Çarsamba 8 Şubat 2012 - 15:28

الأربعاء ١٦ ربيع الأول ١٤٣٣

چهارشنبه ۱۹ بهمن ۱۳۹۰ - ۱۶:۵۸

Kullanıcı adı:

Şifre :

Şifremi Hatırla
Şifremi unuttum   aktivasyon
Üye ol
    

 
     

NÛR SURESİ

     

Medenîdir, altmış dört âyettir.     

Sûrenin  35. âyetinde nurdan bahsedildiği için bu adı almıştır ve bâzı âyetler gibi bu âyetin  de adı vardır ve nur âyeti denir.     

Rahman ve Rahîm Allah adıyla     

1- Bir sûredir ki onu indirdik ve hükümlerini farzettik ve anıp ibret alın diye  onda nice apaçık deliller de gösterdik.     

2- Zinâ eden kadınla zinâ eden erkeğin  herbirine yüzer sopa vurun ve Allah dinindeki bu hüküm husûsunda onları esirgemeniz  tutmasın ve azaplarını da inananların bir bölüğü görsün.215     

3- Zinâ eden erkek, ancak zinâ eden kadını, yahut şirk koşan kadını nikâhlayabilir  ve zinâ eden kadın da ancak zinâ eden erkekle, yahut şirk koşanla  nikâhlanabilir ve bu, inananlara harâm edilmiştir.  [1]     

4- Hür namuslu kadınlara iftirâ edip de sonra dört tanık getiremeyenlere de seksen  sopa vurun ve tanıklıklarını ebedîyen kabûl etmeyin ve onlardır buyruktan  çıkanların ta kendileri.     

5- Ancak bundan sonra tövbe ederler ve düzgün  bir hâle gelirlerse artık şüphe yok  ki Allah, suçları örter rahîmdir.

     

6- Eşlerinin zinâ ettiğini söyleyenlere gelince: Kendilerinden başka tanık yoksa,  gerçekten de doğru söyleyenlerden olduklarına dâir herbirinin, dört kere  tanıklık etmesi gerektir.     

7- Beşincide, yalancılardansam Allah'ın lâneti yalancıya diye tanıklık eder.     

8- Kadının, Allah adına dört kere tanıklık edip kocasının, gerçekten de yalancılardan  olduğunu söylemesi, cezâyı, kendisinden giderir.     

9- Beşincide, kocam doğru söyleyenlerdense gerçekten de Allah'ın gazabı bana der.     

10- Allah'ın,  size lütfü ve rahmeti olmasaydı ve şüphesiz bir sûrette Allah, tövbeleri kabûl  etmeseydi, hüküm ve hikmet sâhibi bulunmasaydı ne yapardınız?     

11- O  uydurma haberi size getiren sizden bir tâifedir; onu şer sanmayın kendinize,  hattâ o, hayırdır size. Onlardan herbirinin kazandığı günah, kendisine âittir,  içlerinden, suçun en büyüğünü yüklenene gelince: Onundur en büyük azap.216     

12- Bunu  duydukları zaman inanan erkeklerle kadınlar, kendilerine nasıl hüsnü zanda  bulunuyorlarsa öylece hüsnü zanda bulunsalardı da bu, apaçık bir iftirâ  deselerdi.     

13- Bu  işe âit dört tanık getirselerdi ya. Tanık getiremeyince de onlar, Allah katında  yalancıların ta kendileridir.     

14- Dünyâda  ve âhirette Allah'ın, size lütfü ve rahmeti olmasaydı daldığınız o dedikodu  yüzünden mutlaka pek büyük bir azâba uğrardınız.     

15- O  zaman siz, onu ağızdan ağıza naklediyor ve hiçbir bilginiz olmayan o şeyi  ağızlarınızla söyleyip duruyordunuz ve sanıyordunuz ki o, kolay bir şey,  halbuki o, Allah katında pek büyük birşeydi.     

16- Duyduğunuz  vakit, buna dair bir söz söylemek, bize düşmez; hâşâ, bu, pek büyük bir iftirâ  deseydiniz.     

17- Eğer  inanmışsanız Allah size öğüt vermededir bir daha ebedîyen buna benzer birşeye  dönmemeniz hakkında.     

18- Ve  Allah, size delillerini apaçık bildirmededir ve Allah, her şeyi bilir, hüküm ve  hikmet sâhibidir. [2]     

19- İnananlar  arasında kötü şeylerin yayılmasını sevenleredir dünyâda ve âhirette elemli azap  ve Allah, her şeyi bilir, sizse bilmezsiniz.     

20- Allah'ın,  size lütfü ve merhameti olmasaydı ve şüphesiz bir sûrette Allah, esirgeyici ve  rahîm bulunmasaydı ne yapardınız?     

21- Ey  inananlar, Şeytan'ın izini izlemeyin ve kim, Şeytan'ın izini izlerse bilsin ki  hiç şüphe yok o, çirkin ve kötü şeyleri buyurur ve Allah'ın, size lütfü ve  rahmeti olmasaydı içinizden hiçbiriniz, ebedîyen temiz bir hâle gelemezdi,  fakat Allah dilediğini temizler ve Allah, her şeyi duyar, bilir.     

22- Üstün  ve geçimi geniş olanlarınız, akRabâya, yoksullara ve Allah yolunda yurtlarından  göçenlere vermekten çekinmesinler ve iyilik etmeyi terketmesinler ve  bağışlasınlar ve suçtan geçsinler. Allah'ın, sizi yarlıga-masını sevmez,  istemez misiniz? Ve Allah suçları örter, rahîmdir.[3]     

23- Hiçbir  şeyden haberi olmayan hür, nâmuslu, inanmış kadınlara iftirâ edenlere, dünyâda  da lânet edilmiştir, âhirette de ve onlaradır pek büyük azap.     

24- O  günde ki kendi dilleri, elleri ve ayakları, yaptıkları şeylere dâir kendilerinin  aleyhinde tanıklık eder.     

25- O  gün Allah, onların gerçek cezâlarını tam olarak verir ve bilirler ki Allah,  şüphesiz olarak apaçık gerçek mâbuttur.     

26- Pis  kadınlar, pis erkeklerindir ve pis erkekler, pis kadınların ve temiz kadınlar,  temiz erkeklerindir ve temiz erkekler, temiz kadınların; onlar, öbürlerinin  söyledikleri sözlerden uzaktır, onlarındır yarlıganma ve güzelim bir rızık.219     

27- Ey  inananlar, kendi evlerinizden başka evlere, sâhipleriyle tanışmadan ve onlara  selâm vermeden girmeyin, düşünüp öğüt almanız için daha hayırlıdır bu size.     

28- Orada  kimseyi bulamazsanız size izin verilmedikçe girmeyin ve eğer, geri dönün  denirse size dönün artık, bu, sizin için daha temiz bir harekettir ve Allah, ne  yaparsanız hepsini bilir.     

29- Orada  bir menfaatiniz varsa içinde kimse oturmayan eve girmenizde bir suç yok size ve  Allah, açığa vurduğunuzu da bilir, gizlediğinizi de.     

30- İnananlara  söyle: Gözlerini haramdan sakınsınlar, ırzlarını korusunlar, bu, daha temiz bir  harekettir size. Şüphe yok ki Allah, ne işlerseniz hepsinden de haberdardır.     

31- İnanan  kadınlara da söyle, gözlerini haramdan sakınsınlar, ırzlarını korusunlar ve  açığa çıkanlardan, görünenlerden başka ziynetlerini göstermesinler ve  örtülerini, göğüslerini örtecek bir tarzda omuzlarından aşağıya doğru  salsınlar; kocalarından, yahut babalarından, yahut kocalarının babasından,  yahut oğullarından, yahut üvey oğullarından, yahut erkek kardeşlerinden, yahut  erkek kardeşlerinin oğullarından, yahut kız kardeşlerinin oğullarından, yahut  Müslüman kadınlardan, yahut kendi malları olan kölelerden, yahut erkeklikten  kesilmiş veya kudreti olmayan erkek hizmetçilerden, yahut da henüz kadınların  gizli hallerine vâkıf olmayan erkek çocuklardan başka erkeklere ziynetlerini  göstermesinler; gizledikleri ziynetler, bilinsin diye ayaklarını da vurmasınlar  ve tövbe edin hepiniz Allah'a ey inananlar da kurtulun, erin murâdınıza. [4]     

32- Sizden  bekâr olanları ve kölelerinizden, câriyelerinizden temiz olanları nikâhlayıp  evlendirin; yoksulsalar Allah, lûtfuyla zengin eder onları ve Allah'ın lütfü  boldur ve o, her şeyi bilir.     

33- Evlenmeye  güçleri yetmeyenler de Allah, onları lûtfuyla zengin edinceye dek ırzlarını  korusunlar. Köle ve câriyelerinizden, bir müddet içinde birden veya taksitle  bir mal veya para karşılığı azât olmak isteyenlerin dileklerini de, bunda bir  hayır olduğunu bilirseniz kabûl edin ve onlara, Allah'ın size verdiği maldan  verin. Câriyelerinizi, onlar da namuslu yaşamayı istedikleri halde, geçici  dünyâ malı için kötülük yapmaya mecbûr etmeyin. Zorla kötülüğe sevkedildikten  sonra da şüphe yok ki Allah, onların suçlarını örter, rahîmdir.     

34- Andolsun  ki biz, size apaçık deliller, sizden önce gelip geçenlere ait örnekler ve  çekinenlere öğütler indirdik.  [5]     

35- Allah ışığıdır  göklerin ve yeryüzünün. Işığının örneği, kandil konan bir yere benzer, orada  bir kandil var, kandil, bir sırça içinde, sırça da parıl-parıl parlayan bir  yıldız sanki; doğuda da olmayan, batıda da olmayan kutlu zeytin ağacından  yakılmış; ateş dokunmadan da yağı, hemen ışık verecek; nûr üstüne nûr. Allah,  doğru yolu gösterir nûruyla dilediğine ve Allah, örnekler getirir insanlara ve  Allah, her şeyi bilir.221     

36- Bu  ışık, o evlerdedir ki Allah, oralarda adının yüceltilmesine ve anılmasına izin  veriştir ve oralarda, sabah-akşam onu tenzîh edenler vardır.     

37- Öyle  erler vardır ki onları ne ticâret, ne alım-satım, Allah'ı anmaktan ve namaz  kılmaktan ve zekât vermekten alıkoymaz, gönüllerin ve gözlerin döneceği günden  korkar onlar.     

38- Allah'ın  onları, yaptıkları işlerin daha da güzeliyle mükâfatlandırması ve haklarında,  lûtfunu arttırması için ve Allah, dilediğini hesapsız olarak rızık-landırır.     

39- Kâfir  olanlarsa, onların yaptıkları, çöldeki serâba benzer, susamış kimse, su sanır  onu, fakat oraya gidince suya     

âit hiçbir şey bulamaz da kendi yanında bulur  Allah'ı ve o, kâfirin hesâbını tamâmıyla görüp karşılığını öder ve Allah, pek  tez hesap görür.     

40- Yahut da  derin bir denizi kaplayan karanlıklara benzer; onu bir dalgadır, sarmıştır,  üstüne bir dalga daha gelir, daha üste de bulut çökmüştür, karanlıklar,  karanlıklar üstüne yığılmıştır, öylesine ki elini çıkarsa onu bile nerdeyse  göremez ve Allah, kime nur vermemişse artık bir nur yoktur ona.     

41- Görmez  misin ki şüphesiz olarak Allah'ı tenzîh eder göklerde bulunanlar da, yeryüzünde  bulunanlar da ve kanatlarını çarpıp katar-katar uçan kuşlar da. Hepsi,  duâlarını da bilmede, onu tenzîh etmeyi de ve Allah, ne yaparlarsa hepsini  bilir.     

42- Ve  Allah'ındır göklerin ve yeryüzünün saltanatı ve tedbîri ve her şey, dönüp Allah  tapısına varır.     

43- Görmez  misin ki Allah, bulutları sürmede, sonra onları birbirine katıp birleştirmede,  sonra yığın haline getirmededir. Görürsün ki bulutlardan yağmur yağmadadır ve  gökte dağ gibi yığılmış bulutlarda dolu var, bunları yağdırmadadır da  dilediğine âfetler vermededir, dilediğine de isâbet ettirmemede. Şimşeğinin  parıltısıysa neredeyse gözleri alacak.     

44- Ve  Allah, geceyle gündüzü, uzatıp kısaltmada, getirip götürmededir. Şüphe yok  bunda, can gözü açık olanlara ibret var.     

45- Ve  Allah, her hayvanı sudan yaratmıştır onlardan, karnı üstünde sürünen var,  onlardan, iki ayakla yürüyen var ve onlardan, dört ayakla yürüyen var. Allah,  dilediğini yaratır; şüphe yok ki Allah'ın, her şeye gücü yeter.     

46- Andolsun  ki biz, her şeyi açıklayan deliller indirdik; ve Allah, dilediğini doğru yola  sevk eder.     

47- Ve  derler ki: İnandık Allah'a ve Peygambere ve itâat ettik, sonra da onların bir  kısmı bu sözün ardından yüz çevirir ve onlar inanmış kişiler değildir.     

48- Onlar,  aralarında hükmetmesi için Allah'a ve Peygamberine çağrıldıkları zaman  içlerinden bir kısmı, derhâl yüzlerini döndürür.     

49- Fakat  hak kendilerindeyse ona koşa-koşa gelirler.     

50- Gönüllerinde  hastalık mı var, yoksa şüphe mi ediyorlar, yoksa Allah'ın ve Peygamberinin,  onlara bir haksızlık edeceğinden mi korkuyorlar? Hayır, onlardır zâlimlerin ta  kendileri.     

51- Aralarında  hükmetmesi için Allah'a ve Peygamberine çağrıldıkları zaman inananların sözü,  ancak duyduk ve itâat ettik sözüdür, böyle der onlar ve onlardır kurtulanların,  muratlarına erenlerin ta kendileri.     

52- Ve  kim Allah'a ve Peygamberine itâat eder, Allah'tan korkar ve ondan çekinirse o  çeşit kişilerdir muratlarına erenlerin, kurtulup nusret bulanların ta  kendileri.     

53- Emredersen  onlara, savaşa çıkacaklarına dâir olanca kuvvetleriyle yemin ederler elbette  Allah'a de ki: Yemin etmeyin, bu, zâten âdet olan, gerekli bulunan bir itâatten  ibâret; şüphe yok ki Allah, ne yaparsanız hepsinden haberdardır.     

54- De  ki: İtâat edin Allah'a ve itâat edin Peygambere. Gene de yüz çevirirlerse ona  düşen, ancak kendisine yüklenen vazîfedir ve size düşen de, size yüklenen ve  eğer ona itâat ederseniz doğru yolu bulursunuz ve Peygambere, apaçık tebliğden  başka bir şey düşmez.     

55- Allah,  sizden inanıp iyi işlerde bulunanlara, onlardan önce gelip geçenleri nasıl  yeryüzüne sâhip ve hâkim kıldıysa onları da mutlaka yeryüzüne sâhip ve hâkim  kılmayı ve onlara, râzı ve hoşnût oldukları  dîni nasîp edip o dini,     

bütün dinlerden üstün etmeyi,  korkularını emniyete tebdîl eylemeyi vaad-etmiştir; bana kulluk etsinler ve  hiçbir şeyi eş tutmasınlar bana; ve bundan sonra kim kâfir olursa o çeşit  adamlardır, buyruktan çıkanların ta kendileri.     

56- Ve  namaz kılın, zekât verin ve Peygambere itâat edin de acınmışlardan olun.     

57- Kâfir  olanlar, hiç ummasınlar ki yeryüzünde Allah'ı âciz bırakacaklar ve yurtları  ateştir onların ve dönüp varılacak ne de kötü yerdir orası.     

58- Ey  inananlar, malınız olan köle ve câriyelerle sizden olup henüz ergenlik çağına  girmemiş çocuklar, yanınıza gelirlerken üç vakitte, izin alsınlar sizden: Sabah  namazından önce, öğle sıcağında elbisenizi soyduğunuz zaman ve yatsı namazından  sonra; bu üç vakit, halvet vaktidir size. Bu vakitlerden başka zamanlarda  yanınıza izinsiz girerlerse ne size suç var, ne onlara ve birbirinizi de dolaşabilirsiniz.  Allah, delillerini böyle apaçık bildirmede size ve Allah, her şeyi bilir, hüküm  ve hikmet sâhibidir. [6]     

59- Çocuklarınız  ergenlik çağına girince de evvelce nasıl izinle yanınıza geliyorlarsa gene  öylece izin alsınlar. Allah, delillerini böylece açıklamadadır size ve Allah,  her şeyi bilir, hüküm ve hikmet sâhibidir.

     

60- Nikâh  ümidi kalmamış, kadınlık halinden kesilmiş kadınlar, ziynetlerini göstermemek  şartıyla dış elbiselerini çıkarırlarsa suç yok onlara; fakat giyerlerse bu,  daha da hayırlıdır onlara ve Allah, her şeyi duyar, bilir.     

61- Köre  vebâl yok, topala vebâl yok, hastaya vebâl yok size de vebâl yok evlerinizde,  yahut babalarınızın evlerinde. Yahut analarınızın evlerinde, yahut erkek  kardeşlerinizin evlerinde, yahut kız kardeşlerinizin evlerinde, yahut  amcalarınızın evlerinde, yahut halalarınızın evlerinde, yahut dayılarınızın evlerinde,  yahut teyzelerinizin evlerinde, yahut anahtarlarına sâhib olduğunuz evlerde,  yahut da dostunuzun evlerinde yemek yemenizde; toplu olarak, yahut ayrı-ayrı  yemek yemenizde de bir vebâl yok. Evlere girince, Allah tarafından kutlu ve temiz  bir sağlık, esenlik vesîlesi olmak üzere selâm verin ev halkına. İşte Allah,  aklınız ersin, düşünüp anlayın diye delillerini böyle açıklar size.     

62- İnananlar,  ancak Allah'a ve Peygamberine inanırlar ve onunla berâber, topluluğu icâb  ettiren bir işte bulunurlarsa izin almadan bırakıp gitmezler. Şüphe yok ki  senden izin isteyenlerdir Allah'a ve Resûlüne inananlar. Bâzı işlerini görmek  için izin istediler mi senden, sen de onlardan dilediğine izin ver ve onlar  için Allah'tan yarlıganma dile; şüphe yok ki Allah, suçları örter, rahîmdir.223     

63- Aranızda,  birbirinizi çağırdığınız gibi çağırmayın Peygamberi. İçinizden, birbirini siper  ederek gizlice gidenleri, gerçekten de bilir Allah; artık onun emrine aykırı  hareket edenler, bir sınanmaya uğramaktan, yahut da elemli bir azâba düşmekten  sakınsınlar. [7] [8]     

64- Bilin  ki Allah'ındır ne varsa göklerde ve yeryüzünde. Neyle oyalandığınızı mutlaka  bilir ve dönüp tapısına vardığınız gün, ne yaptıklarını mutlaka haber verecek  ve Allah, her şeyi bilir.

        

                        [1]                      ) Dayakta, üsteki palto, kürk gibi  şeyler çıkarılır, diğer elbise çıkarılmaz. Sopanın, yalnız deriyi incitmesi,  ete tesir etmemesi şarttır. (Devamı,  sonnot No:44

                        [2]                      ) Mustalak  oğullarıyla savaşa gidilirken Ayişe de vardı. Savaştan Medine'ye dönülürken bir  yerde konaklanmıştı. Ayişe orada deveden inmiş, biraz eğlenmişti. Bu sırada  gerdanlığını kaybetmişti. Onu ararken kafile, Ayişe hevdiçtedir sanarak hareket  etmişti. Ayişe, gerdanlığını bulduktan sonra kafilenin konduğu yere gelmiş,  kafilenin göçtüğünü anlayınca orada oturmuş, birisinin gelip götürmesini  beklemeye başlamış, bu sırada uykusu gelmiş, uyumuştu. Kafilenin ardından gelen  Safvan, Ayişe'yi görünce devesine bindirmiş, kervana ulaştırmıştı. (Devamı, sonnot No:45)

                        [4]                      ) Bu âyet  de yukarda anlatılan olay üzerine vahyedilmiştir. "Hicab âyeti" diye  anılır.

                        [5]                      ) Işık, doğru yolu göstermekten kinayedir, bu, İbn-i  Abbas'ın kavlidir. Hasen, Ebül-Aliye ve Dahhâk, Allah, gökleri ve yeryüzünü,  güneşle, ayla, yıldızlarla ışıtır diye tefsir etmişlerdir. Kâ'b oğlu Ubeyy,  Allah, gökleri meleklerle, yeryüzünü peygamberler ve bilginlerle süsler, bezer  demiştir. "Işığının örneği" sözündeki ışığı iman ve Kur’ân, yahut Hz.  Muhammed (s.a.a)'in nuru diye tefsir etmişlerdir. Tanrıya itaat etmektir  diyenler de olmuştur. Kandil konan yeri, Hz. Muhammed (s.a.a)'in göğsü, kandili  peygamberliği, "doğuda ve ...(Devamı,  sonnot No:46)

                        [6]                      ) Bu üç  vakit, sabahleyin ve öğleyin uykudan uyanıp kalkmak ve geceleyin soyunup yatmak  zamanlarıdır.

                        [8]                      ) Yâ  Muhammed, ey Abdullah oğlu Muhammed diye çağırmayın, ey Allah elçisi deyin  anlamınadır.

   

Total Visit: 295
Total Rank: 0
Total Rankers: 0
Total Comments: 0

Oy vermek için yetkiniz yok. Lütfen giriş yapınız.