Perşembe 9 Şubat 2012 - 05:41

الخميس ١٧ ربيع الأول ١٤٣٣

پنجشنبه ۲۰ بهمن ۱۳۹۰ - ۰۷:۱۱

Kullanıcı adı:

Şifre :

Şifremi Hatırla
Şifremi unuttum   aktivasyon
Üye ol
    
       

Sikke

Sikke, “damga”, “alâmet”, “kaide”, “namus” ve “kanun” anlamına gelir.

Mevlevîlerin başa giydikleri alâlet-i farîkalar olan başlıklardır. Dövme yünden yapılır. Kahve ve bal rengindedir. Beyaz olanları da vardır. Mevlevîlik gibi gerçekten her bakımdan onur verici tarikate mensup ve müntesip olmanın verdiği kıvançtan dolayı Sikke'ye, “Fakir”de denilmiştir. Mânevi kıymetinden dolayı, “Sikke-i Şerif” diye anılmıştır. “Külâh”, “Külâh-ı Mevlevî” diye de anılan “Sikke” önceler iç içe geçirilmiş vaziyette iki kattan meydana gelirdi. 45- 50 cm uzunluğa sahip idi. Sonraları tek kat olarak imal edildiği gibi boyuda biraz kısaltılmıştır . Gösterişli haline rağmen ağırlığı fazla olmayı, 200-250 gr kadardır.

Önceleri alt kenarı kalın, üstü sivri ve düzgün değil iken, zamanla incelmiş, uzunca fes halini almıştır. Şu anda ortalama kullanılan sikkeler 30- 40 cm uzunluğundadır. Üzerinde, “destar” denilen herhangi bir sargı sarılmamış, yalın haldeki sikkelere, “Dal Sikke” adı verilir. Bunu daha çok Mevlevîliğe ilgi, sevgi, yakınlık duyan veya henüz intisap edip de, dede olmamış dervişler giyerler. Sikke'nin bazı türleri vardır. Yatarken giyilenlerine “gece külâhı” anlamına gelmek üzere “Şeb-külâh” denir. Bu, arakıyyeden biraz uzun, sikkeden kısadır, kalıpsızdır. Üste doğru iki tarafından bastırılmış ve böylece tepesine sivri bir görünüm verilmiştir sikkeye, “Küllâh-ı Seyfi” denilir. “Kılınç küllâh” anlamına gelir. Nefisle mücadelenin ve mücâhedenin; yaşayışın murakabe ve müşâhede altında bulundurulmasının sembolüdür. Çünkü nefisle savaş, “Cihad-ı Ekber” (en büyük savaş)dir. Bu tarz, erken dönem Mevlevîlerinde yaygındır. “Şemsî” kola mensup olan Mevlevîler bunu tercih etmişlerdir. Divâne (Divânî) Mehmet Çelebi ve onun çevresindekiler de bu tarz sikkeyi kullanmışlarsa da, zamanla modası geçmiştir. On iki dilimli “Kalenderî Tâcı”na benzerdi. Kalenderiliğin ve Melâkimiği, Mevlevîliği teğet geçtikleri dönemin izlerini taşır.

Sikke giymek, başlı başına bir liyakat, hak ve mazhariyettir. Belli disiplinlerden alnının aklığı, yüreğinin paklığı ile çıkanların nâil olabildikleri bir mevkinin sembolüdür. Bu anlam ve değerinden dolayı, giydirilmesi de, Şeyh'in eliyle ve düzenlenen özel törenle gerçekleşirdi. “Sikke Tekbirleme” denilen bu merasim, hem bir takdir, tebrik, taltif ifâdesi, hem de ilâh, “lâm, irfan amacı taşır. Önem ve ciddiyetinden dolayı bu müstesna merasiminin haftanın Cuma ve Pazartesi günlerinde ifâ ve icra edilirdi . Sikke, daima kutsal ve muazzez tutulur. Giyerken ve çıkarırken, kenarını hafifçe öperek “görüşme” de bulunmak bu şükür, şuur ve iz'ânın netice ve tezahürüdür. Ömür boyu baştan çıkarılmaması esastır. O kadar ki, vefat eden dervişin sikkesi, defin sırasında kabirde kefenin hafiçe açılarak başına giydirilirdi.

İncelendiği zaman görülür ki, Mevlevî kültür ve düzeninde üç türlü “Sikke” vardır. Bunlar:

1. “Külâhı-ı Teberrük: Buna “Emânet Külâh” da denilir. Geçici sir süre için giyilmesine izin verilmiş sikkedir. Tarikatte, dergâha ilgi, sevgi ve yakınlık duyan kişilerin gönlünü ısındırmak, bazı hizmetlerini takdir etmek amacıyla giydirilen sikke çeşididir. Bu bir iltifattır. Mübarek gün ve gecelerde emanet olarak verilirdi.

2. “Külâh-ı İrâdet”: Verilen görevleri en iyi şekilde yerine getirmiş; Matbah-ı Şerif İmtihanlarının başarı ile vermiş ve neticede sikke giymeye hak kazanmış dervişlere giydirilen külâhtır. Esas olan budur. Bu sikkeyi giyen, ömrünün sonuna kadar onsuz gezemezdi. O kadar ki saç traşı olurken bile sikkeyi çıkarmadan, sağa, sola, öne arkaya kaydırmak suretiyle traş olanlar bile vardı. Hamamda, baş yıkanır yıkanmaz hemen giyilirdi. Bu, sembolize ettiği derin ve ince anlamlara duyulan sevgi, saygı ve bağlılığın gönül ve şuurlarda meydana getirdiği hassasiyetin bir ifadesidir. Vefat edenin kabirde sikkesinin başına giydirilmesi de bu anlayışın sonucudur.

3. Külâh-ı Hilâfet: Tarikat pirinin vekili ve temsilcisi olan en yüksek mevkî sahibi Halife'nin giydiği özel destarlı sikkedir.

Bilindiği gibi “Sikke”, devletin bastığı metal paranın da adıdır. Geçerliliği ve değerliliği, resmi damga ile kontrol ve garanti altına alınmıştır. Bu mânâyı, Mevlevîlerin giydiği sikkeye uygulayacak olursak, sikke giydirilen kişi, uygunluğu, güvenirliği, dergâh tarafından garanti altına alınmış değerli şahıs demektir. Sikke devretmek nasıl ki devletin yetki ve tekelinde ise, Sikke giydirmek (tekbirlemek) de, Dergâh'ın ve O'nun en üst yetkilisi olan Şeyh Efendi'nin takdir ve tasarrufu altındadır. Devletten habersiz sikke devretmek ne kadar büyük suç ise, dergâhtan izinsiz sikke giymekte o kadar ağır cürettir. Her ikisinin de cezası büyüktür.

Mevlevî sikkesinin şekli, Sevgili Peygamber Efendimiz (s.a.)in Hadis-i Şerif'te geçen başlığının tanımına uygundur. Uzunca oluşu bir özelliğidir. Nitekim Peygamberimiz, (s.a.), açık arazide namaz kılacağında bunu önüne “sütre” olarak koyardı. Mevlevîliğin, “Şemsiyye” koluna dâhil olarak, sikkelerini kaşlarına kadar indirerek giyerlerdi. Alınları görülmezdi. Bu akıma girmemiş zühd ü takvâ sahibi olanlar ise, sikkelerini arkaya doğru hafif yatık şekilde, alınları görünecek şekilde giymeyi tercih ederlerdi. Nâdir de olsa, affedilmeyecek bir kabahatin sahibi olan dervişe uygulanan ceza, başındaki sikkesinin üzerindeki hırkasının alınmasıdır. Buna “Ser u pâ etmek” denilir. Bu, geçici bir süre dergâhtan uzaklaştırma olan “Şeyyah vermek”ten daha ağır bir ceza türüdür. Çünkü seyyah verilen derviş, sikkesini, hırkasını, tennûresini, elfe-nemeddini alarak, başka bir Mevlevî-hâneye giderek oraya yerleşip, ıshal-ı nefste bulunabilir. Fakat “ser u pây” olan, hiçbir Mevlevî-hâneye kabul edilemez. Yılları böylece boşu boşuna harcamış olur. Belki uzun bir süreden sonra yüz kızartıcı olmayanların ve kendisinde gerçekten düzelme görünenlerin bağışlanmaları ihtimal halindedir. XIV. yüzyılda Osmanlı Devlet adamlarının törenlerde giydikleri özel başlık olan “Horasâni Sarık”, sikkeye çok benzer. Nitekim, bu şekil başlık modası, bilhassa Konyalılar arasında XIX. Yüzyıla kadar yaygınlığını sürdürmüştür.

M.Zeki.Pakalın, Osmanlı Tarihi Deyim ve Terimler Sözlüğü., I-II-II, İstanbul. 1946, III, 219

Abdülbaki Gölpınarlı, Mevlâna'dan Sonraki Mevlevîlik, 1953,425.

M.Zeki.Pakalın, Osmanlı Tarihi Deyim ve Terimler Sözlüğü.,. 1946, II, 513

A.g.e., III/220

Veled Çelebi, Sımât-ı Âşikan, Konya Mevlâna Tetkikleri Enstitüsü , Prof.Dr. F.Nâfız Uzluk Bölümü, No:6655,y.:50a

Bkz. Nurettin Sevin, Onüç Asırlık Türk Kıyafet Tarihine Bir Bakış, Kültür Bakanlığı, Ankara, 1990, sf.56



Total Visit: 940
Total Rank: 0
Total Rankers: 0
Total Comments: 0

Oy vermek için yetkiniz yok. Lütfen giriş yapınız.