Çarsamba 8 Şubat 2012 - 16:22

الأربعاء ١٦ ربيع الأول ١٤٣٣

چهارشنبه ۱۹ بهمن ۱۳۹۰ - ۱۷:۵۲

Kullanıcı adı:

Şifre :

Şifremi Hatırla
Şifremi unuttum   aktivasyon
Üye ol
    

 
     

 NAHL SURESİ

     

Mekkîdir, yüzyirmi sekiz  âyettir.

      (Baştan  kırk âyeti Mekkîdir, diğerleri Medenîdir. İçinde arıdan bahsedildiği için bu  adla adlanmıştır.) 

   Rahman ve Rahîm Allah Adıyla     

1- Allah'ın emri gelip çatmada, sakın hemencecik gelmesini istemeyin. O,  müşriklerin şirk koştuklarından münezzehtir ve yücedir.     

2- Benden başka yoktur tapacak o halde çekinin benden, hükmünü bildirip insanları  korkutun diye, kullarından dilediğine melekleri indirerek vahyeder.     

3- Göklerle yeryüzünü abes değil, hak ve gerçek olarak yaratmıştır, yücedir  müşriklerin şirk koştuklarından.     

4- İnsanı bir damla sudan yarattı, böyleyken bir de bakarsın o, apaçık bir düşman  kesilmiş.     

5- Davarları da o çeşit halketmiştir; onlardan giyiminizi temin edersiniz ve size  faydalar var onlardan ve bir kısmını da yersiniz.     

6- Akşamleyin yayımdan getirir, sabahleyin yayıma götürürken de güzellikleri var,  zevk alırsınız onlardan.     

7- Kendinize meşakkatler vererek ancak vaRabileceğiniz şehirlere de yüklerinizi  taşırlar; şüphe yok ki Rabbiniz mutlaka esirgeyicidir, rahîmdir.     

8- Binmeniz için ve ziynet için atları, katırları, merkepleri yaratmıştır, daha da  bilmediğiniz neler yaratır.     

9- Doğru yolu bildirmek, Allah'a âittir, yolların eğrisi de var ve dileseydi  hepinizi de doğru yola sevk ederdi.     

10- Öyle  bir mabuttur ki size gökten yağmur yağdırır da suyunu içersiniz, hayvanlarınızı  otlattığınız ağaçlar ve otlar da onunla biter, yeşerir.     

11- Onunla  size, ekinler, zeytinler, hurmalar, üzümler ve çeşit-çeşit meyveler bitirir.  Şüphe yok ki bunda, düşünen topluluğa bir delil var.     

12- Ve  râm etmiştir size geceyle gündüzü, güneşle ayı; yıldızlar da râm olmuştur  emriyle. Şüphe yok ki bunda, akıl eden topluluk için deliller var.     

13- Ve  yeryüzünde sizin için yarattığı, ayrı-ayrı, çeşitli renklerde ne varsa hepsi  râm olmuştur size. Şüphe yok ki bunda da ibret alacak topluluk için bir delil  var.     

14- Öyle bir  mabuttur ki râm etmiştir size denizi ondan çıkan terü-tâze balıkları yemeniz,  çıkardığınız ziynet eşyâsını takınmanız için ve görürsün ki gemi, denizde,  suları yara-yara gitmede; râm etmiştir size denizi, nasîbinizi onun lûtfundan  arayıp bularak şükredesiniz diye.     

15- Sizinle  berâber sallanmaması, çalkalanmaması için yeryüzünde muhkem ve metin dağlar  yaratmıştır, ırmaklar halketmiştir ve gideceğiniz yeri bulmanız için yollar  meydana getirmiştir.     

16- Ve  alâmetler halktemiştir ve yıldızla yollarını bulur onlar.     

17- Yaratan,  yaratmayana benzer mi? Hâlâ mı düşünmeyeceksiniz?     

18- Ve  Allah nîmetlerini saymaya kalkışsanız imkân yok, sayamazsınız; şüphe yok ki  Allah, suçları örter, rahîmdir.     

19- Ve  Allah gizlediğinizi de bilir, açığa vurduğunuzu da.     

20- Allah'tan  başka tapıp çağırdıkları putlar, hiçbir şey yaratamaz, kendileri yaratılmıştır  onların.     

21- Ölülerdir  onlar, diriler değil, ne vakit diriltilecekler, ondan da haberleri yok.     

22- Mabudunuz,  tek mabuttur, âhirete inanmayanlarınsa gönülleri inkâr eder bunu ve onlar,  ululanmayı dileyen kişilerdir.     

23- Gerçekten  de şüphe yok ki Allah, gizlenen şeyleri de bilir, açığa vurulanları da; şüphe  yok ki o, ululananları sevmez.     

24- Onlara,  Rabbiniz ne indirdi size dense derler ki: Geçmişlere âit masallar.     

25- Bu da,  kıyâmet günü kendi günahlarını tamamıyla yüklendikten başka bilgisizlikle doğru  yoldan çıkarıp saptırdıkları kişilerin suçlarının bir kısmını da yüklenmeleri  içindir. Bilin ki yüklendikleri yük, ne de kötü yüktür.     

26- Gerçekten,  onlardan önce gelip geçenler de düzenler kurdular, Allah, yapılarını temellerinden  yıktı da tavan, başlarına yıkılıverdi ve hem de bu azap, anlayamadıkları bir  yerden gelip çattı onlara.     

27- Sonra  kıyâmet gününde de onları hor-hakir bir hâle getirecek de Nerede diyecek,  onların yüzünden inananlara düşman kesildiğiniz ortaklarım? Bilgiye sâhib  olanlarsa bugün diyecekler, gerçekten de horluk ve kötülük kâfirlere.     

28- Melekler,  kendi kendilerine zulmedenlerin canlarını alırken onlar, biz hiçbir kötülük  yapmadık diye-diye can verirler. Evet, şüphe yok ki Allah, sizin yaptıklarınızı  tamamıyla bilir.     

29- Artık  girin cehennem kapılarından, ebedî kalacaksınız orada. Ululuk satanların  yurtları, ne de kötüdür.     

30- Çekinenlere,  Rabbiniz ne indirdi size denince hayır indirdi derler. Bu dünyâda güzel hareket  edenlere güzel bir mükâfat var, âhiret eviyse elbette daha da hayırlı ve  çekinenlerin evleri, gerçekten de ne güzeldir.

      31- Ebedî  Adn cennetleridir yurtları, oraya girerler, kıyılarından ırmaklar akar, âhiret  eviyse elbette daha da hayırlı ve çekinenleri böyle mükâfatlandırır.     

32- Öyle  kişilerdir onlar ki melekler, tertemiz olarak canlarını alır onların ve onlara,  esenlik size derler, yaptığınız işlere karşılık girin cennete.     

33- Kâfirler,  meleklerin gelip çatmasından, yahut Rabbinin emrinin gelmesinden başka bir şey  mi beklerler? Onlardan öncekiler de böyle yapmışlardı ve onlara Allah  zulmetmedi, fakat onlar, kendi kendilerine zulmettiler.

      34- Yaptıkları  kötülüğe uğradılar ve alay ettiklerinin cezâsını çektiler.      

35- Şirk  koşanlar, Allah dileseydi dediler, ne biz ondan başka birşeye tapardık, ne  atalarımız taparlardı; ne de emri olmadan birşeyi haram sayardık. İşte onlardan  öncekiler de tıpkı böyle hareket ettiler. Peygamberlere apaçık tebliğden başka  ne vazîfe var ki?     

36- Andolsun  ki biz her ümmete, Allah'a kulluk edin ve Şeytan'dan uzaklaşın diye bir  peygamber gönderdik; içlerinde, Allah'ın doğru yola sevkettiği de var,  sapıklığı hakedeni de. Gezin yeryüzünde de bakın, görün, yalanlayanların  sonuçları ne olmuş.     

37- Onları  doğru yola sevketmek için üstlerine düştükçe düşsen de şüphe yok ki Allah,  sapıklığı kabul edeni doğru yola getirmez ve onlara bir tek yardımcı da yoktur.     

38- Onlar,  Allah'a kesin olarak ant içtiler de Allah dediler, ölen kişiyi tekrar  diriltmez. Evet, diriltecek, bir vaittir bu ki gerçektir ve yerine getirecektir  onu, fakat insanların çoğu bilmez.     

39- İhtilâf  ettikleri şeylerin kendilerince apaçık anlaşılması için ve kâfir olanların,  yalancı olduklarını bilmeleri için diriltecek onları.     

40- Sözümüz  budur ancak, birşeyin olmasını diledik mi ona ol deriz, derhal olur.     

41- Zulme  uğradıktan sonra Allah yolunda yurtlarından göçenlere mutlaka dünyâda güzel  yurtlar vereceğiz ve âhiret mükâfâtıysa elbette bundan da büyüktür bilseler.     

42- Onlar  öyle kişilerdir ki sabrettiler ve Rablerine dayandılar.     

43- Andolsun  ki senden önce de gönderdiğimiz ve kendilerine vahyetti-ğimiz kimseler,  insandı. Sorun bilmiyorsanız bilenlere.     

44- Onları,  delillerle, kitaplarla gönderdik ve sana da, onlara ne indirildiğini açıkça  anlatman, düşünmelerini sağlaman için Kur'ân'ı indirdik.     

45- Kötülük  düzenleri kuranlar emin mi oldular Allah'ın, onları yere batırmayacağından,  yahut hiç anlamadıkları bir yerden başlarına bir azap gelmeyeceğinden.     

46- Yahut  onu âciz bırakamayacaklarına göre dönüp dolaşırlarken tutup onları helâk  etmeyeceğinden.     

47- Yahut  da yavaş-yavaş azaltarak onları mahvetmeyeceğinden? Şüphe yok ki Rabbiniz,  esirgeyicidir, rahîmdir.     

48- Allah'ın  halkettiği şeyleri görmezler mi? Hepsinin de gölgesi, sağdan, soldan, alçalarak  Allah'a secde etmededir.     

49- Ve  Allah'a secde etmededir göklerde ne varsa ve yeryüzünde yürüyen ne varsa ve  melekler de ululanmadan Allah'a secde etmededir.     

50- Her  şeye gücü yeten Rablerinden korkarlar da emredileni yaparlar.     

51- Allah,  iki mabut tanımayın dedi, o, ancak bir mabuttur ve artık benden korkun.     

52- Onundur  ne varsa göklerde ve ne varsa yeryüzünde, ibâdet ve itâat de dâimâ onadır, hâlâ  mı Allah'tan başka birinden çekinmede, korkmadasınız?     

53- Size  bir nîmet gelse o, mutlaka Allah'tandır, sonra bir zarara uğrasanız gene ona  yalvarırsınız.

      54- Sonra  da sizden o zararı defetti mi o vakit içinizden bir kısmı, Rablerine şirk  koşar.      

55- Kendilerine  verdiğimiz nîmetlere nankörlük etmek için. Geçine durun, yakında bilir,  anlarsınız.     

56- Kendilerini  rızıklandırdığımız şeylerden, mâhiyetlerini bilmedikleri putlara bir hisse  ayırırlar; andolsun Allah'a ki iftirâ ettikleri şeyler yüzünden sorguya  çekilecek onlar.     

57- Hâşâ,  münezzehtir o, kızları olduğunu söylerler Allah'ın, hoşlarına gidenlerse  kendilerinindir onlarca.     

58- Onların  birine kızı olduğu müjdelenirse pek ziyâde kızar da yüzü simsiyah olur.     

59- Müjdelendiği  kötü şey yüzünden, kavminden gizlenir; onu horlukla yaşatacak mı, yoksa toprağa  mı gömecek, buna dalar. Bilin ki hükmettikleri şey, ne de kötüdür. [1]     

60- Âhirete  inanmayanlar, kötü sıfatlara sâhiptir, en yüce sıfatsa Allah'ındır ve o  üstündür, hüküm ve hikmet sâhibidir.     

61- Allah,  insanları zulümleri yüzünden helâk etseydi yeryüzünde yürür bir tek mahlûk  kalmazdı, fakat onlara azâp etmeyi mukadder bir zamâna tehîr etti; vakitleri  gelince de ne bir an geri kalırlar, ne bir an önce gelip-çatar o mukadder  vakit.     

62- Allah'a,  kendilerinin bile hoşlanmadıkları şeyleri atfederler ve dilleri de güzel ve  hayırlı sonucun kendilerine mukadder olduğunu yalan yere söyler durur. Hiç  şüphe yok ki onlarındır ateş ve tezcek, herkesten önce onlar girerler ateşe.     

63- Andolsun  Allah'a ki senden önce de ümmetlere peygamberler göndermiştik de Şeytan,  onların yaptıkları şeyleri bezemiş, hoş göstermişti onlara ve o, bugün de  dostudur onların ve onlara elemli bir azap var.

      64- Biz  sana kitabı, ancak hakkında ayrılığa düştükleri nesneleri onlara apaçık  bildirmen için indirdik ve inanan topluluğa da hidâyettir ve rahmettir.      

65- Ve  Allah, gökten yağmur yağdırır da yeryüzünü, ölümünden sonra diriltir onunla;  şüphe yok ki duyan topluluğa bunda bir delil var.     

66- Davarlarda  da ibret alacağınız şeyler var. Karınlarındaki fışkıyla kan arasındaki hâlis  sütü içirmedeyiz size ve süt, içenlerin boğazlarından kayıp gitmede.     

67- Hurma  ağacının meyveleriyle üzümlerden de şarap yaparsınız, güzel bir rızk elde  edersiniz; şüphe yok ki bunda da akıl eden topluluğa bir delil var.     

68- Ve  Rabbin, bal arısına, dağlarda, ağaçlarda ve çardak kurulan yerlerde kovan yapın  diye vahyetti.     

69- Sonra  dedi, bütün meyvelerden bal toplayın ve gönül alçaklığıyla Rabbinizin yollarını  tutun. Karınlarından çeşitli renkte ballar çıkar, onlarda şifâ var insanlara.  Şüphe yok ki bunda da düşünen topluluk için bir delil var.     

70- Ve  Allah sizi halketti, sonra öldürür ve içinizden yaşayışın en aşağılık çağına,  kocalığa kadar ömür sürdürülenler de vardır ki bildikleri şeyleri bilmez  olurlar; şüphe yok ki Allah her şeyi bilir, her şeye gücü yeter.     

71- Ve  Allah, rızık bakımından bir kısmınızı, bir kısmınızdan üstün etmiştir. Geçimi  üstün olanlar, rızıklarını, elleri altında bulunanlara verip onları da geçim  bakımından kendilerine eşit etmezler, Allah'ın nîmetini bile-bile inkâr mı  ederler?     

72- Ve  Allah size, kendi cinsinizden eşler halketti, eşlerinizden de size oğullar,  torunlar verdi ve tertemiz şeylerle rızıklandırdı sizi. Hâlâ bâtıla inanırlar  da Allah'ın nîmetine karşı nankörlükle mi bulunurlar?     

73- Allah'ı  bırakırlar da ne göklerde, ne yeryüzünde hiçbir şeye sâhip olmayan ve hiçbir  şeye gücü yetmeyen putlara kulluk ederler.     

74- Artık  Allah'a eşit varlıklar tanımayın; şüphe yok ki Allah bilir her şeyi ve siz  bilmezsiniz.     

75- Allah  bir örnek getirmiştir: Bir köle olsa ve hiçbir şeye gücü yetmese ve bir de  güzel bir sûrette rızıklandırdı-ğımız birisi bulunsa da rızıklandırdığı-mız  şeylerin bir kısmını, gizli, açık yoksullara harcasa,  onları geçindirse bunlar     

eşit ve denk olur mu hiç? Hamd Allah'a, eşit  değildir bunlar, fakat çoğu bilmez.     

76- Ve  Allah, gene iki kişiyi örnek getirir: Biri dilsizdir, hiçbir şeye gücü yetmez,  sâhibine bir yüktür, nereye yollasa hayırlı bir iş becerip gelemez. O, hiç  adâletle emreden ve doğru yolu tutmuş olan adamla eşit olur mu?     

77- Ve  göklerin ve yeryüzünün gizli şeyleri Allah'ındır ve kıyâmetin kopması da göz  kırpıp açacak bir ân içinde olup biter, belki ondan daha da çabuk bir ân  içinde. Şüphe yok ki Allah'ın her şeye gücü yeter.     

78- Ve  Allah sizi, analarınızın karnından çıkardı, hiçbir şey bilmezdiniz ve size,  şükredesiniz diye kulak verdi, gözler verdi, gönüller verdi.     

79- Gökle  yer arasında uçup duran kuşları görmezler mi? Onları boşlukta tutan, ancak  Allah'tır. Şüphe yok ki bunda da inanan topluluğa deliller var.     

80- Ve  Allah, evlerinizi oturma ve dinlenme yeri yaptı ve davarların derilerinden, göç  gününüzde de, konak gününüzde de taşıyabileceğiniz çadırlar yapmanızı sağladı  ve yünlerinden, yapağılarından, tüylerinden bir zamâna dek kullanacağınız ve  alıp satacağınız eşyâlar meydana getirmenizi temîn etti.     

81- Ve  Allah, yarattığı şeylerden gölgeler halketti size ve dağlarda kovuklar,  mağaralar meydana getirdi sizin için, sizi sıcaktan, soğuktan koruyacak  elbiseler, savaşta zarardan koruyacak zırhlar yapmanızı da sağladı. Ona teslîm  olmanız için nîmetlerini böylece tamamlar size.     

82- Bütün  bunlara rağmen yüz çevirirlerse şüphe yok ki sana düşen vâzîfe, açıkça  tebliğden ibârettir.     

83- Onlar,  Allah'ın nîmetini tanırlar da sonra inkâr ederler ve çoğu kâfirdir onların.     

84- Ve o gün her  ümmete bir tanık getiririz de sonra kâfirlere, ağız açıp özür dilemeye bile  izin verilmez ve yaptıkları kötülüklerden vazgeçeceklerine dâir verdikleri söz  de kabûl edilmez.     

85- Zulmedenler  azâbı görmeye başladılar mı hafifletilmez azapları ve mühlet de verilmez  onlara.     

86- Şirk  koşanlar, Tanrıya eş olarak kabûl ettikleri şeyleri görünce Rabbimiz derler,  seni bırakıp kulluk ettiğimiz eşlerimiz bunlar işte. Sözleri reddedilir de  şüphe yok ki denir, yalancılarsınız siz.     

87- O gün  Allah'a teslîm olurlar ve uydurdukları şeyler, önlerinden kaybolup gider.     

88- Kâfir  olup halkı Allah yolundan menedenleri, yaptıkları bozgunculuk yüzünden azâp  üstüne azap katarak cezâlandırırız.     

89- Her  ümmete, kendi cinsinden bir tanık getireceğiz ve seni de bunlara tanık  tutacağız ve biz, sana her şeyi açıklayıp anlatan ve Müslümanlara hidâyet,  rahmet ve müjde olan kitabı indirdik.     

90- Şüphe  yok ki Allah, adâleti, lütuf ve keremde bulunmayı ve yakınlara ihtiyaçları olan  şeyleri vermeyi emreder ve çirkin olan, kötü görünen şeylerle haksızlığı  nehyeder; öğüt alasınız diye de size öğüt vermededir.     

91- Karşılıklı  bir ahde girişince Allah ahdine vefâ edin ve Allah'ı kefil göstererek ettiğiniz  yeminleri, bu sûretle pekiştirdikten sonra bozmayın; şüphe yok ki Allah, ne  yaparsanız hepsini de bilir.     

92- İpliğini  iyice büktükten sonra onu söken kadına benzemeyin. Bir topluluk diğer bir  topluluktan daha çok ve üstün diye yeminlerinizi bir düzen haline koymayın;  Allah sizi bununla sınar ancak ve hakkında ayrılığa düşdüğünüz şeyi de kıyâmet  günü, size açıklar, bildirir.     

93- Allah  dileseydi sizi bir tek ümmet olarak halk ederdi, fakat o, dilediğini saptırır,  dilediğini doğru yola sevk eder ve yaptıklarınızdan dolayı mutlaka sorguya  çekileceksiniz.     

94- Yeminlerinizi,  birbirinizi aldatmaya vâsıta edinmeyin, sonra ayağınız adamakıllı pekişip  yerleştikten sonra kayıverir ve halkı, Allah yolundan menetmenize karşılık  kötülüğe uğrarsınız ve hakkınız olur pek büyük azap.     

95- Allah'la  giriştiğiniz ahdi, az bir menfaat karşılığında satmayın ve Allah'ın katındaki  yok mu, bilirseniz o, daha da hayırlıdır size.     

96- Sizde  ne varsa bitip tükenir, Allah'ın katındakiyse kalır. Sabredenlerin mükâfâtını,  yaptıkları en güzel işlere karşılık olarak mutlaka vereceğiz.     

97- Erkek  olsun, kadın olsun, inanarak iyi işlerde bulunanı tertemiz bir yaşayışa mazhar  ederiz ve mükâfâtını, yaptığı en güzel işlere karşılık olarak mutlaka  vereceğiz.[2]     

98- Kur’ân  okuyacağın vakit Allah'a sığın taşlanmış Şeytan'dan.     

99- Şüphe  yok ki inanan ve Rablerine dayanan kimselere karşı gücü-kuvveti yoktur, hükmü  yürümez onun.     

100- Onun  kudreti, ancak ona dost olup itâat edenlere yeter ve onlar da Tanrıya şirk  koşanlardır.     

101- Bir  âyeti, başka bir âyetin yerine koyup hükmünü değiştirdik mi, Allah neyi indireceğini  daha iyi bildiği halde, sen derler, ancak bir iftirâcısın; halbuki onların çoğu  bilmez.     

102- De  ki: Onu, inananların inançlarını sağlamlaştırmak için Müslümanlara hidâyet ve  müjde olarak Rûh-ül-Kudüs, Rabbinden hak ve gerçek olarak indirmiştir.172     

103- Andolsun  ki biz biliyoruz, onlar, bunu ona ancak birisi öğretmede diyorlar. Bellettiğini  sandıkları adam, yabancıdır, Arapçayı doğru düzen konuşamaz, bu Kur’ân'sa,  apaçık Arap diliyle.173     

104- Allah'ın  âyetlerine inanmayanları Allah, doğru yola sevketmez; onlara elemli bir azap  var.     

105- Allah'ın  âyetlerine inanmayanlar, yalan söylerler, iftirâda bulunurlar, onlardır  yalancıların tâ kendileri.     

106- Canla,  gönülle inanmışken ve yüreği, inançla yatışmışken zorla, cebirle, istemediği  halde dininden döndüğünü söyleyenden başka inandıktan sonra Allah'ı inkâr eden,  hattâ kâfirlikle yüreği genişleyen, hoşlanan kişi yok mu, bu çeşit kişileredir  Allah'ın gazabı ve onlara pek büyük bir azap var.  [3] [4]     

107- Bu  da, dünyâ yaşayışını sevip âhiretten üstün tutmalarındandır ve şüphe yok ki  Allah, kâfir olan topluluğu doğru yola sevketmez.     

108- Onlar,  öyle kişilerdir ki Allah, onların kalplerini, kulaklarını, gözlerini  mühürlemiştir ve onlardır gaflet edenlerin tâ kendileri.     

109- Hiç  şüphe yok ki onlar, âhirette de ziyana uğrayanlardır.     

110- Sonra  şüphe yok ki Rabbin, mihnetlere uğradıktan sonra yurtlarından göçenleri ve  sabredenleri yarlıgar; zorla dine aykırı söz söyledikten sonra da Rabbin, şüphe  yok ki onların suçlarını örter, rahîmdir.     

111- Bir  gün gelir ki herkes, ancak canıyla uğraşır ve herkese, ne yaptıysa karşılığı  tastamam verilir ve onlar, zulüm görmezler.     

112- Allah  bir örnek getirir, bir şehir var meselâ ahâlisi, emniyet içinde yaşamada,  gönülleri rahat, rızıkları, her yandan bol bol gelmede; derken Allah'ın  nîmetlerine nankörlük ederler de Allah onları açlık ve korku elbisesine bürür,  onlara açlığı ve korkuyu tattırır işledikleri işler yüzünden. [5]     

113- Andolsun  ki onlara, kendi cinslerinden bir peygamber geldi de onu yalanladılar, onları  helâk ediverdi azap ve onlardır zulmedenler.     

114- Ancak  ona kulluk ediyorsanız Allah'ın size verdiği helâl ve temiz rızıkları yiyin ve  Allah'ın nîmetine şükredin.     

115- Allah  size ancak ölüyü, kanı, domuz etini ve Allah'tan başkası için kesilmiş hayvanı  haram etmiştir. Zorada kalan, isyân etmek niyetini gütmeden ve fazla olmamak  şartıyla yiyebilir, şüphe yok ki Allah, suçları örter, rahîmdir.     

116- Yalanlar  uydurup dile getirerek Allah'a iftirâ etmeyin şu helâldir, bu haram diye; şüphe  yok ki yalan söyleyip Allah'a iftirâ edenler, kurtulmazlar, muratlarına  ermezler.     

117- Elde  ettikleri pek az bir geçimden ibârettir ve onlara elemli bir azap var.     

118- Yahûdi  olanlara da daha önce sana anlattığımız şeyleri harâm etmiştik. Onlar, bize  zulmetmediler, kendilerine zulmettiler.     

119- Sonra  şüphe yok ki Rabbin, bilgisizlikle kötü işler yapıp da tövbe ederek hallerini  düzeltenleri, yaptıkları kötü işlerden sonra da yarlıgar muhakkak, suçları  örter, rahîmdir.

      120- Şüphe  yok ki İbrâhim, tek başına bir ümmetti, Allah'a itâat ederdi dâimâ, doğruydu ve  müşriklerden değildi.     

121- Onun  nîmetlerine şükrederdi. Tanrı onu seçmiş  ve doğru yola sevketmişti.     

122- Ve  dünyâda ona iyilik vermiştik, âhirette de gerçekten, sâlih kişilerdendi.     

123- Sonra  sana da, doğru hareket eden İbrâhim'in dînine uy diye vahyettik ve o,  müşriklerden değildi.     

124- Cumartesi  gününün hürmeti, ancak o gün hakkında ihtilâfa düşenlere farzedilmiştir ve  şüphe yok ki Rabbin, kıyâmet günü, ihtilâfa düştükleri şeyler hususunda aralarında  hükmeder onların.     

125- Rabbinin  yoluna hikmetle ve güzel öğütle çağır ve onlarla en güzel bir tarzda münakaşa  ve mübahasede bulun. Şüphe yok ki Rabbin, kendi yolundan sapanları daha iyi  bilir ve o, daha iyi bilir doğru yolu tutanları.     

126- Mücâzatta  bulunacaksanız sizi cezâlandırdıkları gibi ve o kadar cezâlandırın onları,  fakat sabrederseniz elbette bu hareket, sabredenlere daha da hayırlıdır.     

127- Sabret,  sabretmen, ancak Allah'ın vereceği başarıyla mümkündür. Sana düzen  kurduklarından dolayı da daralma, sıkıntıya düşme.     

128- Şüphe  yok ki Allah, çekinenlerle ve iyilik eden kişilerledir.



               
                                  [1]                      ) Müslümanlıktan  önce Araplar, ilk çocukları kız olursa onu diri diri gömerlerdi. Bu âdete  işaret edilmektedir.       
       
                               [2]                      ) 2. sûrenin  87. âyetinin izahına bakınız.       
       
                                 [3]                      ) Müşriklerin,  Hz. Muhammed (s.a.a)'e, Ahd-i Atıyk ve Ahd-i Cedid'deki olayları söyleyip  bellettiğini sandıkları adam hakkında çeşitli rivâyetler vardır. İbn-i Abbas'a göre Mekke'de demircilikle geçinen  Bel'âm adlı bir Rum Hıristiyandır. (Devamı, sonnot No:33)        
       
                                  [4]                      ) Kureyş,  Ammâr'ın babası Yâsir'i Müslümanlıktan döndürmek için işkencelerle öldürdüler.  Annesi Sümeyye'yi de iki deveye bağladılar, develeri muhalif taraflara sürerek  parçaladılar. Müslümanlıkta ilk şehit bunlardır. Ammâr, işkenceye dayanamadı,  kâfir olduğunu söyledi, kurtuldu. Bunu Hz. Muhammed (s.a.a)'e haber verdiler,  Ammâr dinden döndü, kâfir oldu dediler. Hz. Muhammed (s.a.a), kat'iyen olamaz,  o, tepesinden tırnağına kadar imanla doludur buyurdu. Ammâr, ağlıya ağlıya... (Devamı, sonnot No:34)        
       
                                 [5]                      ) Mekke'deki  kıtlığa işarettir.       
   

Total Visit: 260
Total Rank: 0
Total Rankers: 0
Total Comments: 0

Oy vermek için yetkiniz yok. Lütfen giriş yapınız.