MEVLÂNA, SEMA TÖRENLERİNDEKİ GİYSİ ÖZELLİKLERİ Dr. Fatma AYHAN Mevlâna Celâleddin Rumi'nin Hayatı Asıl Adı Muhammed Celâleddin olup, 30 Eylül 1207'de bugün Afganistan toprağı olan Belh'de doğmuştur. Annesi Mümine Hatun, babası bilginlerin Sultanı, Bahaeddin Veled, bir görüşe göre Harzemşah ile görüş ayrılığına düşünce bir başka görüşe göre ise yaklaşan Moğol istilası nedeniyle 1212-1213 yıllarında ailesi ve yakınları ile birlikte Belh'den ayrılmıştır. Nişâbur, Bağdat ve Küfe yoluyla ilerlemiş, Hac ibadeti için Mekke'ye gitmiştir. Daha sonra, Malatya, Erzincan, Sivas, Kayseri, Niğde ve Karaman'a gelmiştir, aile Karaman'da 7 yıl kaldıktan sonra, Selçuklu Sultanı Alaeddin Keykubât'ın ısrarlı daveti üzerine 3 Mayıs 1228 tarihinde Konya'ya gelip yerleşmiştir. Muhammed Celâleddin Konya'ya yerleştikten sonra Anadolu (Diyâr-Rûm) anlamına gelen Mevlâna ismiyle Mevlâna Celâleddin Rûmi olarak anılmıştır. Mevlâna'nın annesi Karaman'da babası ise Konya'da vefat etmiştir. Mevlâna 24 yaşında babası ölünce onun yerine geçer. O zamana kadar babasının yanında yetişen Mevlâna, bir yıl sonra 1232 yılında Konya'ya gelip yerleşen babasının halifesi Seyyid Burhaneddin'in manevi terbiyesi altına girmiştir. Daha sonra 7 yıl süreyle Halep (Haleviy'ye medresesi) ve Şam'da ilmini geliştirmiştir. Konya'ya döndüğünde, Seyyid Burhaneddin'in Kayseri'ye yerleşip sonra ölümünden sonra onun yerine geçerek 5 yıl süreyle eğitim ve öğretimi üstlenmiş ve daha sonra bu görevi Şeyh Selahaddin'e verilmiştir. Şems 1244 yılında Konya'ya yerleştikten sonra Mevlâna ile birlikte kendilerini manevi eğitime verdiler. Kendi bedenlerinde varolduğunu keşfettikleri ilahi aşka yöneldiler. Mevlâna manevi eğitiminin aşamalarını “hamdım, piştim yandım”, olarak özetlemektedir. Hamlık gençlik yıllarını pişmek babası Bahaeddin Veled ve Seyyid Burhaneddin'den aldığı eğitimi, yapmak Şems ile birlikte ilahi aşka ulaşmalarını ifade etmektedir. 1248 yılında Şems Konya'yı terk etmiş, Mevlâna aramalarına rağmen onu bulamamıştır. Mevlâna Şems'in Konya'yı terk etmesin den sonra Şeyh Selahaddini yakın dost olarak seçmiştir. Şeyh, Selahaddin kuyumculuk yapmakta olup bir gün çıkarlarının çekiçle altın işlemesi sırasında çıkan seslerin ritmine uyan, Mevlâna'nın sema yaptığını görmüştür. Herkesin bir birini anlamasını ve birbirine hoşgörü ile bakmasını, engin anlayışının temeli sayan ve kendisinin hayat görüşünün de Kuran-ı Kerim ile Hz. Muhammed (A.S)'ın çizgisi üzere olduğunu sık sık vurgulayan Mevlâna Celaddin 17 Aralık 1273'te Konya da vefat etmiştir. Ölüm gününü, en büyük sevgili olarak bildiği Allaha kavuşma anı olarak düşündüğü için Şeb-i Aruz yani Doğum gecesi olarak kabul etmiştir. Onun ölümünün ardından ah-vah edip ağlamamalıydı. Düğün gününde tef çalmak varken gama yer yoktu. Mevlâna'nın tasavvuf anlayışı hayali bir idealizm değildir. O daima hayatın gereklerini görmekte, bazılarının yaptığı gibi ondan el etek çekmemektedir. Onun anlayışına göre tasavvuf kulluğun yoludur. Buna ancak Allah'a aşık olarak erişir. Ondan başkasına duyulan sevgiler geçici heveslerdir. Bütün bu anlayışlar nedeniyle Hz. Mevlâna gerçek bir rehber bir mürsid-i Kamil olarak tanınmıştır. ESERLERİ Bugün dünyanın dört bir yanında Hz. Mevlâna'ya ve eserlerine duyulan ilgi her geçen gün artmaktadır. O'nun defalarca neşredilmiş ve Türkçe'ye de çevrilmiş bulunan beş eseri vardır ki bunların aslı Farsça olarak yazılmıştır. Mesnevî: Tasavvufî duygu ve düşüncelerinin, hikaye tarzında anlatıldığı eseridir.25618 beyittir. Divân-ı Kebîr: Çeşitli konularda söylediği şiirlerinden oluşmaktadır. Fîhi Mâ Fîh: Mevlanâ'nın Muhtelif meclislerde yapmış olduğu sohbetlerden derlenmiş eserdir. Mektûbât: Kendisine sorulan sorulara yönelik verdiği cevapları ve dostlarına yazdığı mektupları ihtiva eden bir eserdir. Mecâlis-i Seb'a: Mevlâna'nın ders ve vaazlarından derlenmiş bir kitaptır. MEVLEVİLİK “Giyip bir ol eteklik haleden, meydana azmetmemiş semada mevlevi ayinini tanzir eder mehtap” Mevlevîlik, büyük mütefekkir ve mutasavvuf Mevlâna'nın yüksek mesajlarını yayan bir edep ekolüdür. Baştan sona kadar nezaket ve zarafet sembolü olan Mevlevi'nin ruh ve gönül dünyasındaki güzellikler, huzur, sukûn ve ahenk dışa da yansımıştır. Bu nedenle de kılık kıyafette büyük özen göstermiştir. Kalp temiz ve düzenlidir. Kalıp, kılık, kisve, kıyafet de. Bu insanın önce kendisine, sonra da çevresindekilere verdiği değerin ve duyduğu saygının bir ifadesidir. Meslevî giysileri yediyüz yıllık bir geçmişe sahiptir. Gayet sade ve zarif görünümlüdür. Giysiler mevlevi, kültür ve tefekkûrüne ait ince ve derin anlamlarla yüklüdür. Özellikle son yıllarda bütün dünya ülkelerinde Mevlâna ve Mevleviliğe büyük bir sıcak ilgi alaka ve yöneliş görülmektedir. Tabi ki, bu gelişme bizleri son derece mutlu etmektedir. Bu aşk, sevgi saygı ve hoşgörü yolunun aydınlık yüzlü insanların tanıma mutluluğuna erenler onların giysilerinede büyük ilgi göstermekte ve hayran kalmaktadırlar, bu giysileri oluşturan parçaların mana ve teknik özellikleri hakkında bilgi edinmeyi arzu etmektedirler. Mevlâna'nın edediyete göçüşünden (17 Aralık 1273) sonra onun gelenek ve göreneklerini örnek hayatındaki ananeyi yaşatmak için oğlu Sultan Veled tarafından bir yapılanmaya ve yapılaşmaya gidilmiştir. İşte “Mevlevilik”, bu şekilde ortaya konulmuştur. Başlı başına bir eğitim ekolu olup Mevlevilik, XIV. Yüzyılın başında kuruluşunu tamamlayarak kendine has bazı kuram, kural ve disiplinlere göre yönetilmeye başlamıştır. Bu uygulamaların sonuçlarından birisi de ortaya konulan özel kıyafetlerdir. Mevlevi kıyafetlerinin iki kaynağı vardır. Biri sünnet-i Nebeviyeden beslenen tasavvuf anlayışının getirdiği özellikler, diğeri de Orta Asya'dan bu tarafa Türk kıyafet gelenek ve göreneklerdir. Her iki kaynağı da böylesine ulvi ve örfi olduğu için Mevlevî kıyafetleri, şekil, tarz ve renklerine varıncaya kadar bir dizi ince derin mesajlarla yüklüdür. Mana ve içeriği incelendiği zaman bunların ne kadar anlamlı zarif ve amaçlı semboller olduğu anlaşılmaktadır. Mevlevi kıyafetleri yüzyıldan beri orijinalitelerini kaybetmemişlerdir. |