Çarsamba 23 Mayıs 2012 - 04:43

الأربعاء ٣ رجب ١٤٣٣

چهارشنبه ۳ خرداد ۱۳۹۱ - ۰۶:۱۳

Kullanıcı adı:

Åžifre :

Şifremi Hatırla
Åžifremi unuttum   aktivasyon
Üye ol
    
 

Müslümanların Istılahında Halife ve Halifetullah

 

          Daha önce "halife" kelimesinin lügat anlamında, Ebu Bekir'in "Resulullah'ın halifesi", Ömer'in ise "Resulullah'ın halifesinin halifesi" ve daha sonra da "Emirü'l-Müminin" diye çağırıldığını gördük. Bu kelime son Osmanlı halifesinin dönemine kadar bu şekilde kullanıldı. Aynı zamanda büyük İslâm hükümdarlarını da böyle anıyorlardı:

a) Emevîler ve Abbasîler Döneminde

          Emevîlerin döneminden Abbasîlerin hilâfetine kadar Hilâfet Ekolü mensupları (Ehlisünnet) büyük İslâm kumandanlarını "hali-fetullah" (Allah'ın halifesi) diye tanıyorlardı. İşte bu yüzden Hac-cac, cuma namazı hutbesinde şöyle demiştir:

          "Allah'ın halifesi ve onun seçkin kulu Abdulmelik Merva-n'ı dinleyin ve ona itaat edin!"

          Abbasî halifesi Mehdi'nin yanında, Emevî halifesi Velid'in zındık olduğu söylendiğinde Mehdi Abbasî itiraz ederek, hilâfetullah makamı Allah'ın yanında onu bir zındığa bırakmasından yücedir, dedi!

          Buradan, Emevîler ve Abbasîler döneminde bu lakabın çok meş-hur olduğu anlaşılıyor. Şairler de hükümdarları bu isimle övüyorlardı. Örneğin, Cerir, Ömer b. Abdülaziz hakkındaki bir şiirinde şöyle diyor:

 Halifetullah ne emredersiniz bize

   Size karşı beklemiyoruz evimizde

          Ömer b. Abdülazizin dindarlığı o kadar meşhur olmasına rağmen Cerir'in bu sözlerine itiraz etmemiştir.

          Mervan b. Ebu Hafsa da, Muin b. Zaide el-Ensarî'yi övdüğü bir şiirinde Abbasî halifesi Ebu Cafer Mensur Devanikî (öl. 151 hk.) hakkında şöyle diyor:

          Hâşimîler döneminde sürekli Halifetu'r-Rahman'ın uğru-na kılıç kuşanmıştım.

          Onun sınırlarını korur, kılıçlar ve mızraklar karşısında ona siper olurdum.

 b) Osmanlı Halifelerinin Dönemi

          Osmanlı halifelerinin dönemde, "halife" kelimesi, "Allah" ve-ya "Resulullah" kelimesi eklenmeden Müslümanların büyük padişahı için kullanılırdı.

 c) Günümüzde

          Günümüzde, Allah Tealâ'nın meleklere, "Muhakkak ben, yeryüzünde bir halife var edeceğim." buyruğuyla, insan türünün yeryüzünde Allah'ın halifesi kılınmasının kastedildiği meşhurdur. Dolayısıyla "yeryüzündeki Allah'ın halifesi"nden maksat, insan türüdür. "Hulf" kökünden alınan diğer sözcükler de insan türünün halife olması anlamındadır. Yine Osmanlı İmparatorluğu'nun son dönemlerine kadar Müslümanların büyük önderlerine "halife" denilmesinden, o şahısların Resulullah'ın (s.a.a) yerine Müslümanlara hükümet etmesi kastedilmiştir.

          Buna göre halife, Resulullah'ın (s.a.a) yerine oturan kişidir. Dolayısıyla sadece Resulullah'tan (s.a.a) sonraki ilk dört hali-feye "Hu-lefa-i Râşidin" denmiş, Osmanlı padişahlarının sonuncusuna kadar diğerleri hakkında artık "râşidin" tabiri kullanılmamış ve bu adlandırma günümüze kadar devam et-miştir.

 Tamamlama

          Hadis kaynaklarında nakledilen rivayetlere baktığımızda, tedricî değişime uğrayan "halife" kelimesinin, hangi tarihte, ne şekilde ve hangi şartlar altında "Resulullah'ın Halifesi" tabiri yerine "Allah'ın Halifesi" tabiri kullanılarak değiştiğine dair bir cevap bula-mıyoruz. Oysa bu kelime için yapılan bu yeni yorum, kökten İslâm ile çelişmekteydi... Yine böyle bir yorumun ortaya çıkmasında Bizans'ın etkisinin olup olmadığını da bilmiyoruz.

          Bu hususta ancak şunu söylebiliriz ki, "Allah'ın Halifesi" tabiri Benî Ümeyye döneminde kullanılmaya başlamıştır. O dönem şairlerinden olan Ferezdak'a ait bir gömlekte, Ömer b. Abdulaziz'in soyundan Halife Süleyman (Miladî 715-717), "Allah'ın Halifesi" olarak adlandırılmıştır.

          Yine Halife Hişam (Miladî 724-743) hakkında şöyle nakledilir:

          Bir gün etrafındaki dalkavuklardan biri Hişam'a sorar: "Kendi halifeni mi çok seviyor, üstün tutuyorsun yoksa Peygamber'i mi?" Halifenin, "Kendi yerime geçecek olan halifemi (veliahdimi) daha çok seviyorum." demesi üzerine yağcılık yapan adam, "Öyleyse Allah'ın katında 'halife' daha üstündür." şeklinde bir sonuç çıkardı. [Bundan da, o tabirin o dönemde kullanıldığı anlaşılmaktadır.]

          Ayrıca Bizans veya Fars imparatorluklarına ait sikkeler doğru okunduğu takdirde, şunu kabullenmemiz gerekir ki Velid, Süleyman ve Hişam'ın babası Abdulmelik Miladî 7. yüzyılda sikkeler değişmeden önce kendisini "Allah'ın Halifesi" olarak tanıtmıştı. An-cak Abdulmelik'in para reformunun özelliği, -yani üzerine sadece ayet ve hadisler yazılı sikkelerin değiştirilerek yanlarına helifenin adının da konulmasına çalışılmadığı dönemde- yöneticilerin, "Alla-h'ın Halifesi" tabirini, dalkavukcuların istediği doğrultuda şeraitin alanına yaygınlaştırarak sınırını genişletmek gibi bir politikalarının olmadığını açıkça ortaya koymaktadır.

          Fakat Abbasîler bu hususta biraz hadlerini aşarak Me'mun döneminde (Miladî 813-833) Abdulmelik'in para reformundan sonra ilk defa sikkelerin üzerine "Allah'ın Halifesi" tabirini yazarak devlet başkanı kendisini o unvanla adlandırmış oldu.

          Benî Ümeyye'nin saltatanın sona erdirilmesi olayı (Miladî 750), sonuç itibariyle İslâm âleminde birliğin de son bulması açısından çok önemlidir. Çünkü Emevî şahzadelerinden biri, Suriye'den kaçıp İspanya'da kendi hükümetini kurmuştu. Ayrıca Fas ve Cezayir'in bir bölümü olan Bahterî, Abbasîlerin kontrolü dışında idare edilmekteydi. Tabii Abbasîler, geniş topraklara sahip olmakla birlikte İslâm'ın kutsal beldelerinin idaresini ellerinde tutarak, hac ziyareti gibi etkinliklere önderlik etmekle düşmanlarına karşı büyük bir ölçüde üstünlüğe sahiptiler. Çünkü hem Şiîler, hem de Sünnîler arasında Mekke ve Medine, sürekli kendi cazibesi korumaktaydı. O nedenle bu iki şehre hâkim olmayanlar, kendilerini "Emirü'l-Mümi-nin" veya "Halife" lakaplarıyla halka tanıtmaya cesaret edemiyor-lardı. Ama ne var ki yönetime karşı olan bu gibi adamlar da Abbasîleri bu unvanlarla kabul etmiyorlardı. Nitekim İspanya'da hükümet süren Benî Ümeyye'nin büyüğüne "Halifelerin oğlu (torunu)" [Allah'ın Halifesi'nin oğlu] adını vermişlerdi, Fas'ın İdrisî Şiîlerinin büyüğüne de "Allah Resulü'nün oğlu (torunu)" adını takmışlardı. Gerçi Haricîler, Cezayir'in Bahterî bölgesininin yönetimini elinde bulunduran Rüstemîler soyunun büyüklerini hiç çekinmeden "Halife" olarak adlandırıyorlardı. Ancak bu tabirden, müminler camiasının önderi gibi Peygamber'in halifesi ve yerine geçen kimse anlamını kastediyorları.

 

Total Visit: 1
Total Rank:
Total Rankers:
Total Comments:

Oy vermek için yetkiniz yok. Lütfen giriş yapınız.