MEVLEVİLERİN KIYAFETLERİ Çist dünya ez Huda gafrı büden Niy kumaş-ü nakre vü ferzend-ü zen -Mevlânâ- Dünya Allah'tan gafi olmaktır; Yoksa kumaş, para, evlat ve avrat değil. GİRİŞ Mevlâna Celâleddin Rûmî'nin ve çevresindekilerin, kendilerine has,genel bir kıyafetleri yoktu.Herkes gibi,günün geleneğine ve mevsimin koşullanma göre giyinirlerdi.Baştaki külah,sırttaki hırka,içteki çamaşır,herkesin giydiği cins,tür ve şekilde idi.Sarığı,bilginlerin sardığı “örfi” sarıktır.Elbiseleri de,meslektaşlarınkinden farklı değildir. Sadece Şems-i Tebrizi'yi kaybettikten sonra âdet olduğu üzere, beyaz sarığı bırakıp, hüzün ifade eden “Duhânî” sarık sarmaya,göğsü (V) şeklinde açık “ferace” giymeye başlamıştır. Önceleri, Mevlevîliğe intisap eden kişiden farklı bir elbise istenilmiyordu. Sema için belli bir yer ve tören olmadığı gibi,ayrı bir sema kıyafeti de bulunmuyordu. Aradan geçen zaman içerisinde tarikatteki yapılanmalar sırasında, temsil ifâde ve işâreti olmak üzere, yavaş yavaş bazı özelleşmeler ortaya çıkmaya başlamıştır. Kıyafette sadelik, tevazu ve zerafet esastır. Asr-ı Saadet hatıralarının bağlılık, onüç asırlık Türk kıyafeti geleneğine sadakat esas tutulmuştur. Keten, pamuk kumaşın tercihi bundandır. Saadet Asrı'nda kendilerini ilim ve irfan öğrenimine adayan sahâbilere, Ashab-ı Soffe” denilmiştir. Onlara bu ünvanın verilmesi “sofa” yani Mescid-i Nebi ile Hücrei Saadet arasındaki mabeynde bulunmalarından bir; bir de, “sof” denen “yün”den örülmüş yelek, hırka giymelerinden dolayıdır. “yün” motifinin Mevlevî kıyafetlerindeki önemi buradan kaynaklanmaktadır. Mevlevilerin, kültür zenginliği, olgun kişiliği gibi, kıyafetleri de son derece takdir gören bir gelenek, görenektir. Mevlevîlikte kıyafete “kisve” denir. Ayet zarif, vakarlı bir kıyafettir. Sahibinin gönül derinliğini, ruh inceliğini yansıtır. Asil, onurlu tavır ve yapısına uygun bir görünüm sergiler. Mevlevî kisvesi, bazı kısımlardan meydana gelir. Bunların her birisinin malzeme, dikim, şekil, renk ve kullanım biçiminin kural, anlamı ve sembolize ettiği fikir vardır. Hepsinin de ilham kaynağı, Sünnet-i Şerif'tir. Orta Asya Türk kıyafet geleneklerinin de önemli izleri vardır. Nitekim Mevlâna ve yakınlarının kıyafetlerinde Belh'in, Tebriz'in etkileri rahatlıkla fark edilir. Şems-i tebrizi, siyah kuşak “nemed” sarardı. Mevlâna'nın, Türkistanlı ilim adamlarınınkine benzeyen, sarı renkte sarık sardığını biliyoruz. İlk Mevlevîler ise, Mevlâna'nın giyim-kuşam tarzına, Selçuklu kıyafetlerine uygun elbiseler giyip, başlıklar kullandıkları o döneme ait çinilerdeki tasvirlerden ve minyatürlerden anlaşılmaktadır. Son asır Mevlevîlerinin kıyafet tarzında da, bu otantik özellik ve unsurlarına sahip bulunduğunu görüyoruz. Mevlâna'nın ve Şems-i Tebrizi'nin dolayısıyla ona intisab edenleri, sevgili Peygamberimiz (s.a)'nın sünneti olduğu üzere, başlığına destar sarardı. Ucunu, omzundan aşağıya doğru uzatırdı. Mevlâna'nınki “beyaz” ve “duhâni” idi. Mevlâna, başına giydiği başlık konusunda sünnete son derece bağlıdır. Koyu duman renkli, bazen sarıklı, bazen sarıksız külâh giyerdi. “Sikke” denilen Mevlevî külâhı, zamanla değişmiştir. Bununla beraber kaynağı, Asr-ı Saadet'tir. Mevlâna'dan sonra oğlu Sultan Veled döneminde merhum babasına âdet ve an'anesini, fikirlerini yaşatmak düşüncesiyle kurulan Mevlevîlik, zamanla kendine has bir kıyafet de oluşturmuştur. Çok çeşitli coğrafyalarda, ırkı, cinsi, mesleği, mezhebi, meşrebi, kültürü, dili, farklı insanlar, Konya'dan etrafa yayılan bu otantik Mevlevî kıyafetini giymişlerdir. Giyenin fazilet ve meziyeti sebebiyle çevrede herkesin sevgi ve saygı gösterdiği bu kıyafete sahip olanlar, “Mevlevî” olmaktan ve isimlerinin sonunda “el-Mevlevî” unvanına sahip olmaktan son derece onur ve kıvanç duymuşlardır. Bu sade görünümlü ama gayet vakarlı kıyafeti giyenler çevresinde, yüzyıllar boyunca, ahlâkın, faziletin, yüceliğin vefanın ve kadirşinaslığın timsali olarak bilinmiş, tanımış; bu üstün vasıflarıyla hâfızalarda ve hâtıralara da yer edinmişlerdir. Kıyafet. son derece sade ve mütevazı malzemelerden hazırlanır. “İlik” ve düğme” bulunmaz. Kapanması tutturulması gereken yerler, aynı kumaştan yapılmış, karşılıklı iki şeritle bağlanır. “ilik” “yaka” ve “düğme”, bir bağlanma ifadesidir. Dünyaya muhabbetin işareti olarak telâkki edildiği için kullanılmaz. Çünkü Mevlevî'nin kıyafeti, keten, mezar taşı ve mezarı hatırlatır. Bir mahviyet, feragat, “Ölümden önce ölme” şuurunun tezahürüdür. Kıyafet “dikiş” ise, sosyal zorunluluktan ileri gelir. Kıyafet için her birinin ifâde ve işâret ettiği ince anlamlar olan kumaş, renk ve şekiller tercih edilmiştir. Otantik ve orijinal bir Mevlevî kıyafeti şu ana kısımlardan meydana gelir a.Başta: Arakıyye, Sikke, Destar, İstiva: b.Bedende: Tennüre, Elfe-nemed, Destegül, Hırka; c-Belde: Şalvar, Don d. Ayakta: Çorap, ayakkabı, Mesh. Şimdi bunları sırasıyla ele alalım ve sembolize ettikleri mânâlar, verdikleri mesajlar üzerinde duralım. |