Hz. Resulullah'ın (s.a.a) sahabesi arasında münafık olanlar da bulunduğu ve bunların gerçek yüzünü Allah'tan başka kimse bilmediği için, Emirü'l-Müminin Hz. Ali'den (s.a),[1] Hz. Ümmü Seleme'den,[2] Abdullah b. Abbas'tan,[3] Ebuzer Gıfârî'den,[4] Enes b. Mâlik'ten,[5] İmran b. Husayn'den[6] naklolunan meşhur bir rivayette Hz. Resulullah'ın (s.a.a) müminle münafığı birbirinden ayırt edebilmenin kıstası olarak Hz. Ali'nin dostluğunu belirlediği ve "Ali'yi ancak mümin olan sever, Ali'ye ancak münafık olan düşman olur." buyurduğu geçer. Hz. Resulullah'ın (s.a.a) hayatta bulunduğu dönemde bu hadis çok yaygındı ve herkesçe bilinmekteydi. Nitekim Ebuzer Gıfârî şöyle der: Biz, münafık olanları Allah ve Resulü'nü reddedişlerinden, namazdan kaçmalarından ve Ali'yle düşman olmaların-dan tanır, bilirdik.[7] Ebu Said Hudrî de[8] şöyle rivayet eder: Biz ensar Müslümanları, münafıkları Ali b. Ebu Talib'e düşmanlıklarından ve onu pek sevmeyişlerinden tanırdık. Abdullah b. Abbas'tan şöyle rivayet olunur: Hz. Resulullah'ın (s.a.a) hayatta olduğu dönemde, münafıkları Ali'ye düşmanlıklarından tanırdık.[9] Câbir b. Abdullah Ensarî de şöyle der: Münafıkları kolayca tanımamızın yolu, Ali'ye düşman olduklarını bilmemizdi.[10] Bütün bunlara ve Hz. Resulullah'ın, "Allah'ım! Ali'yi seveni sev, ona düşman olana düşman ol!"[11] buyruğuna dayanarak Ehlibeyt mez-hebi mensupları Allah'ın dininin hükümlerini öğrenme hususunda çok ihtiyatlı davranır ve Hz. Ali'nin (s.a) dostlarından olmayan ve Hz. Ali'ye karşı düşmanlığa girişen sahabeden, başka bir deyişle sa-habe arasında gerçek yüzlerini ancak Allah'ın bildiği münafıklardan uzak durmaya çalışır ve İslâm'la ilgili hüküm ve rivayetler hususunda onların sözlerini kıstas olarak almaz. |