Salı 7 Şubat 2012 - 05:22

الثلاثاء ١٥ ربيع الأول ١٤٣٣

سه شنبه ۱۸ بهمن ۱۳۹۰ - ۰۶:۵۲

Kullanıcı adı:

Şifre :

Şifremi Hatırla
Şifremi unuttum   aktivasyon
Üye ol
    
       


NUR

Şeyh  Muhyiddin Arabî’ye Mensup Olan Sözün Nakli

Fusus-ul Hikem’i şerh eden Mahmud  Kayseri ve Muhakkik Arif olan Muhammed İbni İshak Konavi’nin Miftah-ul Gayb ve-l  Vucud kitabını şerh eden Muhammed İbni Hamza Fenari, büyük Şeyh Muhyiddin Arabî  Endulisi’ye şu sözü nispet vermişlerdir: ‛‛Nur, zat isimlerindendir. Muhyiddin,  zahiri zata delalet eden her ismi zat ismi, zahiri sıfata delalet eden her ismi  sıfat ismi ve zahiri fiile delalet eden her ismi de fiil ismi karar vermiştir.”
        İbni Fenari şöyle der: Şöyle diyorum:  Büyük Şeyh bu şemayı düzenledikten sonra (daha sonra şemayı çizmiş ve nur  ismini zat isimleri kısmına koymuştur) şöyle demiştir: Bu güzel isimlerden bir  kısmı aziz ve celil olan Allah’ın zatına delalet etmektedir. Allah’ın Zatına  delalet etmesiyle beraber Allah’ın sıfatına da ya da Allah’ın fiiline de ya da  aynı zamanda her ikisine de delalet etmektedir. Öyleyse zata delalet etmesi  daha zahir olan ismi, zat ismi olarak karar verdik. Aynı işi sıfat ve fiil  isimlerinde de yaptık. Yani sıfata ya da fiile delalet etmesi daha zahir olan  ismi o kısımdan karar verdik. Bunun manası zat isimleri kısmında karar verilen  isimlerin diğer kısımlarla hiçbir ilişkisi olmadığı anlamına gelmez. Örneğin  Rab ismi eğer sabit bir manası olursa zat ismindendir; eğer ıslah eden  manasındaysa fiil ismindendir ve eğer malik manasına olursa sıfat ismindendir.
        Ve yine aynı yerde Şeyh şöyle  demiştir: Bil ki bizim bu isimleri zikretmekten maksadımız (yani şemada  zikredilen isimlerden maksadımız) Allah’ın isimlerini bu isimlerle  sınırlandırmak değildir ya da şöyle demiş olalım ki bu şemada zikredilen  isimlerden başka bir isim Allah için bulunmaz. Sadece bu sıralama, bizim  zihnimize gelendir. Öyleyse eğer sen güzel isimlerden bir isim gördüysen bu şemaya  ekle. O güzel isim zatta mı, fiilde mi, ya da sıfatta mı hangisin de daha  zahirse ona ekle. (Şeyh’e nispet verilen sözün sonu).
        Şöyle diyorum: Nur isminin, sıfat  isimlerinden olması ve hatta fiil isimlerinden olması daha zahirdir. Zira nurun  manasında kendisinden başkasını açığa çıkarma ve aydınlatma vardır. Öyleyse o  başkası ilahi âlemde isimler ve sıfatlar olarak itibar edilirse nur, sıfat  isimlerinden olacaktır ve eğer o başkası Allah’ın dış varlık âlemindeki  zuhurunun mertebelerinden birisi olarak itibar edilirse o zaman da nur, fiil  isimlerinden olacaktır. Nasıl ki yüce Allah şöyle buyuruyor: ‛‛Allah göklerin ve yerin nurudur.” Ve  yüne yüce Allah şöyle buyuruyor: ‛‛Allah dilediği  kimseleri bu nura iletir.” Ve yine  Muvahhitlerin Efendisi, Müminlerin Emiri Ali (a.s) Kumeyl duasında şöyle diyor: ‛‛Her şeyin onunla parladığı veçhinin nuru hakkı için senden diliyorum!” Semat duasında  ise şöyle yer almıştır: ‛‛Veçhinin nuru hakkı için senden diliyorum!  Öyle nur ki onunla dağa tecelli ettin. Sonra da dağı darmadağın ettin ve Musa  bayılıp yere yığıldı.” Neticede ‛‛nur” ismi ‛‛zahir” isminin altındadır. O  mutlak görülen âlemin ya da kayıtlı görülen âlemin rabbidir. Ve aynı şekilde Şeyh’in  zat isminden olarak belirlediği ‛‛rab” ismi fiil isimlerine daha çok benzemektedir.  Bu konuların daha çok açıklamaya ihtiyacı var. Ama bu sayfalar vakit ve mecalin  dar oluşundan, belaların ve sıkıntıların hücumundan dolayı ona münasip  değildir. Allah’ım! Akıbetimizi ıslah et! Karanlık ağacın kökünü kalbimizden  sök at!

Allah’ım! Senin en geniş olan  rahmetinin hakkı için senden diliyorum. Senin her rahmetin geniştir. Allah’ım!  Senin tüm rahmetinin hakkı için senden diliyorum!

Rahmani  Rahmet ve Rahimi Rahmet Arasındaki Fark

Rahmani rahmet, varlığın yayılma  makamıdır. Rahimi rahmet ise varlığın kemalinin yayılma makamıdır. Neticede  rahmani rahmetle, varlık zuhur buldu ve Rahimi rahmet vasıtasıyla herkes manevi  kemaline ve Batıni hidayetine ulaşır. Onun için duada şöyle yer almıştır: ‛‛Ey  dünyanın Rahman’ı ve ahiretin Rahim’i! Ey tüm yaratıklarına Rahman olan ve  yalnızca müminlere Rahim olan!”
        Öyleyse yüce Allah, rahmani  hakikatiyle yok olan mahiyetlere ve helak olan şekillere varlığı lütfetti.  Rahimi hakikatiyle de onlara kemali lütfetti. Rahimi devletin sabahının doğuşu,  ahiret yurdunda daha fazladır.
        Bazı rivayetlerde şöyle yer almıştır: ‛‛Ey  dünya ve ahiretin Rahman’ı ve ey dünya ve ahiretin Rahim’i!” Bu, her  varlıkta kemaline doğru ilerlemesi ve tedrici olarak kendi makamına ulaşması  için tabii bir aşk icat etmesi itibarıyladır. Ahiret yurdunda, herkesin kendi  ektiğini biçtiği ve herkesin kendi fiili durumuna ve kendisine layık olan  kemaline ulaştığı günde, temiz ve tezkiye olmuş nefislerin yakınlık  makamlarına, kerametlere ve yerinin gökler gibi olduğu cennetlere ulaştıkları  günde, tersine dönmüş yırtıcı, hayvani ve şeytani olan nefislerin kendi  ateşlerine, cehennemdeki kuyularına, akreplerine ve yılanlarına ulaştıkları  günde herkes ektiğini biçer. Bu mertebelere ulaşmak, tersine dönmüş şeytani  nefislere nispetle bir kemaldir. Gerçi bu, dosdoğru olan temizlenmiş insani  nefislere nispetle eksikliktir.
        Buna göre Şeyh Muhyiddin Arabî’nin  Hazreti Hakk’ın her iki cihandaki Rahim olma meselesindeki söylediği yöntemi  açıktır. Onun yöntemine göre ‛‛merhamet edenlerin en merhametlisi” olan Allah, ‛‛Muntakim”  (intikam alan) adının yanında şefaat eder ve devletin yönetimini kendi eline  alır. ‛‛Muntakim” adı ise onun hükümetinin altında yer alır.

Zati ve  Fiili Olan Rahmani ve Rahimi Olma

Rahman ve Rahim olma ya fiilidir ya da  zatidir. Öyleyse yüce Allah hem Rahmani olan rahmete sahiptir ve hem de Rahim  olan rahmete sahiptir. Zati olan Rahmani rahmet ve zati olan Rahimi rahmet,  zatın zata tecellisidir. Bu tecellinin neticesinde ilahi sıfatlar ve isimler ve  onların gerektirdikleri sabit dış varlıklardan ilmi zuhurla zahir olurlar. İcmali  (özet) ilimle birlikte Hazreti Vahit’te (varlıklara karşı) geniş keşif ilmi meydana  gelmektedir. Nasıl ki yüce Allah fiili olan Rahmani rahmete ve Rahimi rahmete  sahiptir. Fiili olan Rahmani rahmet ve Rahimi rahmet, zatın fiiller şeklinde  feyzin yayılmasıyla tecelli etmesidir. Şu şekilde ki dış varlıklara kendi feyzi  ve kemalinden vermiş ve geniş feyziyle dış varlıkları ulaşabilecekleri en  mükemmel ve düzen olarak da en eksiksiz bir duruma ulaştırarak varlık âleminde  zuhura ulaştırmıştır.
        İki mübarek isim olan Rahman ve Rahim  isimlerinin Fatiha suresinde yer almasının sırlarından birisi şudur ki Rahmani  rahmet ve Rahimi rahmet her iki makamda yani zat ve fiil makamında dile  getirilsin. Ta ki tekvini (yaratılış) kitapla tedvini (yazılmış) kitap arasında  uyum sağlanmış olsun. Zira zahir, batının unvanıdır. Lafız, mananın ve  hakikatin sesler ve şekillerle ve kabukları ve duruşları giyinerek tecelli  edişidir.

Rahman,  Rahim ve Hamdın Besmele ve Fatiha’daki Çeşitli Manaları

Eğer besmeledeki Rahman ve Rahim’i  lafzı celale olan ‛‛Allah” için sıfat olarak alırsak, o zaman zati olan Rahman  olma ve Rahim olmaya işaret olacaktır. Fatiha suresinde bulunan Rahman ve Rahim  ise fiili olan Rahman ve Rahim olmaya işaret olacaktır. ‛‛Hamd, Allah’a aittir”  tabirindeki Allah, fiili ulûhiyete ve ayrıntılı fiili Rahman ve ayrıntılı fiili  Rahim’i bir araya toplayan makama işaret etmektedir. Hamd, soyut âlemler ve  isfehbudiye nefislerinden ibarettir. Onların nimet veren Allah’a hamd etmek ve  O’nun kemalini izhar etmekten başka bir yönleri yoktur. Bütün varlık âlemleri  silsilesinde tamamıyla hamd olan ve nimete karşı nankörlük yönünün olmadığı bu  nur âlemleri dışında hiçbir âlem yoktur. Zira onlar, zevk ve irfan ehlinin  yanında sırf varlıklardır ve mahiyetleri yoktur. Diğer bütün âlemler ve bu  âlemlerde olanlar bu âlemlerden daha düşük mertebede yer almaktadırlar.
        Buna göre mana şu şekilde olmaktadır:  Zati Rahmani rahmet ve zati Rahimi rahmet sahibi olan Allah’ın adıyla. Baştan aşağı  hamd olan âlemler açıldı. Öyle âlemler ki mutlak ilahi varlılar, fiil  makamındadırlar. Onlar diğer mertebelerde bulunan mukaddes makamdan inmiş  varlıklar için rububi ve terbiye edici zatlardır. O mukaddes makamda olanlar  ruhani meleklerdir. Şu ayette onlara işaret edilmiştir:  ‛‛And  olsun saf saf dizilenlere. O haykırıp sürenlere.” Bu rububi zatlar,  fiili Rahmani rahmete ve fiili Rahimi rahmete sahiptirler. Yani onlar içindir  Şuhud âleminde varlığı yayma ve varlığın kemalini yayma makamı. Tüm varlıkların  bu zatlara döndüğü günde bunlar malik olma ve toplama gücüne sahiptirler. Bu  varlıklara dönüş Allah’a dönüştür. Zira bir şeyin zuhur etmesi kendisinden  farklı bir şey değildir. Hatta kendisidir. (İsimler ve sıfatlar zatın  zuhurudur. Öyleyse isimlere dönüş, zata dönüş olacaktır.)
        Eğer Rahman ve Rahim’i ‛‛Bismillah” ibaretindeki isim için sıfat olarak  alırsak durum tersine dönecektir. (Yani besmeledeki Rahman ve Rahim fiili  Rahman ve Rahim olmaya delalet edecektir. Fatiha suresindeki Rahman Ve Rahim  ise zati Rahman ve Rahim olmaya delalet edecektir.) Zira bu durumda isim meşiyet  anlamında olacaktır. Yani ilahi meşiyet anlamında olacaktır. Öyle ki fiili  Rahman ve Rahim olma, onunla gerçekleşmektedir. ‛‛Hamd, Allah’a aittir”  ibaretindeki Allah, zati ulûhiyete delalet eder. Fatiha suresindeki Rahman ve  Rahim, zatın sıfatlarından olan Rahman ve Rahim olmaya delalet edecektir. Fiil  sıfatlarından değil. Ve yine malik olma ve rab olma da yine zatın sıfatlarından  olacaktır. Biz ‛‛Allah’ım!  Senin isimlerinin hakkı için senden diliyorum!” cümlesini şerh ederken masum ve temiz olan ve ilahi vahyin ve  meleklerin indiği evden olan Ehli Beyt (a.s) yoluyla bize ulaşan isim  hakkındaki tefsire işaret edeceğiz.

Uyarma ve  İtiraz

Rahman ve  Rahim İsminin Mertebesi

Kayseri, Fusus-ul Hikem’in şerhinin  mukaddimelerinden birisinde şöyle demiştir: Eğer varlığın hakikatini, sadece  şeylerin geneli şartı olarak kabul edersek, o zaman o, Rahman isminin mertebesi  olur. O da Levh-ul Kaza (kazanın yazıldığı levha-cem makamı) ya da Umm-ul Kitap  (kitabın esası) ya da Kalem-ul A’la (yüce kalem) olarak adlandırılan birinci  aklın terbiye edicisidir. Eğer varlığın hakikatini, şeylerin genel şartı olarak  kabul edersek, öyle ki ayrıntılar onda geniş ve sabit bir şekilde genellerinden  örtülü olmadan olursa, o zaman o Rahim isminin mertebesi olur. O da genel nefsin  terbiye edicisidir. O, Levh-ul Kader (kaderin yazıldığı levha-tedric makamı)  olarak adlandırılan Levh-ul Mahfuz (kaderin yazılıp korunduğu levha) ya da  Kitab-ul Mubin’dir (kaderin yazıldığı kitaptır). Kayseri’nin ibareti burada  sona erdi.
        Şöyle diyorum: Kayseri’nin söylediği,  bir açıklamaya göre bir yönden doğru olsa da daha münasibi şu idi: Rahman  isminin mertebesini varlığın bütün âlemlere, o âlemlerin genelleri olsun,  ayrıntıları olsun, yayılma makamı olarak karar vermeli idi. Rahim isminin  mertebesini de varlığın kemalinin âlemlerin genellerine ve ayrıntılarına  yayılma mertebesi olarak karar vermeli idi. Zira Rahmani ve Rahimi olan rahmet  bütün her şeyi kendi içine almış ve bütün âlemleri kapsamıştır. Öyleyse o ikisi  Allah’ın meşiyetinin dış âlemde var oluşundan ibarettir. Öyleyse o ikisi meşiyetin  var oluşundan ibarettir. Akıl ve nefis makamı ise var oluşta var oluş  makamıdır. Öyleyse şöyle söylenmesi daha iyidir: Eğer varlığın hakikati  varlığın yayılması şartıyla kabul edilirse, o zaman o, Rahman isminin  mertebesinden ibaret olur. Ve eğer varlığın kemalinin yayılması olarak kabul  edilirse, o zaman da Rahim isminin mertebesinden ibaret olur. Onun için  dualarda şu şekilde yer almıştır: ‛‛Allah’ım! Ben senden her şeyi kapsayan  rahmetinin hakkı için diliyorum.”‛‛Allah’ın yüz tane rahmeti vardır. Ondan bir tanesini  yeryüzüne indirmiş ve onu mahlûkatı arasında bölüştürmüştür. Mahlûkatın içinde  olan duygu ve merhamet o bir rahmetin vasıtasıyladır. Allah doksan dokuz  rahmetini kıyamet gününde kullarına merhamet etmesi için saklamıştır.”
Ve yine Peygamber’den (s.a.a) şöyle  nakledilmiştir:

Büyük Arif  Mirza Cevat Meliki’nin (k.s) Nazarında Hak Teala’nın Rahman ve Rahim Oluşu

  Seyri  suluk ve marifet ehlinin şeyhlerinden birisi olan Mirza Cevat Meliki (r.a)  Esrar-us Salât kitabında Fatiha suresinin tefsirini yaparken Peygamberimizden  (s.a.a) naklettiğimiz rivayeti naklettikten sonra şöyle buyurmuştur:
        Rahman ve Rahim isminin, Rahmani  rahmeti ve Rahimi rahmeti yaratması itibariyle yüce Allah için kullanılması, bu  rahmetlerin O’ndan meydana gelişinden dolayıdır ve O’ndan kaynaklanan bir  ayakta duruşla var oluşlarından dolayıdır. Yoksa Allah o rahmetlerin içinde yer  aldığından dolayı onlar ayakta değillerdir. Öyleyse Rahmani rahmet, O’nun bütün  varlıklarda yayılmış olan var olmayı onlara lütufta bulunmasından ibarettir.  Buna göre varlıkları icat etmesi O’nun Rahman oluşudur ve varlıkların kendisi  de O’nun rahmetidir. Rahmani rahmete gelince, o dünyada mümin kullarına  hidayeti ve kemali lütufta bulunmasında ve ahirette ise onlara mükâfat ve sevap  vermesinden ibarettir. Öyleyse Allah’ın icat etmesi, hem iyi insanları ve hem  de kötü insanları kapsamaktadır.
        Merhum Meliki daha sonra şöyle  buyuruyor: Neticede her kim âleme Hak Teala’nın onu icat ederek ayakta tutması  açısından bakarsa sanki Allah’ın Rahman oluşuna bakmıştır. Ve sanki dış âlemde  Rahman’ı ve O’nun rahmeti dışında bir şey görmüyor. Her kim de âleme Allah’ın  onu icat etmesi itibariyle bakarsa, sanki sadece Rahman’a bakmıştır. (Sözü  burada sona erdi. Allah onun makamını ebedi cennette yüce eylesin.)

Yazarın  Nazarında Hak Teala’nın Rahman ve Rahim Oluşu ve Zikredilen Arifin Sözünün  Tashihi

Şöyle diyorum: Eğer onun geniş  varlıktan kastı irfan ehlinin görüşünde olan ve görüşler ve makamlara göre  söylenen meşiyet, mutlak ulûhiyet, Muhammedi mutlak vilayet makamı ve benzeri  tabirlerle dile getirilen makam manasına olursa, bu mana  “Bismillahirrahmanirrahim”deki Rahmaniyet makamına münasip değildir. Zira  besmeledeki Rahman ve Rahim “Allah” ismine tabidirler ve o ismin var  oluşlarındandırlar. Geniş gölge Allah’ın gölgesidir, Rahman’ın gölgesi değil.  Zira geniş gölgenin hakikati, kâmil insanın ve kâmil insanın rabbinin  hakikatinden ibarettir. Toplayıcı varlık, Allah’ın İsmi Azam’ıdır (yani “Allah”  ismidir). Öyle ki “Allah” ismi Rahman ve Rahim ismini kuşatıcıdır. Onun için  Fatiha suresinde de o isme tabi olarak karar verilmişlerdir.
        Ve eğer onun geniş varlıktan kastı  varlığın yayılma makamı ise bu makama münasip, yazılmış ve yaratılış âlemiyle  uyum içerisindedir. Ama sözünün zahiri ile uyum içerisinde değildir. Onun  söylediği mazhar, zahirde fanidir itibarıyla doğrudur. Öyleyse Rahmaniyet  makamı bu görüşe göre ulûhiyet makamıdır. Nasıl ki yüce Allah şöyle buyuruyor: De ki: İster Allah deyin, ister Rahman  deyin. Hangisini deseniz olur. Çünkü en güzel isimler O'na hastır.” Ve yine şöyle buyuruyor: “Rahmân,  Kuran'ı öğretti. İnsanı yarattı.” Ve yine şöyle buyuruyor: “O,  öyle Allah'tır ki, O'ndan başka tanrı yoktur. Görülmeyeni ve görüleni bilendir.  O, esirgeyendir, bağışlayandır.”

     
Total Visit: 386
Total Rank: 0
Total Rankers: 0
Total Comments: 0

Oy vermek için yetkiniz yok. Lütfen giriş yapınız.