PerÅŸembe 9 Åžubat 2012 - 04:39

الخميس ١٧ ربيع الأول ١٤٣٣

پنجشنبه ۲۰ بهمن ۱۳۹۰ - ۰۶:۰۹

Kullanıcı adı:

Åžifre :

Şifremi Hatırla
Åžifremi unuttum   aktivasyon
Üye ol
    
       


NEHC'ÜL-BELÂĞA VE FELSEFÎ DÜŞÜNCELER

     
NEHC'ÜL-BELÂĞA VE FELSEFÎ DÜŞÜNCELER
     

    Nehc'ül-Belâğa'daki vücut, adem, hüdus, kıdem gibi kelimelerle  karşılaÅŸan bazıları da baÅŸka bir varsayım ileri sürerek bu kelime ve  terimlerin Yunan felsefesinin İslâm dünyasına girmesinden sonra kasıtlı  veya kasıtsız olarak Hz. Ali'nin (a.s) buyrukları arasına  yerleÅŸtirildiÄŸi ihtimalini vermektedirler.

     

   Bu görüşün  sahipleri de eÄŸer lafızlardan geçip manalara ulaÅŸmış olsalardı, böyle  bir varsayımı ileri sürmezlerdi. Nehc'ül-Belâğa'daki istidlal metoduyla  eski filozofların, Seyyid Razî'nin dönemindeki ve hatta Seyyid Razî'den  ve Nehc'ül-Belâğa'nın toplanmasından asırlar sonrası filozofların  metodu tamamen farklıdır.

     

   Burada Yunan ve İskenderiye  felsefesindeki ilâhiyatın hangi seviyede olduÄŸu üzerinde durmak yerine  bahsimizi Farabî, İbn-i Sina ve Hace Nasirüddin Tusî tarafından beyan  edilen ilâhiyatla sürdürmek istiyoruz. İslâm filozoflarının İslâmî  öğretilerden etkilenerek daha önce olmayan bazı meseleleri felsefeye  soktuklarında ve ayrıca bazı diÄŸer meselelerin beyan, tevil ve  istidlâlinde yenilikler getirdiklerinde şüphe yoktur elbet; ancak buna  raÄŸmen yine de Nehc'ül-Belâğa'dan anlaşılan, yararlanılan ÅŸeylerle  birtakım farkları vardır.

     

   Üstat Allâme Tabatabaî (ruhum ona  feda olsun) "Mekteb-i TeÅŸeyyü" dergisinin 2. sayısında, "İslâm  öğretileriyle ilgili rivayetler" bahsinin giriÅŸinde şöyle diyor:

     

"Bu  açıklamalar, ilâhiyet felsefesinde birtakım meseleleri halletmektedir;  bu meseleler, Müslümanlar arasında söz konusu edilmemiÅŸ ve Araplar  arasında anlaşılmamakla birlikte esasen kitapları Arapça'ya çevrilen  İslâm'dan önceki filozofların sözlerinde de görülmemektedir ve  Arap-Acem İslâm filozoflarının eserlerinde de bunlara  rastlanmamaktadır. Bu meseleler öylece müphem kalmış, ÅŸarih ve  müfessirler kendi sanılarına göre tefsir etmiÅŸlerdir; ta ki yolları  tedricen bir yere kadar aydınlığa kavuÅŸmuÅŸ ve hicretin on birinci  asrında hallolmuÅŸ ve anlaşılmıştır; Allah Teala'nın vahdeti (sayısal  olmayan vahdet), vacibin vücudunun sübutu onun birliÄŸinin sübutu olduÄŸu  (vacibin vücudu mutlak vücud olduÄŸu için vahdet ve birlikle eÅŸittir),  vacibin bizzat malum olduÄŸu, vacibin bir vasıta olmaksızın  kendiliÄŸinden tanındığı ve her ÅŸeyin vacible tanındığı, ama aksinin  doÄŸru olmadığı gibi..."

     

   Farabî, İbn-i Sina ve Hace  Nasirüddin Tusî gibi ilk İslâm filozofları, Allah'ın zatı, sıfatları ve  vahdet, besatet (yalınlık), zatî gına (zenginlik), ilim, kudret,  meÅŸiyyet ve benzeri konularla ilgili bahislerde istidlâllerinin odak  noktası olarak "vücub-i vücud"u karar kılmışlardır, yani diÄŸer bütün  ÅŸeyler "vücudun vücubundan" kaynaklanmaktadır ve vücudun vücubu ise  dolaylı bir yolla ispatlanmaktadır; yani ÅŸu ispatlanıyor ki, vacib-ul  vücud farz edilmeksizin mümkünatın (olabilen) vücudu açıklanamaz. Gerçi  bunun için getirilen burhan, hulf burhanı deÄŸildir; fakat gayr-i  müstakim olma ve ilzamî özelliÄŸi olması açısından hulf burhanı gibidir  ve dolayısıyla zihin hiçbir zaman "vücudun vücubu" ölçüsüne ulaÅŸamaz ve  konunun "lim" (öz nedenini) bulamaz.

     

   İbn-i Sina "el-İşarat"  kitabında kendine has açıklamasında bu beyanla konunun "lim"mini (öz  nedenini) keÅŸfettiÄŸini söyler ve bu nedenle bu meÅŸhur burhanına  "burhan-ı sıddıkîn" (sıddıkların burhanı) ismini vermiÅŸtir; fakat ondan  sonra gelen filozoflar onun burhanını "limm"i, açıklamak için yeterli  görmemiÅŸlerdir.

     

   Nehc'ül-Belâğa'da vücudun vücubu ilkesine  mümkinatı açıklayan bir ilke olarak kesinlikle dayanılmamıştır. Bu  kitapta dayanılan ÅŸey, vücudun vücubunun gerçek ölçütü olan, yani yüce  Allah'ın salt gerçek ve salt vücut olduÄŸu hususudur.

     

   Üstad  Allame Tabatabaî yine aynı kitapta, Åžeyh Sa-duk'un "et-Tevhid"  kitabında İmam Ali'den (a.s) rivayet edilen bir hadisin anlamını  açıklarken şöyle buyuruyor:

     

"Açıklanmak istenen ÅŸu ki:  Yüce Allah'ın vücudu hiçbir sınırlama ve sonu kabul etmez. Çünkü O salt  gerçektir, gerçeÄŸi olan her ÅŸey, varlık sınır ve özelliklerinde O'na  muhtaçtır ve kendi özel varlıklarını O'ndan alırlar."

     

    Nehc'ül-Belâğa'da yüce Allah'ın zatı hakkındaki bahislerin temeli,  O'nun mutlak ve sınırsız varlık oluÅŸu, hiçbir sınırla  sınırlandırılmayışı, hiçbir mekân, zaman ve ÅŸeyin O'ndan boÅŸ olmayışı,  O'nun her ÅŸeyle birlikte oluÅŸu, fakat hiçbir ÅŸeyin O'nunla birlikte  olmayışı, mutlak ve sınırsız olduÄŸu için her ÅŸeye, hatta zaman, sayı,  sınır ve ölçüye (mahiyete) önceliÄŸi temeline dayanır. Yani zaman,  mekân, sayı, sınır ve ölçü onun filleri, eylemleri mertebesinde olup  onun eylem ve yapıcılığından türer; her ÅŸey O'ndandır, her ÅŸeyin dönüşü  O'nadır, O evvellerin evveli olduÄŸu hâlde ahirlerin ahiridir.

     

    Nehc'ül-Belâğa'nın bahislerinin eksenini iÅŸte bunlar oluÅŸturur. Farabî,  İbn-i Sina, İbn-i Rüşd, Gazalî ve Hace Nasirüddin Tusî'nin kitaplarında  bundan bir niÅŸane bile bulunamaz.

     

   Üstat Allâme Tabatabaî'nin  de deÄŸindiÄŸi gibi "özel anlamda ilâhiyat"taki bu derin bahisler,  felsefenin genel konularında ispatlanmış birtakım baÅŸka meselelere  dayanmaktadır  ve biz burada bu konuları incelemek ve bu bahislerin o  meselelere dayandığını açıklamak durumunda deÄŸiliz.

   

    Nehc'ül-Belâğa'da, bu eseri derleyen Seyyid Razî dönemindeki dünya  filozofları arasında söz konusu bile olmayan konuların örneÄŸin; Allah  Teala'nın vahdetinin sayısal vahdet olmayışı ve sayının zattan sonraki  mertebede yer alışı, O'nun varlığının vahdetle eÅŸit oluÅŸu, yüce  Allah'ın zatının mürekkep deÄŸil, basit (soyut) bir hakikat oluÅŸu ve  onun her ÅŸeyle birlikte oluÅŸu gibi meselelerin varlığını ve yine bu  kitaptaki bahislerin dayandığı kaynağın dünyada yaygın olan felsefî  bahislerle, hatta günümüze kadar farklı olduÄŸunu görünce, bu sözlerin o  günün felsefecileri tarafından icat edildiÄŸini nasıl iddia edebiliriz?!



Total Visit: 379
Total Rank: 0
Total Rankers: 0
Total Comments: 0

Oy vermek için yetkiniz yok. Lütfen giriş yapınız.