleminin tozu vardır. Yaratılar  yaratılmış olduklarından dolayı onlara ihtiyaçları vardır.  Ama akıl yaratılış âleminden değildir. O ilahi  iş âlemindendir. Çünkü o heyula âleminin kirinden ve madde âleminin  karanlıklarından uzaktır ve yaratılış ona yönelmemiştir. Mahiyetin bir karar  vericiye ihtiyacı olmadığı gibi onun aklın da bir yaratılışa ihtiyacı yoktur.  Nasıl ki imkânsızın da onu var edecek bir vacibe ihtiyacı yoktur. Öyleyse  yaratılış ona nispet edildiğinde nispet alan işte o üç âlemdir. Dördüncü  makamın sırası ulaştığında da o yaratılış âleminden değildir. Dördüncü parçanın  Allah’ın yanında hazine edilmiş olması akli bir noktadır. Nasıl ki şöyle  buyuruyor: ‛‛Gaybın anahtarları sadece O’nun  yanındadır ve O’ndan başka hiç kimsenin onlara ilmi yoktur.” Yaratıkların idrakinden gizlidir. Zira orada ilahi hükümet galiptir. İşte bu  yüzden akıllar (soyut varlıklar) Allah’ın celal ve cemalinin örten baştan aşağı  olan perdeleridirler. Allah’ın baki kalmasıyla onlar da bakidirler, Allah’ın  onları baki bırakması ile değil. (Dikkat edilmelidir).
        Hadiste  buyurduğu ‛‛Zahir Allah’tır” cümlesinin manası şudur: Yani  Allah bu isimlerle zahirdir. Zira isimler ve sıfatların örtüsüyle zahir olan  Allah’tır. Nasıl ki yüce Allah şöyle buyuruyor: ‛‛Gökteki İlâh da,  yerdeki İlâh da O'dur. Ve yine  yüce Allah şöyle buyuruyor: ‛‛Allah, göklerin ve yerin nurudur.” Ve yine yüce Allah şöyle buyuruyor: ‛‛O ilktir, sondur, zahirdir,  batındır.”‛‛Eğer yerin en  aşağısına inerseniz şüphesiz Allah’a inmiş olursunuz.” Nerede kaldı  ki yukarı yerlere ve yukarı göklere insan giderse. Ve yine yüce Allah şöyle  buyuruyor: ‛‛Nereye dönerseniz Allah'ın yüzü (zatı) oradadır.” Ya da  zahirden anlatılmak istenen üç isimde gizli olan ulûhiyet yönüdür.  
        Öyleyse o  dördüncü isim bu üç isim vesilesi ile gizlendi. Yani akıl âlemi ulûhiyet  yönüdür ve zahirdir. Öyleyse eğer söylediklerimiz rivayetin anlatmak istediği  olursa ince bir konuya işaret etmiş olacaktır. Ve onu marifet ehli söylemiştir.  O şudur: Yüce Allah yaratılış hicaplarında zuhur etti. Yaratıklar O’nun  zuhuruyla birlikte olmakla birlikte, aynı zamanda O’nun hicabıdırlar. Aynı  aynada zahir olan suretler gibi. Suretler aynanın zuhuru olmakla birlikte,  aynanın hicabıdırlar. Burada bazı sırlar vardır. Ama onları açmaya izin yoktur.
        Maslahat  değildir sır perdeden dışarı düşsün,
        Yoksa  rintlerin meclisinde hiçbir haber yoktur.
Rivayette ise şöyle yer almıştır:

İsmi  Azam’ın Rükünleri

Dört rükün  ya da ölüm, hayat, rızk ve ilim, onlar için dört melek görevlendirilmiştir.  Nasıl ki merhum Feyz Kaşani buyurdular. Veya dört rükün, dört meleğin  kendisidir. Gerçekte bir şeye dönmektedir ve hakikatleri birdir. On iki rükün  bu meleklerin üç âlemde sahip oldukları makamlar itibarıyladır. Zira Azrail’in  hakikati için tabiat âleminde bir şan ve makam vardır ve yine tabiat âleminde  mazharları vardır. Misal âleminde onun için bir şan ve makam vardır ve yüne o  âlemde mazharları vardır. Aynı şekilde gene nefisler âleminde onun için bir  makam ve şan vardır. Ve yine onun için o âlemde mazharlar vardır. Bu üç makam  dördüncü makamın saltanatı altında yer alır.
        Tabiat âlemindeki  bir suretten diğer bir surete göçmeler ve intikaller bu yakınlaştırılmış ilahi  meleğin mazharı vesilesi ile olur. Zira bu çeşit değersiz ve alçak işler  yardımcıları ve ordusunun karışması olmadan Azrail’in kendisinin eliyle  gerçekleşmez. Hatta gerçekleşme imkânı dahi yoktur. Gerçekte bu çeşit işler  Azrail’in elindedir. Çünkü zahir ve mazhar birbirleriyle birlik içindedirler.  Aynı şekilde tabiat âleminden ve madde yurdundan intikal etmek bu yurttan ruhun  koparılıp misal ve berzah âlemine intikal ettirilmesi hazreti Azrail’in mazharı  vesilesi iledir. Öyle ki o mazharlar misal âlemindedirler ve melekler  görevlendirilmiştir. Ta ki ruhların bedenlerinden ayırma işlerini yerine  getirsinler. Misal ve berzah âleminden nefisler âlemine ve oradan da akıl âlemine  intikal da aynı şekildedir. Bu ruhun koparılışı son koparılış merhalesidir.  Öyle ki bazı âlemlerde örneğin nefisler âleminde Azrail’in kendisi vesilesi ile  ve başka bir vesile olmadan yerine getirilir. Aşağı âlemlerde ise onun  yardımcıları vesilesi ile yerine getirilir.
        Eğer akli  (soyut) bir varlık için ruhun koparılışı varsa, bu koparılışın başka bir manası  vardır. Bu mana önceki üç merhaledeki koparılıştan başka bir manadır. Akli olan  bazı merhalelerdeki koparılışlar da Azrail tarafından yerine getirilmez. Ancak  Azrail’in terbiyesi altında olduğu Kahir ve Malik isimleri vesilesi ile yerine  getirilir. Azrail’in ruhunun bedeninden koparılması da bu iki isim vesilesi ile  olacaktır.   
        İsrafil’in,  Cebrail’in ve Mikail’in (onlara selam olsun) hakikatleri de işte bu şekildedir.  Âlemlere göre her birisinin zuhurları ve makamları vardır. Her bir âlemde olan  zuhurlarının saltanatı, varlık, varlığın sınırı, şiddeti ve zayıflığı açısından  diğer bir âlemden farklıdır. Cebrail’in bu âlemde Dehye Kelbi suretinde zahir olduğunu  duymadın mı? İki defa misali kalıpta Allah Resulü (s.a.a) için zahir oldu.  Allah Resulü (s.a.a) onun doğunun ve batının tamamını doldurduğunu gördü. Allah  Resulü (s.a.a) ile birlikte Miraç gecesinde akıl âlemine ve kendi asıl makamına  kadar yükseldi. Sonunda Haşimi olan Allah Resulü (s.a.a) Cebrail’in makamından  diğer makamlara ve sonunda da Allah’ın istediği makama kadar yükseldi. Cebrail,  onu yalnız bıraktığı için ve onunla birlikte devam edemediği için özür  dileyerek şöyle dedi: ‛‛Eğer bir parmağın çizgiyle ayrılan  bir kısmı (bir parmak ucu) kadar yaklaşsaydım, şüphesiz yanardım.”
        Özet olarak,  âlemlerden her bir âlemde meydana gelen her iş, ister bu meleklerin  kendilerinin vesilesiyle yerine getirilmiş olsun ve isterse bu meleklerin yaranları  ve ordularının vesilesi ile yerine getirilmiş olsun bu işlerin hepsi Allah’ın  fiilidir.
        Senin  yüzünün fotoğrafı sanki cam aynaya düştü,
        Arif şarabın  ışığından ham tamaha düştü.

Senin  yüzünün güzlelliği aynada bir cilve etti,
        Bütün bu  resimler vehimler aynasına düştü.

Bütün bu  şarabın ve resmin fotoğrafı muhalefet etti,
        Sâkinin  yüzünün bir ışığıdır ki cama düştü.

Allah’ın  Melekleri, Allah’ın Fiillerini Vasıtasız Yaparlar Konusu Hakkında Molla  Sadra’nın Sözü

İlahiyatçı  filozofların başı ve Allah’a doğru yolculuk eden saliklerin şeyhi olan Molla  Sadra (r.a) Esfar-ul Erbaa kitabında şöyle buyuruyor: Tabii ilimin üzerinde  olan ilahi ilimde ve hikmette derin bir adımı olan kimse için hiçbir şüphe  yoktur ki varlıkların tamamı, zaman ve mekânın bir etkisi olmadan Allah’ın  fiiliyle var olurlar. Kendi kuvvetlerinin, nefislerinin ve tabiatlarının etkisi  altında oldukları halde, dirilten, öldüren, rızk veren, hidayet eden ve yoldan  çıkaran yalnız Allah’tır. Yakından vasıta olamadan dirilten, İsrafil adındaki  melektir. Yakından vasıta olamadan öldüren, Azrail adındaki melektir. O ruhları  bedenlerinden ayırır; bedenleri yemeklerden ve yemekleri de topraktan dışarı  çıkarır. Rızkılar için görevlendirilen Mikail adındaki melektir. Bu melek yemeklerin  miktarlarını ve ölçülerini bilir. Yakından vasıta olmadan hidayet eden meleğin  adı Cebrail’dir. Yoldan çıkarmak için melekten aşağı, cevheri şeytani olan Azazil  adındaki yaratıktır. Bu meleklerin her birisi için yardımcılar ve ordular  vardır. Bunlar Allah’ın emirlerine boyun eğen kuvvetlerdir. Münezzeh olan  Allah’ın diğer işleri de aynı şekildedir. Eğer her alçak fiil için O yakından  vasıta olmadan yerine getiren olsaydı, o zaman emriyle yaratıkları için icat  ettiği aşağı vasıtaları boş ve faydasız olurdu. Allah boş ve işi olmayan bir  meleği yaratmaktan daha yücedir. “Bu, kâfirlerin zannıdır.”
      Yaratılmış  isimlerin her birisi bir rükün içindir. O isimler, ana isimler ve genel isimler  olarak otuz tanedirler. Yoksa ayrıntılara göre onlar sayılamazlar ve  sonsuzdurlar. O isimler ilahi nokta olan akıl noktasından başlayıp aşağıya  doğru heyulaya kadar ve yine yukarıya doğru yine akıl noktasına kadar daire  şeklindedirler. Onlar için on iki burç veya on iki ay vardır. Her burç veya ay  için otuz derece ya da otuz gün vardır. Neticede üç yüz atmış derece ya da üç  yüz atmış güne ulaşır. Bu, dış varlığı yaratılması makamı açısından İsmi Azam  hakkındaki sözümüzün tamamıdır.

Lafız  Makamında İsmi Azam

Lafız ve  ibaret açısından İsmi Azam’ın hakikatine gelince, onun ilmi razı olunmuş evliya  imamlar ve ilimde derin olanların yanındadır. Diğer yaratıklara ise gizlidir.  Ariflerin ve şeyhlerin kitaplarında zikredilen İsmi Azam’ın harfleri ya da  kelimeleri hakkında yazılanlar, ya sahih rivayetlerden alınmıştır ya da  ariflerin vahşet ve zulmet yurdu olan dünyadan riyazetle kurtulduklarında elde  ettikleri keşifle elde ettikleri konulardır. Nasıl ki Fusus’ul Hikem’i şerh  edenlerden birisi olan Şeyh Mueyyiduddin Cundi şöyle nakledilmiştir: İsmi  Azam’dan olan isimlerden bazıları şunlardır: Huvallah’ul Muhit, Kadir, Hay ve  Kayyum’dur. İsmi Azam’ın harflerinden bazıları ise şunlardır: Elif, dal, zal,  re, ze ve vav harfleri. O şöyle diyor: Bunu Büyük Şeyh (İbni Arabî), Hekim  Tirmizi’nin sorduğu sorunun cevabında söylemiştir.
        Büyük Şeyh,  Futuhat kitabında şöyle diyor: Elif, Rahmani neftsen ibarettir. O da geniş  vücuttur. Dal, genel cismin hakikatinden ibarettir. Zal, bitkisel hayatı olan  cisim demektir. Ra, hisleri olan hareket eden cisimden ibarettir. Za, düşünen  cisim demektir. Vav, insani mertebenin hakikati demektir. Mülk ve aşikâr  âleminin hakikatlerinin tamamı ki ona oluş ve yok oluş âlemi diye adlandırılır,  bu harflerle sınırlıdır. (Sözü burada sona erdi).

İsmi  Azam’ı Kapsayan Ayetler

Muhaddis yüce  şeyh olan Hacı Şeyh Abbas Kumi (yüce Allah onu salim kılsın) Mefatih’ul Cenan  kitabında şu ibaretlerle şöyle buyuruyor: Muteber kitaplardan seçtiğim ve öz  faydası olan bazı ayetleri ve dualar şunlardır:
        Birinci:  Yüce seyyid olan Seyyid Alihan Şirazi (r.a) Kelimi Tayyib kitabında şöyle  nakletmiştir: Yüce Allah’ın İsmi Azam’ı, başlangıcında ‘Allah’ ile başlayan, sonu  ‘Hu’ ile biten ve harflerinde nokta olmayan isimdir. Harekeleri koyulsun ya da  koyulmasın onun okunuşu değişmez. Bu, Kuran’ı Mecid’in şu beş suresinin beş  ayetinde yer almaktadır: Bakara, Ali İmran, Nisa, Taha ve Teğabun. Şeyh Meğribi  kendi kitabında şöyle demiştir: Her kim bu mübarek beş ayeti kendi virdi olarak  karar verir de her gün onları on bir defa okursa şüphe yok ki onun genel olsun  ayrıntı olsun önemli işleri onun için kolaylaşır inşallah teala. O beş ayet  şunlardır:
        1- “Allah,  O'ndan başka tanrı yoktur; O, hayydir, kayyûmdur. Kendisine ne uyku gelir ne de  uyuklama. Göklerde ve yerdekilerin hepsi O'nundur. İzni olmadan O'nun katında  kim şefaat edebilir? O, kullarının yaptıklarını ve yapacaklarını bilir. O'nun  bildirdiklerinin dışında insanlar O'nun ilminden hiçbir şeyi tam olarak bilemezler.  O'nun kürsüsü gökleri ve yeri içine alır, onları koruyup gözetmek kendisine zor  gelmez. O, yücedir, büyüktür.”
        2- “Hayy  ve kayyûm olan Allah'tan başka ilâh yoktur. (Resûlüm!) O, sana Kitab'ı hak ve  önceki kitapları tasdik edici olarak indirmiş; daha önce de, insanlara doğru  yolu göstermek üzere Tevrat ile İncil'i indirmişti. Furkan'ı da indirdi.  Bilinmeli ki, Allah'ın âyetlerini inkâr edenler için şiddetli bir azap vardır.  Allah, suçlunun hakkından gelen mutlak güç sahibidir.”
        3- “Allah  -ki ondan başka hiçbir tanrı yoktur- elbette sizi kıyamet günü toplayacaktır,  bunda asla şüphe yoktur. Söz bakımından Allah'tan daha doğru kim vardır!”
        4- “Allah,  kendisinden başka ilâh olmayandır. En güzel isimler O'na mahsustur.”
        5- “Allah;  O'ndan başka hiçbir ilâh yoktur. Öyleyse müminler yalnız Allah'a dayanıp  güvensinler.” (Sözü  burada sona erdi).

   
Total Visit: 318
Total Rank: 0
Total Rankers: 0
Total Comments: 0

Oy vermek için yetkiniz yok. Lütfen giriş yapınız.