PerÅŸembe 9 Åžubat 2012 - 03:48

الخميس ١٧ ربيع الأول ١٤٣٣

پنجشنبه ۲۰ بهمن ۱۳۹۰ - ۰۵:۱۸

Kullanıcı adı:

Åžifre :

Şifremi Hatırla
Åžifremi unuttum   aktivasyon
Üye ol
    
               


NEHC'ÜL-BELÂĞA VE ŞİÎ DÜŞÜNCE

       
        NEHC'ÜL-BELÂĞA
       

    Ehlibeyt İmamlarının ilâhiyat bahislerini gündeme getirecek bu konuları  enine boyuna tahlil etmeleri, Åžiî düşüncesinin öteden beri felsefî  düşünce hâline gelmesine sebep olmuÅŸtur. Nehc'ül-Belâğa bunun ilk ve en  açık örneÄŸidir. Bu, İslâm tarihinde yeni bir ÅŸey olmayıp, bizzat  Kur'ân-ı Kerim'in insanlara sunduÄŸu bir yöntemdir. Ehlibeyt İmamları  Kur'ân-ı Kerim'in talimatlarına uyarak, Kur'ân'ın tefsiri unvanıyla bu  gerçekleri açıklamışlardır. Bu alanda kınanması gereken birileri varsa,  o da bu yoldan gitmeyen ve vesileyi kaybeden baÅŸkalarıdır.

       

    Tarih, asr-ı saadetten beri Åžia'nın bu meselelere diÄŸerlerinden daha  fazla yöneldiÄŸini göstermektedir. Ehlisünnet arasında inanç dalında  Åžia'ya diÄŸerlerinden daha yakın olan Mütezile fırkası da buna yönelmiÅŸ,  fakat bildiÄŸiniz gibi cemaatın sosyal mizacı bunu kabul etmemiÅŸ ve  takriben hicrî üçüncü asırdan itibaren yok olup gitmiÅŸlerdir.

       

    Mısırlı Ahmet Emin "Zahr-ul İslâm" adlı kitabının birinci cildinde bunu  doÄŸrulamıştır. O, Åžiî olan Fatimîler tarafından Mısır'da baÅŸlatılan  felsefî-fikrî akımını inceledikten sonra şöyle der:

       

"Felsefe  Åžia'ya, Ehlisünnet'ten daha çok intisap eder. Bunun en bariz örneÄŸini  Mısır'daki Fatimîler'de ve İran'daki BuyeoÄŸulları döneminde  görmekteyiz. Hatta son asırlarda Åžiî İran, felsefeye diÄŸer Müslüman  ülkelerden daha fazla önem vermiÅŸtir. Åžiî eÄŸilimleri olan ve İran'da  felsefe tahsili gören Seyyid Cemaleddin Afganî Mısır'a gelir gelmez  orada hemen bir felsefe hareketi baÅŸlattıydı."

       

   Ancak  Ahmet Emin, Åžia'nın neden baÅŸkalarından daha fazla felsefeye önem  verdiÄŸi konusundaki görüşünde kasıtlı veya kasıtsız olarak yanılmıştır.  O diyor ki: "Åžia'nın akli ve felsefî konulara baÅŸkalarından  daha çok eÄŸilim göstermesinin nedeni, batınîlik ve tevile  eÄŸilimlerinden kaynaklanmaktadır. Onlar, batınî düşüncelerini tevil  etmek için felsefeden yardım almak zorunda kalmışlardır. İşte bu  nedenle Mısır'daki Fatimîler, İran'daki Buyeliler, Kacarlılar ve  Safevîler felsefeye diÄŸer Müslüman bölgelerden daha fazla eÄŸilim  göstermiÅŸtir."

       

   Ahmet Emin'in bu sözü tamamen temelsiz  ve boÅŸ bir sözdür. Bu eÄŸilimi Åžia imamları oluÅŸturmuÅŸlardır.  İstidlallerinde, hitabelerinde, hadislerinde, rivayetlerinde ve  dualarında felsefenin en yüce ve en ince meselelerini söz konusu eden  onlardır. Nehc'ül-Belâğa bunlara sadece bir örnektir. Hatta nebevî  hadisler açısından da Åžia rivayetlerinde Resulullah'tan (s.a.a)  diÄŸerlerinde bulunmayan yüce ve derin anlamlı rivayetlere  rastlamaktayız. Åžia düşüncesi felsefeye has deÄŸildir; kelâm, fıkıh,  usul-u fıkıhta da özel bir seçkinliÄŸi vardır; bunların hepsinin kaynağı  da bir ÅŸeydir.

       

   Bazıları ise bu farklılığı "Åžia milleti"ne ait  bilip şöyle demiÅŸlerdir: "Åžiîler İranlı ve İranlılar da Åžiî oldukları  için ve İran halkı düşünür ve ince düşünceli olduÄŸu için güçlü  düşünceleriyle Åžia öğretilerini yükseltmiÅŸ ve ona İslâm rengi  vermiÅŸlerdir."

       
          NEHC'ÜL-BELÂĞA
       

   Bertrand Russel "Batı Felsefe Tarihi" adlı kitabının ikinci cildinde  buna dayanarak görüş belirtmektedir. Russel düşünce yapısı ve  alışkanlığı gereÄŸi bu konuyu da terbiyesizce iÅŸlemektedir. Elbette o,  bu iddiasında mazurdur; çünkü o İslâm felsefesine temelden yabancıdır  ve bu alanda en küçük bir bilgisi yoktur. Böyle birinin İslâm  felsefesinin kaynağını teÅŸhis edemeyeceÄŸi de açıktır.

       

  Biz bu düşüncenin taraftarlarına diyoruz ki: Birincisi  İranlıların hepsi Åžiî olmadıkları gibi, Åžiîlerin hepsi de İranlı  deÄŸillerdi ve hâlâ da böyledir. Acaba Muhammed b. Yakup Kuleynî,  Muhammed b. Ali b. Hüseyin b. Babeveyh-i Kummî ve Muhammed b. Ebu Talip  Mazenderanî İranlı mıydılar ve Muhammed b. İsmail-i Buhari, Ebu Davud  Secistani, Müslim b. Haccac-i NiÅŸaburi İranlı deÄŸiller miydi? Acaba  Nehc'ül-Belâğa'yı toplayan Seyyid Razî İranlı mıydı? Acaba Mısır  Fatimîleri İranlı mıydılar?...  Niçin Mısır'da Fatimîlerin  nüfuzuyla felsefî düşünce ihya olurken, Fatimîler'in düşüşüyle felsefî  düşünce de ölüyor ve daha sonra İranlı Åžia bir seyyid tarafından tekrar  ihya oluyor?!  

       

  Gerçek ÅŸudur: Bu düşünce tarzı ve bu  çeÅŸit eÄŸilimin kaynağı, sadece ve sadece Ehlibeyt İmamlarıdır. Bütün  Ehlisünnet araÅŸtırmacıları Hz. Ali'nin (a.s) ashabın filozofu olduÄŸunu,  onun düşüncesinin diÄŸerlerinin düşüncesiyle mukayese edildiÄŸinde  bambaÅŸka bir ÅŸey olduÄŸunu itiraf ederler. İbn-i Sina'dan şöyle  nakledilir:

       

"Ali (a.s) Muhammed'in (s.a.a) ashabı arasında, mahsus arasındaki makul gibidir."

       

    Yani Ali (a.s) Resulullah'ın (s.a.a) ashabı arasında duyumsanan  cüz'îler arasında bir küllî veya maddî cisimlere oranla otoriter akıl  mesabesindedir.

       

   Açıktır ki böyle bir imamın izleyicilerinin  düşünce tarzı diÄŸerleriyle mukayese edildiÄŸinde çok farklı bir görünüm  sergileyecektir.

       

   Ahmet Emin'le diÄŸer bazıları baÅŸka bir hataya  düşmüşlerdir. Onlar bu gibi sözlerin Hz. Ali'ye (a.s) isnat  edilmesinden şüphe ederek diyorlar ki, Araplar Yunan felsefesinden önce  bu gibi bahisler, tahliller ve dakik incelemelerle tanışmıyorlardı. Bu  sözleri daha sonraları Yunan felsefesiyle tanışanlar söylemiÅŸ ve İmam  Ali'ye (a.s) isnat etmiÅŸlerdir!

       

   Biz de Arapların bu sözlerle  tanışmadığını söylüyoruz; sadece Araplar deÄŸil, Arap olmayanlar da  tanışmıyorlardı; Yunan ve Yunan felsefesine de yabancıydı bunlar. Ahmet  Emin bey, İmam Ali'yi (a.s) de düşünce bakımından Ebu Cehl ve Ebu  Süfyan gibi Arapların seviyesine düşürüyor, Ali'yi onlarla bir seviyede  sayıp kendine göre sonuç alıyor!

       

   Cahiliye Arapları Kur'ân'ın  getirdiÄŸi mana ve mefhumlarla tanışıyorlar mıydı ki?! Ali (a.s)  Peygamberin özel olarak yetiÅŸtirdiÄŸi öğrencisi deÄŸil miydi? Resulullah  (s.a.a) Ali'yi (a.s) ashabın en bilgilisi diye tanıtmamış mıydı?!  Normal bir seviyede olan bazı sahabilerin mevkisini korumak için irfan  ve diÄŸer faziletler bakımından zirvede yer alan diÄŸer bazılarının makam  ve mevkisini inkar etmeye bizi mecbur eden nedir?!

       

   Ahmet Emin bey diyor ki: "Araplar, Yunan felsefesinden önce Nehc'ül-Belâğa'daki bu mana ve mefhumlarla tanışmıyorlardı."

       

    Buna şöyle cevap verilebilir: Araplar Nehc'ül-Belâğadaki mana ve  mefhumlarla hatta Yunan felsefesiyle tanıştıktan sonra bile  tanışmamışlardır! Sadece Araplar deÄŸil, Arap olmayan diÄŸer Müslümanlar  da tanışmamışlardı! Çünkü onları Yunan felsefesi bile bilmiyordu. Onlar  İslâm felsefesine özgüdürler; yani İslâm'a hastır ve İslâm filozofları  tedricen İslâm kaynaklarından yararlanarak onları kendi felsefelerine  sokmuÅŸlardır.

       

 

       

Nehc'ül Belâğa Bir Şaheserdir

 


Total Visit: 329
Total Rank: 0
Total Rankers: 0
Total Comments: 0

Oy vermek için yetkiniz yok. Lütfen giriş yapınız.