Belki de sen, ismin ruhu hakkında derinlemesine düşündükten, onun hakikati hakkında tefekkür ettikten, varlık silsilesinin mütalaa ettikten ve onu satır satır okuduktan sonra Allah’ın izni ve verdiği güzel başarı ile varlığın silsilesinin ve onun mertebelerinin ve müşahede etme dairesinin ve onun makam ve derecelerinin tamamının ilahi isimler olduğu senin için keşfolur. Zira isim alamet manasınadır ve hazreti gayıp âleminden varlık âlemine adım atan her şey kendi yaratıcısı için bir alamet ve Rabbinin mazharlarından bir mazhardır. Öyleyse genel olan hakikatler ilahi isimlerin esaslarındandır ve varlıkların fertleri ve sınıfları ihata olunmuş isimlerdendir. Yüce Allah’ın isimleri sayılamazlar. Var olan isimlerden her birisi ulûhiyet ve tek olma makamında olan isimlerden birsinin terbiyesi altındadır ve o ismin mazharlarından bir mazhardır. Nasıl ki Kafi kitabında merhum Kuleyni kendi isnadıyla İmam Sadık’ın (a.s) şöyle buyurduğunu naklediyor: ‛‛Güzel isimler Allah’a aittir. Öyleyse O’nu o isimlerle çağırın” ayetinin tefsiri hakkında şöyle buyurdular: Allah’a yemin olsun, güzel isimler biziz.” Ve tamamının bundan sonra geleceği bir rivayette ise şöyle buyurmuştur: ‛‛Yüce Allah isimleri sesi olmayan harflerden yarattı…” Allah’ın dış âlemde var olan isimlerinin olduğunu anlatan rivayetler çoktur. Kamil arif, Kemaluddin Abdurrazzak Kaşani, Tevilat adlı kitabında şöyle buyurmuştur: Her şeyin ismi onunla tanındığı şeydir. Öyleyse yüce Allah’ın isimleri, bir çeşit varlıkların suretleridir ki hüviyetlerinin özellikleriyle Allah’ın sıfatlarına ve O’nun zatına; vücutlarıyla O’nun veçhine ve var oluşlarıyla O’nun tek oluşuna delalet etsin. Zira varlıkların çeşitleriyle ilgili olan bu suretler, Allah’ın onlarla tanındığı zuhur oluşlardır. (Sözü burada sona erdi). Bil ki (Allah seni İsmi Azam’a doğru hidayet etsin ve sana bilmediklerini öğretsin) mübarek ve yüce olan Allah için İsmi Azam (en yüce isim) vardır. O isimle dua edildiğinde eğer göklerin kapalı olan kapılarına okunursa, rahmet kapıları açılır. Eğer yerin daralmış kapılarına o adla dua okunursa, kurtuluş kapıları açılır. Bu yüce isime gaybi hesaba göre bir hakikat vardır; mabut makamına göre bir hakikat vardır ve lafız ve ibaret hesabına göre ise üçüncü bir hakikat vardır. Kendisinden başka hiç kimsenin bilmediği ve istisnanın olmadığı gaybi hakikate göre olan ismi azam, daha önce de zikrettiğimiz gibi itibara göredir. O itibar şu idi: Allah’ın kendisi için sakladığı ve gaybi ilminde olan yetmiş üçüncü harftir. Nasıl ki Kafi kitabında din imamlarına (a.s) İsmi Azam’dan verilenler bölümünde senedi İmam Bakır’a (a.s) ulaşan bir rivayette şöyle buyuruyor: ‛‛Şüphe yok ki Allah’ın yüce ismi yetmiş üç harftir. Asıf’ın yanında o harflerden sadece ve sadece bir harf vardı. O, o bir harfle konuştu ve onunla Belkıs arasında olan yer yok oldu; elini uzattı onun tahtını eliyle aldı. Daha sonra yer, önceki durumuna geri döndü. Bu olay, bir göz açıp kapamadan daha az bir zaman diliminde oluverdi. O yüce isimden yetmiş iki harf bizim yanımızdadır. Bir harf de yüce Allah’ın yanındadır. Kendi yanında gaybi ilminde onu kendisi için seçmiştir. Yüce ve azim olan Allah’ın gücü ve kuvveti dışında hiçbir güç ve kuvvet yoktur.” Aynı kitapta diğer bir rivayet de vardır. O rivayette İmam Sadık (a.s) şöyle buyuruyor: ‛‛Meryem oğlu İsa’ya iki harf verilmişti. O iki harfle iş yapıyordu. Musa’ya dört harf verilmişti. İbrahim’e sekiz harf verilmişti. Nuh’a on beş harf verilmişti. Âdem’e yirmi beş harf verilmişti. Yüce Allah bunların hepsini Muhammed (s.a.a) için topladı. İsmi Azam yetmiş üç harftir. Muhammed’e (s.a.a) yetmiş iki harfi verildi. Bir harf ondan saklandı.” Ulûhiyet ve tek ilah olma makamı hesabına göre olan İsmi Azam, bütün ilahi isimleri kendisinde toplayan isimdir. Öyle bir toplayıcılık ki varlıkların başlangıcı ve kökü olmasıdır. Tıpkı ağaçlar için tohum gibi olmalıdır. Öyle ki ağacın gövdesi, dalları ve yaprakları hepsi o tohumda mevcuttur. Ya da cümlenin kendisini oluşturduğu parçaları kapsaması gibidir. Aynı bir ordunun kendi grup ve fertlerini kapsaması gibidir. Bu ismin birinci itibara göre, hatta ikinci itibara göre de bütün isimlere hükümeti vardır ve bütün isimler onu izhar ederler. Zat itibarına göre de bütün ilahi mertebelere önceliği vardır. Bu isim kendi hakikatinin tamamıyla tecelli etmez. Sadece kendisi için ve bir de Allah’ın rızasının kendisine çekmiş Allah’ın kulları için tecelli eder. O kul da onu zuhura ulaştıran tam bir izhar eden olur. Yani bütün âlemlerin sureti olan insaniyetin hakiki sureti olur. Bu insaniyetin hakikatidir. Öyle ki bu ismin terbiyesi altına girer. İnsan çeşidinin içinde bu ismin tecelli etmesi gerektiği gibi tecelli eden insan, Muhammedi (s.a.a) hakikat ve Allah’ın velileri olan masum imamlar (a.s) dışında hiç kimse yoktur. Öyle ki masum imamlar (a.s) ruhaniyet yönüyle Hazreti Muhammed’le (s.a.a) birdirler. İşte bu, Allah’ın razı olduğu kullar dışında kimsenin bilmediği gayıp ilmidir. Kafi’de olan rivayette şöyle yer almıştır: ‛‛Allah’a yemin olsun ki mutlaka Muhammed (s.a.a), Allah’ın kulları arasında razı olduğu kuldur İsmi Azam, hakiki var olma hesabına göre, kâmil insandan ibarettir. Öyle ki o bütün âlemlerde Allah’ın halifesidir. O, Muhammedi hakikattir. Onun sabit varlığı ulûhiyet makamında İsmi Azam ile birdir. Diğer sabit varlıklar ve hatta diğer ilahi isimler bu hakikatin tecellilerindendir. Zira sabit varlıklar, ilahi isimlerin var oluşlarıdır. Her hangi bir şeyin dış âlemde var oluşu o şeyin varlık bulmuş durumdaki aynısıdır ve onun dışında başka bir şey değildir. Evet, akıl makamında var olma var olandan farklı bir şeydir. Öyleyse sabit varlıklar ilahi isimlerdir. Öyleyse Muhammedi hakikatten olan sabit varlık İsmi Azam’ın kendisidir. Diğer isimler, sıfatlar ve diğer varlıklar onun mazharlarından ve onun ayrıntılarındandır. Diğer bir itibara göre ise onun parçalarındandır. Öyleyse bütün âlemlerde, akıl âleminden tutun da heyula âlemine kadar tecelli eden Muhammedi Hakikat idi. Âlem baştanbaşa o hakikatin zuhurudur ve onun tecellisidir. Varlık mertebelerinin her bir zerresi, bu suretin ayrıntılı halidir. İşte İsmi Azam budur. O, kendi dış âlemdeki hakikatiyle meşiyetin zuhur etmesinden ibarettir. Onun dış âlemde bir var oluşu yoktur. Ama her hakikat sahibinin hakikati onun vasıtası iledir. Var olan her şeyle birlikte olan bir var oluştur. Nasıl ki rivayette şöyle yer almıştır: ‛‛Allah her şeyi meşiyetle yarattı. Meşiyeti ise meşiyetin kendisi ile yarattı.” Bu Muhammed İbni Abdullah (s.a.a) olarak adlandırılan varlık binası ve ilahi ilim âleminden tabiat âleminin zindanındakileri kurtarmak için mülk âlemine inen, o genel hakikatin özüdür. Bütün mertebeler onun içinde gizlenmiştir. Nasıl ki ayrıntılı akıl, öz ve özet olan aklın içinde gizlenmiştir. Müminlerin Emiri, muvahhitlerin mevlası, efendimiz ve mevlamız olan Ali İbni Ebu Talib (a.s) hutbelerinin birisinde şöyle buyuruyor: ‛‛Levh benim; kalem benim; Arş benim; Kursi benim; yedi gök benim ve ‛‛Bismillah”ın ba harfindeki nokta benim.” İmam Ali (a.s) ruhaniyet makamı yönüyle Peygamber’le (s.a.a) birdirler. Nasıl ki Peygamberimiz (s.a.a) şöyle buyurmuştur: ‛‛Ben ve Ali bir ağaçtanız.” Ve yine şöyle buyurmuştur: ‛‛Ben ve Ali bir nurdanız.” Onların (ikisine ve onların Ehli Beyt’ine selam olsun) nurlarının bir olduğuna delalet eden diğer birçok rivayette bulunmaktadır. Bizim söylediklerimizin çoğuna delalet eden Kafi’de uzun ve geniş bir rivayet vardır. Masum imamların nefeslerinin rahmet ve bereket vesilesi olması için uzun olmasına rağmen biz onu naklediyoruz. Bu rivayet, ‛‛İsimlerin Hadis Olması” bölümündedir. Ali İbni Muhammed, Salih İbni Hammad’dan, o da Hüseyin İbni Yezid’den, o da İbni Ebu Hamza’dan, o da İbrahim İbni Ömer’den, o da İmam Sadık’tan (a.s) şöyle buyurduğunu rivayet ediyor: ‛‛Şüphesiz yüce Allah, sesi olmayan harflerden bir isim yarattı. O isim lafızla söylenmiyor; var oluş makamında bir ceset kalıbında değildir; benzetmeyle vasfedilemez; bir renkle boyanmamıştır; o isim sahilsiz ve sınırsızdır; düşünenlerin hissinden hicaptadır ve bir örtü olmadan örtüdedir. Öyleyse Allah onu birbirleriyle birlikte ve birisinin diğerinden önde olmadığı dört parçası olan tam bir kelime olarak karar verdi. Yaratılanların ona duyduğu ihtiyaçtan dolayı onlardan üçünü zahir etti ve onlardan bir tanesini de hicapta karar verdi. İşte o gizlenmiş ve hazine edilmiş isimdir. Zahir olan isimler şunlar idi: Zahir olan yüce Allah’tır. Münezzeh olan Allah dört isimden her birisi için dört rükün ram etti. Öyleyse hepsi on iki rükündürler. Daha sonra her rükün için otuz isim yarattı. Öyle ki bir fiil de o rükünlerden her birisine mensup idi. O isimler şunlardır: Rahman, Rahim, Melik, Kuddus, Halik (yaratan), Bari (var eden), Musavvir (şekil veren), Hay (diri), Kayyum kendisine ne uyku gelir ve ne de uyuklama, Âlim, Habir (haberi olan), Sami (duyan), Basir (gören), Hekim (hikmet sahibi), Aziz, Cebbar, Mutekebbir (tekebbür sahibi), Âli (yüce), Azim, Muktadir (güç sahibi), Kadir (kudretli), Selam (selamet veren), Mumin (emniyete kavuşturan), Muheymin (gözetip koruyan), Munşi (icat eden), Bedi (başlatan), Refi (yüksek), Celil, Kerim, Razik (rızık vern), Muhyi (dirilten), Mumit (öldüren), Bais (gönderen) ve Varis. Bu isimler güzel isimlerdir ve onlar üç yüz atmışa ulaşır. Bunların nispeti o üç ismedir. O üç isim ise o bir ismin rükün ve hicaplarıdır. O bir isim bu üç isim vasıtası ile gizlenmiş ve gayıp hazinesinde saklanmıştır. Bu, yüce Allah’ın buyurduğu bu ayettir: ‛‛De ki: İster Allah deyin, ister Rahman deyin. Hangisini deseniz olur. Çünkü en güzel isimler O'na hastır.” Hadisi şerif burada sona erdi. Eğer bu hadisi şerif üzerinde dikkatli bir şekilde düşünürsen ilim ve marifetin sırları senin için keşfolur; ilahi isimler hakkındaki gizli kapılar senin yüzüne açılır. Nasıl böyle olmasın, hâlbuki bunlar vahiy ve nübüvvet madeninden çıkmıştır; ilim semasından ve marifet yerinden inmiştir. Rabbani arif, mevlana, Molla Muhsin Kaşani, (Allah onun delilini nurlandırsın) bu hadisi şerifin şerhinde şöyle buyurmuştur: Rivayette zikredilen sıfatlara sahip olan isim şuna işarettir: Akıl bölümünde geçen Allah’ın ilk yaratığına yani Muhammedi nura, Ahmedi ruha ve genel akla işarettir. Onun dört parçası ilahi yöne işarettir. İlahi yönün gösterdiği üç âlem ise şu âlemlerden ibarettir: Akıllar âlemi ki o maddeden ve suretlerden soyuttur. Hayal âlemi ki o da maddeden soyuttur. Ama suretten soyut değildir. Cisimler âlemi ki o da madde ile birliktedir. Diğer bir ibaretle his, hayal, akıl ve sır âlemlerine işarettir. Üçüncü bir ibaretle aşikâr âlemi, gayıp âlemi, gaybın gaybı âlemi ve gayıpların gaybı âlemlerine işarettir. Dördüncü bir ibaretle mülk, melekût, ceberut ve lâhut âlemlerine işarettir. Parçalarının birbirine yakın oluşu, kelimenin tamamlanması için birbirlerine gerekli oldukları ve birbirlerine bağlı oldukları anlamına gelir. Gizli olan parça da ilahi sır ve lahuti gayıptır. Merhum Kaşani daha sonra şöyle buyuruyor: Zahir Allah’tır. Yani Allah o üç isim vasıtası ile zahir olmuştur. Zira adlandırılmış bir şey isim ile zahir olur. Dört rükün şunlarda ibarettir: Hayat, ölüm, rızk ve ilim. Dört melek, İsrafil, Azrail, Mikail ve Cebrail onlar için görevlendirilmişlerdir. (Merhum Kaşani’nin sözünden nakletmek istediğimiz kısmın sonu. Allah makamını yüceltsin). Bu güzel araştırma, bazı görüşlere ve itibarlara göre doğruluğunda ve metin oluşunda, kemal noktasındadır. Ama daha münasip olan beyan şudur: Bu vasıflarla anlatılan isim, Muhammediye hakikatinin mutlak oluş makamıdır. Yani sınırsız olan hatta mahiyet sınırına nispetle de sınırsız olan meşiyet makamıdır. ‛‛Örtü olmadan örtüdedir” kısmı, ‛‛zahir oluşunun şiddetinden gizlidir” manasınadır. Aynı şekilde diğer sıfatlar da bu makamla münasiptir. Öyle bir makam ki ne sınırı vardır ve ne de işareti. ‛‛Allah onu dört parçası olan tam bir kelime olarak karar verdi” kısmı sadece bu makamla münasiptir. Zira akıl için dört parça karar vermek doğru değildir. Ancak hakikatten uzak olan tefsirlerle olabilir. Meşiyet makamı ise mutlak olma makamıdır ve akılla akıldır, nefisle nefistir ve tabiatla ise tabiattır. Dört parçadan maksat, akıl âlemi, nefis âlemi, misal âlemi ve tabiat âlemidir. Yani sureti ve maddesi olan tabiat âlemi, sureti olan ama maddeden soyut olan misal âlemi, suret ve maddeden soyut olan ama maddeye bağlı olan nefis âlemi ve mahiyetten değil de maddeden soyut olan akıl âlemi. Söylediğimiz sözlerden İmam Sadık’ın (a.s) buyurduğu şu cümlenin manası anlaşılmış oldu: ‛‛Birisinin diğerinden önde olmadığı dört parçası.” Zira dört âlem mutlak meşiyete olan yönleri itibarıyla ve rablerine olan yönleri itibarıyla aynı sırada yer almışlardır ve hiç birisi diğerinden önde değildir. Nasıl ki bu kitabın başlangıcında ‛‛Allah’ım! Senin en güzel olan güzelliğin hakkı için senden diliyorum” cümlesinin şerhinde onun araştırmasını yaptık. Allah’ın zahir ettiği üç parçaya gelince, onlar, nefis âlemi, hayal âlemi ve tabiat âlemidir. Zira bu üç âlemde yaratılış âleminin tozu vardır. Yaratılar yaratılmış olduklarından dolayı onlara ihtiyaçları vardır. Ama akıl yaratılış âleminden değildir. O ilahi iş âlemindendir. Çünkü o heyula âleminin kirinden ve madde âleminin karanlıklarından uzaktır ve yaratılış ona yönelmemiştir. Mahiyetin bir karar vericiye ihtiyacı olmadığı gibi onun aklın da bir yaratılışa ihtiyacı yoktur. Nasıl ki imkânsızın da onu var edecek bir vacibe ihtiyacı yoktur. Öyleyse yaratılış ona nispet edildiğinde nispet alan işte o üç âlemdir. Dördüncü makamın sırası ulaştığında da o yaratılış âleminden değildir. Dördüncü parçanın Allah’ın yanında hazine edilmiş olması akli bir noktadır. Nasıl ki şöyle buyuruyor: ‛‛Gaybın anahtarları sadece O’nun yanındadır ve O’ndan başka hiç kimsenin onlara ilmi yoktur.” Yaratıkların idrakinden gizlidir. Zira orada ilahi hükümet galiptir. İşte bu yüzden akıllar (soyut varlıklar) Allah’ın celal ve cemalinin örten baştan aşağı olan perdeleridirler. Allah’ın baki kalmasıyla onlar da bakidirler, Allah’ın onları baki bırakması ile değil. (Dikkat edilmelidir). Hadiste buyurduğu ‛‛Zahir Allah’tır” cümlesinin manası şudur: Yani Allah bu isimlerle zahirdir. Zira isimler ve sıfatların örtüsüyle zahir olan Allah’tır. Nasıl ki yüce Allah şöyle buyuruyor: ‛‛Gökteki İlâh da, yerdeki İlâh da O'dur.” Ve yine yüce Allah şöyle buyuruyor: ‛‛Allah, göklerin ve yerin nurudur.” Ve yine yüce Allah şöyle buyuruyor: ‛‛O ilktir, sondur, zahirdir, batındır.”‛‛Eğer yerin en aşağısına inerseniz şüphesiz Allah’a inmiş olursunuz.” Nerede kaldı ki yukarı yerlere ve yukarı göklere insan giderse. Ve yine yüce Allah şöyle buyuruyor: ‛‛Nereye dönerseniz Allah'ın yüzü (zatı) oradadır.” Ya da zahirden anlatılmak istenen üç isimde gizli olan ulûhiyet yönüdür. Öyleyse o dördüncü isim bu üç isim vesilesi ile gizlendi. Yani akıl âlemi ulûhiyet yönüdür ve zahirdir. Öyleyse eğer söylediklerimiz rivayetin anlatmak istediği olursa ince bir konuya işaret etmiş olacaktır. Ve onu marifet ehli söylemiştir. O şudur: Yüce Allah yaratılış hicaplarında zuhur etti. Yaratıklar O’nun zuhuruyla birlikte olmakla birlikte, aynı zamanda O’nun hicabıdırlar. Aynı aynada zahir olan suretler gibi. Suretler aynanın zuhuru olmakla birlikte, aynanın hicabıdırlar. Burada bazı sırlar vardır. Ama onları açmaya izin yoktur. Maslahat değildir sır perdeden dışarı düşsün, Yoksa rintlerin meclisinde hiçbir haber yoktur. Rivayette ise şöyle yer almıştır: Dört rükün ya da ölüm, hayat, rızk ve ilim, onlar için dört melek görevlendirilmiştir. Nasıl ki merhum Feyz Kaşani buyurdular. Veya dört rükün, dört meleğin kendisidir. Gerçekte bir şeye dönmektedir ve hakikatleri birdir. On iki rükün bu meleklerin üç âlemde sahip oldukları makamlar itibarıyladır. Zira Azrail’in hakikati için tabiat âleminde bir şan ve makam vardır ve yine tabiat âleminde mazharları vardır. Misal âleminde onun için bir şan ve makam vardır ve yüne o âlemde mazharları vardır. Aynı şekilde gene nefisler âleminde onun için bir makam ve şan vardır. Ve yine onun için o âlemde mazharlar vardır. Bu üç makam dördüncü makamın saltanatı altında yer alır. Tabiat âlemindeki bir suretten diğer bir surete göçmeler ve intikaller bu yakınlaştırılmış ilahi meleğin mazharı vesilesi ile olur. Zira bu çeşit değersiz ve alçak işler yardımcıları ve ordusunun karışması olmadan Azrail’in kendisinin eliyle gerçekleşmez. Hatta gerçekleşme imkânı dahi yoktur. Gerçekte bu çeşit işler Azrail’in elindedir. Çünkü zahir ve mazhar birbirleriyle birlik içindedirler. Aynı şekilde tabiat âleminden ve madde yurdundan intikal etmek bu yurttan ruhun koparılıp misal ve berzah âlemine intikal ettirilmesi hazreti Azrail’in mazharı vesilesi iledir. Öyle ki o mazharlar misal âlemindedirler ve melekler görevlendirilmiştir. Ta ki ruhların bedenlerinden ayırma işlerini yerine getirsinler. Misal ve berzah âleminden nefisler âlemine ve oradan da akıl âlemine intikal da aynı şekildedir. Bu ruhun koparılışı son koparılış merhalesidir. Öyle ki bazı âlemlerde örneğin nefisler âleminde Azrail’in kendisi vesilesi ile ve başka bir vesile olmadan yerine getirilir. Aşağı âlemlerde ise onun yardımcıları vesilesi ile yerine getirilir. Eğer akli (soyut) bir varlık için ruhun koparılışı varsa, bu koparılışın başka bir manası vardır. Bu mana önceki üç merhaledeki koparılıştan başka bir manadır. Akli olan bazı merhalelerdeki koparılışlar da Azrail tarafından yerine getirilmez. Ancak Azrail’in terbiyesi altında olduğu Kahir ve Malik isimleri vesilesi ile yerine getirilir. Azrail’in ruhunun bedeninden koparılması da bu iki isim vesilesi ile olacaktır. İsrafil’in, Cebrail’in ve Mikail’in (onlara selam olsun) hakikatleri de işte bu şekildedir. Âlemlere göre her birisinin zuhurları ve makamları vardır. Her bir âlemde olan zuhurlarının saltanatı, varlık, varlığın sınırı, şiddeti ve zayıflığı açısından diğer bir âlemden farklıdır. Cebrail’in bu âlemde Dehye Kelbi suretinde zahir olduğunu duymadın mı? İki defa misali kalıpta Allah Resulü (s.a.a) için zahir oldu. Allah Resulü (s.a.a) onun doğunun ve batının tamamını doldurduğunu gördü. Allah Resulü (s.a.a) ile birlikte Miraç gecesinde akıl âlemine ve kendi asıl makamına kadar yükseldi. Sonunda Haşimi olan Allah Resulü (s.a.a) Cebrail’in makamından diğer makamlara ve sonunda da Allah’ın istediği makama kadar yükseldi. Cebrail, onu yalnız bıraktığı için ve onunla birlikte devam edemediği için özür dileyerek şöyle dedi: ‛‛Eğer bir parmağın çizgiyle ayrılan bir kısmı (bir parmak ucu) kadar yaklaşsaydım, şüphesiz yanardım.” Özet olarak, âlemlerden her bir âlemde meydana gelen her iş, ister bu meleklerin kendilerinin vesilesiyle yerine getirilmiş olsun ve isterse bu meleklerin yaranları ve ordularının vesilesi ile yerine getirilmiş olsun bu işlerin hepsi Allah’ın fiilidir. Senin yüzünün fotoğrafı sanki cam aynaya düştü, Arif şarabın ışığından ham tamaha düştü. Senin yüzünün güzlelliği aynada bir cilve etti, Bütün bu resimler vehimler aynasına düştü. Bütün bu şarabın ve resmin fotoğrafı muhalefet etti, Sâkinin yüzünün bir ışığıdır ki cama düştü. İlahiyatçı filozofların başı ve Allah’a doğru yolculuk eden saliklerin şeyhi olan Molla Sadra (r.a) Esfar-ul Erbaa kitabında şöyle buyuruyor: Tabii ilimin üzerinde olan ilahi ilimde ve hikmette derin bir adımı olan kimse için hiçbir şüphe yoktur ki varlıkların tamamı, zaman ve mekânın bir etkisi olmadan Allah’ın fiiliyle var olurlar. Kendi kuvvetlerinin, nefislerinin ve tabiatlarının etkisi altında oldukları halde, dirilten, öldüren, rızk veren, hidayet eden ve yoldan çıkaran yalnız Allah’tır. Yakından vasıta olamadan dirilten, İsrafil adındaki melektir. Yakından vasıta olamadan öldüren, Azrail adındaki melektir. O ruhları bedenlerinden ayırır; bedenleri yemeklerden ve yemekleri de topraktan dışarı çıkarır. Rızkılar için görevlendirilen Mikail adındaki melektir. Bu melek yemeklerin miktarlarını ve ölçülerini bilir. Yakından vasıta olmadan hidayet eden meleğin adı Cebrail’dir. Yoldan çıkarmak için melekten aşağı, cevheri şeytani olan Azazil adındaki yaratıktır. Bu meleklerin her birisi için yardımcılar ve ordular vardır. Bunlar Allah’ın emirlerine boyun eğen kuvvetlerdir. Münezzeh olan Allah’ın diğer işleri de aynı şekildedir. Eğer her alçak fiil için O yakından vasıta olmadan yerine getiren olsaydı, o zaman emriyle yaratıkları için icat ettiği aşağı vasıtaları boş ve faydasız olurdu. Allah boş ve işi olmayan bir meleği yaratmaktan daha yücedir. “Bu, kâfirlerin zannıdır.” Yaratılmış isimlerin her birisi bir rükün içindir. O isimler, ana isimler ve genel isimler olarak otuz tanedirler. Yoksa ayrıntılara göre onlar sayılamazlar ve sonsuzdurlar. O isimler ilahi nokta olan akıl noktasından başlayıp aşağıya doğru heyulaya kadar ve yine yukarıya doğru yine akıl noktasına kadar daire şeklindedirler. Onlar için on iki burç veya on iki ay vardır. Her burç veya ay için otuz derece ya da otuz gün vardır. Neticede üç yüz atmış derece ya da üç yüz atmış güne ulaşır. Bu, dış varlığı yaratılması makamı açısından İsmi Azam hakkındaki sözümüzün tamamıdır. Lafız ve ibaret açısından İsmi Azam’ın hakikatine gelince, onun ilmi razı olunmuş evliya imamlar ve ilimde derin olanların yanındadır. Diğer yaratıklara ise gizlidir. Ariflerin ve şeyhlerin kitaplarında zikredilen İsmi Azam’ın harfleri ya da kelimeleri hakkında yazılanlar, ya sahih rivayetlerden alınmıştır ya da ariflerin vahşet ve zulmet yurdu olan dünyadan riyazetle kurtulduklarında elde ettikleri keşifle elde ettikleri konulardır. Nasıl ki Fusus’ul Hikem’i şerh edenlerden birisi olan Şeyh Mueyyiduddin Cundi şöyle nakledilmiştir: İsmi Azam’dan olan isimlerden bazıları şunlardır: Huvallah’ul Muhit, Kadir, Hay ve Kayyum’dur. İsmi Azam’ın harflerinden bazıları ise şunlardır: Elif, dal, zal, re, ze ve vav harfleri. O şöyle diyor: Bunu Büyük Şeyh (İbni Arabî), Hekim Tirmizi’nin sorduğu sorunun cevabında söylemiştir. Büyük Şeyh, Futuhat kitabında şöyle diyor: Elif, Rahmani neftsen ibarettir. O da geniş vücuttur. Dal, genel cismin hakikatinden ibarettir. Zal, bitkisel hayatı olan cisim demektir. Ra, hisleri olan hareket eden cisimden ibarettir. Za, düşünen cisim demektir. Vav, insani mertebenin hakikati demektir. Mülk ve aşikâr âleminin hakikatlerinin tamamı ki ona oluş ve yok oluş âlemi diye adlandırılır, bu harflerle sınırlıdır. (Sözü burada sona erdi). Muhaddis yüce şeyh olan Hacı Şeyh Abbas Kumi (yüce Allah onu salim kılsın) Mefatih’ul Cenan kitabında şu ibaretlerle şöyle buyuruyor: Muteber kitaplardan seçtiğim ve öz faydası olan bazı ayetleri ve dualar şunlardır: Birinci: Yüce seyyid olan Seyyid Alihan Şirazi (r.a) Kelimi Tayyib kitabında şöyle nakletmiştir: Yüce Allah’ın İsmi Azam’ı, başlangıcında ‘Allah’ ile başlayan, sonu ‘Hu’ ile biten ve harflerinde nokta olmayan isimdir. Harekeleri koyulsun ya da koyulmasın onun okunuşu değişmez. Bu, Kuran’ı Mecid’in şu beş suresinin beş ayetinde yer almaktadır: Bakara, Ali İmran, Nisa, Taha ve Teğabun. Şeyh Meğribi kendi kitabında şöyle demiştir: Her kim bu mübarek beş ayeti kendi virdi olarak karar verir de her gün onları on bir defa okursa şüphe yok ki onun genel olsun ayrıntı olsun önemli işleri onun için kolaylaşır inşallah teala. O beş ayet şunlardır: 1- “Allah, O'ndan başka tanrı yoktur; O, hayydir, kayyûmdur. Kendisine ne uyku gelir ne de uyuklama. Göklerde ve yerdekilerin hepsi O'nundur. İzni olmadan O'nun katında kim şefaat edebilir? O, kullarının yaptıklarını ve yapacaklarını bilir. O'nun bildirdiklerinin dışında insanlar O'nun ilminden hiçbir şeyi tam olarak bilemezler. O'nun kürsüsü gökleri ve yeri içine alır, onları koruyup gözetmek kendisine zor gelmez. O, yücedir, büyüktür.” 2- “Hayy ve kayyûm olan Allah'tan başka ilâh yoktur. (Resûlüm!) O, sana Kitab'ı hak ve önceki kitapları tasdik edici olarak indirmiş; daha önce de, insanlara doğru yolu göstermek üzere Tevrat ile İncil'i indirmişti. Furkan'ı da indirdi. Bilinmeli ki, Allah'ın âyetlerini inkâr edenler için şiddetli bir azap vardır. Allah, suçlunun hakkından gelen mutlak güç sahibidir.” 3- “Allah -ki ondan başka hiçbir tanrı yoktur- elbette sizi kıyamet günü toplayacaktır, bunda asla şüphe yoktur. Söz bakımından Allah'tan daha doğru kim vardır!” 4- “Allah, kendisinden başka ilâh olmayandır. En güzel isimler O'na mahsustur.” 5- “Allah; O'ndan başka hiçbir ilâh yoktur. Öyleyse müminler yalnız Allah'a dayanıp güvensinler.” (Sözü burada sona erdi). |