| Müt'a Nikâhının İki Defa veya Daha Çok Nesh Edilişi Müslim kendi Sahih'inin, "Nikâhu'l-müt'a ve beyanu ennehu ubî-he summe nusihe, summe ubîhe summe nusihe, ve'stekarre huk-muhu ilâ yevmi'l-kıyame." adlı babında müt'a nikâhının defalarca helâl kılınıp haram edildiğinden söz etmiştir. İbn Kesir de, kendi Tefsir'inde şöyle yazıyor: "Şafiî ve ulemadan bir grup müt'a nikâhının iki defa helâl kılındığını ve daha sonra feshedildiğine inanıyorlar." İleride sözlerine genişçe yer vereceğimiz İbn Arabî de, müt'a ni-kâhının iki defa fesholduktan sonra sonunda haram olduğunu söylemiştir. Zemahşerî de, Keşşaf adlı tefsirinde buna işaret etmiştir. Diğerleri ise, müt'a nikâhı hükmünün iki defadan fazla feshedildiğini bildirmişlerdir. Fakat isabetli olan, bu son grubun görüşüdür; çünkü hadislerdeki çelişki nedeniyle şer'î bir hükmün defalarca feshedildiğini söylersek, böyle bir hükmün bu çelişkili hadisler sayısınca feshedildiğini kabul etmek zorundayız. Dolayısıyla, Kurtubî'nin İbn Arabî'nin sözlerinden sonra şu söyledikleri doğrudur: Onların dışında, bu konudaki hadisleri toplayanlar, bu ha-dislerin müt'a nikâhının yedi defa helâl ve haram kılındığını gerektirdiğini söylemişlerdir! Çünkü İbn Umre'den sadr-ı İslâm'da böyle bir hükmün olduğu rivayet edilmiş, Seleme b. Ekva onun Evtas yılında olduğunu söylemiş, Ali'nin rivayetlerinden müt'a nikâhının Hayber Savaşı'nda yasaklandığı, Rabi b. Sebra'nın rivayetinden Mekke fethinde izin verildiği anlaşılmaktadır; bunların hepsi de Sahih-i Müslim'de kaydedilmiştir. Başka bir yerde Hz. Ali'den müt'a nikâhının Tebuk Savaşı'nda yasaklandığı, Sünen-i Ebu Davud'da Rabi b. Sebra'dan onun Veda Haccı'nda yasaklandığı rivayet edilmiş ve Ebu Davud bu rivayetin bu konudaki en doğru rivayet olduğunu söylemiştir. Amr da Hasan'dan şöyle dediğini rivayet etmiştir: Müt'a kaza umresinde üç gün helâl kılınmış olması müstesna, hiçbir zaman helâl kılınmış değildir. Ne bundan önce ve ne de sonra helâl kılınmamıştır. Böyle bir şey Sebra'dan da rivayet edilmiştir. İşte bunlar müt'a nikâhının helâl ve haram kılındığı yedi ayrı yerdir... * * * Böylece Hilâfet Ekolü ulemasının "sahih" diye meşhur olan kitaplarında geçen her sahih olduğuna şartlanmaları, onları İslâm dininde müt'a nikâhının defalarca feshedildiğini söylemek zorunda bırakmıştır! İbn Kayyım'ın bu konudaki şu sözü gerçekten dikkat çekicidir: İslâm şeriatında bu feshin biz benzerine rastlanmadığı gibi böyle bir şeyin olması da mümkün değildir. İbn Arabî'nin, "Bu konu, fesheden ve feshedilen hükümlerde apa-çık bir şekilde ve kesin olarak sabit olmuştur. İslâm şeriatında bu hükmün iki defa fesh oluşu gerçekten şaşırtıcıdır…" şeklindeki sözü, onun bu konuda söylediklerinin ne kadar temelsiz ve gayrima-kul olduğunu ortaya koymaktadır. * * * Ayrıca, bu rivayetlerin bir tekinin bile, mütevatir olarak Ömer'den nakledilen, "Resulullah'ın (s.a.a) döneminde iki müt'a vardı ki ben onları yasaklıyorum (veya bir rivayete göre -ben onları haram ediyorum): Biri müt'a nikâhı ve diğeri ise hac müt'ası (temettü umresi)." rivayetiyle nasıl bağdaştığını anlayamadık! Yine bu rivayetlerden hangisi, Cabir b. Abdullah-i Ensarî'nin şu sahih rivayetiyle uyuşuyor ve nasıl bağdaşıyor acaba? Biz Resulullah'ın (s.a.a), Ebu Bekir ve Ömer'in döneminde müt'a nikâhı yapıyorduk. Başka bir rivayette ise şöyle geçiyor: Ömer'in hilâfetinin sonuna kadar… Ayrı bir rivayette de şöyle geçiyor: Resulullah (s.a.a) ve Ebu Bekir'in döneminde biz bir avuç hurma ve un karşısına müt'a nikâhı yapıyorduk. Fakat daha sonra Ömer, Amr b. Hureys olayında onu yasakladı. Bu rivayetlerden bir tekinin nasıl sahih olduğunu söyleyebiliriz; oysa ne Ömer'in kendisi, ne sahabeden biri ve ne de Abdullah b. Zübeyir'in dönemine kadar tabiînden biri onları duymuştur?! Hatta o dönemlerde yaşayan bir tek Müslümanın bile bu rivayetlerin birinden haberi yoktu! Aksi takdirde kesinlikle onu halife Ömer'e duyurur, o da onunla istidlal ederdi. Yine aksi takdirde Abdullah b. Zübeyir'in döneminde kadar onu hilafet düzeninin yöneticilerine duyurur, onlar da ondan yararlanarak muhaliflerini sustururlardı. Oysa onların İbn Abbas, Cabir, İbn Mes'ud gibi muhalifleri, Hz. Re-sulullah'ın (s.a.a) sünnetini örnek gösterip birbirlerini tanık tutarak onların karşısında tavır koyuyorlar, hatta gerçeği gidip Ebu Bekir'in kızı ve Abdullah b. Zübeyir'in annesi Esma'dan soruyorlardı. Yine Ali (a.s) ve İbn Abbas da açıkça, "Ömer müt'a nikâhını yasaklamasaydı, kalbi katılaşmış kişilerden başkası zina etmezdi." diyorlar ve hiç kimse de "Resulullah (s.a.a) müt'a nikâhını yasaklamıştır." demiyordu. Evet; bütün bu hadisler iyi niyetle ve Müslümanların ikinci halifesi Ömer b. Hattab'ın tutumunu onaylamak ve ona yöneltilen eleştirileri defetmek için uydurulmuştur! Nitekim yine bu iyi niyetle ve halife Ömer'e yöneltilen eleştirileri önlemek için haccın ifrad şeklinde yapılması ve temettü umresinin yapılmaması yönünde de hadisler uydurulmuştu. Tıpkı yine iyi niyetle Kur'ân-ı Kerim surelerinin faziletleri hakkında hadis uydurdukları gibi. Nitekim Ne-vevî'nin Takribu't-Takrib kitabında şöyle geçer: Hadis uyduranlar birkaç kısımdır. Bunların en zararlı olanı, kişilerin iyi niyetle uydurdukları hadislerdir. İnsanlar da, onların züht ve takvalarına güvenerek uydurdukları hadisleri kabul etmişler. Takribu't-Takrib'in şerhinde ise şöyle geçer: İyi niyetle uydurulan hadislerden biri de, Hâkim'in kendi senediyle Ebu Ammar el-Mervezî'den naklettiği şu rivayettir: Ebu İsmet Nuh b. Ebî Meryem'e, "Sen İkrime kanalıyla İbn Abbas'tan Kur'ân-ı Kerim'in tüm surelerinin faziletlerini nasıl öğrendin; halbuki İkrime'nin ashabından hiçbiri böy-le bir şey söylemiş değillerdir?!" diye sorulduğunda, "Ben insanların Kur'ân'a sırt çevirip Ebu Hanife'nin fıkhı ve İbn İs-hak'ın Meğazî'siyle uğraştıklarını görünce Allah rızası ve sevap almak amacıyla halkın dikkatini Kur'ân'a çekmek için bu hadisleri uydurdum." dedi! Zerkeşî bu rivayeti kaydettikten sonra şöyle yazıyor: Nuh b. Ebî Meryem'den sonra surelerin faziletlerini zikreden müfessirler, halkı o sureyi ezberlemeye teşvik etmek için her surenin başında onun faziletini kaydetmeyi bir alışkanlık hâline getirdiler; ancak Zemahşeri bu faziletleri her surenin sonunda kaydetmiştir! Kureyş taraftarlarından olan Nuh b. Meryem-i Mervezî'nin kün-yesi Ebu İsmet'tir. Merv kadısı Nuh b. Meryem fıkhı Ebu Hanife ve İbn Ebî Leyla'dan, hadisi kendisiyle aynı tabakadan olan Haccac b. Ertat'tan, Hz. Resulullah'ın (s.a.a) savaşlarını İbn İshak'tan, Tefsiri Kelbî ve Mekatil'den aldığı ve yine dünya işlerinden de anladığı için "cami" (kapsamlı) lakabı da verilerek "Nuhi'l-Cami" diye meşhur ol-muştur. O, Cehmiyye mezhebine karşı olup sert bir şekilde onu reddediyordu. Hakim onun hakkında şöyle yazıyor: Ebu İsmet ilimde önde gelen, her açıdan kapsamlı olan bir kişiydi. Doğruluk ve dürüstlük dışında her şeye sahipti; onun rivayetini Tirmizî kendi Sünen'inde ve İbn Mâce de Tefsir'inde kaydetmişlerdir. Tedribu'r-Ravî, Mizanu'l-İ'tidal ve Lisanu'l-Mizan kitapla-rında İbn Mehdi'den şöyle rivayet edilmiştir: Meysere b. Abdurabbih'e, "Sen, 'kim filan sureyi okursa falan hayra ulaşır' şeklindeki hadisleri nereden aldın?" diye sordum. Meysere, "Ben, insanları Kur'ân okumaya teşvik etmek için bunları uydurdum." dedi! Tedribu'r-Ravi kitabında şöyle geçer: Meysere yüce, görünüşte takvalı, dünya arzu ve isteklerinden uzak bir kişiydi. Öldüğü zaman Bağdat çarşısı tatil oldu. Fakat buna rağmen hadis uyduruyordu! Ve yine Meysere'nin surelerin fazileti hakkında hadis uydurma yanlışlıklarından biri, daha önce değindiğimiz İbn Abbas'ın dilinden naklettiği hadis ve bir diğeri ise Deylemî'nin Selâm b. Selim el-Medenî kanalıyla naklettiği Ebu Umame el-Bahilî'nin hadisidir. Lisanu'l-Mizan'da şöyle geçer: Meysere Kazvin şehrinin fazileti hakkında kırk hadis uydurmuş ve "Bu hadisleri sevaba ulaşmak için uydurdum." demiştir! Takrib-i Nevevî'de ise şöyle kaydedilmiştir: Uydurulan hadislerden biri de Kur'ân-ı Kerim'in her bir suresinin fazileti hakkında Übey b. Kâb'den rivayet edilen hadistir… Takrib-i Nevevî'nin şerhinde genişçe şöyle geçer: Ravi rivayetin aslını araştırınca muhaddis onu Medain'-deki başka bir muhaddise gönderiyor, o da Vasit'deki mu-haddise, Vasit'teki Basra'dakine ve Basra'daki muhaddis de onu Abadan'daki muhaddise gönderiyor. Abadan'daki mu-haddise, "Sen bu hadisi nereden aldın?" diye soruyor. O da, "Ben bu hadisi bir kimseden almış değilim; in-sanların Kur'-ân'a sırt çevirdiklerini görünce onların kalbini Kur'ân'a yö-neltmek için bu hadisi uydurdum!" di-yor. Daha sonra Takrib'e şerh yazan Suyutî şöyle diyor: "Ben bu hadisin adına ne denilmesi gerektiğini anlayamadım!" Fakat İbn Cev-zî bu olayı "el-Mevzuat" adlı kitabında Buzey' b. Hissan kanalıyla kendi senediyle Übey b. Kâb'den naklettikten sonra, "Bu afeti Buzey getirdi başımıza." diyor ve daha sonra aynı hadisi Muhalled b. Abdulvahhab kanalıyla rivayet edip, "Bu belayı Muhalled getirdi başımıza." diyor! Güya bu hadisi bu ikisinden birisi uydurmuş ve diğeri de ondan çalmış veya her ikisi de yukarıda işaret ettiğimiz bu hadisi uyduran kişiden çalmışlar, Sa'lebî, Vahidî, Zemahşerî ve Beyzavî gibi müfessirler de yanılarak onu kendi kitaplarında kaydetmişlerdir. Yine Tedribu'r-Ravî kitabında şöyle geçiyor: İnsanlar arasında geceleri en fazla ibadet eden ve gündüzleri en çok oruç tutan Ebu Davud el-Nehaî, hadis uyduranlardan biridir! İbn Hibban da şöyle demiştir: Ebu Beşer Ahmed b. Muhammed el-Fakih el-Mervezî sün-neti yerine getirme konusunda kendi döneminin en dirençlisi, sünnetlerin sınırlarını korumada en sebatlısı ve sünnete muhalif olanlara karşı en sert olanıydı; fakat buna rağmen hadis uyduruyordu! İbn Adiy de şöyle diyor: Veheb b. Hafs salih kişilerden sayılıyordu. O, büyük takvasından dolayı yirmi yıl susup kimseyle konuşmadı; fakat buna rağmen çok büyük ve açık yalanlar uydurmuştur! * * * Takva, ibadet, dünyaya sırt çevirme ve zahitlikleriyle meşhur olan bu kişiler Kur'ân'ın surelerinin ve sınır şehirlerin faziletleri hakkında hadis uydurmuş ve yeri geldiğinde kendileri de buna itiraf etmişler, fakat buna rağmen bu uydurma hadisler tefsir kitapları ve diğer kaynaklarda kaydedilmiş ve yayılmıştır. Ve yine halife Ömer'in hac müt'ası (temettü umresi) ve müt'a nikâhını yasaklamasının teyidinde uydurulan hadislerin de bu türden olduğunu görmekteyiz; özellikle Hz. Resulullah'tan (s.a.a) müt'-a nikâhını yasakladığı konusunda rivayet edilen hadisin Abdullah b. Zübeyr'in iktidarından sonra ve hadis yazma yasağının kalkmasından önce, yani hicretin birinci asrının sonlarında ve ikinci asrının başlarında, salih ve takvalı olarak tanınan bu kişiler tarafından ikinci halifenin bu amelini temize çıkarmak için uydurdukları hadislerden olduğunu ve bu konuda âdeta yarıştıklarını görüyoruz. İşte bu nedenledir ki biri Hz. Resulullah'ın (s.a.a) müt'a nikâhını Hayber Savaşı'nda yasakladığı yönünde hadis uydururken, bir diğeri o hazretin müt'a nikâhını Kayziyye umresinde helâl ettiğini, fakat daha sonra yasakladığını rivayet ediyor, üçüncüsü bu olayın Mekke fethinde gerçekleştiğini, dördüncüsü ise Evtas'ta vuku bulduğunu, beşincisi Tebuk'da, altıncısı Veda Haccı'nda gerçekleştiğini rivayet ediyor; bu şekilde her biri halife Ömer'i aklamak için müt'a nikâhının Hz. Resulullah'ın (s.a.a) döneminde, belli bir zaman ve mekânda helâl ve haram olduğunu ve halife Ömer'in de onu bu yüz-den yasakladığını söylemek istemişlerdir. İşte bu nedenle bu hadis-ler arasında çelişki meydana gelmiş ve ulema bu çelişkiden çıkmak ve bu çıkmazdan kurtulmak için çaba harcamak zorunda kalmışlar ve sonunda bu çelişkiden çıkmak için kutlu İslâm dinin eksik olduğunu söylemekten başka bir çare bulamayarak bu iftira ve yalanlarıyla aziz İslâm dinini hedef alıp demişlerdir ki: "Bu hüküm iki defa helâl edilip daha sonra feshedilmiştir." Ve yine demişlerdir ki, "Bu hüküm ikiden fazla, hatta yedi defaya kadar helâl olmuş ve sonra haram edilmiştir!!!" Evet; Hilâfet Ekolü uleması kendilerini bu çelişkili hadislerin doğruluğunu kabullenmek zorunda gördükleri müddetçe aziz İslâm dini bu hakaretlerden güvende kalmayacaktır. Hilâfet Ekolü uleması müt'a nikâhını yasaklamak konusunda bu uydurma hadislerden yeteri kadar yararlanmışlardır. Hicretin üçün-cü yılının başlarında Yahya b. Eksem'le Abbasî halifesi Me'mun arasında geçenler bunun açık bir örneğidir. İbn Hallikan bu olayı Muhammed b. Mansur'dan şöyle rivayet ediyor: Şam yolunda Abbasî halifesi Me'mun'la birlikte olduğumuz bir sırada Me'mun münadiye müt'a nikâhının helâl olduğunu ilan etmesini emretti. Yahya b. Eksem benimle Ebu Ayna'ya, "Sabahleyin erkenden halifenin huzuruna gidin; durumu müsait görürseniz konuşun; aksi durumda susup benim gelmemi bekleyin." dedi. Biz Yahya'nın söylediği gibi Me'mun'un huzuruna gittik; Me'mun dişlerini misvaklıyor ve öfkeli bir şekilde şöyle diyordu: "Resulullah'ın (s.a.a) ve Ebu Bekir'in döneminde iki müt'a vardı; (müt'a nikâhı ve te-mettü haccı) ben onları yasaklıyorum! Ey siyah böcek! Sen kim oluyorsun da Resulullah (s.a.a) ve Ebu Bekir'in yaptığı bir işi yasaklıyorsun?!" O sırada Ebu'l-Ayna, Muhammed b. Mansur'a işaret ederek, "Halife bunları Ömer b. Hattab hakkında söylüyor." dedi. Böylece susup ses çıkarmadık. Nihayet Yahya gelip oturunca biz de oturduk. Halife, Yahya'ya dönerek, "Neden bu gün rahatsız görünüyorsun?!" diye sordu. Yahya, "İslâm dininde çıkan bir bid'at üzdü beni." dedi. Me'mun, "Nedir bu bi'at?" diye sordu. Yahya, "Zinanın helâl ilan edilişi!!!" cevabını verdi. Me'mun şaşırarak, "Zina mı?" dedi. Yahya, "Evet, müt'a nikâhı zinadır!" dedi. Me'mun, "Nereden söylüyorsun bunu?" dedi. Yahya, "Allah'ın Kitabı ve Resulullah'ın (s.a.a) hadisine dayanarak diyorum." dedi; "Çünkü Allah Teala Kur'-ân-ı Kerim'de, "Gerçekten müminler kurtuluşa ermiştir;… Ve onlar ırzlarını korurlar. Ancak eşleri, yahut ellerinin sâhip olduğu (câriyeler) hariç. (Bunlarla ilişkilerinden dolayı da) onlar kınanmazlar. Ama bunun ötesine gitmek isteyen olursa, işte onlar haddi aşanlardır." buyuruyor. Ey müminlerin emiri! Acaba müt'a nikâhı yapılan bir kadın cariye sayılır mı?" Me'mun, "Hayır." karşılığını verdi. Yahya, "Acaba böyle bir kadın Allah katında insanın miras alan, miras bırakan, çocuk kendisine ilhak olan ve onun şartlarından yararlanan eşi gibi midir?" dedi. Me'mun, "Hayır." karşılığını verdi. Yahya, "O hâlde Kur'ân'ın hükmü gereğince kim bu ikisinin (cariye veya insanın sürekli eşi) dışına çıkarsa Allah'ın sınırlarını çiğnemiş ve ona karşı çıkmış olur!" dedi. Daha sonra şöyle devam etti: Ey müminlerin emiri! Zuhrî, Muhammed b. Hanefiyye'-nin oğulları Abdullah ve Hasan'dan, babaları kanalıyla Ali b. Ebu Talib'den (a.s) şöyle rivayet etmiştir: Resulullah (s.a.a) bana müt'a nikâhının helâl olduktan sonra yasaklandığını ve haram olduğunu ilan etmemi emretti." Bunun üzerine Me'mun bize dönerek, "Bu rivayet Zuhrî'den sabit olmuş mudur?" diye sorudu. Biz, "Evet, ey müminlerin emiri. Aralarında Malik de olan bir grup onu rivayet etmiştir." dedik. Me'mun, "Esteğfirullah; müt'anın haram olduğunu ilân edin." dedi ve böylece müt'a nikâhının haram olduğunu ilân ettiler. Kadı, fakih Ebu İshak İsmail b. Hammad b. Zeyd b. Dirhem el-Ezdî Malikî Basrî, Yahya b. Eksem'i büyük bir kişi olarak övdükten sonra, "İslâm tarihinde onun parlak bir dönemi var." deyip yukarıdaki olayı anlatıyor. Hilâfet Ekolü uleması bu konuda birileriyle tartışırken delil olarak yukarıdaki hadisleri gösteriyor ve halife Ömer'in, "Resululla-h'ın (s.a.a) döneminde iki müt'a vardı; ben onları yasaklıyorum ve kim bunları yaparsa onu cezalandırırım." şeklindeki sözüne karşı, "Halife böyle içtihat etmiştir." diyorlar! O hâlde bu sözlerden şu sonuca varıyoruz: Yüce Allah böyle buyurmuş, Hz. Resulullah da (s.a.a) böyle emretmiş; fakat halife Ömer başka şekilde içtihat etmiştir! |