Perşembe 9 Şubat 2012 - 05:40

الخميس ١٧ ربيع الأول ١٤٣٣

پنجشنبه ۲۰ بهمن ۱۳۹۰ - ۰۷:۱۰

Kullanıcı adı:

Şifre :

Şifremi Hatırla
Şifremi unuttum   aktivasyon
Üye ol
    
       

DESTÂR

Sikke'ye sarılan sargıdır. Mevlevîlikte “Sarık” yerine, “Destâr” tâbiri kullanılır. Mevlâna'nın oğlu Sultan Veled ve onlara gönül veren ilk Mevlevîler'den beri “Destar”ın kullanıldığını minyatür ve menkıbelerden anlıyoruz. “Destâr”, tasavvufta bir makam sembolüdür. Destarsız sikke'ye, “Dal Sikke” denildiğini biliyoruz. Aslında “Destar”, bir Orta Asya Türk kültür geleneğidir. Orta Asya Türkleri sargı ve dolamaya, “yergencu”, “Şulgu” ve “çol” gibi isimler veriliyorlardı. Destar sarmak, bir liyakat ve mazhariyettir. Buna hak kazanan dervişe, “Destâr-pûş” (Pûşiden: Örtmek, Öpmek), “Destarlı” denilir.

Taşıdığı anlamlar ve sembolize ettiği ulvilik nedeniyle Mevlevîlerce “Destâr-ı Şerif” olarak da telâffuz edilir. Destarın ululuğu nedeniyle, saranında özel vasfa sahiptir. Destar sarma görev hak, maharet ve ustalığına sahip özel görevliye “Destar-bend” denilir. “Çelebi” ve “Halife”ler, “duhâni” denilen tütün rengindeki koyu mor destar sararlar. Neyzen-başı'nın farklıdır. İnce ve ensizdir. Kısa aralıklı iki ince yeşil şerit halindedir. Kudüm-zem-başı'nın ise, gayet ince bir çizgiden oluşur. Rengi, şekli ve biçimi de bazı gerçekler ifade eder.

Hz. Peygamber (S.A).ın (seyyid) soyundan gelen Şeyh'in destarı, sikke alınlığının hemen kenarından başlar, yeşildir. Başka yolla Şeyh olanlarınki ise, sikke kenarının 2 cm yukarısından başlayarak sarılır. Beyazdır. Destarın ucu, öne doğru salıverilerek göğse gelecek kadar uzun bırakılır. Bu salıverilen uca, “Taylasan””denir. Sünnet-i Şerif'e ittibâ ve imtisâlin ifadesidir. “Örfî” ve “Cüneydî” denilen çeşitlerinde taylasan, biraz daha uzuncadır. “İmam”lık görevi yapan dedelerin destarı beyazdır. Son zamanlarda hemen her şeyh koyu yeşil destar sarmayı tercih etmişlerdir. Tarikatte ve dergâhta büyük ve önemli hizmetlerde bulunan dede ve muhiblerin de destar sarmalarına müsaade edildiği olmuşsa da bu fahrî takdirkârlıktan ibaret olup, fazla derin anlamlar taşımaz.

Destarın şekli, zaman içerisinde bazı değişiklikler görmüştür. “Örfî” denilen destar çeşitleri, bu gün Konya Mevlâna Dergâhı'nda Sultanu'l-Ulemâ Bahâeddin Veled'in, Mevlâna Celâleddin Rûmî'nin ve Oğlu Sultan Veled'in sandukalarının başında görülen destarın tarzıdır. İçine pamuk doldurulmuş olan yuvarlak ve en az üç parmak kalınlığındaki tülbentle, önce yarıya kadar aşağıdan yukarıya, sonra da yukarından aşağıya doğru sarılmıştır. Aralarında biraz açıklık bırakılmıştır. Orta kısma doğru dolgun, alt ve üst kısımlara ise darcadır. “Cüneydî” destar ise “Örfî”nin yarısı kadar olup, benzer tarzdadır. Mevlâna Dergâhı'nda ebedi uykularında bulunan Ulu Ârî Çelebi'in ve ilk Mevlevîlerin sandukalarındaki sikkelerin, destarları, “Cüneydî”dir.

Alt tarafı kavisli ve şişkin, üstü gittikçe dar olan ve sikke ile aynı kalınlığa sahip olan destara “Şeker-âviz destar” denilir. İki parmak enindeki tülbentin dört kat bükülerek sağdan sola, sona kadar karşılıklı olarak soldan sağa sarılmasıyla teşkil edilir. Birbirini keserek bir kafes görünümü verir. Bu tür destarların Sultan I. Ahmed döneminde moda olduğu anlaşılmaktadır. “Şeker-âviz destar”, bir karış kadar genişliktedir. İçi pamukla beslenmiş, üstü tülbentten bir halka, sikkenin altına geçirilir. Bunun altında da iki parmak enliliğindeki iki kat edilerek dikilmiş ve ütülenmiş tülbent yer alır. Sikkenin üst kısmının önce iki parmak sıkı sıkı sonra da halkanın üstüne sarılır. Ucu, sol omuz tarafından gögüs hizasına gelecek kadar uzatılır. Hasır örgüsünü hatırlatan, kafes görünümü veren destar sarım tarzına “Kafesî Şeker-âviz Destar” denilir. Birde “Dolama Destar” vardır ki, sikkeye herhangi bir motif görüntüsü vermeden, doğrudan doğruya sade görünümlü sarma şeklidedir. Taşıdığı bunca ince anlamlar ve sembolize ettiği değerler sebebiyle, destar sarmaya hak kazanmış şahsa, Şeyh tarafından bir de belge olarak “icazet” verilir. Buna “Destarlık Sikke-i Şerif İcâzeti” denilir.

Mazhar ve nâil olan ömür boyu başındaki sikkesini destarıyla taşır. Vefatından sonda da, kabir taşına bu işlenilir. Mevlevihanelerin, “hâmûşân” denilen mezarlarında bunun çok çeşitli örnekleri görülebilir.

Prof.Dr. B. Ögel, Türk Kültür Tarihine Giriş, Ankara, 1978, V/194.
        Mevlâna'nın soyundan gelenlere vakfediyen Celâmiyye köylerine, “Destar-behâ” (Destar bedeli, sargı parası) denilmiştir (Bkz.M.Z. Pakalın, I/432).
        M.Z. Pakalın, II/129
        A.Gölpınar, Mevlevî Adâp ve Erkân, 1963,15;Nurhan Atasoy, Cehizi Ankara, 2005, 108
        M.K. Pakalın, I/432
        Âsâf Halet Çelebi, Mevlâna ve Mevlevîlik, 1957, 162-3
      Mehmet Önder: “Mevlânâ'nın ve Mevlevîlerin Kıyafeti”, Anıl Derg., 20-21/10n22.

   

Total Visit: 852
Total Rank: 0
Total Rankers: 0
Total Comments: 0

Oy vermek için yetkiniz yok. Lütfen giriş yapınız.