PerÅŸembe 29 Temmuz 2010 - 16:30

الخميس ١٨ شعبان ١٤٣١

پنجشنبه ۷ مرداد ۱۳۸۹ - ۱۸:۰۰

Kullanıcı adı:

Åžifre :

Şifremi Hatırla
Åžifremi unuttum   aktivasyon
Üye ol
    
 
     

 NİSÂ’ SÜRESİ

 

Medenîdir, yüz yetmiş altı âyettir.

(Yüz yetmiÅŸ altı  âyettir. 58. âyetle 176. âyeti Mekkîdir, öbürleri Medenîdir. Kadınlara ait  hükümler, bu sûrede bulunduÄŸu için kadın anlamına nisâ adiyle adlanmıştır.)

      Rahman ve Rahîm Allah Adıyla  
  
1- Ey insanlar, sizi tek bir candan yarattı, o canın eÅŸini de ondan yaratıp  ikisinden birçok erkek ve kadın türetti. Sakının Allah'tan ki onunla  haklarınızı dilemektesiniz ve akRabalık hukukuna da riâyet edin. Şüphe yok ki  Allah, sizi tamamıyla görüp gözetmededir.63     

2- Yetimlere mallarını verin ve iyisinin yerine kötüsünü koyup deÄŸiÅŸtirmeyin ve  onların mallarını, kendi mallarınıza katıp yemeyin; çünkü bu, pek büyük bir  suçtur.[1]     

3- Yetim kızlar hakkında adâletle muâmele edemeyeceÄŸinizden korkarsanız, beÄŸendiÄŸiniz,  hoÅŸunuza giden baÅŸka kadınlardan iki, üç ve dört kadın alın. Fakat bunların  arasında adâleti gözetmeyeceÄŸinizden korkarsınız o vakit bir zevceyle, yahut  sahip olduÄŸunuz cariyelerle iktifa edin. Bu, doÄŸruluktan sapmamanıza daha yakın  ve size daha uygundur. [2]     

4- Kadınlarınızın mehirlerini bir bağış olarak verin, ama onlar, gönül hoÅŸluÄŸuyla  mehirlerinin bir miktarını size bağışlarlarsa o vakit de onu içinize sindire  sindire ve âfiyetle yiyin.     

5- Allah'ın, size geçinmek için verdiÄŸi mallarınızı akılsızlara vermeyin, onları  rızıklandırın, giydirin ve kendilerine tatlı ve güzel sözler söyleyin.     

6- Yetimleri,  nikâh çağına dek deneyin, ergenlik çağına ulaÅŸtıklarını, olgunlaÅŸtıklarını  gördünüz mü mallarını kendilerine verin. Onların malını israf ederek, yahut büyüyünce  geri alırlar diyerek yemeyin. Zengin olan, yetimin malına hiç dokunmasın. Fakir  olan, örfe uygun bir miktar yiyebilir. Mallarını geri vereceÄŸiniz vakit bu  muâmeleyi tanıklar huzurunda yapın. Allah, gereÄŸince hesap sorucudur ve o,  yeter.

     

7- Erkekler için pay var anayla babanın ve yakınların bıraktıkları malda, kadın  için de pay var anayla babanın ve yakınların bıraktıklarında. Mal, az olsun,  çok olsun, mîrasta muayyen bir pay var.     

8- Mîras taksim edilirken yakınlar, yetimler, yoksullar bulunursa o maldan onları  da rızıklandırın ve kendilerine güzel sözler söyleyin.     

9- Artlarında âciz ve küçük soy-sop bırakacağını düşünerek onlar için nasıl korkup  üzüntüye düşerler; yetimler için de Allah'tan korksunlar da sözün doÄŸrusunu  söylesinler.     

10- Yetimlerin  mallarını zulümle yiyenler, ancak ateÅŸ yerler, o mallar, karınlarında ateÅŸtir  âdeta ve onlar, alevli ateÅŸe atılacaklardır.     

11- Allah,  evlâdınız hakkında size ÅŸunu tavsiye eder: ErkeÄŸin payı, iki kızın payı  kadardır. Kızlar, ikiden fazlaysa terekenin üçte ikisi onlarındır, kız bir  taneyse yarısı onun. Bir çocuÄŸu varsa anayla babanın her birine, terekenin  altıda biri kalır. ÇocuÄŸu yok da anasıyla babası mîrasçı olursa üçte biri  ananındır. KardeÅŸleri varsa bıraktığı maldan, vasiyeti yerine getirildikten ve  borcu ödendikten sonra kalanın altıda biri anaya aittir. Babalarınızdan,  oÄŸullarınızdan hangisi, size daha faydalıdır, bilemezsiniz. Bu, Allah'tan  farzdır. Şüphe yok ki Allah her ÅŸeyi bilir, hikmet sahibidir.     

12- Çocukları  yoksa zevcelerinizin, kalan mallarının yarısı sizindir. Çocukları varsa,  vasiyeti yerine getirilip borcu ödendikten sonra dörtte biri sizin. ÇocuÄŸunuz  yoksa sizden kalanın dörtte biri zevcelerinizin, çocuÄŸunuz varsa, kalan maldan,  vasiyet ettiÄŸiniz ÅŸey yerine getirilip borcunuz ödendikten sonra sekizde biri  onların. Mîras, çocuÄŸu ve babası olmayan bir erkeÄŸe, yahut kadına aitse ve onun  da erkek, yahut kız kardeÅŸi varsa her birinin hakkı, altıda birdir. Bunlar birden fazlaysa, mîrasçının vasiyeti yerine  getirilip borcu ödendikten sonra kalan     

malın üçte birine ortak  olurlar ve kimsenin de zarar görmemesi gerekir. Allah tarafından size öğüttür  ve Allah her ÅŸeyi bilir, ceza vermede acele etmez.

     

13- İşte  bunlardır Allah sınırları ve kim Allah'a ve Resûlüne itaat ederse Allah onu,  kıyılarından ırmaklar akan cennetlere sokar ve onlar, ebedî kalırlar orada ve  budur pek büyük bir kurtuluÅŸ ve kutluluk.

     

14- Ve  kim Allah'a ve Resûlüne isyan eder ve sınırlarını aÅŸarsa onu, daimî kalmak  üzere, ateÅŸe atar ve onadır horlayıcı, aÅŸağılık bir hale getirici azap.     

15- Kadınlarınızdan  kötülükte bulunanların kötülüğüne, içinizden dört tanık getirin. Onlar,  tanıklık ederlerse kadınları, ölümlerine dek, yahut Allah onlara bir yol  açıncaya kadar evlerde tutun.[3]     

16- Sizden,  kötülükte bulunanlar olursa iki tarafı da incitin. Tövbe ederler ve hallerini  düzeltirlerse vazgeçin onlardan, şüphe yok ki Allah, tövbeleri kabul eder,  rahîmdir.     

17- Şüphe  yok ki Allah katında tövbe, ancak bilgisizlikle kötülükte bulunup sonra derhal  tövbe edenlerin tövbesidir. Onlardır Allah'ın, tövbelerini kabul ettiÄŸi kiÅŸiler  ve Allah, her ÅŸeyi bilir, hüküm ve hikmet sahibidir.     

18- Tövbe,  o kiÅŸilerin tövbesi deÄŸildir ki kötülüklerde bulunup dururlar da sonucu  içlerinden birine ölüm gelip çattı mı iÅŸte ÅŸimdi tövbe ettim ben der ve kâfir  olarak ölenlerin tövbesi de tövbe deÄŸildir. O kiÅŸilerdir onlar ki onlar için  elemli bir azap hazırlamışızdır.     

19- Ey  inananlar, zorla kadınları mîras olarak almanız helâl deÄŸildir size. Apaçık  kötülükte bulunmadıkları halde onlara verdiÄŸinizin bir kısmını ele geçirmek  için sıkıştırmayın onları ve onlarla iyi ve güzel geçinin, onlardan  hoÅŸlanmadığınız takdîrde de olabilir ki sizin hoÅŸunuza gitmeyen bir ÅŸeyde  Allah, birçok hayırlar takdîr etmiÅŸtir.     

20- Zevcenizi  bırakıp yerine bir baÅŸkasını almak isterseniz bırakacağınıza, yığınlarla mehir  vermiÅŸ olsanız bile ondan hiçbir ÅŸey almayın. İftirâ ederek ve apaçık günaha  girerek alır mısınız onu hiç?     

21- Nasıl  alabilirsiniz ki birbirinizle kaynaÅŸmıştınız ve onlar, sizden adamakıllı söz de  almışlardı.     

22- Babalarınızın  nikâhladığı kadınları almayın. Bu, ancak geçmiÅŸ bir âdettir ve geçen, geçip  gitmiÅŸtir. Şüphe yok ki bu, kötü bir ÅŸeydi, iÄŸrenç bir âdetti ve ne de kötü bir  yoldu-yoradamdı.     

23- Haram  edilmiÅŸtir size analarınız, kızlarınız, kız kardeÅŸleriniz, halalarınız,  teyzeleriniz, erkek kardeÅŸlerinizin kızları, kız kardeÅŸlerinizin kızları, sizi  emziren sütanneleriniz, süt emme yüzünden kardeÅŸleriniz olan kızlar ve  zevcelerinizin anneleri, zifafa girdiÄŸiniz zevcelerinizin, sizin himâyenizde  bulunan ve üvey kızlarınız olan kızları. Ancak zevcelerinizle zifafa  girmedinizse kızlarını almanızda bir beis yok. Haram edilmiÅŸtir belinizden  gelen oÄŸullarınızın zevceleri ve iki kız kardeÅŸi birlikte almak, çünkü bu âdet  de geçmiÅŸtir artık; şüphe yok ki Allah, bütün suçları örter rahîmdir.  [4]     

24- Kocalı  kadınlarla evlenmek de haram; ancak sahibi olduÄŸunuz cariyeler müstesna.  Allah'ın yazısı bu, emri bunlar size ve bunlardan baÅŸkalarını, evlenmeniz ve  zinâda bulunmamanız için arayıp istemeniz helâl edilmiÅŸtir size. Kadınlardan  biriyle evlenerek faydalandığınız takdîrde mehirlerini kararlaÅŸtırıldığı  veçhile verin. Miktarını tâyin ettikten sonra gönül hoÅŸluÄŸuyla herhangi bir  hususta uyuÅŸursanız suç yok size. Şüphe yok ki Allah her ÅŸeyi bilir, hüküm ve  hikmet sahibidir. [5]     

25- İçinizden,  hür ve inanmış kadınları almaya gücü yetmeyenler, inanmış erlerin sahip  oldukları cariyeleri alsın ve Allah, sizin inancınızı çok iyi bilir. Hepiniz de  birsiniz, birbirinizden türediniz. Kötülükte bulunmayan, birisini dost tutmayan  namuslu cariyeleri, sahiplerinin izniyle alın, ücretlerini de örfe uygun olarak  güzellikle verin, onlar evlendikten sonra kötülükte bulunurlarsa cezaları, hür  kadınların cezasının yarısıdır. Bu, içinizden zinâ etmekten korkanlara bir  ruhsattır, fakat sabretmeniz size daha hayırlıdır ve Allah, suçları tamamıyla  örter, rahîmdir.     

26- Allah,  size her ÅŸeyi açıklamak ve size, sizden öncekilerin yollarını göstermek ve  tövbenizi kabul etmek ister ve Allah, her ÅŸeyi bilir, hüküm ve hikmet  sahibidir.     

27- Ve  Allah, tövbenizi kabul etmeyi diler, ÅŸehvetlerine uyanlarsa, sizin doÄŸru yoldan  tamamıyla sapmanızı.     

28- Allah,  sizin yükünüzü hafifletmeyi diler ve insan, zâten de zayıf olarak  yaratılmıştır.     

29- Ey  inananlar, aranızda, mallarınızı haksız yere ve boÅŸu-boÅŸuna yemeyin, ancak  karşılıklı bir uzlaÅŸmayla yapılan alış-veriÅŸ baÅŸka ve birbirinizi öldürmeyin,  şüphe yok ki Allah, size rahîmdir.     

30- Ve  kim haddini aÅŸarak zulmedip bu iÅŸi iÅŸlerse onu ateÅŸe sokarız ve bu, Allah'a pek  kolaydır.     

31- NehyedildiÄŸiniz  büyük günahlardan kaçınırsanız suçlarınızı örteriz ve sizi büyük ve ÅŸerefli bir  mevkie ulaÅŸtırırız.     

32- Allah'ın,  bâzılarınızı, bir kısmınıza üstün etmesine haset etmeyin. Erkeklerin, kendi  kazançlarından payları var, kadınların da kendi kazançlarından payları var.  Allah'tan, lütfünü, inâyetini dileyin, çünkü şüphe yok ki Allah her ÅŸeyi  tamamıyla bilir.     

33- Ana  ve babayla yakınların bıraktıkları mallara mîrasçı olacak erkek ve kadınları  tâyin ettik. Kendileriyle ahitleÅŸtiÄŸiniz kiÅŸilere de paylarını verin, şüphe yok  ki Allah her ÅŸeyi görür.     

34- Erkekler,  kadınlardan üstündür, çünkü Allah onları bir çok ÅŸeylerde kadınlardan üstün  etmiÅŸtir, çünkü onlar, kadınları, mallarıyla geçindirirler, doyururlar; iyi  kadınlar da itaatli olurlar ve Allah, onların hakkını nasıl korumuÅŸsa onlar da,  kocaları yanlarında olmasa bile, iffetlerini korurlar. Kadınlarınızın  serkeÅŸliÄŸinden korkunca onlara öğüt verin, onları yatakta yalnız bırakın, dövün  onları. Fakat itaat ettikleri takdîrde de aleyhlerine bir sebep araÅŸtırmayın,  şüphe yok ki Allah çok yüce ve büyüktür.     

35- Karıyla  kocanın arasında bir ayrılık olacağından korkarsanız koca tarafından bir hakem,  kadın tarafından da bir hakem gönderin. Aralarının düzelmesini dilerlerse Allah  da bu hususta baÅŸarı verir onlara. Şüphe yok ki Allah her ÅŸeyi bilir ve her ÅŸeyden  haberdardır.     

36- İbâdet  edin Allah'a ve ona hiçbir ÅŸeyi eÅŸ etmeyin. Anaya, babaya, yakınlara,  yetimlere, yoksullara, yakın komÅŸulara, uzak komÅŸulara, yolda kalmışlara ve  sahibi olduÄŸunuz köle ve cariyelere iyilik edin, çünkü Allah, kendini beÄŸenip  övenleri sevmez.     

37- Onlar,  hem nekeslik ederler, hem de insanlara, nekes olmalarını emrederler ve  Allah'ın, kendilerine lütfedip verdiÄŸi ÅŸeyleri gizlerler ve biz, kâfirlere,  horlayıcı, onları aÅŸağılatıcı bir azap hazırlamışızdır.     

38- Onlar,  Allah'a ve âhiret gününe inanmadıkları halde mallarını, ancak insanlara  gösteriÅŸ olmak üzere sarfederler. Åžeytan kime arkadaÅŸ olursa o, arkadaÅŸların en  kötüsüne düşmüştür.     

39- Ne  olurdu Allah'a ve âhiret gününe inanıp Allah'ın kendilerini rızık-landırdığı  ÅŸeyleri harcasalardı; ve Allah, onları çok iyi bilir.     

40- Şüphe  yok ki Allah zerre kadar zulmetmez. Zerre miktarı iyilik bile olsa onu kat-kat  arttırır ve yapana, kendi katından büyük bir mükâfat verir.     

41- Ne  olacak halleri her ümmetten bir tanık getirdiÄŸimiz, seni de hepsine tanık  tuttuÄŸumuz gün?     

42- O  gün, bir gündür ki kâfirlerle Peygambere isyan edenler, yerle yeksan olmalarını  ve Allah'tan hiçbir sözü gizlememiÅŸ bulunmalarını dileyecekler.     

43- Ey  inananlar, namaza yaklaÅŸmayın ne söylediÄŸinizi bilmeyecek kadar sarhoÅŸken ve  yolda deÄŸilseniz yıkanıncaya dek cünüpken. Hastaysanız, yahut yolculuktaysanız,  yahut biriniz ayakyolundan gelirse, yahut da kadınlara dokunursanız, su  bulamadığınız takdîrde temiz toprakla teyemmüm edin, toprağı, yüzünüze ve  ellerinize sürün. Şüphe yok ki Allah, bağışlayıcıdır, suçları örter.  [6]     

44- Görmez  misin kendilerine kitaptan bir pay verilenleri? Sapıklığı satın alıyorlar ve  sizi de yoldan saptırmak istiyorlar.

 45- Ve  Allah, sizin düşmanlarınızı daha iyi bilir ve dost olarak da Allah yeter,  yardımcı olarak da Allah yeter.     

46- Yahûdi  olanlardan, sözleri yerlerinden alıp deÄŸiÅŸtirenler de var ve iÅŸittik de isyan  ettik derler, iÅŸit, iÅŸit-meyesice ve dillerini eÄŸip bükerek ve dini kınayarak  bizi de gözet derler. İşittik ve itaat ettik, bizi de dinle ve bize de bak  deselerdi onlar için daha hayırlı, daha doÄŸru olurdu, fakat Allah, küfürleri  yüzünden onları rahmetinden uzaklaÅŸtırdı, pek azından baÅŸkası imana gelmez  onların.     

47- Ey  kendilerine kitap verilenler, yüzlerinizi mahvedip eski haline getirmeden,  yahut cumartesi gününü tanıyanlara lânet ettiÄŸimiz gibi size de lânet etmeden,  sizdeki kitabı da gerçeklemek üzere indirdiÄŸimiz kitaba inanın ve Allah'ın  emri, mutlaka yerine gelecek. [7]  [8]     

48- Şüphe  yok ki Allah, kendisine eÅŸ tanıyanları yarlıgamaz, ondan baÅŸka dilediÄŸinin  bütün suçlarını yarlıgar ve kim Allah'a eÅŸ tanırsa gerçekten de büyük bir  iftirâda bulunmuÅŸ, pek büyük bir suç iÅŸlemiÅŸtir.     

49- Görmez  misin kendilerini temize çıkarmaya savaÅŸanları, halbuki Allah, dilediÄŸini  arıtır, temizler ve onlar, hurma çekirdeÄŸinin içindeki incecik kıl kadar bile  zulüm görmezler.     

50- Hele  bak, Allah'a nasıl iftirâ ediyor, ona yalan isnat ediyorlar ve yeter bu apaçık  suç onlara.     

51- Görmez  misin, kendilerine kitaptan bir pay verilenler, puta, Åžeytan'a inanırlar da  kâfirler için bunlar derler, inananlara nispetle daha doÄŸru yolda.70     

52- Onlar, o  kiÅŸilerdir ki Allah onlara lânet etmiÅŸtir ve Allah kime lânet ettiyse ona  gerçekten de hiçbir yardımcı bulunmaz.

     

53- Yoksa  onların saltanattan bir payları mı var? Böyle olsa da insanlara bir habbe bile  vermezler.     

54- Yoksa  Allah'ın, lütfedip insanlara ihsân ettiÄŸi ÅŸeylere haset mi ediyorlar? Gerçekten  de biz İbrahîm soyuna kitap ve hikmet verdik ve onlara büyük bir saltanat ihsân  ettik.  [9]     

55- Onlardan,  ona inanan da var, ondan yüz çeviren de ve bunlara alevli, yakıp kavuran  cehennem yeter.     

56- Şüphe  yok ki âyetlerimizi inkâr edenleri, yakında ateÅŸe atarız. Derileri yanıp  eridikçe de azâbı tatsınlar diye yerlerine yeniden yeniye deri bitiririz. Şüphe  yok ki Allah üstündür, hüküm ve hikmet sahibidir.     

57- İnanıp  iyi iÅŸlerde bulunanlarıysa kıyılarından ırmaklar akan cennetlere sokarız. Ebedî  kalırlar orada. Onlara orada her çeÅŸit ayıptan arınmış tertemiz eÅŸler var ve  onları kaba gölgelikte huzura, rahata kavuÅŸtururuz.     

58- Şüphe  yok ki Allah, emânetleri ehline vermenizi ve insanlar arasında hükmettiÄŸiniz  zaman adâletle hükmetmenizi emrediyor. Gerçekten de Allah, size ne de güzel  öğüt vermede. Şüphe yok ki Allah, her ÅŸeyi duyar, görür.     

59- Ey  inananlar, Allah'a, peygambere ve içinizden emredecek kudret ve liyakata sahip  olanlara itaat edin. Allah'a ve âhiret gününe inanıyorsanız bir ÅŸeyde ihtilâfa  düştünüz mü o hususta Allah'a ve Peygambere mürâcaat edin; bu hareket, hem  hayırlıdır, hem de sonu pek güzeldir.     

60- Görmez  misin sana indirilene de, senden önce indirilenlere de inandıklarını sananlar,  Åžeytan tarafından yargılanmalarını dilerler, halbuki onu inkâr etmeleri  emredilmiÅŸti onlara ve Åžeytan, onları tamamıyla sapıtmak, doÄŸru yoldan pek uzak  bırakmak ister.     

61- Onlara,  Allah'ın indirdiÄŸine ve peygambere gelin dendi mi görürsün ki münafıklar,  senden tamamıyla uzaklaşırlar.     

62- Elleriyle  hazırladıkları bir felâkete uÄŸrayınca da halleri nice olur? Sonra sana gelirler  Allah’a yemin ederek ve biz, ancak iyilik etmek, ara bulmak istedik diyerek.

63- Onlar,  öyle kiÅŸilerdir ki Allah bilir kalplerinde olanı, yüz çevir onlardan, öğüt ver onlara, kendi hallerine dair  tesirli, dokunaklı sözler söyle onlara.     

64- Biz,  her peygamberi ancak, Allah izniyle ona itaat edilsin diye gönderdik; onlar da  nefislerine zulmettikleri vakit sana gelerek Allah'ın, kendilerini  yarlıgamasını isteselerdi, Peygamber de onların yarlıganmalarını dileseydi  elbette Allah'ın tövbeleri kabul edici rahîm olduÄŸunu görür, anlarlardı.     

65- Fakat  öyle deÄŸil; andolsun Rabbine ki onlar iman etmiÅŸ olmazlar aralarında çıkan  ihtilâflarda seni hakem etmedikçe ve sonra da yüreklerinde hiçbir sıkıntı,  üzüntü duymadan verdiÄŸin hükmü kabul eylemedikçe ve tamamıyla sana teslîm olmadıkça.     

66- Biz  onlara, kendinizi öldürün, yahut ülkenizden çıkın diye emretseydik, bunu onlara  farz etmiÅŸ olsaydık ancak içlerinden pek azı bunu yapardı. Halbuki kendilerine  verilen öğüdü tutsalar, deneni yapsalardı bu, hem onlara daha hayırlı olurdu,  hem de inançlarını kökleÅŸtirirdi.     

67- Biz  de o vakit, onları, katımızdan büyük bir mükâfatla mükâfatlandırırdık.     

68- Ve  onları dosdoÄŸru yola sevk ederdik.     

69- Ve  kim Allah'a ve Peygambere itaat ederse o ve o çeÅŸit kiÅŸiler Allah'ın,     

nîmetleriyle nîmetlendirdiÄŸi  peygamberlerle,gerçeklerle, ÅŸehitlerle ve iyi adamlarla eÅŸ olur, onlara  katılırlar ve onlar, ne de güzel arkadaÅŸtır.     

70- Bu  lütuf ve ihsân, Allah'tandır ve Allah'ın her ÅŸeyi bilmesi yeter.     

71- Ey  inananlar, ihtiyata ait gereken tedbîrleri alın da bölük-bölük, yahut hep  birden ilerleyin.     

72- İçinizde  mutlaka ağır davranan olacak ve size bir felâket gelip çatınca da diyecek ki:  Allah, gerçekten de bana lütfetti de o zaman, onlarla berâber bulunmadım.     

73- Size  Allah'tan bir lütuf ve ihsân gelince de onunla sizin aranızda hiçbir dostluk  yokmuÅŸ gibi keÅŸke diyecek, ben de onlarla berâber olsaydım da ben de o büyük  lütfe nail olsaydım, ben de muradıma erseydim.     

74- Artık  Allah yolunda savaÅŸsın dünya yaÅŸayışı yerine âhireti satın alanlar ve kim Allah  yolunda savaşır da öldürülür, yahut üst olursa ona büyük bir ecir vereceÄŸiz.     

75- Ne  oluyor size ki zayıf ve âciz erkeklerle kadınlar ve çocuklar, Rabbimiz bizi  ahalisi zâlim olan ÅŸu ÅŸehirden çıkar, bize katından bir sahip gönder, bize katından  bir yardımcı yolla deyip dururlarken siz, Allah yolunda savaÅŸmıyorsunuz?     

76- İnananlar,  Allah yolunda savaşırlar, kâfir olanlar, Åžeytan yolunda savaşırlar. Savaşın  Åžeytan'ın dostlarıyla ve şüphe yok ki Åžeytan'ın hîlesi zayıftır.     

77- Görmez  misin savaÅŸtan el çekin ve namaz kılın, zekât verin denenleri? Onlara savaÅŸ  farz edilince içlerinden bir kısmı, insanlardan, Allah'tan korkar gibi, hattâ  daha da fazla korkmaya baÅŸladılar da ne olurdu, yakın olan ölümümüze dek bu  emri geciktirseydin, bize savaşı emretmeseydin dediler. De ki: Dünyanın zevki  azdır, âhiretse sakınanlar için daha hayırlıdır ve onlar, hurma çekirdeÄŸinin  içindeki incecik kıl kadar bile zulüm görmezler.     

78- Nerede  olursanız olun, ölüm sizi bulur; hattâ isterseniz saÄŸlamlaÅŸtırılmış yüksek  kalelerde olun. Onlara bir iyilik geldi mi bu derler, Allah'tan. Bir kötülük  geldi mi, bu derler, senden. De ki: Hepsi Allah'tan. Ne oldu bu kavme ki hiçbir  sözü anlamaya yanaÅŸmıyor.

79- Sana  gelen iyiliÄŸe ait ÅŸey Allah'tandır, kötülüğe ait olansa nefsinden ve biz seni  insanlara peygamber olarak gönderdik, buna  tanık olarak Allah yeter.     

80- Peygambere  itaat eden, gerçekten de Allah'a itaat etmiÅŸtir, yüz çevirene gelince; zâten  biz seni onları korumak için göndermedik ki.     

81- Bizden  itaat etmek derlerse de yanından ayrıldılar mı onların bir kısmı, geceleyin  senin dediÄŸinden bambaÅŸka ÅŸeyler kurar, Allah da onların kurduklarını yazar.  Yüz çevir onlardan de dayan Allah'a, Allah yeter koruyucu olarak.     

82- Hâlâ mı  düşünmezler Kur’ân'ı Allah katından gayrı bir yerden gelseydi onda, birbirini  tutmaz birçok ÅŸeyler bulurlardı.     

83- Emniyete,  yahut korkuya ait bir haber duysalar derhal yayarlar. Halbuki Peygambere ve  içlerinden emre salâhiyeti olanlara baÅŸvursalardı bu haberi arayıp duyarak yayanlar,  elbette onlardan gerçeÄŸini öğrenirlerdi. Allah'ın ihsânı ve acıması olmasaydı  pek azınız müstesna, Åžeytan'a uyup gitmiÅŸtiniz.     

84- Gayrı  savaÅŸ Allah yolunda, kendinden baÅŸkasından sorumlu deÄŸilsin sen ve teÅŸvik et  inananları. Olur da Allah kâfirlerin zararını ve zulmünü defedip giderir ve  Allah'ın azâbı da pek çetindir, cezası da.     

85- Kim  iyi bir ÅŸefaatte bulunursa o ÅŸefaatten payı vardır ve kim kötü bi ÅŸefaatte  bulunursa ondan payı var ve Allah her ÅŸeyi bilir korur.     

86- Size  selâm verildiÄŸi vakit selâmı daha güzel bir sözle, yahut aynı sözle alın ve  Allah, şüphe yok ki her ÅŸeyi hakkıyla hesaplar.     

87- Bir  Allah'tır ki yoktur ondan baÅŸka tapacak. Kıyâmet gününde hepinizi toplayacaktır  ve o günde hiç şüphe yoktur ve kimdir Allah'tan daha doÄŸru sözlü?     

88- Ne  oluyor size de münâfıklar hakkında iki bölük oluyorsunuz, Allah onları,  kazandıkları suçları yüzünden gerisin geri küfre döndürdü; Allah'ın yoldan  çıkarıp azdırdığını doÄŸru yola getirmek mi istersiniz? Ve Allah kimi azdırdıysa  artık onun için hiçbir yol bulamazsınız.  [10]     

89- Onlar,  sizin de kendileri gibi kâfir olmanızı ve böylece de hepinizin bir olmanızı  isterler, onun için Allah yolunda yurtlarından göçmedikçe onların hiçbirini  dost edinmeyin. Bunu kabul etmez de yüz çevirirlerse tutun onları ve öldürün  onları bulduÄŸunuz yerde ve onlardan ne dost edinin, ne yardımcı.     

90- Ancak  sizinle onların arasında ahitleÅŸme olan bir kavme sığınanlar, yahut sizinle  veya kendi kavimleriyle savaÅŸmaya yürekleri dayanmayıp size gelenler, bu  hükümden dışarıdır ve Allah dileseydi onları size mûsâllat ederdi de sizinle  savaşırlardı. Sizi bırakırlar, sizinle savaÅŸmazlar ve barış teklifinde  bulunurlarsa Allah da onların aleyhinde bulunmaya bir yol bırakmamıştır size.     

91- BaÅŸka  bir bölüğünü de şöyle bulacaksınız: Onlar, sizden de emin olmak isterler,  kavimlerinden de. Fakat bir fitneye sevk edilince tâ içine dalıverirler. Onlar  sizi bırakmazlar, sizinle barış halinde yaÅŸamazlar ve sizden el çekmezlerse  tutun onları, öldürün onları bulduÄŸunuz yerde ve iÅŸte size, onlara karşı apaçık  bir kudret ve salâhiyet verdik.     

92- İnanan  birisinin, bir inanmış kiÅŸiyi öldürmesi câiz deÄŸildir, ancak yanlışlıkla olursa  o baÅŸka. Yanlışlıkla bir mümini öldüren, mümin bir köle azat eder, öldürülenin  âilesine de kan pahası verir, ancak âilesi, kan pahasını sadaka olarak  bağışlarsa vermez. Öldürülen, mümin olmakla berâber size düşman olan bir  kavimdense öldüren, mümin bir köle azat eder. Öldürülen, aranızda ahitleÅŸme  olan bir kavimdense âilesine kan pahası vermek ve bir mümin azat etmek gerek. Bunları  yapamayan, Allah'a tövbe ederek iki  ay, birbiri  ardınca     

oruç tutar ve Allah, her ÅŸeyi bilir, hüküm ve  hikmet sahibidir.     

93- Ve  kim bir mümini kasten öldürürse cezası cehenneme atılmaktır, ebedî kalır orada  ve Allah ona gazap eder ve rahmetinden uzaklaÅŸtırır onu ve ona pek büyük bir  azap hazırlamıştır da.     

94- Ey  inananlar, Allah yolunda savaÅŸa gittiÄŸiniz zaman pek dikkatli ve ihtiyatlı olun  ve size selâm verene, dünya menfaatini dileyerek sen mümin deÄŸilsin demeyin,  şüphe yok ki Allah katında çok ganîmetler var. Siz de önce böyleydiniz de Allah  size lütfetti, o halde dikkat edin, ihtiyatlı olun; hiç şüphe yok ki Allah,  bütün yaptıklarınızdan haberdardır.  [11]     

95- Mâzeretleri  olanlar müstesna, müminlerden savaÅŸa katılmayıp oturanlarla Allah yolunda  mallarıyla, canlarıyla savaÅŸanlar, eÅŸit olamaz. Allah, mallarıyla, canlarıyla  Allah yolunda savaÅŸanları, derece bakımından, oturanlardan üstün etmiÅŸtir.  Allah, hepsine de iyilikler, güzellikler vaat etti ve Allah üstün etti  savaÅŸanları oturanlardan, pek büyük bir ecirle.     

96- Kendi  katından ihsân ettiÄŸi derecelerle, yarlıgamayla ve rahmetle ve Allah suçları  örtüp yarlıgayan rahîmdir.     

97- Melekler,  nefislerine zulmedenlerin canlarını alırken ne haldeydiniz derler. Onlar da,  yeryüzünde derler, âciz kiÅŸilerdik biz. Melekler, Allah'ın yeri geniÅŸ deÄŸil  miydi derler, siz de hicret edeydiniz. İşte onlardır yurtları cehennem olanlar  ve orası, ne de kötü bir yurttur.     

98- Ancak  yurtlarından göçmek için bir düzen, bir yol bulamayan gerçekten de âciz  erkeklerle kadınlarve çocuklar bu hükümden dışarı.     

99- Onlardır  Allah'ın bağışlayacağı umulanlar ve Allah bağışlayıcıdır, suçları örtücüdür.     

100- Allah  yolunda yurdundan göçen, yeryüzünde barınacak birçok yerler bulur, ferahlığa  erer ve kim, Allah ve Peygamberi uÄŸrunda evinden çıkıp hicret eder de sonra ona  ölüm gelip çatarsa onun ecri Allah'a aittir ve Allah suçları örter rahîmdir.     

101- Yeryüzünde  sefere çıktığınız zaman kâfirlerin, size bir zarar vereceÄŸinden ürkerseniz  namazı kısaltmada bir vebal yok size ve kâfirler, zâten size apaçık düşmandır.     

102- Onların  içinde bulunur da namaz kıldırırsan onların bir kısmı seninle berâber ve  silâhları yanlarında olarak namaz kılsın, secde ettiler mi öbür kısmı,  arkanızda dursun. Sonra namaz kılmayan takım gelsin, seninle namaz kılsın,  kalkanlarını, silâhlarını üstlerinde bulundursunlar. Kâfirler, birdenbire  üstünüze bir saldırışta bulunmak için sizin silâhlarınızdan, eÅŸyanızdan gafil  olmanızı isterler. Ancak yaÄŸmurdan dolayı müşkülâta  uÄŸrarsanız, yahut hastaysanız silâhlarınızı  çıkarmada vebal yok size,     

fakat ihtiyatlı davranın; şüphe yok ki Allah,  kâfirlere aÅŸağılatıcı bir azap hazırlamıştır.     

103- Namazı  kıldıktan sonra ayaktayken, otururken ve yanınıza yaslanınca Allah'ı anın, tam  emniyete ve huzura ulaşınca da namazı dosdoÄŸru kılın, çünkü namaz, müminlere  muayyen vakitlerde kılınmak üzere farz edilmiÅŸtir.     

104- Düşman  olan kavmi takipte gevÅŸek davranmayın. Siz acı duyuyorsanız şüphe yok ki onlar  da sizin duyduÄŸunuz acıyı duyuyorlar ve siz Allah'tan, onların ummadığı ÅŸeyleri  umuyorsunuz ve Allah, her ÅŸeyi bilir, hüküm ve hikmet sahibidir.     

105- Biz  sana kitabı, insanlar arasında Allah'ın sana gösterdiÄŸi gibi hükmedesin diye  bir gerçek olarak indirdik, hainleri savunma.     

106- Allah'tan  yarlıganma dile, şüphe yok ki Allah, suçları örten rahîmdir.     

107- Nefislerine  hâinlik edenlerden yana çıkıp uÄŸraÅŸma; şüphe yok ki Allah, hâinlikte ileri  giden suçluları sevmez.     

108- İnsanlardan  gizlerler de Allah'tan gizlemezler, halbuki Tanrının râzı olmadığı sözü geceleyin  söylerler, düzenler düzerlerken de o, onlarlaydı ve Allah, onların bütün  yaptıklarını kavrar.     

109- İşte  siz o kiÅŸilersiniz ki dünya hayâtında onları tuttunuz, onlar için uÄŸraÅŸtınız;  fakat kıyâmet gününde, Allah'a karşı kim savunacak onları, yahut kim koruyacak  onları?     

110- Kim  bir kötülük eder, yahut nefsine karşı zulümde bulunur da sonra Allah'tan  yarlıganmak dilerse Allah'ı, suçları örtücü ve rahîm olarak bulur.     

111- Kim  bir suç iÅŸlerse o suçu kendi aleyhine kazanmıştır, zararı kendine ve Allah, her  ÅŸeyi bilir, hüküm ve hikmet sahibidir.     

112- Kim  bir hatada bulunur, yahut suç iÅŸler de onu bir suçsuza isnat ederse iftirâda  bulunmuÅŸ, apaçık bir günahı yüklenmiÅŸ olur.     

113- Allah'ın  sana lütfü, ihsânı ve rahmeti olmasaydı onların bir kısmı seni bile doÄŸru  yoldan çıkarmayı kurmuÅŸtu, fakat onlar, ancak kendilerini sapıklığa sevk  ederler ve hiçbir hususta sana zarar veremezler ve Allah, sana kitabı ve  hikmeti indirdi ve evvelce bilmediÄŸin ÅŸeyleri öğretti sana ve Allah'ın, sana  lütfü ve ihsânı pek büyüktür.     

114- Onların  toplanıp gizlice konuÅŸmalarının çoÄŸunda hayır yoktur; ancak kim sadakayı,  iyiliÄŸi ve insanların arasını bulmayı emrederse onun sözünde hayır var.  Allah'ın razılığını kazanmak için bunları yapana pek büyük bir mükâfat  vereceÄŸiz.     

115- Kendisince  doÄŸru yol apaçık belli olduktan sonra Peygambere aykırı hareket eden ve  inananların yolundan baÅŸka bir yola giden kiÅŸiyi döndüğü yolda bırakırız ve  cehenneme atarız; orası, ne de kötü yerdir.     

116- Şüphe  yok ki Allah, kendisine eÅŸ tanıyanı yarlıgamaz, bundan baÅŸka dilediÄŸi kiÅŸinin  bütün suçlarını örter, yarlıgar ve kim Allah'a eÅŸ tanırsa öylesine sapıtmıştır  ki tuttuÄŸu yol, doÄŸru yoldan pek uzaktır.     

117- Onlar,  Allah'ı bırakırlar da diÅŸi saydıkları putlara taparlar, böylece de ancak inatçı  Åžeytan'a tapmış olurlar.     

118- Allah'sa  ona lânet etmiÅŸti, o da demiÅŸti ki: Andolsun ki kullarından bir kısmını,  ayartacağım da.    

119- Onları  doÄŸru yoldan saptıracağım, olmaz isteklere sürükleyeceÄŸim, putlara hayvanlar  adatacağım da onların kulaklarını yarmalarını, Allah'ın yarattığını bozmalarını  emredeceÄŸim. Allah'ı bırakıp Åžeytan'ı dost edinen, apaçık bir zarara düşmüş,  ziyana uÄŸramıştır.     

120- Åžeytan,  onlara vaatlerde bulunur, onları olmayacak isteklere sürükler, kuruntular  verir; fakat Åžeytan'ın vaatleri, ancak aldatıştan ibarettir.     

121- Onlardır  yurtları cehennem olanlar ve oradan baÅŸka bir sığınak bulamazlar.     

122- İnananları  ve iyi iÅŸlerde bulunanları, kıyılarından ırmaklar akan cennetlere sokacağız,  oralarda ebedî kalacaklar; iÅŸte Allah'ın gerçek vaadi ve kimdir Allah'tan daha  doÄŸru sözlü?     

123- Ne  sizin boÅŸuna kuruntularınızın aslı var, ne kitap ehlinin kuruntularının aslı.  Kim kötülük ederse cezasını görür ve Allah'tan baÅŸka ne bir dost bulur, ne bir  yardımcı.     

124- Erkek  olsun, kadın olsun, inanıp da iyi iÅŸlerde bulunanlar, cennete girerler ve kıl  kadar bile zulüm görmezler, hakları zayi olmaz.     

125- Kimin  dini daha güzeldir iyilikte bulunarak özünü Allah'a teslîm eden ve Tanrıyı bir  tanıyan İbrahîm'in dinine uyan kiÅŸinin dininden ve Allah İbrahîm’i dost  edinmiÅŸtir.     

126- Allah'ındır  ne varsa göklerde ve ne varsa yeryüzünde ve Allah, her ÅŸeyi kavramış,  kuÅŸatmıştır.     

127- Kadınlar  hakkında senden fetva istiyorlar, de ki: Onlar hakkındaki fetvayı Allah veriyor  ve kendilerine verilmesi icap eden mîrası vermediÄŸiniz ve beÄŸenip almadığınız  yetim kızlarla âciz çocuklar hakkında ve yetimlere adâletle muâmele hususunda  iÅŸte size kitapta okunan hüküm. Hayra ait neler yaparsanız şüphe yok ki Allah  hepsini bilir.     

128- Kadın,  kocasının kendisine eziyet edeceÄŸinden, yahut kendisini ihmal edeceÄŸinden  korkarsa karıyla kocanın, kendi aralarında uzlaşıp barışmaları hususunda her  ikisine de vebal yok ve barış, daha hayırlıdır da. Zâten nefislerde nekeslik  meyli vardır, fakat iyilik eder, hoÅŸ geçinir ve sakınırsanız şüphe yok ki Allah  bütün yaptıklarınızdan haberdardır.     

129- Kadınlar  arasında adâletle muâmele etmeyi ne kadar isteseniz, bu hususa ne kadar düşseniz  imkân yok, yapamazsınız, adâletle muâmele  edemezsiniz. Hiç olmazsa onların  birine tamamıyla meyledip  öbürünü muallâktaymış gibi bir vaziyete düşürmeyin, uzlaşır ve sakınırsanız  şüphe yok ki Allah, suçları örter rahîmdir.     

130- Karıyla  koca ayrılacak olurlarsa Allah, her birini lütuf ve keremiyle ihtiyaçtan  kurtarır ve Allah'ın lütfü boldur, hüküm ve hikmet sahibidir o.     

131- Ve  Allah'ındır ne varsa göklerde ve ne varsa yeryüzünde Andolsun ki sizden önce  kendilerine kitap verilenlere de, size de Allah'tan çekinmenizi tavsiye ettik.  Fakat kâfir olursanız şüphe yok ki Allah'ındır ne varsa göklerde ve ne varsa  yeryüzünde ve Allah, her ÅŸeyden müstaÄŸnîdir ve övüş ona lâyıktır.     

132- Ve  Allah'ındır ne varsa göklerde ve ne varsa yeryüzünde ve koruyucu olarak Allah  yeter.     

133- Dilerse  ey insanlar, sizi ortadan kaldırır, baÅŸkalarını getirir ve Allah'ın buna gücü  yeter.     

134- Dünya  mük­âfatını dileyen bilsin ki dünya mükâfatı da Allah'ın yanındadır, âhiret  mükâfâtı da ve Allah her ÅŸeyi duyar, görür.

135- Ey  inananlar, Allah için daima adâleti tam yerine getirin ve tanıklığı o yolda yapın,  hattâ kendi aleyhinize, yahut anayla babanın ve yakınların aleyhine bile olsa.  Hattâ zengin, yahut yoksul bile olsa, çünkü Allah ikisine de sizden daha ziyade  sahiptir, sizden daha fazla korur onları ve siz, adâleti icra ederken  nefsinizin dileÄŸine uymayın. Bir tarafı gözeterek hüküm verir, yahut birinden  yüz çevirirseniz bilin ki Allah, şüphe yok, yaptıklarınızın hepsinden  haberdardır.     

136- Ey  inananlar, inanın Allah'a ve Peygamberine ve Peygamberine indirdiÄŸi kitaba ve  evvelce inen kitaba ve kim Allah'a, meleklerine, kitaplarına, peygamberlerine  ve âhiret gününe inanmazsa şüphe yok ki doÄŸru yoldan pek uzak kalmış, tamamıyla  sapıtmış gitmiÅŸtir.     

137- O  kiÅŸiler ki iman ettiler de sonra kâfir oldular, sonra gene iman ettiler, sonra  gene kâfir oldular, sonra da küfürlerini arttırdılar, Allah suçlarını örtmez  onların ve doÄŸru yola getirmez onları. [12]     

138- Münâfıkları,  elemli bir azapla müjdele.     

139- Onlar,  inananları bırakırlar da kâfirleri dost edinirler. YüceliÄŸi, kudreti onlardan  mı umuyorlar, onlardan mı arıyorlar? Hiç şüphe yok ki bütün yücelik ve kudret  Allah'ındır.     

140- Kitapta,  Allah'ın âyetlerini inkâr ettiklerini ve onlarla eÄŸlendiklerini duyarsanız,  baÅŸka bir bahisten söz açıncaya dek onlarla oturmayın, yoksa siz de onlara  benzersiniz diye size bir emir indirmiÅŸtir. Şüphe yok ki Allah, münâfıklarla  kâfirlerin hepsini de cehennemde toplayacaktır.     

141- Onlar,  sizin ahvâlinizi gözetip dururlar. Siz, Allah'ın lütfüyle bir fetih elde  ederseniz biz de derler, sizinle deÄŸil miydik? Kâfirlere bir zafer payı düşse  üstünlüğünüzü temin etmedik mi, inananların, size hücumunu menetmedik mi  derler. Kıyamet gününde, Allah hakkınızda hükmeder ve Allah, kâfirlere,  müminler aleyhine bir yol, bir baÅŸarı vermez.

142- Münâfıklar,  Allah'ı kandırmak isterler ve o da onların cezasını verir. Onlar, namaza  üşenerek kalkarlar, halk görsün diye kılarlar ve Allah'ı pek az anarlar ancak.     

143- Onlar,  imanla küfür arasında bocalayıp dururlar, ne onlara mal olurlar, ne bunlara ve  Allah, kimi doÄŸru yolundan saptırdıysa onu yola getiremezsin artık.     

144- Ey  inananlar, müminleri bırakıp da kâfirleri dost edinmeyin. İster misiniz kendi  aleyhinizde Allah'a apaçık bir delil veresiniz?     

145- Şüphe  yok ki münâfıklar, ateÅŸin en aÅŸağı katındadırlar ve kesin olarak onlara bir tek  yardımcı bile bulamazsın.     

146- Ancak  tövbe edenler, ıslah olanlar, Allah'a sarılanlar ve Allah için dinlerinde ihlas  sahibi bulunanlar müstesna. Onlar, inananlarladır ve Allah, müminlere pek büyük  bir ecir verecektir.     

147- Allah  ne diye azâb etsin size şükrederseniz ve inanırsanız ve Allah şükredenlerin  mükâfatını verir ve onları bilir zâten.     

148- Allah,  zulüm gören müstesna, kötü sözün apaçık söylenmesini sevmez ve Allah duyar,  bilir.     

149- Açıkça  bir hayır yaparsanız, yahut yaptığınız hayrı gizlerseniz, yahut da gördüğünüz  kötülüğü bağışlarsanız bilin ki Allah, şüphe yok, bağışlayıcıdır, her ÅŸeye gücü  yeter.     

150- Onlar,  öyle kiÅŸilerdir ki Allah'ı ve peygamberlerini inkâr ederler, Allah'la  peygamberlerinin arasını ayırmak isterler ve bâzısına inandık, bâzısına inanmadık  derler ve imanla küfür arasında bir yol tutmak isterler.     

151- İşte  onlardır gerçekte kâfirler ve biz kâfirler için, aÅŸağılatıcı bir azap  hazırlamışızdır.     

152- Allah'a  ve peygamberlerine inananlara ve içlerinden hiçbirini ayırt etmeyenlere gelince:  Onlara ecirleri verilecektir ve Allah, suçları örten rahîmdir.     

153- Kitap  ehli, onlara gökten bir kitap indirmeni isterler, Mûsâ'dan bundan da büyük bir  ÅŸey istemiÅŸler, bize Allah'ı apaçık göster demiÅŸlerdi de zulümleri yüzünden bir  yıldırım düşüp yakıvermiÅŸti onları. Sonra da onlara apaçık deliller geldiÄŸi  halde buzağıya tanrı demiÅŸlerdi, gene de bu suçlarını bağışlamıştık da Mûsâ'ya  apaçık bir kudret vermiÅŸtik.     

154- Ettikleri  ahdi yerine getirsinler diye Tur dağını, oldukları yerin üstünde yüceltmiÅŸ ve  onlara, ÅŸehrin kapısından secde ederek girin demiÅŸtik ve cumartesi günü  demiÅŸtik, haddi aÅŸmayın ve onlardan pek kuvvetli bir söz almıştık.     

155- Sonra  sözlerinde durmayıp ahitlerini bozmaları, Allah'ın âyetlerini inkâr etmeleri,  peygamberleri haksız yere öldürmeleri ve kalplerimiz kapalı, anlamıyoruz  demeleri yüzünden cezalarını buldular; kalplerini, küfürleri yüzünden Allah  kapamıştır, o yüzden de içlerinden ancak pek azı imana gelir.     

156- Ve  inkâr etmeleri, Meryem hakkında söz söylemeleri, ona pek büyük bir iftirâda  bulunmaları.     

157- Ve  biz Allah'ın peygamberi MeryemoÄŸlu ve Mesîh İsa'yı öldürdük demeleri yüzünden  cezalarını buldular. Onu öldüremediler de, asamadılar da, onlara öyle göründü. Zâten ihtilâfa düştükleri ÅŸeyde de onun hakkında  zan içindedir onlar, ona ait bir bilgileri yoktur da ancak şüpheye kapılırlar.  Gerçekten de apaçık onu öldüremediler.     

158- Allah  onu kendisine yüceltti ve Allah, üstündür, hüküm ve hikmet sahibidir.  [13]     

159- Ve  kitap ehlinden hiçbiri kalmayacak ki onun ölümünden önce ona inanmasın, o da  kıyâmet günü, onların aleyhine tanık olacak.     

160- Yahûdi  olanlardan meydana gelen zulüm yüzünden de onlara helâl edilen tertemiz ÅŸeyleri  haram ettik ve bu, halkın çoÄŸunu Allah yolunda menetmeleri.     

161- Nehyedildikleri  halde faiz almaları ve insanların mallarını haksız yere yemeleri yüzündendir ve  biz, içlerinden kâfir olanlara elemli bir azap hazırladık.     

162- Fakat  onlardan bilgide ileri olanlar ve inananlar, sana indirilene de inanırlar,  senden önce indirilenlere de ve namaz kılanlardır, zekât verenlerdir, Allah'a  ve âhiret gününe inananlardır onlar ve biz onlara büyük bir ecir vereceÄŸiz.     

163- Biz  vahyettik sana, nitekim vahyettik Nûh'a ve ondan sonraki peygamberlere ve  vahyettik İbrahîm'e, İsmâîl'e, İshak'a, Yakup'a ve evlâtlarına ve İsa'ya,  Eyyub'a, Yûnus'a, Hârûn'a ve Süleyman'a ve Dâvûd'a Zebur'u verdik.     

164- Ve  öyle peygamberler var ki onların ahvâlini anlattık sana önceden ve Allah Mûsâ  ile de konuÅŸmuÅŸtu.     

165- Ve  peygamber, müjdeleyenlerdir ve korkutucu haber verenler; tâ ki insanların,  peygamberler geldikten sonra Allah'a karşı bir mazeretleri, bir bahaneleri  kalmasın artık ve Allah, üstündür, hüküm ve hikmet sahibidir.     

166- Fakat  Allah, sana indirdiÄŸi kitapla tanıklık eder ki onu, bilerek indirmiÅŸtir ve  melekler de tanıklık ederler ve tanık olarak Allah yeter.     

167- Kâfir  olanlar ve halkı Allah yolundan çıkaranlarsa öylesine sapıtmışlardır ki  tuttukları yol, doÄŸru yoldan pek uzaktır.     

168- Kâfir  olanları ve zulmedenleri Allah yarlıgamaz ve onları hiç bir yola sevk etmez.     

169- Ancak  cehennem yoluna sevk eder, ebedî kalırlar orada ve bu, Allah'a pek kolaydır.     

170- Ey  insanlar, şüphe yok ki peygamber, Rabbinizden gerçek olarak gelmiÅŸtir size, siz  de inanın, hayırlıdır size bu. İnkâr ederseniz şüphe yok ki Allah'ındır ne  varsa göklerde ve yeryüzünde ve Allah, her ÅŸeyi bilir, hüküm ve hikmet  sahibidir.     

171- Ey  kitap ehli, dininizde aşırı gitmeyin ve Allah hakkında gerçek olanı söyleyin. MeryemoÄŸlu  Mesîh İsa, ancak Allah'ın peygamberidir ve Meryem'e ilga ettiÄŸi kelimesidir ve  kendisine ait bir ruhtur. Artık inanın Allah'a ve peygamberlerine ve Tanrı  üçtür demeyin, vazgeçin bundan, bu hayırlıdır size. Allah, ancak tek tanrıdır,  oÄŸul sahibi olmaktan münezzehtir ve onundur ne varsa göklerde ve ne varsa  yeryüzünde ve koruyucu olarak Allah yeter.74     

172- Ne  Mesîh, Allah'a kul olmaktan çekinir, ne de Tanrının kendisine     

yakınlaÅŸtırdığı melekler ve ona kulluktan çekinen  ve ululanmak isteyenleri o, tapısında toplayacaktır. [14]     

173- İnananların  ve iyi iÅŸler iÅŸleyenlerin ecirlerini ödeyecek ve lütfünü, onlar hakkında daha  da arttıracaktır. Kulluktan çekinip ululanmak isteyenleriyse elemli bir azapla  azaplan-dıracaktır ve onlar, Allah'tan baÅŸka ne bir dost bulurlar, ne bir  yardımcı.

     

174- Ey  insanlar, size Rabbinizden reddi mümkün olmayan bir delil gelmiÅŸtir ve size  apaçık bir nur indirmiÅŸizdir.     

175- Allah'a  inanıp ona sarılanları o, kendi rahmetine ve ihsânına alacak ve onları doÄŸru  yola sevkedecektir.     

176- Fetva  isterler senden, de ki; Allah size fetva vermede babası ve çocuÄŸu olmayanın  mîrasına ait: Evlâdı olmayan bir erkek ölür de onun bir tek kız kardeÅŸi kalırsa  bıraktığı malın yarısı onundur. Mîrasçı erkek kardeÅŸse çocuÄŸu ve babası olmayan  kız kardeÅŸinin bıraktığı bütün mal, onundur; kız kardeÅŸ ikiyse, yahut daha  fazlaysa erkek kardeÅŸin bıraktığı malın üçte ikisini alırlar. Mîrasçılar, aynı  ÅŸartlar dahilinde erkek ve kız kardeÅŸlerse erkeÄŸe, kadına nispetle iki pay  verilir. Allah, size doÄŸru yoldan sapmamanız için bunları açıklamaktadır ve  Allah, her ÅŸeyi bilir.

 

               
                                  [1]                      ) 2. sûrenin 29-38. âyetlerine ait izahata bakınız.       
       
                                  [2]                      ) Adâlet,  doyurmak, giydirmek, hattâ çocuÄŸa sütnine tutmak, ayrı ev veya daire tahsis  etmek gibi hususlarda olduÄŸu kadar kadına muâmele hususlarında da riâyet  edilmesi gereken ÅŸarttır.       
       
                                  [3]                      ) Kötülükten maksat zinadır. Bu âyetin hükmü olan hapis cezası, taÅŸlanma  sûretiyle öldürmek emrini bildiren âyetle neshedilmiÅŸtir.       
       
                                  [4]                      ) Hürmeti,  yani haram olmayı iktiza eden süt veriÅŸin, İbn-i Ömer'le İbn-i Abbas'tan gelen  rivâyete göre azı çoÄŸu birdir. Ebu-Hanife, bu kavli kabul eder. Mâlik'in  mezhebi de budur. Åžafii'ye göre beÅŸ kere süt vermek, hürmeti icab ettirir.  AyiÅŸe ve Cübeyr oÄŸlu Said'in kavli budur. Åžia-i İmamiyye'ye göre çocuÄŸun etinin  ve kemiÄŸinin teÅŸekkülünü icab edecek kadar süt veriÅŸ hürmeti muciptir ki bu da  bir baÅŸkası emzirmemek ÅŸartıyla bir gün ve bir gece çocuÄŸa süt veriÅŸ, yahut  birbiri ardınca on beÅŸ defa emziriÅŸtir. (Mecma' I, s. 253). Nesep dolayısıyla  haram olanlar, süt dolayısıyla de haramdır (al-Tecrid, 2, Kitâb-ün-Nikâh,  s.124).       
       
                                 [5]                      ) Âyette,  "Evlenmek sûretiyle faydalanılan kadınlar" kendileriyle  "müt'a" yapılan kadınlardır. "Müt'a", zamânı ve ücreti  muayyen olmak, ÅŸartıyla, soy-sop, süt anne, yahut herhangi bir sebeple alınması  haram olmayan bir kadını muvakkat nikâhla almaktır. Ehli Sünnete göre bu nikâh,  sonradan kaldırılmıştır. Buhârî, Hayber'in fethedildiÄŸi gün Hz. Peygamberin, bu  nikâhı nehyettiÄŸine dâir Ali'den bir hadis tahric eder (al-Tacrid, 2, Gazvatu  Haybar, s. 81). Müslim, birçok hadislerle Hz. Muhammed (s.a.a)'in, bir ruhsat  olarak müt'aya izin verdiÄŸini üçü mütecâviz hadisle müt'anın, Abû - Bekr ve  Ömer zamanında câri olduÄŸunu, Ömer tarafından menedildiÄŸini, birçok hadislerle  de Hz. Peygamber tarafından menedilmiÅŸ bulunduÄŸunu bildirir. Ancak Hz. Muhammed  (s.a.a) tarafından menedildiÄŸini bildiren hadislerin bir kısmında Mekke'nin,  bir kısmındaysa Hayber'in fethedildiÄŸi gün menedildiÄŸi rivâyet edilir (Matbaa-i  Âmire - 1331, 4, Bâbu Nikâh-al Müt'aa, s. 130 - 135). Cumhûr-i Ehli Sünnet,  müt'anın haram olduÄŸunda müttefiktir (Åžia-i İmâmiyye'nin fikri için bakınız;  Seyyid Åžerefüddin Abd-al Husayn-al Amili; Acvıbatu Masâili Cârullâh, Saydâ -  Matbaat-al İrfân, 1355-1936, s. 89 - 106).       
       
                                  [6]                      ) Bu  âyetlerin hükmü, içkinin haram ediliÅŸinden evvelki devreye aittir.       
       
                                 [7]                      ) Cumartesi gününü tanıyanlardan  maksat, Mûsâ dinine uymuÅŸ olanlardır. Ahd-i Atıyk'e göre yerle gök ve ikisinde  olanlar, altı günde yaratılmış, yedinci günü Tanrı istirahat etmiÅŸtir (Tekvin, 1-2,  1-31, 1-3). Bu yüzden Tanrı, yedinci gün olan cumartesi gününü, Mûsâ dinine  uyanların istirahat ve ibadet günü olarak tâyin etmiÅŸ ve o gün hiçbir iÅŸ  yapılmamasını buyurmuÅŸtur (Huruc, 20, 8-11). Bu hüküm, İsa dininde  neshedilmiÅŸtir (Matyus, 12, 1-14).       
       
                                  [8]                      ) Metinde  "cibt" ve "tâgut" diye geçmektedir. Cibt Tanrıdan baÅŸka her  tapılan ÅŸeydir (al-Müfredât, s. 83), Tâgut da Tanrıdan baÅŸka tapılan her ÅŸeye,  zâlime, büyücüye, kâhine, cin ve Åžeytan taifesine, hayırdan meneden her ÅŸeye  denir (Aynı kitap, s. 307).       
       
                                 [9]                      ) Hikmetten  maksat peygamberliktir.       
       
                                  [10]                      ) Nifak,  ÅŸeriata bir kapıdan girip öbür kapıdan çıkmaktır. Bu yüzden münafıklar, dinden  dışarıdır. Münafık sözü, Türkçe'de iki yüzlü sözüyle ifade edilebilir. Sözüyle  Müslüman olup özüyle Müslümanlığı kabul etmeyenlere denir.       
       
                                 [11]                      ) Zeyd oÄŸlu  Usame, Hz. Muhammed (s.a.a)'in bulunmadığı bir savaÅŸa memûr olmuÅŸ ve rastladığı  bir çobanı kendisine selâm verip ÅŸahadet getirdiÄŸi halde şüphelendiÄŸinden  öldürmüştü. Bu münasebetle bu âyet vahyedilmiÅŸtir.       
       
                                 [12]                      ) Mûsâ  Peygambere inandıktan sonra buzağıya taparak kâfir olan, sonra tekrar dine  geldikleri halde İsa gelince ona inanmayan ve Hz. Muhammed (s.a.a)'e karşı  büsbütün inkârlarını arttıran Museviler ve bu âyetten sonraki âyetin hükmüne  göre münafıklar.       
       
                                 [13]                      ) Ahd-i Cedid'e  nazaran İsa Peygamber, Yuda tarafından ele verilmiÅŸ, haça gerilerek öldürülmüş,  sonra dirilip bir kaç gün ÅŸakirtleri arasında yaÅŸadıktan sonra göğe aÄŸmıştır.  Müslüman inancına göre İsa'yı ele veren, yahut bir baÅŸkası İsa sanılarak haça  gerilmiÅŸ, Hz. İsa diri göğe aÄŸmıştır.       
       
                               [14]                      ) Matyus  İncili'nin sonunda üç uknumun Baba, OÄŸul ve Rûh-ül-Kudüs olduÄŸu  bildirilmektedir (28, 19). Bu İncil'de ve diÄŸer üç İncil'de yer yer, Tanrının  baba, İsa'nın da oÄŸul olduÄŸu ve Ruh-ül-Kudüs'le kuvvetlenip olaÄŸanüstü ÅŸeyler yaptığı  tekrarlanır. Hasılı Hıristiyanlığın esası, üç uknuma, yani asla inanmaktır.  Onlarca Tanrı, öyle bir varlıktır ki bu varlık, Baba, OÄŸul ve Ruh-ü-Kudüs  olarak tecelli eder. Baba, OÄŸul ve Ruh-ül-Kudüs de tek tanrı sayılır. Baba  hayatı, OÄŸul kelâmı, Ruh-ül-Kudüs de kudreti temsil eder. Kelâm, yani oÄŸul olan  İsa, lâhutun, Tanrılığın, nâsut, yani insan sûretine bürünmesi ve zuhur  etmesidir. Müslümanlık, tek ve münezzeh Tanrı esasına dayanır.       
   
Total Visit: 112
Total Rank: 0
Total Rankers: 0
Total Comments: 0

Oy vermek için yetkiniz yok. Lütfen giriş yapınız.