Meshur Görüsü Savunanlara Yönelik Bir Tenkif Bu rivayetlerde meshur görüse göre, "kasitli" olus yanlislik ve bilinçsiz olusan hatta kusurlu olsa bile hükme karsi bilinçsiz olmanin karsiti olarak kabul edilmistir; bu ise hem zahirle çelismektedir, hem de diger fikih bablarinda izlenilen gidisata aykiridir; çünkü "kasitli" olmanin anlami kararla bir isi yapmaktir. “Kasitli olma”nin gerçeklesmesinde hükmü bilme veya bilmemenin etkisi yoktur; iste bu yüzden farz orucunu yemeye kararli kimse ister haram oldugunu bilsin, ister bilmesin, kasitli olarak iftar etmis sayilir. Hayvani kibleye dogru kesmeyen kimse de ister kibleye çevirmenin sart oldugunu bilsin, ister bilmesin kasitlidir. Evet; mevzuyu ve isin ünvanini bilmeyen kimse kasitli degildir. Çünkü bu durumda karar gerçeklesmemistir. Zira bir ise karar almak o iste bilinçli olma veya en azindan ihtimal vermeye baglidir. Yine "kasitli olma" ünvani sünnete uymama ve günah tesebbus anlamina olsaydi bu durumda hükmü bilmek "kasitli olma" ünvaninda dehalet ederdi; çünkü hükmü bilmediginde sünnete muhalefet etme ve kasitli olarak günah isleme ünvani gerçeklesmez ve gerçekte mevzuyu bilmemek ünvanina girerdi. Ancak bu rivayetlerde "kasitli olma" kesmenin kendisine nispet verilmistir (hükme degil). Sadece Deaim-ul Islam kitabindaki rivayetlerde sünnete muhalefet etme ünvani gelmistir. Buna binaen, "kasitli olma"yi (sirf bir isi yapmaya karar almayi) iyi tefsir edebilmek için ilmi kurallara göre kibleye dogru kesmemeyi mutlaka sakincali bilen birinci gruptaki rivayetleri "kasitli" oldugu durumda sakincali bilen ikinci gruptaki rivayetlerde kayitlandirmaliyiz. Bu durumda söyle bir sonuç aliriz: Kibleye dogru kesmemeye kararli olmak ister kibleye çevirmenin sart oldugunu bilmesin, ister bilsin kesmek için sakincalidir. Bu ise sii olmayan müslümanin bogazladigi hayvani "kasitli" olma ünvani onun hakkinda dogru olmasina ragmen helal bilen kesin fikhi hükümle muhaliftir; çünkü hükmü bilmemek kasitli olmanin ünvaninin dogrulugunda dehaleti yoktur. Ancak hükmü bilmeyis durumunu siret ve fikhi tesalumle veya baska bir delille mutlak nehiyden çikarirsak bu durumda sözkonusu hükmme muhalif olma durumu ortadan kalkar. Muhammed b. Müslim'in, "Kibleye çevirmeyi bilmezse..." seklindeki sahih rivayetiyle iliskin olarak, bilmemekten maksat mevzuyu degil hükmü bilmemektir denebilir. Çünkü "kibleyi bilmezse" dememistir; ancak meshur için bu itiraz yerinde bir itiraz degildir. Çünkü geçmis zaman olarak gelen bu cümle genel bir hüküm hakkinda cahil ve bilgisiz olmak degil, gaflet ve unutkanlikla özdes olan cehaletin ortaya çikmasi ve sonradan gelmesidir. Ama meshurun "ye" seklindeki rivayetin bas tarafini kasitli olmama durumuna ve "yeme" seklinde olan rivayetin asagi tarafini kasitli olma durumuna hamletmelerini kabul etmiyoruz. Çünkü rivayetin zahiri, rivayetin bas kismiyla son kismindaki soru farzi iki sey degil bir sey oldugunu açiklamaktadir. Buna binaen, rivayetin asagi kisminin yemekten haber vermedigini, aksine nehyettigini kabul edecek olursak bu durumda nehiyden maksadin mekruh oldugunu söylemek zorundayiz. Çünkü rivayetin bas tarafi yemenin helal olduguna tasrih etmektedir ve nehiy ise zahiren yemenin haram oldugunu bildirmektedir; rivayetin serahetini zahirinden anlasilan seyden öne geçirmenin sonucu nehyi kerahete hamletmektir. Ancak nehiy tarhisten (izin vermekten) sonra olursa böyle bir haml uzak bir ihtimaldir; neticede rivayet mucmel olacaktir. Fakat kibleye çevirmeye emreden birinci ve ikinci gruptaki rivayetleri ya hükmün bilindigi duruma ait bilmeliyiz ya müstehaba ya da kesmenin vazife açisindan hükmüne teklifi hükme hamletmek zorundayiz. Birinci ihtimalin uzak bir ihtimal oldugunu söylemezsek en azindan her üç ihtimal örf açisindan birdir ve hiç biri digerine tercih verilemez; bunun da sonucu icmal ve ibhamdir.
|