D. MILLÎ BERABERLIK: Millet, bir toprak parçasi üzerinde tek devlet olarak nesiller boyunca ortak yasamis halka denir. Genellikle bir milletin fertleri dilde, dinde, geleneklerde ve tarihte ortak yönlere sahiptirler ve bunlarin toplami topluma diger toplumlardan farkli bir hüviyet kazandirir Islâm'da, günümüzün siyasal ve cografî millet kavrami yerine, ümmet kavrami vardir. Bütün Müslümanlar, Islâm ümmetini olustururlar. Hepsinin hâkimi Allah'tir, Kur'ân ve Hz. Peygamber'in (s) sünneti bu ümmetin temel kanunlaridir. Iran milletinin özellikleri, Anayasa'daki tanimiyla sunlardir. 1. Resmi Dil ve Alfabe: Iran'da muhtelif dillere ve lehçelere sahip pek çok kavim yasamaktadir: Fars, Arap, Türk, Beluç vs gibi. 15'inci maddeye göre:“Iran halkinin resmî ve ortak dili ve yazisi Farsçadir. Senetler, resmî metinler ve ders kitaplari bu dil ve yazi ile olmalidir. Ancak mahallî ve kavmî dillerden basinda ve kitle haberlesme araçlarinda yararlanma ve okullarda o dilin edebiyatinin ögretilmesi Farsçanin yaninda serbesttir.” Tek bir resmî dilin zorunlulugu, millî birligin saglanmasi ve devlet ve millet islerinin idarî, ticarî ve basin-yayin alaninda icrasi için zorunludur. Iran halkinin çogunlugu Farsça konusmakta, digerleri de Farsçayi anlayabilmektedir. Fars dili, Iranlilarin Islâm'in zuhurundan sonra konustugu dildir. Harfleri 4 harf hariç, Arapçaninkilerle aynidir. Pek çok ilmî ve edebî eser Iran tarihi boyunca bu dilde yazilmis, dünya kültürüne pek çok edebî ve kültürel hazine bu dilde kazandirilmistir. Firdevsî'nin Sahnâmesi, Mevlânâ'nin Mesnevî'si, Sa'dî'nin ve Hâfiz'in siirleri gibi eserler. Bununla birlikte, Iran'da Arapçaya da çok önem verilmektedir. 16'nci maddeye göre: “Kur'ân ve Islâmî ilimler ve maarif dili Arapça olduguna ve Fars edebiyati tamamen bu dille karismis bulunduguna göre, Arapçanin ilkögretimden sonra ve orta dönemin sonuna kadar her sinif ve dalda ögretilmesi gerekir.” Arapça Islâm dünyasinda, farkli dilleri konusan Islâm ümmetinin birbirlerini anlayabilmeleri saglayacak ortak bir dil olabilir. Iranlilar Arap gramerinin düzenlenip yazilmasinda ve lûgat çalismalarinda çok önemli roller üstlenmislerdir. (Örnegin Sibeveyh nahiv ilminde, Taftazanî sarf, meânî ve beyânda, Firuzâbâdî de lûgat ilminde) Fahru'r-Razî'nin Tefsîr-i Kebîr'i, Zemahserî'nin Kessâf'i, Tabersî'nin Mecmau'l-Beyân'i, ve Tâbâtâbâî'nin el-Mîzân'i, Iranli âlimlerce yazilmis olan muteber tefsîrlerdendir. Iranlilar, hadîslerin toplanmasinda da öncü idiler. Sözgelimi, Sîîlerden Seyh Müfîd, Seyh Sadûk ve Seyh Tûsî'yi, Ehl-i Sünnet'ten de Buharî, Müslim, Hâfiz Ebû Nuaym ve Hakîm-i Nisaburî'yi örnek gösterebiliriz. Tip, astronomi, matematik ve felsefe âlimleri olan Fârâbî, Ibn Sînâ, Bîrûnî, Gazâlî ve Nasiruddîn Tûsî de Farsça konusuyorlardi. Bu sahsiyetler pek çok degerli Arapça esere imza attilar. Bu eserler dünyanin kadÎm kültürünü zenginlestiren eserlerdi ve bu birikim Rönesans sonrasi Avrupasinca tevarüs edildi. 2. Resmi Tarih: 17'nci madde söyle diyor: “Ülkenin resmî tarih baslangici Islâm Peygamberi'nin (saa) hicretidir ve hicri semsî ve hicrî kamerî takvimlerden her ikisi de geçerlidir. Ancak devlet islerinde dayanak olan tarih hicrî semsîdir. Haftalik resmi tatil ise Cuma günüdür.” Ilk dönemde müslümanlar kendilerine mahsus bir tarih baslangici belirlemek istediklerinde ihtilafa düsmüslerdi. Sonunda, Hz. Peygamber'in (saa) Mekke'den Medîne'ye hicretinin tarihin basllangici kabul edilmesi noktasinda birlestiler. Hicret, hem müslümanlarca ortak yapilan bir eylem, hem de toplumsa bir hareket, Islâmî toplumun insasina yol açan bir çikis oldugu için baslangiç noktasi olarak kabul edilmisti. Hz. Peygamber'in (saa) dogum günü veya peygamberligin ilk günü gibi öneriler kabul görmedi. Resul-i Ekrem'in (saa.) hicreti, miladî 622 yilinda gerçeklesmistir. Dünyanin Günes etrafinda bir de dönüsü, günes yilini olusturur, 12 ay ve 365 gündür. Hicrî kameri yilsa 12 aydir. Günes yilinda her mevsimin baslangici ve bitisi sabit aylarda gerçeklesir, kamerî aylardayasa bu durum degismektedir. Kamerî aylar ve yil, halkin genelince hesab edilebilir. Günes takviminin yillari ve aylariysa, sadece bilimsel gözlemler sonucu tesbit edilebilirler. Islâm'da kamerî aylar, bazi amellerin (hac, savasin yasaklanmasi vs) gerçeklesmesi için ölçüt kilinmislardir. Iranlilar, Islâm'in baslangicindan asirlar öncesine giden bir tarihe sahip olmalarina ragmen, hicreti tarihin baslangici kabul etmisler, farkli islevsel yanlari olan semsî ve kamerî takvimin ikisini de almislardir. Islâm Cumhuriyeti'nde resmi tatil Cuma günüdür. Zira Cuma günü Islâm'a göre diger günlerden farkli bir kutsiyete sahiptir. Cuma namazinin kilindigi gündür. Cuma namazinda halkin dinî ve toplumsal, siyasî meseleleri ele alinir, halk takvâya davet edilir. Temizlik, akraba ziyareti gibi dince güzel sayilan amellerin de bu günde yapilmasi tavsiye edilmistir. 3. Resmi Bayrak: Madde 18'de söyle denir: “Iran'in resmî bayragi yesil, beyaz ve kirmizi renklerden olusur ve Islâm Cumhuriyeti'nin özel simgesi ile “Allahu Ekber” siârini tasir.” Islâm Cumhuriyeti'nin bu özel simgesi, Imam Humeynî'nin de onayini almis olup, “La ilahe illallah” kelimesini ve Hadîd Suresi'nin 25. ayetinde geçen terazi (mizan) kavramini hatirlatan bir semboldür. “Allahu Ekber” siari ise 1979 Islâm devriminde halkin en etkili silahlarindan biri idi. E. ÜLKENIN BÜTÜN YÖNLERIYLE KALKINMASI: Islâm'da egitim ve ögretim, saglik, yoksullugun giderilmesi, toplumsal, ekonomik ve kültürel ihtiyaçlarin giderilmesi gibi alanlarda toplumun maslahati, degisen sartlar göz önüne alinarak korunur. Bu isler teknik adlandirimi ile “umuru hisbe” adi altinda ele alinir ve toplum bunu kendi olanaklari ile saglayamazsa devletin yardimi söz konusu olur. Aslolan halkin ihtiyaçlarinin giderilmesidir. Bu hedefe ulasmak için uygun olan degisik yöntemlere basvurulabilir. Simdi de Islâm Cumhuriyeti'nin tahakkuk ettirmeye çalistigi hedefleri, devletin görevlerini inceleyelim. 1. Bilimsel Yeterliligin ve Kültürel Bilincin Gelistirilmesi: 3'üncü maddenin birkaç bendinde bu konuya temas edilmistir, söyle ki: “Genel bilgi düzeyinin, basindan ve toplu haberlesme araçlarindan ve diger araçlardan saglikli biçimde yararlanilarak her alanda yükseltilmesi, her düzeyde herkese parasiz ögrenim, egitim ve beden egitimi ile yüksek ögrenim imkânlarinin yayginlastirilmasi, bilim, teknik, kültür ve Islâmî bilgilerin bütün alanlarinda inceleme, arastirma ve yeni sonuçlara varma yeteneklerini, arastirma ve arastiricilari tesvik merkezleri kurarak güçlendirme hususunda devlet bütün imkanlarini kullanmakla görevlidir.” Her devletin halkinin genel bilgi düzeyinin ve ilmî seviyesinin yükselmesinden memnunluk duyacagi ve bu yönde gayret gösterecegi asikârdir. Zira bu sekilde halk da yönetime ortak olur ve sorunlarin hallinde yönetime omuz verir. Ilmî görüslerin ve kesin tahlillerin varligi, büyük bir medeniyet için zarurîdir; demokratik rejimler halki aydinlatacak iletisim organlari olmadan varliklarini devam ettiremezler. Bu organlar yardimiyladir ki halk, ülkelerinde ve dünyada gerçeklesen olaylari ögrenip tahlil edebilecek, bu sekilde dogru kararlari alip devletinin çizgisini degerlendirebilecek bir yeterlilige ulasabilir. Burada söyle bir soru akla gelebilir: Bütün bu sayilar ve Anayasa'ya giren hususlar, acaba çagdas kültürün etkisi veya ilhamiyla mi ortaya çikmistir, yoksa Islâmi ölçülerin dogal sonucu olarak mi? Bu soruya cevap vermek için iki noktayi birbirinden ayirmamiz gerekir. Birincisi bilginin haddi zatinda sahip oldugu önem, digeri de yukaridaki düzenlemelerin uygulamaya dönük yönleri. Uygulama alaninda, daha önce de açikladigimiz gibi, Islâmca belirlenmis, sabit, genel-geçer bir sekil yoktur. Bu konuda, Islâmî yönetim zamanin sartlarini göz önüne alarak en uygun tarzi seçebilir. Örnegin günümüzde bilgisayar kullanimi egitimde en etkili yöntem addedilmektedir. Dolayisiyla, buna göre Islâm devletinin görevi egitimde bilgisayar kullanimini yayginlastirmak olur. Elbette bu, sivil girisimlerin de bu yöndeki faaliyetlerde yer almasina bir engel degildir. Halk da egitim yapilan merkezler, spor salonlari vs kurabilir, fakat bu kurumlarin devletin nezaretinde faaliyet göstermesi gerekir. Açiktir ki devlet kurumlarinin yaninda halkin bu çesit merkezleri açmis olmasi, devlet kurumlarindaki egitim düzeyini de yükseltmis olacaktir. Bilginin Islâm'daki önemi hakkinda pek çok sey söylenebilir, Islâmi kaynaklara bu konuya çok önem verildigini görüyoruz. Bu alanda uzun uzadiya bir bahis, çalismamizin sinirlarini asacaktir. Sadece Hz. Peygamber'in (saa) su hadîsini hatirlatmakla yetiniyoruz: “Âlimin uykusu, âbidin ibadetinden üstündür.” (bkz: Biharu'l-Envâr , III, 25) 2. Iktisadî Gelisme: Islâmî Iktisat nizamindan ilerde ayrintilariyla söz edecegiz. Burada sadece devletin ekonomik refahi saglama, yoksullugu ortadan kaldirma (beslenme, mesken, saglik, egitim ve sosyal güvence olanlaklarinin gelistirilmesi yoluyla) vazifesinden bahsedecegiz. (3'üncü maddenin XII'inci fikrasi) Islâm'da fakirlik kinanmistir. Resul-i Ekrem'in (saa) bir hadîsinden yoksullugun küfre yol açabilecegini anliyoruz (bkz: Sefînetu'l-Bihâr , II, 380). Toplumda yoksulluk tamamen ortadan kaldirilmadigi sürece, Islâm toplumunun önderi, en alt seviyedeki insanin düzeyinde yasamini sürdürmelidir. Hz. Peygamber de (saa): “Yoksulluk benim övüncümdür” buyurmustur (bkz: Sefinetu'l-Bihâr , II, 380) Buna göre bu söz Islâm toplumunun yapisal bir özelligini yansitmaz, toplum önderinin üstün vasfina isaret eder. Elbette iktisadî kalkinma, bilimsel ve teknik gelismenin yardimi olmaksizin gerçeklesmez. Bu yüzden 3'üncü maddenin XIII'üncü bendinde teknik, bilim, tarim ve askerî alanda yeterliligin saglanmasi da devletin görevlerinden sayilmistir. Bütün bu alanlardaki kendine yeterlik, bagimsizligin olmazsa olmaz sartidir. Siyasî, kültürel ve iktisadî bagimsizlik birbirinden ayrilamaz ve hepsini saglamak Islâm Cumhuriyeti nizaminin görevidir.
|